+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 27 Sayfa var 1 2 3 11 ... SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 268

Konu: Nükleer Patlayıcı Fiziği

  1. #1
    Ehil Üye zeet06 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Mesajlar
    1.023

    Standart Nükleer Patlayıcı Fiziği

    NÜKLEER PATLAYICI FİZİĞİ
    Önemli Kaynaklar :

    http://www.biltek.tubitak.gov.tr/pdf/nukleer.pdf
    Radyoaktivite Atomic Bomb Project
    Atomun içindeki nükleer enerji
    Atom Bombasının Öyküsü
    Bir atom bombasının patlaması
    Atom bombasına ait iç şema
    Hidrojen bombasının Öyküsü
    Nükleer Enerji
    PLUTONYUM ÜRETİMİ VE KULLANIMI PLUTONYUM Ne Kadar Tehlikeli ?

    Bir nükleer silah Nasıl Yapılır?
    Çekirdek Tepkimeleri
    Edward Teller
    MANHATTEN PROJESİ
    Einstein ve Atom Bombası Nazi Atom bombası(pdf)



    Nükleer bombalar bir atomu (özellikle kararsız izotopları) bir arada tutan, kuvvetli ve zayıf, bağların parçalanması veya birleştirilmesini içerir. Temel olarak bir atomum nükleer enerjisi iki türlü açığa çıkarılır:
    • Nükleer Fisyon: Bir nötron yardımıyla bir atomun çekirdeğini daha küçük iki atoma (izotopa) parçalayabiliriz. Parçalanan atomlar genellikle Uranyum ve Plutonyum’un izotoplarıdır.
    • Nükleer Füsyon: İki küçük atom, genellikle hidrojen ve hidrojenin izotopları (Döteryum ve Trityum) bir araya getirilerek daha büyük bir atom ve/veya iztoplarını oluşturmak (Helyum ve izotopları) suretiyle enerji açığa çıkarılır. Güneş bu şekilde enerji üretmektedir.
    Her iki durumda da çok büyük miktarda ısı enerjisi ve radyasyon salınır.

    Nükleer Bombaların Tasarımı
    Bir atom bombası yapmak için,
    • Bir parçalanabilir (Uranyum veya Plutonyum) veya birleştirilebilir (Hidrojen ve izotopları) nükleer yakıta,
    • Ateşleyici bir cihaz veya düzeneğe
    • Yakıtın tamamının birleşmesi veya parçalanmasına olanak sağlayan bir metoda (aksi takdirde nükleer patlama gerçekleşmez)
    ihtiyaç vardır.

    Fisyon Bombası
    Fisyon bombası Uranyum ve Plutonyum gibi elementlerin nötron kullanarak parçalanması esasına dayanan bir nükleer patlamadır. Uranyum veya Plutonyumun her izotopu bu tür bir parçalanmaya olanak vermez. Elementin çekirdeğine gönderilen nötron bazı izotoplar tarafından absorblanmasını müteakip parçalanmaya uğrarken bazı izotopları nötronu bünyesinde tutarak izotopun bir başka izotopa dönüşmesine yol açar. Parçalanabilen izotop, parçalanmaya uğradığında (nükleer reaksiyonla) iki daha küçük izotop ve 2-3 nötron açığa çıkarır. Reaksiyon ürünü izotopların çekirdekleri ve elektron kabuklarındaki elektron sayıları kararlı atomlarınkine uymamaktadır. Bu nedenle bunlara kararsız izotoplar adı verilir ve kararlı hale gelmeye çalışırlar. Kararlı hale gelmeye çalışırlarken de enerji salmaya devam ederler. Bu enerjiye radyasyon adı verilir.
    Uranyum veya Plutonyum’un parçalanabilir izotoplarının bir nötronu yakalaması ve parçalanması çok çabuk meydana gelir. Süre olarak piko-saniye (1*10E-12 sn) mertebesindedir. Atom parçalandığında açığa ısı ve gama radyasyonu formunda muazzam bir enerji salar. Bunun nedeni de bir parçalanma reaksiyonu ile oluşan iki küçük izotopun kütleleri toplamı Uranyum veya Plutonyum’unkinden küçük olmasıdır. Bu kütle farkı E=m c^2 formülü ile enerjiye dönüştürülür. Bir kilo zengin uranyum nükleer bomba olarak kullanılacak olursa, açığa çıkaracağı ısı enerjisi 16 milyon litre benzinin vereceği ısı enerjisine denktir. Bir kilo uranyumun yaklaşık 3 golf topuna karşılık gelen bir hacim işgal ettiği düşünülürse, buna karşın benzin 25 m x 25 m x 25 m lik bir prizma hacmine sığdırılabilir. Bu da size çok az bir miktar uranyumun patlama ile yarattığı enerji hakkında daha iyi bir fikir verir. Nükleer patlayıcı olarak kullanılan Uranyum doğada bulunduğu şekliyle kullanılamaz. Patlayıcı izotopuyla çok yüksek oranlarda zenginleştirilirler.

    Her tasarım için nükleer fizik gerektiren hesaplar sonucunda patlayıcı miktar (ki buna kritik kütle adı verilir) bulunur. Bu hesaplar o kadar kolay değildir; bir bilgisayar yardımıyla ve çeşitli deneysel parametrelerden elde edilen veriler kullanılır. Bu kütle bir araya getirilirse, kendiliğinden patlama gerçekleşebilir. Bu nedenle, kritik kütle birkaç parça halinde ve bir birinden ayrı yerlerde tutulurlar. Bunların ayrı yerlerde tutulması bomba tasarımında bazı problemleri beraberinde getirir, şöyle ki, patlamanın istendiği anda parçalar bir araya toplanmalı, bir nötron parçalanma (zincir) reaksiyonunu zamanında başlatmalıdır.
    Kritik olmayan kütleleri bir araya getirmek için iki teknik kullanılır: (1)Tabanca Ateşlemeli (2) İçe Doğru Patlama ile Ateşleme. Nükleer reaksiyonları başlatmak için nötrona ihtiyaç vardır. Bu nedenle nötron üreteci (jenaratörü) gerekir.

    Tabanca-Ateşlemeli Fisyon Bombası
    Uranyum veya Plutonyumdan oluşan kritik kütleden küçük bir parça (kurşun olarak adlandırılır) ayrılır ve bu küçük parça konvansiyonel bir patlayıcı ile büyük kütleye (fıçı olarak adlandırılır) doğru ateşlenir. İki kütle bir araya geldiğinde kritik kütle oluşmuş olur. Kritik kütlenin etrafı nötron jeneratörü ile kaplıdır. Bombanın hangi irtifada patlatılacağı bir barometrik-basınç sensörü yardımıyla belirlenir ve bu irtifaya ulaştığına, aşağıdaki işlemler dizisi gerçekleşir:
    1. Konvansiyonel ateşleme ile kurşun fıçıya isabet ettirilir
    2. Kurşun küresel olarak hazırlanmış Uranyum veya Plutonyum ile nötron jeneratörüne çarpar
    3. Fisyon reaksiyonu başlar
    4. Nükleer patlama gerçekleşir.
    Hiroşima’ya atılan atom bomba (Little Boy adı verilmiştir) bu tür bir bomba idi ve 14.5 kiloton yani 14,500 ton TNT’e eşdeğer bir patlama gücü vardı. Patlama olmadan önce yakıtın sadece % 1.5 parçalanmaya uğramıştı.

