+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 6 ve 6

Konu: Gökyüzü ve Yeryüzünün Nuru: Dua

  1. #1
    Dost sohbet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    İZMİR
    Mesajlar
    48

    Standart Gökyüzü ve Yeryüzünün Nuru: Dua

    Duâ kelimesi sözlükte, seslenme (nida), isimlendirme ve bir şeyi sevk etme anlamlarındadır.
    Arap dilinde, uzaktakine seslenmek için nidâ, yakındakine seslenmek için ise duâ kullanılmıştır. Cenab-ı Hakk'a seslenme, ondan bir şeyler istemeyi ifade etmek için "duâ" kelimesi daha uygundur. Zira Cenab-ı Hakk, "Kullarım Beni senden soracak olurlarsa bilsinler ki Ben pek yakınım. Bana duâ edenin duâsına icabet ederim" (Bakara suresi, 2/186) buyurarak, kullarına yakın olduğunu, kısık bir sesle seslenseler (duâ) de onları duyacağını bildirmiştir. Duâ, Kur'ân-ı Kerim'de "Allah-u Teâlâ'ya yönelme, kulluk, yardım isteme, istek, söz, seslenme (nida) ve isimlendirme" gibi farklı anlamlarda kullanılmıştır. (Ebu'l-Bekâ, s. 447) Duâ terimini, bu makalede konunun ele alınışına esas teşkil edecek şekilde şöyle tanımlamak mümkündür: "Duâ; bir çağrı, bir yakarış ve küçükten büyüğe, aşağıdan yukarıya, arzdan, arzlılardan semâlar ötesine bir yöneliş, bir talep, bir niyaz ve bir iç dökmedir. Duâ, bir kulluk şuuruyla Hakk'a yönelip, tevazu ve mahviyet içinde, acz, fakr ve ihtiyaçlarımızın lisanıyla O'na arzıhâlde bulunmaktır" (Gülen, "Duâ", s. 251).

    Duâ, Kur'ân-ı Kerim ve hadis-i şeriflerin temel konularından birisidir. İslâm âlimleri, duânın faydaları, önemi, faziletli duâlar ve hangi duânın ne zaman okunacağı gibi hususlar üzerinde durmuşlar, bu konularla ilgili bir çok eser telif etmişlerdir. Bazı mutasavvıflar, duânın hikmetleri ve sırlarından bahsetmişlerdir. Asrımızın büyük mütefekkiri Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, Risale-i Nur adlı külliyatında duânın hem kabul şartları gibi konulara temas etmiş hem de mahiyeti/hakikati ve sırlarına ilişkin açıklamalar yapmıştır. Duânın kabulü ve sırlarına ilişkin görüşleri başka bir makale çalışmasına bırakılarak, duânın mahiyeti ve çeşitlerine ilişkin tespitleri bu makalede ele alınmaya çalışılacaktır.

    Bediüzzaman Hazretleri, en sıkıntılı zamanlarında bile duâya vakit ayırmış, evrad-ü ezkarını asla ihmal etmemiştir. Risaleler'in bir çok yerinde duânın ehemmiyeti üzerinde durmuş, talebelerini özellikle cemaat halinde duâ okumaya teşvik etmiştir. Duânın topluca yapılmasını "küllî duâ" diye nitelendirmiştir. Onun "küllî duâ"ya ilişkin görüşleri de ayrıca üzerinde durulmaya değer önemdedir. Bir çok risalede duâ konusuna temas etmiş, 23. Söz'ün Birinci Mebhası'nın 5. noktası ve 24. Mektub'un Birinci Zeyl'inde ise duânın mahiyeti ve hikmetlerini tafsilatlı bir şekilde anlatmıştır.

