+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 3 ve 3

Konu: Cevşen ile İlgili Bir Paylaşım

  1. #1
    Gayyur petünya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2007
    Bulunduğu yer
    balıkesir
    Mesajlar
    50

    Standart Cevşen ile İlgili Bir Paylaşım

    Cevşen ile ilgili pek çok düşünce ve görüş ortaya atılmıştır. Daha çok Şiî kaynaklardan gelmiş olması, Ehl-i Sünnet'in Cevşen'e karşı soğuk davranmasına sebep olmuştur. Ancak bizim Cevşen ile ilgili mülâhazamız biraz husûsiyet arz etmektedir. Onun için de başkalarına ait görüşlerin naklinden daha çok, biz burada kendi mülâhazalarımızı aktarmak istiyoruz:



    1. Cevşen, hâlisâne yapılmış bir duadır. Onun hangi cümle ve kelimesi ele alınırsa alınsın, damla damla ihlâs ve samimiyet yüklü dua takattur eder. Durum böyle olunca, Cevşen kime izafe edilirse edilsin, özdeki bu husûsiyete tesir etmemeli. Burada, "Bir sözün Efendimiz'e izafesiyle bir başkasına izafesi arasında fark yoktur." demek istemiyoruz elbette. Demek istediğimiz şudur: Cevşen'in asgarî vasfı onun bir dua olmasıdır. Başka hiçbir özelliği bulunmasa, sadece onun bu özelliği bile, Cevşen'e bir değer ve kıymet atfetmek için yeterli bir sebeptir. Halbuki onun daha nice özellikleri vardır ki, diğer maddelerde bazılarına işaret edilecektir. Öyleyse, sadece senedine âit şaibeden dolayı Cevşen'i tenkit pek haklı bir davranış olmasa gerek.
    Peygamberâne ifadeler
    2. Efendimiz'e ait sözlerin bütün beşer sözlerine bir rüçhaniyet ve üstünlüğü vardır. O'na ait beyan ve sözleri seçip tanımada maharet kazanmışlara gizli kalmayacak bir gerçektir ki, Cevşen baştan sona peygamberâne ifadelerle bezeli bir edâya sahiptir. Bu sebeple de duada O'na ait malzemeleri kullanmak hem önemli hem de kabule daha yakındır. Fakat yine de bu bir tercih meselesidir. Yoksa insan namazın dışındaki duaları hangi dille yaparsa yapsın bu durum duanın aslına tesir etmez; zira Cenab-ı Hak bütün dilleri bilir ve duaya icabette sadece duanın samimi ve gönülden olmasını esas alır. Zaten dillerin ve renklerin ayrı ayrı oluşu O'nun kudretini ele veren âyetlerden değil mi?
    3. Yukarıda da işaret ettiğimiz gibi Sünnî kaynaklar Cevşen'e yer vermezler. Sadece Hâkim'in Müstedrek'inde Cevşen'den birkaç fıkrayı görebiliriz. Onun dışındaki eserlerde ben şimdiye kadar, Cevşen'e ait ibare ve ifadelerin birkaçının bile nakledildiğini görmedim. Ancak bu tamamen senede ait bir husûsiyete dayanılarak alınmış müşterek tavrın tezahüründen başka bir şey değildir ve Cevşen'in değerine menfî yönde etki edecek bir ağırlığı da yoktur. Nitekim Buharî ve Müslim'in rivayet ettiği pek çok hadis var ki; aynı hadisler çok küçük farklarla, hatta bazen aynı şekliyle Küleynî'nin el-Kâfî'sinde yer almaktadır. Ne var ki Ehl-i Sünnet alimleri Küleynî'den tek bir nakilde dahi bulunmamışlardır. Halbuki onda yer alan hadisler, Buharî ve Müslim'de de yer aldıklarına göre hem senet hem de lafız itibarıyla cerhi söz konusu olmayan hadislerdir. Ancak, el-Kâfî'de yer alan hadisleri daha çok Şiî imamlar nakletmişler ve bu sebeple de Sünnîlerce, daha işin başında endişeyle karşılanmışlardır. Cevşen için de aynı durum söz konusu olmuştur. Eğer Cevşen Şiî imamlar yoluyla nakledilmemiş olsaydı, öyle zannediyorum ki, bütün Sünnîlerce kabul görecek ve baş tacı edilecekti. Fakat Cevşen, senet yönüyle bir talihsizliğe uğradığı için, bunca insan sırf bu yüzden onun nurlu, feyizli ve bereketli ikliminden mahrum kalmıştır. Şu anda böyle bir talihsizliği önleyecek güçte de değiliz. Asırların birikimiyle vücut bulmuş böyle bir kanaati bertaraf etmek imkânsız olmasa bile çok zordur.
    4. Bazen hadis kriterleri ölçü olmayabilir. Ehlullahın Efendimiz'den keşfen hadis alması hiç de az vâki olmuş hâdiselerden değildir. İmam Rabbanî der ki: "Ben, İbni Mesud'dan, Muavvizeteyn'in Kur'ân'dan olmadığına dair rivayetini görünce, bu sûreleri farz namazlarımda da okumamaya başladım. Ne zaman ki, Efendimiz'den onların Kur'ân'dan olduğuna dair ihtar aldım, ancak o zaman bu sûreleri farz namazlarımda da okumaya başladım." Bazılarının bizim Kunut duâsı olarak okuduklarımızı, Kur'ân'dan kabul etmesi de, yukarıda işaret etmek istediğimiz husûsa ayrı bir delil kabul edilebilir. Ve yine İmam Rabbanî'den bir misal.. diyor ki: "Ben bazı hususlarda İmam Şafiî'yi taklit ediyordum. Ancak bana İmam Ebu Hanife'nin peygamberlik mesleğini temsil ettiği ihsas edildi. Ben de Ebu Hanife'ye iktida ettim..."
    Bu durum da elbet belli kriter ve ölçü gerektirir. Yoksa önüne gelen herkes keşfen birşeyler aldığını söyler ve ortalık bir sürü uydurma keşiflerle dolar. Ama bazı büyük zatları bu kategoriye dahil etmek çok büyük yanılgı olur. Onlar "keşfen aldık" dediklerini mutlaka öyle almışlardır ve dedikleri de katiyen doğrudur. Ne var ki, bunları belli hadis kriterleri içinde tahlil etmek imkânsızdır. Onun için de hadisçiler bu türlü ifadelere iltifat etmemişlerdir. Ama onların iltifat etmemesi bu ifadelerin doğru olmadığı mânâsına da gelmez. Bütün bu söylediklerimiz Cevşen için de aynen geçerlidir. Onun için biz kesinlikle diyoruz ki, Cevşen mânâsı itibarıyla Efendimiz'e ilham veya vahiy yoluyla gelmiştir. Daha sonra da ehlullahtan birisi bu Cevşen'i keşif yoluyla Efendimiz'den almış ve Cevşen bize kadar öyle ulaşmıştır.
    Bu hususlara şunu da ilave etmek faydalı olur kanaatindeyim. İmam Gazalî gibi bir allame, Gümüşhanevî gibi bir büyük veli ve Bediüzzaman gibi bir sahibkırân, Cevşen'i kabullenip onu vird edinmişlerdir. Hatta İmam Gazalî ona bir şerh yazmıştır. Cevşen'in me'hazindeki kuvvet ve kudsiyete ait başka hiçbir delil ve bürhan olmasa, sadece isimlerini verdiğimiz büyüklerin bu kabullenişleri ve yüz binlerce insanın Cevşen'e gönülden bağlanıp değer atfetmeleri, Cevşen hakkında en azından ihtiyatlı konuşmaya yetecek güç ve kuvvette delillerdir. Sadece senedine ait bir boşluktan dolayı Cevşen'e dil uzatmak en ılımlı ifadeyle bir haksızlıktır.