    Hiroşima'ya atılan Little Boy'un fotoğrafı
    İçe-doğru Patlama ile Ateşlemeli Fisyon Bombası
    Uranyum ve Plutonyum bir küre haline getirilir ve birkaç parçaya ayrılır; bunların bir birine değmemesi için arada yaylı bir mekanizma vardır. Küre, etrafı nötron yansıtıcı bir malzeme ile kaplanır. Bu malzeme de TNT gibi bir patlayıcı ile örtülür. Patlatma işlemi bomba yere değmeden önce (hava) gerçekleştirilir ve hangi irtifada patlama gerçekleşmesi isteniyorsa bunu belirleyen bir barometrik-basın sensörü kullanılır. Bomba arzu edilen irtifaya ulaştığında aşağıdaki işlemler dizisi gerçekleşir.
    1. TNT ve/veya konvansiyonel patlayıcı ateşlenerek bir şok dalgası (basıç) yaratılır
    2. Şok dalgası içteki melzemeleri sıkıştırmasıyla kritik kütle bir araya gelir
    3. Fisyon reaksiyonu başlar
    4. Nükleer patlama gerçekleşir.
    Nagazaki’ye atlılan bomba (Fat Man olarak anılır) bu tür bir bomba idi ve 23-kiloton patlayıcı eşdeğerine ve % 17 verimiliğe sahipti. Daha sonra bu tasarımda yapılan değişikliklerle sırasıyla aşağıdaki olaylar meydana gelir:
    1. Patlayıcılar ateşlenerek bir şok dalgası oluşturulır
    2. Şok dalgası Plutonyum parçalarını küresel bir şekilde bir araya getirir
    3. Plutonyum parçaları merkezde yer alan Be/Po malzemesine çarpar
    4. Fisyon reaksiyonu başlar
    5. Nükleer patlama meydana gelir


