Nerdesin Ey Dost!



Bir ateş ile yanıyor yüreğim, pervane misâli. Hz. İbrahim’in (as) dostu karıncayı arıyor gözlerim.
Nerdesin Ey Dost!


Serinliğe giden seferlerde Nabi’yi anarken, ediplerin edepli oluşlarını arıyor kelimelerim.
Nerdesin Ey Dost!


Hz. Mevlana’ya selam gönderirken, aşkından divane olmuş Mecnunu hatırlıyorum. Kenan ilinde Yusuf’unu kaybetmiş Hz. Yakup misâli, seni arıyor düşüncelerim.
Nerdesin Ey Dost!


Cenk meydanlarında zındıkaya korku salan Yavuz’u, Süleyman’ı düşlüyorum. Düşerken bile yiğit olan Abdülhamid misâl yiğitler arıyor, dermansız kalmış dizlerim.
Nerdesin Ey Dost!


Sevgiyle coşan sineleri seyreylerken, fırlatılan asaya koşan Yunus Emre’yi görüyorum. Muhabbette lâyık güneş yüzlü simaları arıyor, ümitsiz kalmış benliğim.
Nerdesin Ey Dost!


Kendi nefsinin zindanlarına giriftar olmuş benlikleri izlerken, zindanları medreseye çeviren Yusuf misâli Saidleri, Zübeyirleri, Tahirleri düşünüyorum. Hz. Ömerleri (ra) ve Hz. Ebu Süfyanları kendine dost edindiren Habibullah (asm) kokulu ruhları arıyor, Belâ zamanından gelen buğulu sesim...
Nerdesin Ey Dost, nerdesin!


Ne gözlerimde uyku var ne de bedenimde takat. Yordu dar-ı dünya beni, gelmişimi ve geçmişimi...
Gece gündüz bekliyorum Seni. Ne olur Hz. Hubeyb’e gönderdiğin gibi bir selâm da bize gönder.
Gönder ki ferahlasın zindanlardan Hak diye haykıran Saidler, Zübeyirler…
Gönder ki rahat-ı kalp ile teslim eylesin ruhlarını Bilâller, Hasanlar, Ayşeler, Fatmalar…
Selâmını gönder ki, yıkılsın diriltilmeye çalışılan Lat ve Uzzalar, Ebu Cehiller, tağutlar…


Hoş geldin Ey Güzel Dost, hoş geldin!
Sonsuz salât ve selâm sana ve o güzel Ehl-i Beyti’ne de olsun, Ey Gönlümüzün Nuru ve Süruru!