Çisilerim..Çisilendim…Hafif ve ürpertili…Gözlerim mülk’ün içinde…Yıldızlara baktım…Acele bir kararlar beni bir poşete koyup bir kenara bıraktım…Karanlık sesiyle gece..Koyu bir laciverdi ağaçların üzerine giydirmiş…Sokağın kimsesinde kediler var umursamaz…Direklerin medet aldığı yıldızlar…Bir berk çekiyorum hayalimin bulutlu hatırasından..ta göğsüne…….İnim inim inilti iniyor nefese…

Yokuş…Başı dik…Kaç yıllık ayak izleri…Birini ben tanıyorum otuz yıl indi çıktı bir daha yürüyemedi…Tahtadan saltanatıyla sultana giden fakir dostum…Belki bir ay olmuş nüfustan düşeli…Ağaçlarına ayrılık üşüşmüş..Pencereleri karanlık..Sıkı sıkıya örtülü bahçe kapısı..Bir o bir diğeri..Köroğlu ayvaz..Kim bilir biri burada diğeri orada neredeler şimdi…Durdum…Vatan şiirini okur gibi..Durdum konu komşuyu evhamlandırmadan,bitimin bitişliği gibi..öne öne…Bir fatiha alıp avuçlarıma salıyorum…Bu bahçenin beyaza sarmış ahusu…Ne de severdi..İnşallah sonsuz sıbgaya ermiştir deyip..Kulağımı o en sese en kör tıkıyorum…

Rüzgar belki ekser gecelerin elem tarayıcısı…Caddeye uğultu oldum…Akıyorum…Düşünmek…O kadar olası…Fikrin içinden çıkılıp çıkılmaması da o kadar önemli değil…Çelişki ve itişip kakışmak efkarında yol üzerinde gayet normal…Yeter ki bir bir ızdırabın, batışını hissetmekse varsın kalsın…Ne yapacağını bilmediğin bir yavru kuştan...Ötmeğe küsmüş kanaryaya kadar..Annenin sitemi..Babanın vakur takıntıları..Bazen onlar gibi olmanın şefkatle hırkate bulanmış adımlarında yalpalamak..İnsanlıktan ve getirdiklerinden kaçmamak…Kor’u içine düşmüş yangını yutkunmak..Sıkıp yüreğini ağıtlarını göz yaşına taşımak ve yeri sarsan sessiz çarpışmasıyla türabı ağlatmak kadar asil durmaktır yaşamak…Sonu kolay…Sonu sonsuzluk…

Ara sıra denk geleni..Ara sıra denk getirmeyi istediğin asılmalarda olur sallanan yapraklara…Bir bardak çayın dibine kadar işlemiş bir hasreti içersin…Kurur genzin bir yudum suya şükür dersin…

Akşam sabah zarfını açtığım anlamaya çalıştığım dakikalar var aşirelerinden habersiz… Bazı çekmecede satırlarının kimi silinmiş bir mektup bulunur... Yaşanılanlara da hep bir dumanın isi var… Bazı bir öksürük bazı bir hıçkırık… Misafirlerimiz olur maziden… Sindiresi ağırlamalarla yolcularız…

Hayatı her şeyi ile kabul etmektir belki barış…Kendini de elinden tutup taşımak..Bazı inad etmeden elini tutturmaktır bir satıra..Siyah birkaç noktaya…Bir cümlenin içine içine oturmasına kapı aralamakta var..Velhasılı, pişmek dostum…Öyle pişmek ki..Her hal ve kalinde,olgun bir efkarın teklif çömleklerinde ömre hazırlığına sofralar kurmaktır…Çaylak ve ürkek tereddüt eden çırpıcık gönüllere esenlik getirmek…

Uzanıp şefkatle kalbine bir hakikatın hamalı olup” Bu çiçek kimin turrası ise, kimin sikkesi ise ve kimin mührü ise ve kimin nakşı ise, elbette bütün zemin yüzündeki o nevi çiçekler Onun mühürleridir, sikkeleridir.”demektir beklide.. ebedi baharlara bahar sunmak asude…

Her şeye rağmen sevmek sevgiliyi… Sevilmek beklentisinin tatlı hasretini çekerken…Diz çöküp dinlenesi dersinde bak ne demiş Bedi’ Sultan:


""Madem kâinatın en müntehap neticesi hayattır. Ve hayatın en müntehap hülâsası ruhtur. Ve zîruhun en müntehap kısmı zîşuurdur. Ve zîşuurun en camii insandır. Ve bütün kâinat ise hayata musahhardır ve onun için çalışıyor. Ve zîhayatlar zîruhlara musahhardır; onlar için dünyaya gönderiliyorlar. Ve zîruhlar insanlara musahhardır; onlara yardım ediyorlar. Ve insanlar fıtraten Hâlıkını pek ciddî severler ve Hâlıkları onları hem sever, hem kendini onlara her vesile ile sevdirir. Ve insanın istidadı ve cihazat-ı mâneviyesi, başka bir bâki âleme ve ebedî bir hayata bakıyor. Ve insanın kalbi ve şuuru, bütün kuvvetiyle beka istiyor ve lisanı, hadsiz dualarıyla beka için Hâlıkına yalvarıyor. Elbette ve herhalde, o çok seven ve sevilen ve mahbub ve muhib olan insanları dirilmemek üzere öldürmekle, ebedî bir muhabbet için yaratmış iken, ebedî bir adâvetle gücendirmek olamaz ve kàbil değildir.""

Amenna…