Her varlık dua eder.
Bir tohum dua eder ve der:
“Ya Rab! Kendi sınırlı ve dar istidatlarımla senin bir isminin tecellisine mazhar olmak istiyorum. İçimdeki gizli hazineleri, san’atlari şuur sahibi varlıkların gözlerine sunmak istiyorum. Bana güç ver. Sümbüllenip çiçekler açmama imkân ver.”
Bu dua öylesine içten, öylesine ihlâslı bir duadır ki, o duanın kabulüyle toprak ve topraktaki sayısız mineraller tohumun emrine amade kılınır. Bulutlar belki binlerce kilometre ötelerden o küçücük tohuma su yetiştirmek için koşturulur. Koskoca güneş, sıcaklığı ile sanki o tohuma itaatkâr bir hizmetçi yapılır.
Her şeyi eksiksiz ve en mükemmel şekilde Yaratan Allah, bu duayı ezelî ilmiyle bilir ve kabulünün bir göstergesi olarak güneşi, dünyayı, toprağı, havayı, kısacası tohumun sümbülleşebilmesi için kâinattaki her şeyi onun hizmetine koşturur.
Bir arî yumurtasından çıkar çıkmaz öyle içten, öyle ihlâslı dua eder ve der ki:
“Yâ Rabbi! Bana verdiğin bal yapma görevimi hakkıyla yerine getirebilmem için bana sayısız çeşit ve güzellikteki çiçeklerin dolduğu bahçeler ver. Yeryüzünü benim için çiçeklerle donat. Her bir çiçekten bal özlerini toplamam, geriye kovanima sasirmadan dönebilmem ve topladigim bal özleriyle tadi ve lezzeti benzersiz bal yapmami nasip eyle!”
Ezel ve Ebed Sultan’i olan Cenab-i Mevlâ, o küçük arinin o kâinat büyüklügü ve degerindeki duasini işitir, karşiligini en mükemmel şekilde verir, âdeta her bir arıya bir dünya bagişlanir.
Işte bu şekilde dünya üzerindeki her bir varligik kendi hâl diliyle dualar eder; her an ve her saniye yapilan dualara cevaplar verilir. O dualarda istenenleri fazlasiyla ikram ve ihsan edilir.
Çünkü her seyin sahibi, hâkimi olan, istedigini istedigi sekilde yaratan Allah, ayni zamanda bütün dualara cevap verir. Hikmetine uygun sekilde yapilan duayi kabul eder, küçük olsun büyük olsun, kolay olsun zor olsun, hiçbir fark olmaksizin mutlaka karşiligini verir.
Bir çekirdegin duasini ancak Allah işitebilir ve o duaya cevap verebilir.
Bir arının neler istedigini ancak Allah duyabilir ve duasinin karsiligini verebilir.
Bir çekirdegin, bir arının duasini kabul edip, onlarin emrine koca koca küreleri, yeri ve gögü verebilen Allah, iman şuuruyla dua eden mü’min kullarininin istek ve taleplerini elbette duyacak ve cevap verecektir.
Aslinda dua bu açidan kâinatin ve varliklarin da yaratilis sebebidir. Çünkü insan sonsuz acz ve fakirlik özellikleriyle donatilmistir. Sahip oldugu her seyi sinirlidir. Sinirli oldugu için de, ihtiyaçlari hadsizdir. Eksik olan, ihtiyaç duydugu seyleri de ancak herseye gücü yeten, her seyi kudreti altinda diledigi sekilde yöneten Allah’tan isteyecektir.
Bir çekirdegin ve bir arinin dualarini kabul eden Allah, insan gibi en güzel ve en mükemmel yaratilisa sahip olan insanin dualarina da mutlaka cevap verecektir.
En küçük bir varligin ihtiyaçlarini kolaylikla yaratan, yoktan var eden Allah, varliklarin en büyügü, en üstünü, en yücesi, en sevgilisi olan Resûl-ü Ekrem’in (a.s.m.) dualarini kabul edecek ve ne istiyorsa onu verecektir.