    Atom Bombası
    Bir atom bombasında ana tema fizyon reaksiyonunun çok kısa bir sürede gerçekleştirilmesidir. Atom bombasında biri doğal diğeri yapay olmak üzere iki tür malzeme kullanılır. Bunlardan doğal olanı uranyum (235U), yapay olanı ise plutonyumdur (239Pu).
    Atom bombasının yapımında en önemli problemlerden biri kullanılacak olan bu malzemelerin eldesidir. 235U tabiatta 238U ile birlikte çok az miktarda bulunur. Bombada kullanılacak olan 235U’in çok saf olması gerekir, bu yüzden 238U’dan ayrılmalıdır. 239Pu ise tabiatta bulunmaz, nükleer reaktörlerde 238U’dan elde edilir.
    Fizyonun başlamasını sağlayacak ilk nötronlar Ra–Be gibi bir nötron kaynağından elde edilir. Fizyon olayında bir atomun parçalanmasından 2 ya da 3 tane nötron açığa çıkar. Eğer, ortam şartları elverişli ise parçalanma sonucu oluşan nötronların da, başka atomları parçalamaları ile fizyon reaksiyonu zincirleme olarak devam eder. Zincir reaksiyonunun kendiliğinden ilerlemesi için gerekli şart ise açığa çıkan nötronların kaybolmadan yeni parçalanmaları sağlamasıdır. Nötronların kaybolması; ya ortamda bulunan safsızlıklar (238U gibi) tarafından soğurulması ile ya da çeşitli çarpışmalar sonucunda nükleer patlayıcı içinden çıkıp gitmesi ile olur. Dolayısıyla ,atom bombası yapımında dikkat edilmesi gereken en önemli noktalardan bir diğeri nötron kayıplarını en aza indirmektir.
    Bir nötronun bir atom çekirdeğine çarpması her zaman fizyon ile sonuçlanmaz. Bazen çekirdek nötronu yuttuğu halde bölünmeyebilir. Bazen ise nötron çekirdek tarafından yansıtılabilir. Bu çarpışmalar sonucunda ortamda dolaşan nötron bir miktar enerjisini kaybederek yavaşlar ve fizyon yapma gücü artar. Önemli olan bu nötronun nükleer patlayıcı içinden kaçmadan fizyon yapıncaya kadar dolaşmasıdır. Bunun için ise kullanılan patlayıcı maddenin bu dolaşmaya elverişli büyüklükte olması gerekir. İçerisinde başlatılan fizyon reaksiyonun kendi kendine sürebileceği minimum nükleer patlayıcı kütlesine kritik kütle denir.
    Netice itibariyle, atom bombası merkezde uranyum veya plutonyumdan oluşan bir öze sahiptir. Nükleer patlamanın olabilmesi için ise bu özün kritik kütleden büyük olması gerekir. Ancak, kritik kütlenin üzerindeki maddenin kendiliğinden patlama ihtimali vardır. Bu yüzden patlayıcı madde özü, bombaya çeşitli parçalar halinde yerleştirilir. Bomba ateşleneceği zaman bu parçalar bir araya gelip bir küre oluşturmalıdır. Bu parçaların küre şeklinde birleşmelerini sağlamak için ise trinitrotoluen (TNT, dinamit) kullanılır. Önce TNT patlatılır. Bu patlama sonucunda nükleer kütle bir araya gelir ve asıl patlama gerçekleşir.
    Atom bombası ile ilgili ilk çalışmalar Robert J. Oppenheimer öncülüğünde 1942 yılının sonlarında başlamıştır. New Mexico eyaletinin Los Alamos adlı bölgesinde bir “beyin takımı” ile başlayan çalışmalar yaklaşık 3 yıl sonra ürününü verdi. Atom bombasının ilk denemesi 16 Temmuz 1945 günü Meksika sınırına yakın bir çölde (Alamogordo) gerçekleştirildi. Patlamanın şiddeti beklenenden çok fazla olmuştu. Yaklaşık 20.000 ton TNT’nin patlamasına eşit bir etki görüldü. Elde edilen bu başarı üzerine atom bombasının Japonya’nın iki önemli şehrinde kullanılması kararlaştırıldı.
    6 Ağustos 1945 sabahı ilk atom bombası “Enola Gay” isimli bir bombardıman uçağı ile Hiroşima’ya atıldı. Saniyenin onbinde biri kadar kısa bir sürede gerçekleşen patlamanın ilk etkisi gözleri kör eden bir ışıktı. Ardından gelen 300.000 °C’lik ısı etkisi ise yaklaşık 3 km çapındaki her şeyin yanmasını sağladı. Daha sonra ise patlamanın etkisiyle başlayan ve saatte 1800 km ile esen alev rüzgarı çevredeki her yükseltiyi dümdüz etti. Ama asıl kalıcı etkiyi patlamadan bir kaç dakika sonra başlayan bir yağmur gerçekleştirdi. Yağmur ile tüm radyoaktif serpinti bölgeye inmiş oldu. Saniyelerle ölçülebilecek bir zaman dilimi içerisinde Hiroşimayı yok eden bu korkunç bombanın bilançosu yaklaşık 80.000 ölü ve 100.000 yaralı olarak belirlenmiştir.
    9 Ağustos 1945 günü ise ikinci atom bombası Nagazakiye atıldı. Bu şehirdeki insanların daha önceden uyarılması buradaki ölümlerin daha az olmasını sağladı. Ancak, her iki şehirde de radyasyondan kaynaklanan ölümler 15 Ağustos 1945’ten sonra görülmeye başlandı. Gönüllü olarak kurtarma çalışmalarına katılan veya akraba ve dostlarını harabeler içinde arayan bir çok insan farkında olmadan yüksek miktarda radyasyon almışlardı. Radyasyondan kaynaklanan ölümler, bombanın patladığı anda meydana gelen şok, ısı ve yıkım etkisiyle gerçekleşen ölümlerden kat kat fazla olmuştur. Bu sonuç; atom bombasının insanlık için ne denli tehlikeli bir silah olduğunu ortaya koymuştur.
    Atom bombasının yapımı:
    II.Dünya Savaşında ön plana çıkan diğer bir malzeme de benzindir. Savaş süresince Amerikan petrol endüstrisi rezervlerindeki tüm benzini kullanmışlardır. Aynı zamanda Almanya ve Japonya karşıtları 1940'da katalitik reformlama yöntemini geliştirerek yüksek oktanlı benzin elde etmişler aynı yöntemle TNT yapımında kullanılan tolueni üretmişlerdir.
    1900'lü yıllarda bilim dünyası atomu incelemeye almıştır. Einstein'ın ünlü kütle-enerji eşitliği (E=mc²) maddenin yüksek enerjiye sahip olduğunu belirtir. Bunu kendilerine ışık olarak alan bilimciler 1939'da uranyum atomlarını bölmeyi becermiş, bir kısım bilim adamı ise zincirleme bağlama reaksiyonlarını gerçekleştirmeye çalışmışlardır. 1942'de Fermi ve arkadaşları zincir reaksiyonunu gerçekleştirmeyi başarmıştır. Bu başarı atom bombasını mümkün kılmıştır ve Manhattan Projesi yürütülmeye başlamıştır.
    Atom bombası için yeterli derecede hızlı fizyona uğrayan sadece belirli izotoplar vardır. Uranyum-235 (uranyumun sadece %0.7 kadarı U-235'dir) ve plütonyum iki muhtemel izotoplar olmuşlardır. Bununla beraber her iki element de çok nadir bulunabilir ve çok az sayıda laboratuarda üretilebilmektedir. Örneğin 1942'de sadece 1mg Plütonyum bulunmaktadır.
    1942'nin sonlarına doğru general Leslie R.Groves , Du Pont firmasına plütonyum üretim fabrikası kurarak işletmelerini ister. Firma , bu teklifi kabul eder fakat asıl senaryoyu bilmemektedir. Sonraki üç yıl boyunca kimya mühendisleri bu fabrikayı kurmak , işletmek ve kontrolünü sağlamak için çalışmışlardır. II.Dünya Savaşı boyunca Amerika kendi mühendislerini birçok alanda çalıştırmış ve yeni işletmeler yaptırmıştır. Ordu, atom bombası fikrini teoriye döken fizikçiler ve üç sene boyunca tesis kurmaya çalışan DuPont firmasıyla bu proje üzerinde çok çalışmıştır. Hiç denenmemesi gereken bir tasarı için bu kadar zaman , para ve emek harcamak Amerika için zor olmamıştır. II.Dünya Savaşının sonuna doğru savaş Amerika'nın lehine dönmektedir fakat Japonlar teslim olmayı kesinlikle düşünmemektedir. Dolayısıyla Japonya'nın işgali , yüksek can kaybı olmasına rağmen Amerika açısından gerekli görülmüştür. Bu koşullarda Amerika ,atom bombasını , savaşı sona erdirebilecek bir etken olarak görür. Amerikan yönetiminde Japonların tek bir bombayla yıldırılamayacağı düşüncesi hakimdir. Bu nedenle çok kısa aralıklarla iki hatta daha çok bomba kullanılması düşünülmüştür. 6 Ağustos 1945 sabahı 8:15'de Japonya'nın en güçlü askeri merkezlerinden olan Hiroşima'ya "küçük çocuk"adı verilmiş uranyum bombası atılır. Hiroşima bir anda kül yığını haline gelir. 3 gün sonra 9 Ağustos 1945'de Nagazaki'ye "şişman adam" adı verilmiş plütonyum bombası atılır ve Nagazaki yok edilir . İnsanlık tarihinin en kanlı ve yıkıcı çekişmesi olan II.Dünya Savaşı 14 Ağustos 1945'de sona erer.
    Savaşı , zaferle noktalayan Amerika ve müttefikleri çok coşkuludurlar müttefik İngiltere'nin başbakanı Winston Churchill şöyle der :"Tanrının da yardımıyla İngiliz ve Amerikan bilimi , Almanların tüm çabalarını geride bıraktı. Almanların atom gücünü ellerinde bulundurmaları savaşın sonucunu değiştirebilirdi. Bu yarış bizi oldukça kaygılandırdı." Amerika başkanı ise şöyle der :" Yapılan şey , tarihte görülen en iyi organize olmuş bilimin sonucudur. Bu sonuca büyük bir baskı altında ulaşıldı ve hataya izin verilmedi. Bu en büyük bilimsel kumar için 2 milyar dolar harcandı ve kazandık."
    Atom çağı bir kere başladıktan sonra durdurulamaz. Atom bombasının insanlar üzerindeki korkunç etkisi göz ardı edilerek , kısa bir süre sonra yeni ve daha güçlü bir silah için çalışmalara başlanmıştır, hidrojen bombası.
    Amerika Birleşik Devletleri II.Dünya Savaşından sonra eğitime özellikle temel bilimlere olan katkısını arttırmıştır. Çünkü geleceğinin insanların beyninde saklı olduğunun çoktan farkına varmıştır.
    Avrupa ise II.Dünya savaşının yorgunluğundan bir süre daha kurtulamamıştır. Almanya , Nazi yönetimi yüzünden birçok değerli profesörlerini ve bilim adamlarını kaybetmiştir. Olayın Almanya için en kötü olan tarafı , kaçan bilim adamlarının çoğunun onlara daha çok fırsat ve düşünce özgürlüğü veren Amerika ve İngiltere'ye gitmesidir. Aynı şekilde , nükleer kimyada ve uzay bilimlerinde dönemin doruklarında olan Sovyet Rusya'da bulunan bilim adamları da Stalin'den kaçarak Amerika ve İngiltere'ye sığınmışlardır. Bu durum Amerika'yı daha da güçlendirmiş bilimde öne geçmelerine neden olmuştur. Bilimsel buluşların artarak insanların kullanımına sunulmasıyla Amerika'da ekonomi canlanmış , istihdam oranı artmıştır.
    Nükleer silahlar
    Nükleer silah deyimi bize; atom çekirdeğini hatırlatmaktadır. Çünkü bir atomun parçalanması ya da iki atomun birleşmesi halinde açığa çıkan enerjiden istifade edilerek nükleer silahlar yapılmış ve geliştirilmiştir. Bu enerji, gerçekte çok fazla ise de faydalanılan kısmı gayet azdır. Fakat bir bombada milyarlarca atom bir anda parçalandığı ya da birleştiği için açığa çıkan enerji astronomik rakamlarla konuşulacak düzeye ulaşmakta ve bu enerjiyi anlatacak birim, bildiğimiz ölçülerden farklı, onların dışında bir şey olmaktadır. Bu kısa açıklama, atom ve hidrojen silahlarının ayrı esaslara göre yapıldıklarını ve klasik silahlardan başka nitelikte olduklarını göstermeyecektir. Atom silahları (Nükleer silahlar), fisyon olayından istifade edilerek yapılmıştır. Bu olay, bazı ağır metal (uranyum, plutonyum gibi) atomların nötron bombardımanı sayesinde eşit olmayan iki parçaya ayrılmasıdır. Bu esasa göre yapılan silahlar için enerji birimi kiloton (KT) 1.000 ton, T.N.T (Dinamit) nin yıkma gücüne eşit bir basıncın ifadesidir. Hidrojen silahları (Termonükleer silahlar), füsyon olayından faydalanılarak yapılmıştır. Bu olay bazı ağır hidrojen (döteryum, trityum gibi) atomlarının çok şiddetli ısı karşısında birleşmeleridir. (Bu ısıyı ancak bir atom infilakı verebilmektedir). Bu esasa göre yapılan silahlar için kudret birimi megaton (MT) dur. Megaton 1.000.000 ton T.N.T.nin yıkma gücüne denk bir basınçtır. Gerek atom, gerekse hidrojen silahları infilak ettirildikten sonra yaptıkları etkinin özelliklerinden hiçbir fark göstermediklerinden hepsine birden NÜKLEER SİLAH deyimini kullanmakta bir sakınca yoktur.
    B. Atom ve Hidrojen bombaları arasındaki farklar
    Bu silahların belirtilmesi gereken başlıca farklılıkları şunlardır;
    1. Hidrojen silahları istenilen kudrette yapılabildiği halde atom silahları için sınırlı kudret söz konusudur.
    2. İki silahın etki alanları değişiktir. Aynı ağırlıkta olan iki silahtan; hidrojen silahlarının etki alanı yarıçapı atom silahlarının 2,5 katıdır.
    C. Nükleer silahlarla klasik silahlar arasındaki farklar
    Nükleer silahlarla klasik silahların karşılaştırılması ise bize şu sonuçları vermektedir.
    1. Klasik silahlar bir amaç (Yan etkileri hariç) için kullanıldıkları halde, nükleer silahlar aynı anda bir çok etkiyi birden yapabilmektedirler.
    2. Klasik silahlarda etki alanı olarak sokak ya da binalar kabul edildiği halde, atom bombalarının en küçüğünün (Nominal bomba=20 KT.'luk) etki alanını kilometrelerle ifade etmek gerekmektedir.
    3. Klasik silahlarda en ağır etkili bir tahrip bombasının etki süresi saniyenin 1/100'ü olduğu halde nominal atom bombasındaki basınç etki süresi 7/10 saniye; nominal bombanın 500 katı olan 10 M.T'luk hidrojen bombasında 5 saniyedir.
    4. Klasik silahlardan hiç birisinde yokken, nükleer silahların infilakı halinde diğer etkilerle birlikte radyolojik etkileri de ölüm ve hastalık saçar. Ayrıca silahın yerde veya yere yakın infilakında radyoaktif serpinti tehlikesi doğar.
    Nükleer Silahların Etkileri
    Bir nükleer infilakta, ilk önce silahın kudretine göre yarıçapı değişen bir ateş topu hasıl olur. Ateş topunun merkezindeki ısı, güneşteki ısıdan 2-3 defa daha fazladır. İşte aşağıda incelemeye başlayacağımız bütün etkiler etrafa bu ateş topundan yayılmaktadır. Nükleer silahların etkileri,
    1) Ani Etkiler (Isı, Işık, Ani Nükleer Radyasyon ve Basınç)
    2) Kalıntı Etkiler (Radyoaktif Serpinti) olarak ikiye ayrılır. Nükleer infilakın bütün etkilerini 100 kabul edersek, bu etkilerden:
    -%35'i Isı (Işık ile birlikte gelmektedir).
    -%5i Ani Nükleer Radyasyon
    -%45'i Basınç (Blast)
    -%15'i Kalıntı Etki (Radyoaktif Serpinti) olarak karşımıza çıkmaktadır.
    İlk atom bombası 16 Temmuz 1945'te ABD'de patladı. Bu, ABD'nin yapacağı 1000'in üzerindeki nükleer silah denemelerinin ilkiydi ve patlama plütonyum çekirdeklerinin bölünmesiyle gerçekleşmişti. Uranyum ise 6 Ağustos 1945'te Hiroşima'da "denendi". 60 kilogramlık uranyum çekirdeği bölündü; 140 bin insan kağıt gibi yanarak, bir o kadarı da radyasyon yayılımıyla öldü. Deneme "başarılı" olmuştu. Üç gün sonra ikinci yıkım Nagazaki'de yaşandı.

