“Ne sabahtır bu mavilik, ne akşam! Uyandırmayın beni, uyanamam. Kaybolmuş sevdiklerimizin aşkına, Allah aşkına, gök, deniz aşkına Yağsın kar üstümüze buram buram…” A.Muhip Dıranas

BİLİYORUM Kİ KIŞ GELDİĞİNDE DE YAZ DÜŞLERİ KURACAĞIZ. AMA YİNE BİLİYORUM Kİ KAR BURALARDAN UZAK OLACAK. AKDENİZ ÇOCUKLARI, KIŞIN BİLE ÖZLEYECEKLER KAR’I, BENİM GİBİ. KARTOPU DÜŞLERİNE SARILACAKLAR. FAKAT ONLAR, KARDAN ADAMLI KIŞ HATIRALARI BİRİKTİRMİŞ DEĞİLLER; BU BAKIMDAN BENDEN ŞANSLILAR.

Bir müddet geçince yazdan da usanıyor insan. Sıcaklar bunaltıyor ha bire. Güneşi doğarken ve batarken seviyoruz; bir tek hava o vakitlerde serinliyor çünkü. Belki bu sebeptendir, şimdilerde kar sevdalısı olup çıktım. Bir zamanlar bıkıp usanmıştım oysa. Yok, yok. Uçlar bıkkınlık veriyor. Ne soğuk ne de sıcak memnun ediyor insanı. Çünkü daha dün, biraz serinceyken ortalık, yazı iple çekiyorduk. Şöyle, balkonlara kurulup kâh geçmişten kâh bugünden dem vurarak gece yarılarına kadar çay sohbetleri yapmanın özlemi içindeydik. Pikniklere gitmenin, denize girmenin, karpuz ve dondurma yemenin düşlerini kuruyorduk. Kışı şikâyet ediyorduk, üşütüyor diye bizi. İşte, yaz geldi de geçiyor bile. Takvimlere göre güzün kapıları aralandı nihayet. Eylül, fırçasını aldı eline. Ama sıcaklar bir müddet daha sürecek ve yağmurlar gelince inecek tahtından.

Vaktiyle Doğu Anadolu’nun sert iklimini tatmıştım iliklerime kadar. İç Anadolu’nun da oradan kalır yanı yoktu zaten. Kış da yaz da hakkıyla yaşanırdı oralarda. Yazlar sıcak ve kuraktı, kışlar soğuk ve sert… Her yan bozkırdı. Özellikle yazları hüzün sıkı arkadaştı. Kışlar yazları, yazlar ise kışları mumla aratırdı. Akdeniz bambaşka bir iklim doğrusu... Burada da yazlar sıcak ve kurak; ama kışlar soğuk ve sert değil: ılık ve yağışlı. Deniz olunca yakınlarda, insan da havalar da ılıman oluyor. Ne âlâ! Ömür bir ceviz sandık; yıllar defne yapraklarına sarılıp özenle biriktiriliyor. Büyüyoruz bir yandan, öte yandan ilk gençliği geçiyoruz, orta yaşı tüketiyoruz, yaşlanıyoruz yavaş yavaş. Sonraki yaşlara yürümek törpülese de heyecanları, bazı özlemler yerli yerinde duruyor. Saçlarımıza aklar düşüyor da tek tük, kar düşmüyor buralara bir türlü. Onsuz bir eksiği var bu yerlerin. O beyaz süsünden mahrum kalıyor kışlar. Çocuklar bembeyaz sevinçlerden yoksun büyüyor. Neylersin, Akdeniz’de kar firari, dağ başlarında geziyor. Bu kadar özlendiğini bir bilse...

Dedim ya şimdilerde kar sevdalısı olup çıktım. Karlı bir dağ zirvesi olan küçücük bir tablonun yahut kutuplara götüren kısacık bir reklam filminin içinde yerimi alıyorum hemen. Çoğalttıkça çoğaltıyorum kareleri muhayyilemde. Karlar içinde kalıyorum. Kartopu oynuyorum. Güneşin pırıltılarını seyrediyorum kar şişeciklerinden. Sabahları o enfes kar kokusuna beleniyorum. Kar’ın kokusu da mı olurmuş demeyin. Doğallığını yitirmemiş yerlerin sakinleri ve kırlar bu taze ve diri kokuyla uyanır her seher. Ben de öyle uyanıyorum. Kar şiirlerinin serinliğine salıyorum ruhumu. Yahya Kemâl’in ‘Kar Musıkileri’ şiiri yağıyor tane tane, kar’ın sesini duyuyorum: “Bin yıldan uzun bir gecenin bestesidir bu. / Bin yıl sürecek zannedilen kar sesidir bu.” Ve sanki kardelenler açıyor.

Karda yürümenin verdiği lezzet düşüyor aklıma. Her adımda bir kıtırtı, her kıtırtıda bir düş… İzler bırakarak yürümenin mutluluğu. Buzlar üzerinde kaykay yarışı. Sokaklarda sulardan arta kalan küçücük buz birikintileri ve onları kırınca duyulan ses: şıkırt!... Üşüyerek sıcak bir mekâna sığınmak... Bir soba kenarına kurulmak… Beyazlara bürünmüş düzlüklere, zirvelere beyaz düşler göndermek. Kış zamanlarının vazgeçilmez anlıkları…

Biliyorum ki kış geldiğinde de yaz düşleri kuracağız. Ama yine biliyorum ki kar buralardan uzak olacak. Akdeniz çocukları, kışın bile özleyecekler kar’ı, benim gibi. Kartopu düşlerine sarılacaklar. Fakat onlar, kardan adamlı kış hatıraları biriktirmiş değiller; bu bakımdan benden şanslılar. Çünkü bütünüyle tatmadıkları, kalplerine kazımadıkları o duygunun yokluğu o kadar tesir etmeyecek ruhlarına. Bu yokluk bir burukluk bırakmayacak içlerinde.

Gelin görün şimdi, karsız kaldık dostlar, karsız. Cenap Şehabettin, Elhan-ı Şita’sında: “Bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş, / Eşini gaib eyleyen bir kuş gibi kar/ Geçen eyyam-ı nev-baharı arar.” diyerek kar’a bahar günlerini aratadursun. Ben de kar günlerini arıyorum. Bilmem daha kaç zaman, sıcak bir odanın penceresinden, beyaz kelebekler gibi uçuşan karları seyredemeyeceğim. Kışı, yazları biriken hüzünlerin üzerine temiz ve beyaz bir sayfa gibi çevirmek zor olacak.

Kar yoksunları, hatıralara sığınmak düştü bize; resimlere, şiirlere, televizyon ekranlarına koşmak yine! “Her yerde kar var” diyordu ya o umarsız şarkı. Her yerde kar yok hâlbuki. Yok, her yerde kar. Ellerimizde, birazcık ürkek ve biraz solgun, beyaz düşler var. Karlar, bir daha uzaktalar.

Enes BAHADIR

yağmur dergisi Sayı: 33
Ekim - Kasım -Aralık
Yıl :2006