Çünkü bütün varliklarin, bütün kâinatin Mâliki olan Allah kâinattaki her icraatinda sonsuz merhamet, rahmet ve sefkate sahiptir. En küçügünden en büyügüne kadar bu hakikat kendisini gösterir.
Peki, o büyük ve Rabbi katinda en yüce makâma sahip olan Hz. Muhammed’in (a.s.m.) en büyük duasi nedir?
Bediüzzaman Sözler isimli eserinde yer alan Onuncu Söz’de “Ey nefsimle beraber beni dinleyen arkadas!” der ve içinde yasanan zaman diliminden gerilere dogru yolculuga çikmaya, fikren ve düsünce yoluyla Asr-i Saadete, Arap Yarimadasina gitmeye davet eder.
Bu seyahatin sonunda bütün âlemlerin fahri, övünç kaynagi; bütün âlemleri yaratan Allah’in en sevgili kulu vardir.
Bu seyahatin sonunda Resûlüllah (a.s.m.) vardir.
O zât ki (a.s.m.) getirdigi hidayet yoluyla ebedî ve sonsuz saadetin yasanacagi Cennet hayatinin varlik sebebi, bu güzel neticeye ulasma vesilesi olmustur.
O zât ki (a.s.m.) kullugun en zirve noktasinda, öylesine büyük ve yüksek seviyede bir namaza durmustur. O Yüceler Yücesine edâ ettigi ibadette Arap yarimadasindaki, hattâ bütün dünyadaki tüm varliklar ona tabi olmuslardir. Daha da genis dairede, geçmis ve gelecegi de kusatan bir makamda, Hz. Âdem’den (a.s.m.) kiyamete kadar gelecek tüm iman edenler, bütün nuranî ve kâmil insanlar onun imamliginda saf tutmuslar, ona tabi olmuslardir. O büyük namazda oldugu gibi, onun (a.s.m.) yaptigi dualara, niyazlara ve yakarislarina hep birlikte “âmin” demislerdir.
Onun (a.s.m.) duasinda bütün insanlarin bekâsi vardir. Onun (a.s.m.) duasinda sadece insanlarin degil canli cansiz tüm varliklarin, semâvât ehli nuranî varliklarin, mânevî âlemlerdeki her seyin ortak duasi olan sonsuz saadete ulasma, Ilahî rizâya nail olma niyazi vardir. Onun (a.s.m.) duasina bütün varliklar halleri ve dilleri ile katilmakta, “Yâ Rabbenâ! Ver, duasini kabul et, biz de istiyoruz” demektedirler.
O (a.s.m.), öylesine içten, öylesine kalpten, öylesine hazinâne, müstakane, tazarrû ve niyaz ile dua etmektedir ki, bütün kâinat gözyaslariyla kendilerinden geçip duasinin kelimelerine kadar istirak etmekte, katilmaktadir.
O (a.s.m.) öylesine yüce bir maksat, öylesine yüksek bir gaye için saadet isteyip dua etmektedir ki, bu dua hürmetine bütün varliklar hiçlik ve yokluk karanliklarina yuvarlanmaktan kurtulmuslardir. Kiymetsizlikten, faydasizliktan, abesiyetten siyrilip en yüce makamlara ve derecelere yükselebilme, sonsuzluga kavusma, en ulvî vazife ve görevlere lâyik olabilme nimetine kavusmuslardir. Daha da önemlisi birer Ilahî mektup olma liyakatine nail olmuslardir.
O (a.s.m.) öylesine her seyi isiten, en basit bir varligin dahi hal diliyle yaptigi dualari isiten bir Semî’den, sonsuz ve sinirsiz cömertlik sahibi Kerîmden, istedigini diledigi sekilde yaratan Kadîr’den, her seyi gören, onun nazarinda hiçbir seyin gizli kalmadigi Basîr’den, hudutsuz ilmi ile her seyi bilen, bilgisinden en küçük bir seyin dahi hariç olmadigi Alîm’den istemektedir.