    Kıyametin akşam vakti kopacağı söyleniyor. Halbuki yeryüzünde akşam vakti her yerde birden vücut bulmuyor. İzah eder misiniz?
    Soruda da ifade edildiği gibi devamlı dönüp duran küre-i arzda farklı dairelere göre vakit değişmekte ve her yerde akşam aynı saatte olmamaktadır. Allahu a'lem, hadisin ifade ettiği manayı iki şekilde anlamak mümkündür:
    Birincisi, hadisteki akşam kelimesi mecazi manadadır. Veya yeryüzünün tamamen kararmasından kinayedir. Yeryüzünde karanlık tam doruk noktaya ulaştığı, her yanın karardığı zaman kıyamet vuku bulacaktır, manası murat olabilir. Ayrıca maneviyat adına tam bir kararmadan kinaye de olabilir ki, hadis-i şeriflerin ifadesiyle, "yeryüzünde Allah Allah diyen kalmayınca kıyamet kopacaktır" gerçeğine işarette bulunulmuş olabilir. Diğer bir yaklaşımla dünyayı tenvir edecek cemaat mümin ve muvahhidlerdir. Bunlar yok olunca küre-i arzın günü bitmiş ve akşam vakti gelmiş demektir. Evet, küre-i arz tamamen dinsizlik ve imansızlık karanlıkları altında olunca kıyamet kopacak ve ardından da haşr-i bahari gelecektir.
    İkinci olarak, devr-i risaletpenahide yerin belli bir kısmında Müslümanlar vardı ve on asır kadar da Müslümanlar hep belli bir dilimde oldular. Bu belli dilimin veya dilimlerde hemen hemen sabah ve akşam aynı anda gerçekleşmektedir. Mesela Arap yarımadası, Mısır, Suriye, Türkiye uzun zaman âlem-i İslam'ın beşiği durumunda oldu. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) gaybbin nazarıyla hususiyle şu andaki durumu itibarıyla hilafet ve saltanatın hükümferma olduğu bu yerlere işaret buyurarak, bu mekanlarda akşam vaktinde kıyametin kopacağını ifade etmiş olabilir. Bunu belli bir dilimde bulunan insanların başına kıyamet kopacak manasına hamletmek doğru değildir. Üçüncü olarak, kıyametin mebdei akşam vaktinde kopabilir. Bu da küre-i arz üzerinde gelişen bir arıza şeklinde başlayabilir. Yani birdenbire bir infilakla değil de yirmi dört saatlik bir vetirede tamamlanır demektir. Küre-i arz devrini tamamlarken, haliyle yeryüzünde gece ve gündüz seyrine tabi çeşitli arz ve tûl daireleri peşi peşine kıyamet mukaddemesini yaşar. Mesela bu, yavaş yavaş suların kabarmasıyla başlayacaksa belli bir daireden başlayacak, muttasıl devam edip gider ve bu durum her yerin akşam vaktine rastlar. Çünkü bizim bizden bir daire sonraki yere nispeten akşam vaktimiz hemen ona bitişik saatin yanındadır. Bizim akşam vakti biterken, diğer yerin akşam vakti olacaktır. Bundan anlaşılan şudur: Suların kaynaması, dağların yürümesi birbirini takip ederek yirmi dört saat içinde tamam olacak ve bu, herkesin akşam vaktine rastlayacaktır.

