Yeni yetmeliğim sırasında, adına şiir dediğim kırıntılar doldururdu defterlerimi. Şiir sayesinde aşardım saniyeleri asırlaşan saçma derslerin mânâsızlığını. Ne hayallerim varmış! Rumuz kullanmak adetti galiba. Benim de kendime yakıştırdığım bir rumuzum vardı: Sessiz Dağ. Amma sembolistmişim.

Kayseri, öğrencilik yıllarının en müstesna yemeği, yumurtayı pişirdiğim düz bir tavayı andırır. Tıpkı Konya gibi. Şehri çevreleyen sıradağların yerleşime sunduğu Mimarsinan, Talas, Hisarcık veya Erkilet gibi yerlerden Kayseri’yi temaşa eyleyen birisi, benzetmeyi daha iyi anlayacaktır.

Yine eskiden adetti; odaların boş ve anlamsız duvarlarını geyik veya Kâbe motifli halılarla süslemek. Şimdi o da kalmadı.
Şehir: Azamet ve kibir. Apartmanlar: Kalabalık ve kir. Eski evler tıptı duvar halıları gibi siyah - beyaz filmlerde. Tel örgülerin gerisinde ve alabildiğine ortasında şehrin “değişimi” seyrediyoruz. Bizim pencereden bakınca diyor annem, göremeyeceğin yer yoktu. Erciyes’e bakar ve anlardık havanın nasıl olacağını.” Bugün, perdeleri sıkı sıkıya kapatıyoruz. Karşı apartmanın balkonları, pencereleri evimizin içinde.

Yüksek ve çirkin binaların caddelerle deşilen karınlarından görünen Erciyes, odamdaki duvar halısını andıran ilk dağdır benim için. Gözlerimi açtım ve Erciyes’i gördüm. Sinan gibi. Yüreğimi açtım ve yüreğine buyur etti. O’na baktıkça içimi bir heybet, bir vakar kaplar. Öfkelensem bir karşılık bulurum Erciyes’te, sevinsem başka bir karşılık...

Ya akşamın ilk karanlığı ya bir kış günü şehrin üzerine zehir tül perdesini atınca, karlı zirvesiyle Erciyes gelinlik giymiş bir Türkmen gelini andırır. Başındaki aklarla pir-i fânidir Erciyes.Geçmişe bakar, gözleri dolar. Kutlu insanlar, ta uzak çöllerden gelerek Kostantiniyye’ye doğru at sürerler. Sularıyla serinlik, yüreğiyle serinlik katar Erciyes, peşleri sıra esenlik diler, zafer diler. Sancak-ı Şerif’le donanmış ulu bir ordu; İlayı Kelimetullah için cihanın dört yanına muştu taşır, umut taşır, cennet taşır... Gözlerinden akan ırmaklarla rahmet, merhamet taşır Erciyes. Ayakları, elleri prangalanmış olsa da Din-i İslâm-ı Mübin’e kasd etmiş küffara, evladlarını gönderir, öfkesini gönderir.

Ne zaman yüksekçe bir yerden şehre baksam, hayıflanırım. Ah derim, Erciyes’in gözleri olsa bende, gördüklerini görebilsem, duyduklarını duyabilsem!

Başı kar, rüzgar, ihanet ve celallik ile pürmelal, etekleri tevazu ve teslimiyet ile sımsıcak dağlar... Allah’ın âyetlerinden bir ayet, Erciyes.
kani cınar