    Bediüzzaman Hazretleri, duâyı yalnızca bir yakarış olarak değerlendirmemiş, duâ ile tefekkür ederek, dini hakikatleri anlama ve tespitte duâlardan yararlanmıştır. 3. Şu'a olan Münâcât risalesini, tesbih, tahmid, senâ ve duâ ile ilgili yaklaşık 700 âyet-i kerimeden istifade ederek yazmıştır (Fihrist Risalesi). Bu münâcât onun duâ ile tefekkürü nasıl mezc ettiğinin harikulade bir örneğidir. Dine inanmayan bir kısım kimselerin Münâcât Risalesi'nin telifi sebebiyle telaşlanıp, bu risalenin neşrini engellemeye çalıştıklarını söyleyerek, inanç esaslarının ispatında duânın ne kadar tesirli olabileceğini göstermiştir (EL: s. 1860). Münâcât Risalesi'nin telif sebebini, risalenin girişinde "Bu Risale-i Münâcât, hem vücûb-u vücud, hem vahdet, hem ehadiyet, hem haşmet-i rububiyet, hem azamet-i kudret, hem vüs'at-i rahmet, hem umumiyet-i hâkimiyet, hem ihata-i ilim, hem şümul-ü hikmet gibi en mühim esasat-ı imaniyeyi hârika bir îcaz içinde fevkalâde bir kat'iyet ve hâlisiyet ve yakîniyet ile ispat eder. Haşre işârâtı ve bilhassa âhirdeki şiddetli işârâtı çok kuvvetlidir" şeklinde ifade eder. Yalnızca Münâcât Risalesi'ni telifle yetinmemiş, bu risaleyi kendisi de sık sık tefekkür maksadıyla okumuştur. Duâ ile yaptığı bu tefekkür ona yeni hakikatler ilham etmiştir: "Evet, şimdi Siracü'n-Nur başındaki Münâcât'ı okudum. Ülfet ve âdet ve yeknesaklık perdeleri altında çok harika hakikatler gizleniyor gördüm." (EL. s. 1860). Dini hakikatleri tam anlayabilmek ve hissedebilmek için ülfetten kurtulmak gerektiğini ise şöyle ifade eder: "İşte, kardeşlerim, hakikaten bugün, Siracü'n-Nur'un başındaki Münâcât'ı tashih niyetiyle okudum. Kuvve-i hâfızam tam söndüğü için, birden o münâcâtın hakikatlerine karşı, güya seksen yaşında iken yeni dünyaya gelmişim gibi, birden ülfet ve âdetleri bilmiyor gibi, o malûm âdetler perde olamadı. Kemâl-i şevkle tam

  2. #2
    Dost sohbet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    İZMİR
    Mesajlar
    48

    Standart

    istifade edip okudum. Pek harika gördüm" (EL. s. 1860). Haşrin ispatında zikrettiği delillerden birisi de Peygamber-i Zîşan -aleyhi ekmelü't-tehâya ve's-selâm- Efendimiz'in duâsıdır. Haşir Risalesi'nin 5. Hakikatin'de "Resul-i Ekrem -aleyhissalâtü vesselâm-, nasıl ki risaletiyle, hidayetiyle saadet-i ebediyenin sebeb-i husûlü ve vesile-i vusûlüdür. Onun gibi, ubudiyetiyle ve duâsıyla o saadetin sebeb-i vücûdu ve Cennetin vesile-i îcadıdır" diyerek, haşri onun duâsıyla irtibatlandırır.