    Nükleer silah geliştirmeye niyetlenen ilk ülke Nazi Almanyası'ydı. ABD'yi atom bombasının yapılması için bir program hazırlamaya iten de Almanya'nın bu niyetinin farkında olan ve aralarında Einstein'ın da bulunduğu bir grup biliminsanın kaygılarıydı.
    Japonya'ya atılan iki bomba, ABD açısından savaşı bitirmenin çok ötesinde işlevler taşıyordu. Bu, bir güç gösterisi, savaşın en büyük mağduru ve asıl galibi olan Sovyetler Birliği'ne yönelik bir tehditti. ABD'nin bombalar alanındaki üstünlüğü sadece dört yıl sürdü; Sovyetler Birliği 1949'da ilk atom bombası denemesini gerçekleştirdi.

    Sovyetlerin nükleer denemesinin hemen ardından, Edward Teller, ABD'nin Atom Enerjisi Komisyonu'na hidrojen bombası yapımını önerdi ve bu önerisi, başkanlığını Oppenheimer'ın yaptığı danışma kurulu tarafından reddedildi. Teller, savaş sırasında atom bombası çalışmalarına katılmıştı. Bu arada, boş zamanlarında, tahrip gücü atom bombasından çok daha yüksek olan hidrojen bombası üzerinde, kendi başına çalışıyordu. Oysa, zamanında Nazilerin tehdidine karşı atom bombasının gelişimine katkıda bulunan fizikçilerin çoğu, Sovyetler Birliği'ne yönelecek nükleer silahların yapımında çalışmak istemiyordu. Teller, inançlı bir anti-komünist olarak, bütün enerjisini, ABD'nin nükleer silah programlarında aldığı etkin görevlerde kullandı. Oppenheimer ise 1954'te, hakkında yapılan bir güvenlik soruşturması sonucunda, Atom Enerjisi Komisyonu'ndaki görevinden alındı.

    1950'de ABD Başkanı Truman, Atom Enerjisi Komisyonu'ndan "nükleer silahların, hidrojen bombası da dahil olmak üzere, her biçimi üzerinde çalışmalara devam edilmesi"ni istedi. Truman'ın emri ve Teller'ın çabaları sonucunda, 1952'de ilk hidrojen bombası ABD'de geliştirildi. Bu bomba Hiroşima'ya atılan atom bombasından 700 kat daha güçlüydü. Sovyetler Birliği, bir yıl geçmeden, ABD'nin bomba sevincini bir kez daha gölgeledi ve 1953'te ilk hidrojen bombası denemesini gerçekleştirdi.
    Nükleer Enerji Nedir

    Atom çekirdeklerinin parçalanması sonucunda büyük bir enerji açığa çıkmaktadır. Ağır atom çekirdeklerinin nötronlarla bombardımanı sonucunda bu çekirdeklerin parçalanması sağlanabilir; bu tepkimeye “fisyon” adı verilmektedir. Her bir parçalanma tepkimesi sonucunda açığa fisyon ürünleri, enerji ve 2-3 adet de nötron çıkmaktadır.