    Vedûdsun bana ki, beni kimse sevmezken Sen sevdin, sevdiklerime beni Sen sevdirdin; Seni sevmekle sevineyim, Seni sevenleri seveyim, beni sevenlere Seni sevdireyim



  2. #2
    Ehil Üye alanyali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    Alanya
    Mesajlar
    2.491

    Standart

    Alıntı petünya Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    . Hatta İmam Gazalî ona bir şerh yazmıştır. Cevşen'in me'hazindeki kuvvet ve kudsiyete ait başka hiçbir delil ve bürhan olmasa, sadece isimlerini verdiğimiz büyüklerin bu kabullenişleri ve yüz binlerce insanın Cevşen'e gönülden bağlanıp değer atfetmeleri, Cevşen hakkında en azından ihtiyatlı konuşmaya yetecek güç ve kuvvette delillerdir. Sadece senedine ait bir boşluktan dolayı Cevşen'e dil uzatmak en ılımlı ifadeyle bir haksızlıktır.


    .
    İmam-ı Gazali, celcelutiyeye şerh yazmamış mıydı? İmam-ı Gazalinin cevşen hakkında bir eseri yok sanırım..


    cehennem ağzını açmış, bekliyor; cennet ise ağuş-u nazdaranesini açmış, gözlüyor.

  3. #3
    Ehil Üye alanyali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    Alanya
    Mesajlar
    2.491

    Standart

    Ali Arslan beyin Büyü, Fal ve Kehanet adlı eserinde(Nesil yay) naklettiği enteresan bir hatırasını sizlerle paylaşmak istedim. Şöyle diyor Ali bey: “ Elinizdeki kitap için hazırlık yaptığım sırada, daha önceleri de merak ettiğim bir medyumla tanıştım. Arkadaşlarımın da ısrarıyla bana bir bakmasını istemiştim. Suya baktı, cinlerini çağırdı ve onlara bende büyü olup olmadığını sordu. Sonra, birkaç defa suya bir de bana baktı ve “Ne ile korunuyorsun?” diye sordu. Ben de “Nasıl yani?” diye karşılık verince, merakla “Her gün ne okuyorsun?” dedi. Bunun üzerine “Ne oldu ki?” deyince, bana “size pek çok kere büyü yapılmış ama tutturamamışlar. Eğer bunları özel bir dua ile korunmayan bir insana yapmış olsalardı, şimdiye kadar çoktan ölürdü” dedi. Ben de her gün mutlaka Cevşen-ül Kebir okuduğumu ve namazlardan sonra da sünnete uygun dua ve tesbihatlarımı yaptığımı söyledim”.

    http://www.cevaplar.org/index.php?kh...id=3641&menu=1


    cehennem ağzını açmış, bekliyor; cennet ise ağuş-u nazdaranesini açmış, gözlüyor.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Karşılıksız paylaşım...
    By *SAHRA* in forum Resim - Fotoğraf Galeri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 05.01.14, 23:26
  2. Cevşen ile İlgili Bazı İddialara Cevaplar
    By ŞİMŞEK MUSTAFA in forum Dualar
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 17.12.08, 18:12
  3. Üzülerek Bir Paylaşım
    By Selim Akif in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 25
    Son Mesaj: 31.07.08, 12:56
  4. Ufak Bir Paylaşım...
    By SeRDeNGeCTi in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 19.10.06, 15:07

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0