    Duânın tevhid delili olması, kâinattaki canlı cansız bütün varlıkların duâ ettiklerinin ispat edilmesiyle yakından alakalıdır. Bediüzzaman'a göre duâ bütün varlık âlemini kuşatmış fıtrî bir kanun gibidir. Varlıkların bütünü dikkate alınarak duânın tabakalarını basitten mürekkebe doğru şöyle sıralar: "Evet, hakikat-i halde, âyât-ı beyyinâtın beyanıyla sabit olan budur ki: Bütün mevcudat, herbirisi birer mahsus tesbih ve birer hususî ibadet, birer has secde ettikleri gibi, bütün kâinattan dergâh-ı İlâhiyeye giden, bir duâdır: (1) Ya istidat lisanıyladır-bütün nebâtat ve hayvânâtın duâları gibi ki, herbiri lisan-ı istidadıyla Feyyâz-ı Mutlak'tan bir suret talep ediyorlar ve esmâsına bir mazhariyet-i münkeşife istiyorlar. (2) Veya ihtiyac-ı fıtrî lisanıyladır-bütün zîhayatların, iktidarları dahilinde olmayan hâcât-ı zaruriyeleri için duâlarıdır ki, herbirisi o ihtiyac-ı fıtrî lisanıyla Cevâd-ı Mutlak'tan idame-i hayatları için bir nevi rızık hükmünde bazı metâlibi istiyorlar. (3) Veya lisan-ı ıztırariyle bir duâdır ki, muztar kalan herbir zîruh, kat'î bir iltica ile duâ eder, bir hâmî-i meçhulüne iltica eder, belki Rabb-i Rahîmi'ne teveccüh eder. Bu üç nevi duâ, bir mâni olmazsa, daima makbuldür. (4) Dördüncü nevi ki, en meşhurudur, bizim duâmızdır. Bu da iki kısımdır: Biri fiilî ve hâlî, diğeri kalbî ve kâlîdir. Meselâ, esbaba teşebbüs, bir duâ -yı fiilîdir… İkinci kısım, lisanla, kalble duâ etmektir. Eli yetişmediği bir kısım metâlibi istemektir (23. Söz, 1. Mebhas).

    1. Varlık Âleminin Duâsı: İstidat Lisanıyla Duâ
    Canlı ve cansız bütün varlıklar Cenab-ı Hakk'ı tesbih ederler. "Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi Allah'ı tesbih ve tenzih eder. Hâkimiyet O'nundur. Bütün hamdler ve övgüler O'na mahsustur. O her şeye kadîrdir" (Tegâbûn Suresi, 64/1). Şuursuz varlıklar, Cenab-ı hakk'ı hem tesbih ederler hem de O'na duâ ederler. "Baksana göklerde olan, yerde olan herkes, kanatlarını çarparak uçan dizi dizi kuşlar, hep Allah'ı tesbih ederler. Onlardan her biri kendi duâsını ve tesbihini pek iyi bellemiştir. Allah onların yaptıklarını hakkıyla bilir" (Nur sûresi, 24/41) Hatta bir başka âyet-i kerimede, canlı cansız bütün varlıkların Cenab-ı Hakk'a secde halinde ibadet ettikleri bildirilmiştir: "Görmez (bilmez) misin ki göklerde ve yerde bulunan kimseler, hatta güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar bütün canlılar ve insanların da bir çoğu Allah'ın yüceliğine secde ediyorlar" (Hac sûresi, 22/18). Son iki âyet-i kerimede doğrudan Peygamber Efendimize -sallallahu aleyhi ve sellem- hitap edilmiştir. Bu hitap şeklinden onun bu varlıkların duâ ve secdelerini gördüğü/bildiği anlaşılmaktadır. Böylece Cenab-ı Hak, her varlığın sadece Allah'a secde ettiğine Peygambermiz'i -sallallahu aleyhi ve sellem- şahit etmiştir (İbn Arabî, s. 48).

    Bir hadis-i şeriflerinde Peygamber Efendimiz –sallallahu aleyhi ve selem-, "Duâ, müminin silahı, dinin direği, göklerin ve yeryüzünün nurudur" buyurmuşlardır (Hâkim, I, 492). Duânın, göklerin ve yeryüzünün nuru olması, bütün varlıkların duâyla bir ilişkisi bulunduğunu göstermesi açısından manidar bir teşbihtir. Varlıklar, kendileri duâ ettikleri gibi yapılan duâlardan da etkilenmektedirler. Bediüzzaman, bu hakikatı "bütün mahlûkat, Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'ın duâsına iştirak ederek "Evet ya Rabbenâ! İstediğini ver; biz de onun istediğini istiyoruz" diyorlar" (11. Şu'a, 7. Mesele) sözleriyle ifade etmiştir. Nitekim kâinatın insanla alakası âyet-i kerimede "Onların perişan hallerine gök de ağlamadı, yer de ağlamadı" (Duhân, 44/29) şeklinde dile getirilmiştir.