    Uygun şekilde tasarlanan bir sistemde tepkime sonucu açığa çıkan nötronlar da kullanılarak parçalanma tepkimesinin sürekliliği sağlanabilir (zincirleme tepkime). Bunun haricinde hafif atom çekirdeklerinin birleşme tepkimeleri de büyük bir enerjinin açığa çıkmasına sebep olmaktadır. Bu birleşme tepkimesine “füzyon” adı verilmektedir. Bu tepkimenin sağlanabilmesi için atom çekirdeğinde bulunan artı yüklerin birbirini itmesinden kaynaklanan kuvvetin yenilmesi gereklidir. Bu nedenle çok yüksek sıcaklığa çıkılan sistemler kullanılmaktadır. Çok yüksek sıcaklıkta yüksek enerjiye ulaşan atom çekirdeklerinin çarpışması ile füzyon tepkimesi sağlanabilmektedir. Fisyon ve füzyon tepkimeleri ile elde edilen enerjiye “çekirdek enerjisi” veya “nükleer enerji” adı verilmektedir.
    Atom Bombası Yapımı
    Atom silahlarına sahip olmak isteyen ülkeler bu işlem için 50-100 milyar$ civarında bir yatırım yapmaları gereklidir. Atom bombasına giden yolda ise iki seçenek vardır.

    A. Zenginleştirme Tesisi Kurmak.
    Bu tesise sahip bir ülke Nükleer santralleri için gerekli olan U235 zenginleştirmesini burada yapar. Nükleer santrale sahip ülkeler yakıt çubuklarını serbest piyasa kurallarına göre temin edebilir. Dünyada şu anda 5-6 ülkede ticari tesis mevcuttur. ABD, Rusya, Fransa, İngiltere, Hindistan, Pakistan ve Çin'dir. İran, böyle bir tesis kurmuş ve işletmeye başlamıştır. Bu tesisler de topraktan çıkan U238 içinde bulunan % 0.7 oranındaki U235 miktarı %1.5 ile % 4 arasında artırılır. Ve bu malzeme sadece NS için yakıt çubuğu yapımında kullanılır.

    Böyle bir tesise sahip bir ülke U235 zenginleştirme oranını %99 seviyesine çıkartıp bu malzemeden direkt Atom Bombası (uranyum bombası) yapabilir.
    B. Plütonyumu Ayırmak.
    İkinci yol ise biraz farklıdır. Nükleer santrallerden çıkan kullanılmış yakıt çubukları içinde tabiatta bulunmayan Plütonyum (Pu 239) elementi teşekkül etmiştir. Yakıt çubukları içindeki oranı da %0.6 civarıdır. İşte zenginleştirme tesisinde bu maddeyi ayrıştırıp 8kg civarında elde ederseniz bir atom bombası (plütonyum bombası) yapabilirsiniz. 100 tonluk bir yakıt çubuk içinde 600kg Plütonyum bulunur. Ancak her iki tipteki bombayı patlatacak mekanizma ise ayrı bir teknoloji olup ciddi araştırmalar gereklidir; ve kimse bu bilgileri satmaz.
    İlk Denemeler
    Amerika Manhatten projesi ile ilk atom denemelerini yaptıktan hemen sonra askeri amaclı ilk atom bombası ikinci dünya savaşına devam eden Japonya’nın direncini kırmak için kullanılmıştır. Tarih 6 Ağustos 1945 ve şehir Hiroşima’dır, atılan bomba ise Uranyum bombasıdır. Teslim olmayan Japonya’ya ikinci bomba Nagazaki şehrine 6 Ağustos 1945 de atılmıştır. Bu bomba ise Plütonyom bombasıdır. Toplam ölü sayısı 250.000 üzerindedir.
    Daha sonra sırayla; Rusya 1948'de, İngiltere 1952'de, Fransa 1960'da, Çin 1964 Hindistan 1974, Pakistan 1998 yılında ilk denemelerini yaparak Atom Bombasına sahip olduklarını açıklamışlardır.
    Dünyadaki Tahmini Atom Silahları :
    Nükleer silah sayılarındaki tahmini rakamlar şöyledir:

    Ülke


    Adet


    Ülke
    Adet


    Ülke
    Adet

    A.B.D.
    3.500



    Rusya
    2.500


    Fransa
    400

    Çin
    400



    İngiltere
    200


    Hindistan
    35

    Pakistan
    25



    İsrail
    20


    K. Kore
    2

    G. Afrika
    ?









    Nükleer fisyon ve nükleer füzyon nedir?


    “Fisyon” ve “füzyon” nükleer (çekirdeksel) tepkimelerdir. Bu nedenle, kimyasal tepkimelerden farklı olarak atomun çekirdeğinin yapısında değişiklikler meydana getirirler.

    Fisyon (bölünme) kararlılığı az olan ağır çekirdeklerin bölünerek, daha kararlı çekirdeklere ayrışmasıdır. Atom bombası, bir fisyon tepkimesi örneğidir. Büyük bir çekirdeğe sahip olan Uranyum atomu, nötronlarla bombardıman edilir ve çekirdeği ikiye bölünür. Açığa çıkan nötronlar, diğer Uranyum çekirdeklerini de etkiler ve gittikçe hızlanan bir tepkimeler zinciri ortaya çıkar. Böyle tepkimelere “zincir tepkimesi” denir. Sonuçta oldukça büyük bir enerji açığa çıkar. Nükleer santrallerde üretilen elektrik, fisyondaki zincir tepkimesinin yavaşlatılması sonucu elde edilir.

    Füzyon (kaynaşma) ise, kararlılığı düşük olan küçük çekirdeklerin birleşerek büyük çekirdekler oluşturmasıdır. Açığa çıkan enerji, fisyondakinden çok daha büyüktür. Füzyona en iyi örnek Hidrojen bombasıdır. Çok yüksek sıcaklıklarda (1 milyon ºC’ nin üstü) hidrojen çekirdekleri kaynaşarak, Helyum çekirdeklerini meydana getirir. Güneşte sürekli olarak füzyon tepkimeleri gerçekleşir ve açığa çıkan devasa boyuttaki enerji uzaya yayılır. Hidrojen bombasındaki çekirdek tepkimesinin gerçekleşmesi için atom bombası kullanılır.
    Alıntı: Çetin Bal
    Konu zeet06 tarafından (25.09.08 Saat 20:26 ) değiştirilmiştir.

  2. #2
    Ehil Üye zeet06 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Mesajlar
    1.023

    Lightbulb Ihalede Tek Teklif Geldi!

