--------------------------------------------------------------------------------

Kınımdan çıkmamış karalık..Kopup bir yar’dan yuvarlanmamış taşım…Öyle ağır duygularım…İçin için bu eriyiş…İçimde…Bir birinin yardımına koşan sevgilerim…Nedenlerin en hafif sesi..En teselliler en dar yerlerinde menzillerin…İşitişimin en semi yerine bir sada-i latif sirayet eder..”yalnız değilsin”…

Bir gülücük alırım felekten..O vakte mahsus…Ne kadar açabilirsem penceremi açar ne kadar uzağa bakabilirsem bakarım…

Cendere değil…Bu anafor en akıntılı yerin çocuğu…Gidiyoruz…Ne kadar istemesekte…Belki her başka güne başka bir yan bulmak…Bir güne başkalaşımlı bir iz vurmak…

En yakınlığında olmalıyım…Çok uzağa fırlamış olamam diye…Ellerim hep kalbimde…Sanki kaldırsam öyle üşüyecek ki..Bir daha yanmayacak…

Doyumsuz bir hüsnün nazdar bir talebi belki…Dostlar bir yumakta uç aramaya benzetir bu telaşları…Ve Bazıları bazılarının yakınlığıyla dem vurur kendi uzaklığınla yakınlığıma…İncinirim…Kıyamet kopuyor bir fidan bul dik gider ayak derim ölçüye gelmez zaviyeye… Bakıp bir duvara söylerim..Dönüp yüzüme çarpar…Yüksünmem kendimden…

Öyleyim kabul etmişim…Bütün farklılığım buna olan farkındalığım belki…İnsanım…Kameti maneviyesine kadar his dolu…Yanlışlar ve doğrular…Arkadaş duygular…Sevimli hatıralar…Bir fazl ve kereme bağlı mutlu yarınlar…Ebedi soluklar…

Her önüme serildiğinde sersefilliklerim..İşte bu benim derim..Her dediğimde gelişir bir yanım da ..ben ondan daha sefilim…O sefillik benim ekmeğim..Kabul ettim kaçmam kendimden..Bütün laşe-i taffünü ile ben benim..Bir tozum beşeriyetten …hasta aciz…Alayiş, numayişten uzak…

Öyle sert duramam yerimde..Kırılgan ışıklar sızar içime…Yıpranırım…İncittiysem bir dizeyi..bir şiiri vurursam…İncinirim incittiklerimden…Eğilirim…

Öyle bir yere dayanır sırtım orada kırılmam..Nevamisin zülcenaheyn ihatasında hem ram hem gam olurum ada-i efkara…Orada başkayım…

Yeis ölsün kahrında bir dem tutturdum…Zulmet yurduna gitsin..Ben bahar görmüş bülbül dinlemişim…Bir anne ile beraber inlemişim..Bir babanın rüzgarda silinmiş göz yaşının gölgesini görmüşüm…Sevmişim kuzuları sen gibi…Bir seherde ezan dinlemişim biz gibi…

Duaya kalktığında yadına düşeyim …bu benim filizliğim..hercü merc öncesi…Sen bizi yarenliğe al durma el gibi..Zira “Her parlayan şey, yakıcı ateş değildir.”demiş” bedi sultan”…Sadakte de sadıklar gibi…

Ta sonsuzluk kapısında girinceye kadar..İştiyak ihtiyaca bağlı..Bu çarpışmalar bir yarıktan sümbülün ihyası…

Sen kimsin…?


Tutuşmuş çalıların mı var…Ovalarını duman mı kaplamış…Yoksa emanet bırakmışsın kendini…Almışlar mı?.. belli değilin derdi genzine mi kaçmış..Ondan mı bu öksürük müzmin kesilmez…

Sen kimsin…?

Bir ben var bende ben değil………………O bir gün “kün “diyecek ;her şey güzel olacak…

Emre amade işleyip beklermisin…………….

Sen iyimisin…?

m………………