    Duânın ilk basamağı "Tahavvül, tekemmül şe'ninde olan şeylerin, lisan-ı istidatla hissedilen istidadî duâlarıdır. Evet, herşey Cenab-ı Hakk'ı tesbih ettiği gibi lisanıyla, ihtiyacıyla, istidadıyla dahi Allah'a duâ eder" (MN. s. 1362) Aslında bütün varlık, istidât, kabiliyet veya fıtrî ihtiyaçlarının dilleriyle hep O'na duâ ederler. O da bunların hepsine, belli bir hikmet çerçevesinde cevap verir ve her sesi duyup ona icabet ettiğini herkese ve her şeye duyurur (Gülen, "Duâ", s. 252). Bediüzzaman Hazretleri, bütün varlıkların istidat

  3. #3
    Dost sohbet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    İZMİR
    Mesajlar
    48

    Standart

    lisanıyla tesbih ve duâ ettiklerini kalbine Farsça olarak gelen bir şiirde şöyle ifade eder: "Çünkü, bütün eşya Lâ ilâhe illâ Hû deyip, kâinatın azîm halka-i zikrinde beraber zikrederek çalışıyorlar. Vakit-be-vakit, lisan-ı istidat ile, Cenâb-ı Hak'tan hukuk-u hayatını "Yâ Hak" deyip hazine-i rahmetten istiyorlar. Baştan başa da, hayata mazhariyetleri lisanıyla "Yâ Hayy" ismini zikrediyorlar" (17. Söz, 2. Makam). Bu nev'i duâda "bütün hububat, tohumlar, lisan-ı istidatla Fâtır-ı Hakîm'e duâ ederler ki, "Senin nukûş-u esmânı mufassal göstermek için bize neşvünemâ ver. Küçük hakikatimizi sümbülle ve ağacın büyük hakikatine çevir" (24. Mektup, 1. Zeyl) diye duâ ederler. Bitkilerin istidat lisanıyla duâlarını ise şöyle tasvir eder: "Yeryüzünün tarlasında nebâtâtın herbir taifesi, lisan-ı hal ve istidat diliyle Fâtır-ı Hakîmden sual ediyorlar, duâ ediyorlar ki, "Yâ Rabbenâ! Bize kuvvet ver ki, yeryüzünün herbir tarafında taifemizin bayrağını dikmekle saltanat-ı rububiyetini lisanımızla ilân edelim. Ve rû-yi arz mescidinin herbir köşesinde Sana ibadet etmek için bize tevfik ver. Ve meşhergâh-ı arzın herbir tarafında Senin Esmâ-i Hüsnânın nakışlarını, Senin bedî ve antika san'atlarını kendi lisanımızla teşhir etmek için bize bir revaç ve seyahate iktidar ver" derler. Fâtır-ı Hakîm, onların mânevî duâlarını kabul edip ki, bir taifenin tohumlarına kıldan kanatçıklar verir; her tarafa uçup gidiyorlar, taifeleri namına esmâ-i İlâhiyeyi okutturuyorlar (ekser dikenli nebâtat ve bir kısım sarı çiçeklerin tohumları gibi)" (24. Söz, 4. Dal).
    4. Şuurlu Varlıkların İradi Duâları: Maruf Duâ
    Şuurlu varlıkların duâlarını Bediüzzaman, iki kısma ayırır. Birinci kısım, fiil ve hal ile yapılan duâdır. İkinci kısım ise kalp ve söz ile yapılan duâdır. Birinci kısım duâyı yukarıda zikri geçen duâlarla birlikte değerlendirerek, bu tür duâların genelde kabul edildiğini söyler. Zira sebeplerin bir araya gelmesi ve hal ve fiille yapılan duâlar "Cevâd-ı Mutlak'ın isim ve ünvanına müteveccih olduğundan, kabule mazhariyeti ekseriyet-i mutlakadır" (23. Söz, Birinci Mebhas) diyerek, bu tür duâların kabul edilmesinin gerçek sebebinin, duânın Cenab-ı Hakk'ın belirli bir isim veya isimlerine bakması olduğunu ifade eder.