    Mersin-Akkuyu’da kurulması planlanan Türkiye’nin ilk nükleer santral inşaatı ve işletimi için açılan ihalede sadece bir teklif geldi. Atomstroyexport-Inter Rao-Park Teknik tarafından oluşturulan konsorsiyum, 24 Eylül tarihinde gerçekleştirilen ve dünyada ilk kez denenen kendine has yaklaşımı nedeniyle "yarışma" olarak adlandırılan ihalede nükleer santral inşası ve işletmesine yönelik teklifini sundu. Türkiye Elektrik Taahhüt ve Ticaret Anonim Şirketi (TETAŞ) Mersin'de bulunan Akkuyu sahası için 24 Mart 2008 tarihinde ihaleye çıkmıştı. Atomstroyexport tarafından sunulan teklif önümüzdeki haftalarda Türk Atom Enerjisi Kurumu tarafından teknik kriterler açısından değerlendirilecek.
    Atomstroyexport, Rus Atom Enerjisi Bakanlığı (MINATOM) altında yer alan fakat bağımsız statüye sahip bir Rus kamu firmasıdır. Özellikle eski doğu bloğu olarak bilinen bölgelere VVER-1000 model reaktörleri pazarlamaktadır. Atomstroyexport, Hindistan'da Kudankulam sahasında iki adet VVER-1000 tipi ünitenin inşasını üstlenmektedir. Çin'deki Tianwan sahasında inşa ettiği iki reaktör ünitesi de geçtiğimiz yıllarda işletmeye alınmıştır. Atomstroyexport ayrıca Bulgaristan'ın Belene sahasında kurmayı planladığı iki ünitenin inşasını da gerçekleştirecektir. Atomstroyexport, inşasına Alman Siemens AG'nin bir alt firması olan Kraftwek-Union tarafından 1975 yılında başlanan, fakat Şah rejiminin devrilmesinin ardından 1979'da yarım kalan İran'ın Bushehr santralının ünitelerinden birinin tamamlanması işini de üstlenmiştir. Kazakistan Hükümeti de Atomstroyexport ile beraber 3 adet VVER-640 model reaktör ünitesi kurmak istemektedir.
    Atomstroyexport'un gerçekleştirmekte olduğu nükleer santral modernizasyon çalışmaları da bulunmaktadır. Framatom ANP-Siemens ile bir konsorsiyum oluşturarak Ukrayna'daki Rovno santralının 4.üncü ünitesi ile Khmelnitsky santralının 2.ünitesinin modernizasyon çalışmalarına katılmaktadır. Atomstroyexport yine Framatom ANP-Siemens ile birlikte Bulgaristan'ın Kozloduy santralının 5. ve 6. ünitelerinin Avrupa Birliği standartlarına yükseltilmesi ve modernizasyonu işini üstlenmektedir.
    VVER'ler Rusların geliştirdiği basınçlı su reaktörleridir. VVER Rusça olan “Voda-Vodyanoi Energetichesky Reaktor” ifadesinin kısaltmasıdır. Tercümesi su ile soğutulan ve su ile yavaşlatılan enerji reaktörüdür. Bugün dünyada toplam 54 adet VVER türü reaktör bulunmaktadır. Bunlardan 26 tanesi Rusya Federasyonu ve Ukrayna'da bulunmaktadır.
    Rusya’da Novovoronezh nükleer santralında kurulan ilk VVER üniteler VVER-210 ve VVER-365 modellerdir. Bunlar sırasıyla 1964 ve 1970 yıllarında işletmeye alınmış ve 1988 ve 1990 yıllarında kapatılmıştır. Bu modellere VVER’lerin prototipleri gözüyle bakmak mümkündür.
    Prototiplerin ardından ilk ticari anlamdaki model VVER-440 / 230 1960’lı yıllarda geliştirilmiştir. Bugün VVER-440 / 230 model ünitelerden halen 11 adet işletme halinde bulunmaktadır. Dünyadaki bulunan VVER-440 / 230 model üniteler arasında Rusya’daki Kola 1 ve 2, Ermenistandaki Armenia (Metzamor)-1 ve 2, Bulgaristan’daki Kozloduy-1,2,3 ve 4, Slovak Cumhuriyetindeki Bohunice-1 ve 2, Doğu Almanya’daki Greifswald-1,2,3 ve 4 sayılabilir. Bu model gerçek anlamda koruma kabuğu bulunmadığından günümüzde güvenlik uzmanlarının kaygı kaynağı olmaya devam etmektedir. Ermenistan’daki 1. ünite 1989’da, Doğu Almanya’daki 4 ünite 1990’da kapatılmıştır.
    Bulgaristan’daki 4 ünitenin de, Bulgaristan’ın Avrupa Birliğine girişi aşamasında kapatılması söz konusu olmuştur. İlk iki ünite 2002’de, diğer 2 ünite de 2006'da kapatılmıştır.
    İkinci nesil VVER’ler olarak kabul edilen VVER-440 / 213 modeli 1970’li yıllarda geliştirilmiştir. Bu modele sahip dünyada hali hazırda 16 adet ünite bulunmaktadır. Bunlar arasında Rusya’daki Kola 3 ve 4, Ukrayna’daki Rovno 1 ve 2, Macaristan’daki Paks 1,2,3 ve 4, Çek Cumhuriyetindeki Dukovany 1,2,3 ve 4, Slovak Cumhuriyetindeki Bohunice 3 ve 4, Doğu Almanya’daki Greidswald 5 bulunmaktadır. Ayrıca bu modellerin ikisi de Finlandiya’dadır (Lovisa 1 ve 2). Finlandiya’daki üniteler soğuk savaş döneminde batı bloğu ülkelerinde kurulan tek doğu bloğu tasarımıdır. VVER-440 / 213 tasarımında koruma kabuğu bulunmaktadır. Fakat VVER-440 / 213’lerin ölçü-kontrol ve yangından korunma sistemleri batılı uzmanlar tarafından yeterli bulunmamaktadır. Finlandiya’daki reaktörler batı güvenlik kriterlerini karşılayacak ölçü-kontrol ve koruma kabuğu sistemlerine sahip olacak şekilde geliştirilmiştir. Doğu Almanya’daki ünite de, iki Almanya’nın entegrasyonu sırasında 1990 yılında kapatılmıştır.
    VVER’lerin bir sonraki nesli ilk tasarımı 1975–85 yılları arasında gerçekleştirilmiş olan ve 24 Eylül tarihindeki yarışmada Türkiye'ye de teklif edilen VVER-1000’lerdir. VVER-1000’lerin birçok özelliği, batı-tasarımı PWR’ların özelliklerine benzemektedir. En önemli iyileştirmeler arasında, çelikle güçlendirilmiş koruma kabuğu bulunmaktadır. Dünyada VVER-1000 modellerden 26’ya yakın bulunmaktadır (Rusya’da 9 , Ukrayna’da 13, Bulgaristan’da 2, Çin’de 2 ünite). Çin tarafından sipariş verilen 2 ünite sırasıyla 2006 ve 2007 yıllarında ticari işletmeye geçmiştir. İran'a ait VVER-1000'in ise önümüzdeki yıllarda devreye alınması planlanmaktadır.
    Ayrıca bir de küçük boyutta geliştirilmiş yeni VVER-640 modeller bulunmaktadır. Fakat günümüzde düşük güç seviyeleri ekonomik olmadığından, bu model üzerine inşa edilmiş bir nükleer santral bulunmamaktadır.
    VVER tasarımı PWR tasarımına çok benzemektedir. PWR’lar ile VVER arasındaki en önemli fark, VVER’lerin yatay buhar üreteçlerine sahip bulunmasıdır. VVER’leri PWR’lardan ayıran bir başka özellikte de, yakıt demetlerinin kare şeklinde değil de, altıgen şeklinde olmasıdır.



