Halil USLU
Baz istasyonları ve arılar



Hindistan’da yapılan bir araştırmada, baz istasyonlarının işçi arıların yollarını kaybetmesine sebep olduğu ortaya çıktı. Kerala eyaletinde yapılan araştırma, istasyon kulelerinin yaydığı radyasyonun kırsal bölgelerde bal yapan işçi arıların ölmesine ya da kovana geri dönememelerine sebep olduğunu gösterdi. Çevreci ve hayvan bilimi uzmanı Dr. Sainudeen Pattazhy’nin yaptığı araştırmaya göre özellikle kırlık bölgelerde sayıları her geçen gün artan dev baz istasyonu kuleleri, bal arılarını tehdit ediyor.
Pattazhy’nin raporuna göre, tedbir alınmazsa gelecek on yıl içerisinde Kerala eyaletindeki bal arılarının sayısı yok denecek kadar azalacak. Raporunu deneylerlerle ispatladığını dile getiren Dr. Pattazhy, bir arı kovanının çok yakınına bir cep telefonu koyarak gözlem yaptıklarını söyledi. 10 gün sonra işçi arıların hemen hemen hepsinin koloniden uzaklaştığı ya da geri dönüş yolunu bulamadığı, kovanda sadece kraliçe arı, yumurtalar ve gelişmemiş yavru arıların kaldığı gözlendi. Dr. Pattazhy’nin raporu, cep telefonu operatörleri ile çevrecileri bir kez daha karşı karşıya getirdi.1
Ülkemizde ise, Ulaştırma Bakanı “abone kullanıcı sayısının yüksek olduğu bölgelerde kullanıcı sayısının arttırılabilmesi için yeni baz istasyonlarının kurulduğunu, Türkiye genelinde Haziran 2009 itibariyle 40 bin civarında baz istasyonu bulunduğunu ve GSM abone sayısının ise 63 milyon olduğunu“2 ifade ettiler. Kaldı ki, 2008 yılında Millî Eğitim Bakanlığı’nın açıklamasıyla, okulların yakınlarına kurulan baz istasyonlarının yakın çevredeki insanlarda kansere, ölüme ve şok bayılmalara yol açtığı gerekçesiyle kaldırılmasına karar verilmiş ve ayrıca yargı yoluna gidilmiş olmasına rağmen...
İşsizliğin gittikçe arttığı Türkiye’de bal ve balcılık fevkalâde helâl bir geçim kaynağı olmuştur. Baz istasyonları ile böyle bir gelir kaynağını heder etmek kâr-ı akıl değildir. Yalnız Rize ilimizde 2008 itibarıyla 35 bin civarında kayıtlı kovan olduğunu, kayıtsız olanlarla birlikte Rize’de 80 bin civarında kovan bulunduğunu ve yılda takriben 600 ton bal üretildiğini biliyoruz. Diğer belde ve mekânlar buna göre hesaplanmalı ve tedbirler alınmalıdır. Ayrıca Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’nın bu hususta ne gibi çalışması olduğu ve ne gibi tedbirlere gittiği merak konusudur.
Sevk-i İlâhî ile 1 kilogram bal üretmek için dünyanın çevresini 6 kez dolaşacak kadar uçan arıların, bunun için 7 milyon 500 bin defa çiçeğe konduğunu; ayrıca arıların 28 gramlık bal için kovanla çiçek arasında 1600 geliş gidiş yaptığını kaydeden zoologlar, arının çiçekler için kovandan 6 kilometreye kadar uzaklaştığını ve bir günde 225 bin çiçeğe konduğunu belirtmektedir. Yumurta döneminde arı sütü ile beslenen kraliçe arının kendi ağırlığının 80 katı arı sütü tükettiğini ifade eden uzmanlar, kendi vücut ağırlığının 330 katı yük çekme kapasitesine sahip olduğunu da söylüyor. “Airbus” markalı bir kargo uçağının ağırlığı 70 ton, taşıdığı kapasite azamî 130 ton, onun dışında taşırsa yere çakılır ve kalkamaz. Fakat arı kendi mislinin 330 katını taşıyacak vasıfta yaratılmıştır. Kudret-i İlâhînin yanında bizim aczimiz görülmektedir.
Bir hadis-i şerifle makalemizi güzelleştirelim. Enes bin Malik (ra); “Peygamber (asm) hasta olduğu zaman, ağzına bir avuç çörek otu atar, üzerine de bal şerbeti içerdi” tesbitinde bulunmaktadır.
Bu şartlar ve bu minval üzere, arı sevenlerin bal yiyenlerin ve üreticilerin mutlaka harekete geçmesi ve bu katliâmı durdurmaları için konuyu ve hadisâtı TBMM salonlarına getirmeleri lâzımdır. Bunun adı da bal paketi açılımı olsun..
Dipnotlar:

1- Basın, 1.9.2009.
2- Basın, Eylül 2009.

15.01.2010

E-Posta: haliluslu1951@mynet.com