    a. Fiil ve hal ile yapılan duâ
    Fiil ve hal ile yapılan duâlar makbuldür. Zira fiilî duâ, işin gerçekleşmesi için bir arada bulunması gereken sebepleri yerine getirmektir. Sebeplerin bir araya gelmesi yukarıda istidat lisanıyla yapılan duâda olduğu gibi ekseriyet itibarıyla makbul bir duâdır. Sebeplerin iradî olarak bir araya getirilmesi için yapılan çalışmaları Bediüzzaman, "fiilî duâ" diye nitelendirmektedir: "İman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i dâreyni iktiza eder. Fakat yanlış anlama. Tevekkül, esbabı bütün bütün reddetmek değildir. Belki, esbabı, dest-i kudretin perdesi bilip riayet ederek; esbaba teşebbüs ise, bir nevi duâ-yı fiilî telâkki ederek, müsebbebatı yalnız Cenâb-ı Haktan istemek ve neticeleri Ondan bilmek ve Ona minnettar olmaktan ibarettir" der (23. Söz, 3. Nokta; MN, s. 1396). Bediüzzaman'a göre sebepler, Cenab-ı Hakk'ın kâinattaki isim ve sıfatlarının tecellileri; sebeplerin tabi olduğu kanunlar da o isim ve sıfatların ünvanlarıdırlar. Sebepleri yerine getirme Cenab-ı Hakk'ın isim ve sıfatlarına müracaat etme anlamı taşıdığı için makbuldür. Nitekim çift sürmenin rahmet hazinelerinin kapısını çalmak anlamına geldiğini, "Çift sürmek fiilî bir duâdır. Rızkı topraktan değil; belki toprak, hazine-i rahmetin bir kapısıdır ki, rahmetin kapısı olan toprağı sabanla çalar" (24. Mektup, 1. Zeyl) sözleriyle ifade eder.

    Hal diliyle yapılan duâ da fiilî duânın bir nev'idir. İnsan fiilî duâda olduğu gibi müşahhas bir işi yerine getirmemiş de olsa hal dili çoğu zaman insanın iç dünyasını yansıtan bir ayna; çaresizliğin davranışlara yansımasıdır. Mesela hasta insanların hastalık esnasındaki çaresizlikleri hal diliyle yapılmış bir duâdır. Hastalar Risalesi'nin 12. devasında "Hem hastalık, insandaki aczini, zaafını ihsas eder. O aczin lisanıyla ve zaafın diliyle, hâlen ve kâlen bir duâ ettirir" der ve hastanın hal diliyle yaptığı duânın samimi olduğu için makbul olacağını söyler. İhtiyaç lisanıyla yapılan duâlarla hal diliyle yapılan duâlar birbirine benzer. Canlı varlıkların ihtiyaç halini almamış, istekleri ve arzuları da hal diliyle yapılmış bir duâdır. Mesela insanın midesi hal diliyle canlılığını devam ettirmek ister, onu bu duâsına Cenab-ı Hakk, lezzetli, harikulade yiyecekler yaratarak fiilen cevap verir (11. Şua, 8. Mesele). Duâlar bazen âyet-i kerimeler ve hadis-i şeriflerden alınan mübarek kudsi kelimelerle yapılabileceği gibi bazen "O'nun kapısına yönelerek, ruh dünyamızı şerh

  4. #4
    Dost sohbet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    İZMİR
    Mesajlar
    48