    KAZAK-JAPON İŞBİRLİĞİ



    Kazakistan nükleer şirketi KazAtomProm, Toshiba ile işbirliği halinde bir atom enerjisi enstitüsü kurmaya karar verdi. Japon şirketleri ile beraber hali hazırda atık olarak değerlendirilen malzemelerden yüksek-teknoloji ürünler imal edilmesi ve bunların ihraç edilmesi planlanıyor. Bu konularla ilgili bilgileri iletmek amacıyla 16 Eylül tarihinde KazAtomProm başkanı Moukhtar Dzhakishev tarafından başbakan Karim Masimov'a bir brifing verildi. Brifing söz konusu birikimle ile ilgili birçok hususu kapsarken, en önemli konulardan bir tanesi de ülkenin nükleer sanayisinin düzenlenebilmesi için gerekli bağımsız bir lisanslama kuruluşunun oluşturulması bulunmaktadır.
    KazAtomProm; uranyum madenciliğinde dünyanın önde gelen nükleer ham madde ihraç eden şirketlerden biri haline gelmek istemektedir. KazAtomProm uranyumun işlenmesi, yakıt demetlerinin imal edilmesi gibi yakıt çevrimi ile ilgili diğer faaliyetlere de girmek istemektedir.
    Kazakistan'da ayrıca 2 adet nükleer santral ünitesinin 2016'dan itibaren işletmeye alınabilmesi için gerekli fizibilite çalışmalarına da devam edilmektedir.
    Toshiba ve diğer Japon şirketler, Kazakistan'ın bu amaçlarını desteklemeyi kabul etmiştir. Japonya Kazakistan'dan uranyum temin etme karşılığında teknoloji sağlayabileceğini açıklamış, bu konuda iki taraf arasında üst düzeyde güçlü bağlar oluşturulmuştur.
    Başbakan Karim Masimov, nükleer enerjinin Kazakistan'da enerji sektörünün ve ekonomisinin gelişmesin öneli bir etki sağlayabileceğine inandığını, dolayısıyla söz konusu gelişmelerle ilgili planları onayladığını açıklamıştır.
    Kazakistan'ın amaçlarını yerine getirmede anahtar önem sahip girişimlerden bir tanesi de ülkenin doğusunda Semipalatinsk yakınlarındaki Kurchatov şehrine Toshiba ile işbirliği halinde bir Atom Enerjisi Enstitüsünün kurulması bulunmaktadır. Bu bölge aynı zamanda Sovyetler Birliği zamanında nükleer silah denemelerinin yapıldığı bölgedir. KazAtomProm başkanı Moukhtar Dzhakishev bu bölgenin akademik bir enstitü oluşturulması için mükemmel bir konum olacağını açılmamıştır.Dzhakishev'a göre bu bölgede Toshiba geleceğe yönelik akademik becerileri toplamak amacıyla bir uluslararası merkez oluşturacaktır. Bu enstitünün üzerinde çalışacağı konular arasında, uranyum madenciliği, uranyumun dönüştürülmesi, nükleer yakıt üretimi, yakıt demetlerinin imalatı ve reaktör teknolojisi bulunmaktadır.
    Bu enstitüde ayrıca nadir toprak elementleri dairesi de oluşulacak, böylece gelecekte güneş hücrelerinde kullanmak amacıyla silikon üretme fabrikasına yönelik quartz optik elektronik konusunda akademik birikim sağlayacaktır. Toshiba ile beraber Toyota ve Marubeni şirketlerinin de yardımıyla nadir toprak elementlerinin güneş hücreleri, piller, yarı iletkenler, mıknatıslar, hibrid arabalar ve diğer yüksek teknoloji uygulamalarda kullanılması öngörülmektedir. KazAtomProm'un hali hazırda atık olarak ele alıp değerlendirmediği maddeleri kullarak 1 milyar dolarlık bir yüksek teknoloji ihracat sektörü oluşturulabileceği belirtilmektedir.
    Bütün bunların sağlanabilmesi için Japonya ile Kazakistan arasından bazı anlaşmaların imzalanıp yürürlüğe alınabilmesi gerekmektedir. Masimov personelinden bu anlaşmaların imzalanabilmesi için gerekli çalışmaları yapmalarını istemiştir.



    BREZİYADA 6 YENİ ÜNİTE ÖNERİLDİ



    Brezilya'da Eletronuclear kısa-dönemi kapsayan elektrik genişleme planını geçen hafta Devlet Başkanı Luiz Inácio 'Lula' da Silva'ya sundu. Bu plana göre her biri 1000 MWe güce sahip olacak 6 yeni nükleer santralın kurulmasının yanı sıra, inşası uzun zamandır yılan hikayesine dönen Angra 3'ün de tamamlanması öngörülmeketdir.
    Brezilya'da hali hazırda Angra sahasında 1900 MWe çıkış gücüne sahip iki adet nükleer santral ünitesi işletme halinde bulunmaktadır. İnşasına uzun zamandır devam edilen Angra 3'ün de 2014 devreye alınması ümit edilmektedir. Angra 3 ile beraber nükleer kurulu gücün 3120 MWe çıkması amaçlanmaktadır.
    Angra-3'ün inşasının tamamlanmasının ötesinde, Eletronuclear'in raporuna göre, 2030 yılına kadar öngörülen Ulusal Enerji Planında öngörülen 6000 MWe kapasiteli nükleer santral ünitesini devreye alabilmek için Brezilya'nın kuzeydoğu ve güneydoğu bölgelerinde 6 reaktör ünitesi için yeterli yeni sahalar da belirlenecektir. Şirket kuzeydoğu bölgesindeki saha seçim çalışmalarına önümüzdeki ay başlanacağını açıklamıştır. Eletronuclear kuzeydoğu bölgesinde inşa etmeyi planladığı üniteleri 2019-2021 yılları arasında, güneydoğu bölgesinde inşa etmeyi planladığı üniteleri ise 2023-2025 tarihlerinde devreye almak istemektedir.
    Brezilya enerji ve maden bakanı Edison Lobao, Angra 3 sahasında 12 Eylül tarihinde yaptığı konuşmada, kuzeydoğu bölgesinde Pernambuco, Alagoas, Sergipe ve Bahia eyaletlerinin yeni santrallere ev sahipliği yapmak için istekli olduklarını, hali hazırda 100,000 MWe kurulu güce sahip Brezilya'nın 2050'ye kadar 50 - 60,000 MWe arası nükleer kurulu güce ihtiyaç duyabileceğini ifade etti. Bu da Brezilya'yı en çok nükleer kurulu güce sahip ülkelerden biri haline getirebileceğini belirtti. Bugün dünyada en yüksek nükleer kapasiteye sahip ülkeler arasında 100,599 MWe'lik kapasiteyle ABD, 63,643 MWe'lik kapasiteyle Fransa ve 47,577 MWe'lik kapasiteyle Japonya bulunmaktadır.
    Edison Lobao konuşmasının devamında, Brezilya'da nükleer enerjinin gelişiminin, çok sıkı anti-nükleerci olan Çevre Bakanı Carlos Minc'in koyduğu karşı şartlar nedeniyle engelleneceğini düşünmediğini ifade etti. Carlos Minc Angra 3'ün tamamlanması sırasında 60 çok sıkı şartın karşılanmasını istemişti.
    Brezilya'nın ayrıca Çin, Hindistan, Japonya, Rusya, Kuzey Kore, ABD ve Avrupa Birliği tarafından yürütülmekte olan uluslararası füzyon projesi olan ITER'e katılması da uygun görülmüştü. Bunun Brezilya'da nükleer enerjinin daha da gelişmesine olumlu katkı yapacağı bildirilmektedir.