Bir karincanin veya deniz dibindeki bir canlinin dahi isteklerini, en gizli arzularini ve niyazlarini görüp isiten, kabul eden, merhamet eden, dualarinin karsiligini veren Allah, böylesine sevgili, böylesine deger ve yücelik sahibi, böylesine önemli bir duaya, niyaza ve yakarisa mutlaka cevap verecek, kabul edecektir.
Üstelik o zât (a.s.m.), kendisi için degil, ümmeti için ister. O zât (a.s.m.), geçmis ve gelecek tüm insanlik adina ister. O zât (a.s.m.), bekâ istiyor, Cennet ister. Üstelik, her biri birer ayna hükmünde olan varliklar üzerinde yansiyan sonsuz güzellikteki Ilahî isim ve sifatlar ile birlikte, onlar hürmetine ister.
Eger âhireti ve sonsuz saadet ve mutlulugun diyari olan Cennetin varligini gerektiren sayisiz sebepler olmasaydi bile, sadece O zâtin (a.s.m.) bu tek duasi, âhiret âlemlerinin, özellikle Cennetin binasi ve kurulmasi için yeterli gerekçe olacaktir.
Evet, bir bahar mevsiminde âdetâ ölen ve beyaz kefenlere bürünen yeryüzünü bir mahser meydanina çeviren, sayisiz hasir ve yeniden diriltme örneklerini sergileyen, sürekli yaratan ve yenileyen sonsuz Kudret sahibi Allah için Cennet’i yaratmak son derece kolaydir. O’nun için en küçük seyin yaratilmasiyla en büyük varlik ve âlemlerin yaratilmasi arasinda kolaylik-zorluk diye bir ayirim söz konusu degildir.
O zât (a.s.m.) için tüm âlemleri yaratan, akillari hayret ve saskinlik içinde birakacak mükemmellikte sayisiz varliklari, yine sinirsiz mükemmellikteki bir nizâm ve düzenle var eden, her bir varlikta kusursuz san’atlarini icrâ eden Allah için, O en sevgili kulunun yaptigi duaya icabet etmemek gibi bir çirkinligi, merhametsizligi ve intizamsizligi kesinlikle kabul etmez.
Aksini düsünmek abestir. Böylesi nihayetsiz ve sinirsiz güzellige böylesi bir çirkinlik yakismaz. Hâsâ ve kellâ, yüzbin defa hâsâ!
Sonuç olarak, bütün varlik âlemlerinin yaratilma sebeplerinin basinda kulluk, ibadet ve dua gelir. Basta bütün insanlik, sonra insanlik içindeki bütün Müslümanlar ve bütün Müslümanlarin basinda bulunan Hz. Muhammed’in (a.s.m.) muazzam duasi, âlemlerin yaratilma sebebidir. Yani, bütün âlemlerin yaraticisi olan Allah, Habibi Muhammed’in (a.s.m.) istikbalde insanlik namina, belki bütün varliklar hesabina bir sonsuz saadet ve mutluluga ulasmak, sonsuz güzellik ve mükemmellikte olan Ilahî isimlerin tecellîlerine mazhar olmak için yapacagi duayi isitmis, kabul etmis, bütün varliklari, hattâ ebedî saadet yurdu olan Cenneti yaratmistir.1
Resul-ü Ekrem (a.s.m.) risalet ve elçilik vazifesiyle dünyanin kapisini açmaya vesile oldugu gibi, kullugu ve duasiyla ebedî âhiret kapilarinin, sonsuz mutluluk diyarlarinin açilmasina da vesile olacaktir.
Dipnot:
1- Bediüzzaman Said Nursî, Mektubat, s.290