    Standart

    eder, içimizi O'na döker ve "huzurun edebi" diyerek ağzımızı sımsıkı kapatarak sükût murakabesi" ile de gerçekleştirilebilir. Bu tür duâ da hal diliyle yapılmış bir duânın makbuliyetini içinde taşır. Hatta "bazılarınca böyle bir hâl –ihlâs ve samimiyetin derecesi ölçüsünde– en belâgatlı sözlerden daha beliğ ve en yüksek ifadeleri aşkın bir beyan ve bir arzıhâl sayılır". Allah, gizli-açık her hâlimizi bildiğine göre, duâda sözden daha ziyade öz önemlidir. "Bu itibarla, istek ve dileklerimizi huzur mülâhazasına bağlayarak, sessizlikle seslendirmek, hususiyle de o seviyenin insanları için ayn-ı edebdir. İster gayb telâkkisi, ister huzur mülâhazası, bize bizden daha yakın olan Rabbimiz: "Siz bana duâ edin ki, Ben de icabet edip karşılık vereyim" buyurarak, bizi duâya teşvik etmekte ve duâ etmemeyi anlamsız bir istiğna ve bir kopukluk saymaktadır" (Gülen, "Duâ", s. 251, 52).

    Allah'ın veli kullarının hal ve davranışlarının insanları etkilemesi hal diliyle yapılmış duâlardandır. Zira gerçekte hidayeti veren yalnızca Allah'tır:"Velîlerin himmetleri, imdatları, mânevî fiilleriyle feyiz vermeleri hâlî veya fiilî bir duâdır. Hâdî, Muğîs, Muîn, ancak Allah'tır" (MN, s. 1365). O Allah dostunun hali insanları irşad için Cenab-ı Hakk'a yapılmış bir duâdır. Hal ve fiille yapılan duâlar, fıtrî ve samimiyetle yapıldıkları için daha makbul olduklarından sözlü duâ sayılan sözlü tebliğ ve irşaddan daha etkilidirler.

    Duâ yalnızca inanan insanlara mahsus değildir. Kâinattaki bütün varlıklar duâ ettikleri gibi mümin kafir bütün insanlar da iradî gayr-ı iradî duâ etmektedirler. Bu hususu Bediüzzaman Hazretleri "İnsanda öyle bir lâtife, öyle bir hâlet vardır ki, o lâtife lisanıyla her ne sual edilirse -velev ki fâsık da olsun- Cenab-ı Hak o lâtifeye hürmeten o matlubu yerine getirir. O lâtife pek uzaktan bana göründü ise de, teşhis edemedim" sözleriyle ifade eder (MN, s. 1365, 66). Manevi keşifler duâ ile gerçekleştiği gibi maddi keşif ve icatların altında da bir nevi duânın bulunduğunu söyler. Mesela yüz binlerce harikaları ihtiva eden hava zerrelerindeki ilahi kanunu Allah Teâlâ, insanların istifadesine sunmak için, onların fiilî duâlarına karşılık ilham ederek radyo dalgalarının havada intikalini keşfetmelerini sağlamıştır. İnsanlar, bu keşfin dayandığı hava zerresindeki mucizelere, ilahi kanunlara dikkat etmeden radyoyu filan, elektriği falan keşfetti diye aciz insanlara olağanüstü kuvvetler atfetmektedirler. İnsanların radyoyu keşfetmek için yaptığı çalışmalar bir nevi fiilî duâ hükmüne geçmiş, Cenab-ı Hak, bu konuda çalışan insanlara, insanoğlunun faydalanması için, bazı şeyleri ilham ederek bu keşfi yapmalarını temin etmiştir. Bediüzzaman, bu meseleyi şöyle izah eder: "Cenab-ı Hak bu kâinatı, insana lâzım ve lâyık her şeyi içinde halk etmiş bir misafirhanedir; ziyafetler nevinde bazı zaman ve asırlarda gizli kalmış nimetlerini duâ-yı fiilî olan telâhuk-u efkârdan ileri gelen taharriyat neticesinde ellerine ihsan eder. Buna karşı şükretmek lâzım gelirken, bir küfran-ı nimet nevinden, âdi, âciz bir insanın icadı, hüneri nazarıyla bakıp, sonra o küllî bir şuur ve ilim ve irade ve rahmet ve ihsanın neticesi olan o harikaları unutturup, yalnız ince bir perdesini gösterip, şuursuz tesadüfe, tabiata ve câmid maddelere havale edip, ahsen-i takvimde olan insaniyetin mahiyetine zıt bir cehl-i mutlak kapısını açmaktır". (EL. s. 1862)

    b. Kalp ve sözle yapılan duâ
    Sözlü duâ, dille yapılabileceği gibi kalple yönelme ve niyetle de gerçekleşir. Bediüzzaman'a göre şuurlu varlıkların kalp ve dille yaptıkları duâların yanı sıra diğer bazı canlıların ses çıkararak yaptıkları yakarışlar da kavlî/sözlü duâdır: "Savt ve sadâlı hayvanatın, meselâ acıktıkları zaman kendi hususî lisanlarıyla çıkardıkları sadâlar dahi kavlî duâlardandır" (MN. s. 1362). Kalbî ve lisanî duâların, istenilen matluba göre değişen bir çok çeşidi vardır. Tevbe ve istiğfar günahların bağışlanması için Cenab-ı Hakk'tan af talebidir; korunma/istiaze, kötülerden ve kötülüklerden O'na sığınma talebidir; münâcât, sıkıntı ve kederden kurtulmak için O'ndan necat/kurtuluş talebidir; ezkâr, O'nun isim ve sıfatlarını anarak, duânın esası olan huzurda olma ve murakabe duygusunun insanın gönlüne yerleştirilmesidir; nihayet gizli-açık, küçük-büyük her hacetimizi Ondan isteme duânın değişik şekilleri ve dereceleridirler.
    Cenab-ı Hakk, kullarının duâlarına fiilen cevap verip istediklerini onlara ikram ettiği gibi bazen veli kullarına ilhamlarla cevap verir. Bediüzzaman Hazretleri, "İbâdının duâlarına fiilen cevap verdiği gibi, kavlen dahi perdeler arkasında icabet etmesi, rahîmiyetin

  5. #5
    Dost sohbet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    İZMİR
    Mesajlar
    48

    Standart

    şe'nidir. Ağır beliyyelere ve şiddetli hallere düşen mahlûkatlarının istimdatlarına ve feryatlarına ve tazarruatlarına fiilen imdat ettiği gibi, bir nevi konuşması hükmünde olan ilhâmî kavillerle de imdada yetişmesi, rububiyetin lâzımıdır" (7. Şua) diyerek, ilhamın hikmetlerinden birisinin de duâlara karşılık vermek olduğunu söyler.
    Sonuç Yerine
    Kâinatta her şeyin Cenab-ı Hakk'ı tesbih ettiğini, O'na hamd ile yakardığını "Ey şiddet-i zuhurundan gizlenmiş ve ey kibriya-yı azametinden tesettür etmiş olan Sâni-i Hakîm ve Hâlık-ı Rahîm, Bütün eşcar ve nebatatın, bütün yaprak ve çiçek ve meyvelerin dilleriyle ve adediyle Seni kusurdan, aczden, şerikten takdis ederek hamd ü senâ ederim" (3. Şu'a) şeklinde duâ üslubuyla ifade eder. Kâinatta her varlık Cenab-ı Hakk'ı tesbih ettikleri gibi kendi mahiyetlerine uygun bir şekilde O'na duâ ederler. Zira her şey varoluşunu ve varlıklarının devamını Hay ve Kayyum olan Allah Teâlâ'ya borçludur. Eşyanın varlığını devam ettirebilmek için ihtiyaç duyduğu şeyleri onlara veren ise kuşkusuz Hak Teâlâ'dır. Varlıklar, ihtiyaç duydukları şeyleri O Zat-ı Kerim'e ya istidat lisanıyla ya ihtiyaç lisanıyla ya hal ve fiilleriyle ya da sözleriyle bildirirler. Eşya ile Yaratıcı Zat arasındaki alakanın duâ eksenli bu açıklaması bir anda her şeyi anlamlı kılmakta, adeta hadis-i şerifte bildirildiği gibi duâ, bütün kâinatı aynı anda nurlandırmaktadır.

    Teberrüken Münâcât Risalesi'nin bitiş duâsıyla makaleyi bitirelim: "Yâ Rabbî ve yâ Rabbe's-Semâvâti ve'l-Aradîn, yâ Halıkî ve yâ Halık-ı Külli Şey, Gökleri yıldızlarıyla, zemini müştemilâtıyla ve bütün mahlûkatı bütün keyfiyatıyla teshir eden kudretinin ve iradetinin ve hikmetinin ve hâkimiyetinin ve rahmetinin hakkı için, nefsimi bana musahhar eyle ve matlubumu bana musahhar kıl. Kur'ân'a ve imana hizmet için, insanların kalblerini Risale-i Nûr'a musahhar yap. Ve bana ve ihvanıma iman-ı kâmil ve hüsn-ü hâtime ver. Hazret-i Mûsa Aleyhisselâma denizi ve Hazret-i İbrahim Aleyhisselâma ateşi ve Hazret-i Dâvud Aleyhisselâma dağı, demiri ve Hazret-i Süleyman Aleyhisselâma cinni ve insi ve Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâma şems ve kameri teshir ettiğin gibi, Risale-i Nûr'a kalbleri ve akılları musahhar kıl. Ve beni ve Risale-i Nur Talebelerini nefis ve şeytanın şerrinden ve kabir azabından ve cehennem ateşinden muhafaza eyle ve Cennetü'l-Firdevste mes'ut kıl. Âmin, âmin, âmin…".


    İSTİFADE EDİLEN KAYNAKLAR
    * Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur Külliyatı, I-II, Nesil yayınları, İstanbul 2001.
    * Bebek, Adil, Din ve Düşünce Açısından Duâ, İstanbul 1998.
    * Bolay, Süleyman Hayri, E: Boutroux'da Zorunsuzluk Doktrini, İstanbul 1989.
    * Ebu'l-Bekâ, el-Külliyât, Beyrut 1993.
    * Gülen, M. Fethullah, "Duâ", Işığın Göründüğü Ufuk, ss. 251-257, İstanbul 2000.
    ----, Kırık Testi, İstanbul 2002.
    ----, "Duâ Zamanı", Örnekleri Kendinden Bir Hareket, ss. 132-155, İstanbul 2004.
    * Huxley, Aldous, Kalıcı Felsefe, çev. Latif Boyacı, İstanbul 2003.
    * Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, Beyrut ts.
    * İbn Arabî, İlâhî Aşk, çev. Mahmut Kanık, İstanbul 1988.
    * Taberânî, Kitâbu'd-Duâ, I-III, Beyrut 1987.


    13-03-2006
    Yeni Ümit



  6. #6
    Dost asude 1 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2007
    Mesajlar
    19

    Standart

    Allah razi olsun bu güzel emegin icin

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Risale-i Nuru Tanıyalım
    By hicap in forum Risale-i Nur'u Yeni Tanıyanlara
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 06.02.12, 16:12
  2. El Emeği Göz Nuru
    By Şahide in forum Resim - Fotoğraf Galeri
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj: 24.04.09, 01:22
  3. Bu Akşam Gökyüzü Türklerin Oldu
    By neslicedid58 in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 32
    Son Mesaj: 03.12.08, 21:09
  4. El Emeği Göz Nuru...
    By Majâz in forum Resim - Fotoğraf Galeri
    Cevaplar: 70
    Son Mesaj: 01.11.08, 20:05
  5. Gökyüzü Resimleri
    By Hüsn-ü Sermedi in forum Resim - Fotoğraf Galeri
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 29.02.08, 11:56

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0