    YENİ NÜKLEER PROJELERDE ANAHTAR FAKTÖR: RİSK



    Dünya Nükleer Birliği (WNA)'nın Sanayi Ekonomisi Çalışma Grubu tarafından hazırlanan raporda, yeni nükleer santral projelerinin başarısında "risklerin en etkin şekilde yönetilmesinin" hayati bir öneme sahip bulunduğu belirtildi.
    Grup başkanı Milton Caplan ve grup üyesi Didier Beutier'in çalışmaya yönelik yaptıkları sunumlara göre, nükleer santral projeleri uzun proje takvimlerine sahip, büyük ve sermaye yoğun projeler durumundadır. Nükleer santraller büyük oranda sabit olan işletme ve bakım maliyetine sahiptir. Diğer yandan yakıt maliyetleri nispeten düşük bulunmaktadır. Bu projeler çok karmaşık bir lisanslama ortamında gerçekleştirilmektedir ve projeler boyunca yoğun halk ilgisi projenin üzerinde odaklanmaktadır. Dahası, santralı inşa eden şirket, santralın finansmanı için kredi veren kuruluş ile beraber proje ile ilgili risklerin büyük çoğunluğunu üzerine almaktadır. Nükleer santral projesi yürüten elektrik şirketlerinin riskleri en aza indirmek için bütün tedbirleri alması, fakat bunu yaparken de bütün şirketi sadece bir proje için riske atmaması gerekmektedir.
    Raporda proje yapısının daha işin başında çok iyi belirlenmesi ve projenin detaylı bir şekilde planlanması ile projenin pürüzsüz sürmesinin sağlanabileceği ve böylece risklerin en aza indirilebileceği belirtilmektedir. Projede elde edilebilecek en düşük toplam maliyetin ve başarısızlık riskinin, ancak risklerin o konuda en yetkin katılımcı tarafından ödül-paylaşımı yöntemiyle çözülmesinin öngörülmesi durumunda sağlanabileceği ifade edilmektedir.
    Nükleer santral projeleri ile ilgili birçok risk projenin başında öngörülebilmektedir.Teknik riskler; uluslararası kabul görmüş standart reaktör tasarımlarını ve santral sahası olarak da mevcut nükleer santral sahalarını seçmek suretiyle en aza indirilebilmektedir. Sosyal ve politik riskler de farklı talep senaryoları, büyük enerji kullanıcılarının yatırımlarını incelemek suretiyle gerçekleştirilecek piyasa analizleri, halkın kabulü, birçok ilgili taraf arasında oluşturulacak karar birliktelikleri, açık bir atık yönetimi politikası gibi olgulara önem verilmesi yardımıyla en aza indirilebilmektedir.
    Proje inşaat aşamasına gelindiğinde, sağlam sözleşme düzenlemeleri ve kaliteli bir arz zinciri altyapısının oluşturulması büyük önem taşımaktadır. Rapor bütün bunların birden bire gerçekleşemeyeceği ve bunları sağlamak amacıyla kararlı bir şekilde çaba harcamak gerektiğini belirtmektedir. Nükleer sanayi uzun bir duraklama döneminden geçtiğinden, ilk projelerin daha yüksek riske sahip bulunmasının normal olduğu ifade edilmektedir.
    Elektrik piyasasının durumu ve santral için mülkiyet modeli, projenin finansman ve risk dağılımını etkilemektedir. Sıkı düzenlemeler altındaki bir elektrik şirketi, yatırımcılarına ve finansör kuruluşlara karşı daha düşük risk ve daha yüksek güvenilirlik garantisi sağlamaktadır. Sıkı düzenlemelere sahip olmayan elektrik şirketleri risklere daha hassas olmakta ve daha düşük borç/sermaye oranları arzu etmektedir. Son yıllarda, özellikle Avrupa'daki serbestleştirilmiş piyasada olmak üzere, nükleer santral projelerine yönelik şirketler arasında bazı hibrid bileşimler de öngörülebilmekte, nükleer santral kurmak için oluşturulacak konsorsiyumlar, elektrik şirketlerine risk paylaşımı açısından yardımcı olabilmektedir.
    Diğer yandan, ilk projelerde hükümetin aktif katılımı, projenin başarısı için büyük önem taşıyan çatıyı(iskeleti) oluşturmaktadır. Hükümetin planlama sistemleri, lisanslama-düzenleme kültürü ve bununla ilgili düzenlemeler, atık yönetimi politikaları, nükleer üçüncü şahıs yükümlülükleri ve bunlara benzer tamamlayıcı projeleri aktif olarak üstlenmesi, yatırımcıları risk alamaya teşvik edecek bir faktör olarak ortaya çıkmaktadır.



    SANMEN 1 İÇİN HAFRİYAT ÇALIŞMALARI TAMAMLANDI



    Çindeki Sanmen santralının ikinci ünitesine ait nükleer adanın inşa edilmesi için gerçekleştirilen hafriyat planlanandan 67 gün önce tamamlandı ve Çin Ulusal Nükleer Güvenlik Ajansının kalite denetimlerinden başarıyla geçti. Yetkililer Sanmen 1 için açılan çukurun, 40 metre çapa ve 12 metre derinliğe sahip bulunduğunu ve bu çukurun tabanının beton döşenerek düzeltildiğini ifade etmiştir. Çin Nükleer Düzenleme Kurumu yetkilileri, reaktörün inşa edileceği tabanın gerçek durumunun jeolojik araştırmalarda elde edilen sonuçlar ve ön güvenlik analiz raporu ile uyuştuğunu belirttiler.
    Zhejian bölgesinden bulunan Sanmen sahasında iki adet Westinghouse AP1000 model basınçlı su reaktör ünitesi kurulacak. Bu ünitelerden her biri 1250 MW elektrik çıkış gücüne sahip olacak. Çin Devlet Nükleer Enerji Teknoloji Şirketi (SNTPC), bu ünitelerin kurulması amacıyla Westinghouse ve Shaw ile işbirliği yapmaktadır. Sanmen 1 için resmi inşaata başlama tarihi 1 Mart 2009 olarak belirlenmiştir ve bu ünite 2013 sonlarında devreye alınacaktır.
    AP1000 ünitelerine yönelik bileşenlerin imal edilebilmesi için Shandong bölgesinde bulunan Haiyang'da bir imalathane fabrika oluşturulmuştur. Haiyang'da da 2 adet AP1000 ünitesi inşa edilmesi planlanmaktadır. Haiyang'da imal edilecek bileşenler Çin'deki santral inşaat alanlarına nakliye edilecektir. Çin Haiyang'dan dünyaya AP1000 bileşenleri ihraç etmek de istemektedir.

  3. #3
    Ehil Üye zeet06 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Mesajlar
    1.023

    Lightbulb Rusaların Türkiye için düşündüğü Nükleer santral

    İşte Rusların Türkiye için yapmak istediği reaktör
    Eklenen Resim Ön İzlemesi
    • Dosya tipi: jpg set.JPG‎ (97.6 KB (Kilobyte), 18x kez indirilmiştir)

  4. #4
    Ehil Üye zeet06 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Mesajlar
    1.023

    Standart Dünyada kullanılan yaygın reaktörler

    Dünyada kullanılan yaygın reaktörler

  5. #5
    Ehil Üye zeet06 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Mesajlar
    1.023

    Standart reaktörler

    reaktörler
    Eklenen Resim Ön İzlemesi

  6. #6
    Ehil Üye zeet06 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Mesajlar
    1.023

    Standart pwr basınçlı reaktör- Dünyada en çok tercih edilen

    pwr basınçlı reaktör- Dünyada en çok tercih edilen
    Eklenen Resim Ön İzlemesi
    • Dosya tipi: jpg pwr.jpg‎ (52.1 KB (Kilobyte), 6x kez indirilmiştir)

  7. #7
    Ehil Üye zeet06 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Mesajlar
    1.023

    Standart bwr -az basınçı reaktör- pwr'den sonra en yaygın olan

    bwr -az basınçı reaktör- pwr'den sonra en yaygın olan
    Eklenen Resim Ön İzlemesi
    • Dosya tipi: jpg bwr.JPG‎ (95.9 KB (Kilobyte), 6x kez indirilmiştir)

  8. #8
    Ehil Üye zeet06 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Mesajlar
    1.023

    Standart RBMK- Çernobil reaktörü diye de bilinir- Az güvenliklidir

    RBMK- Çernobil reaktörü diye de bilinir- Az güvenliklidir
    Eklenen Resim Ön İzlemesi

  9. #9
    Ehil Üye zeet06 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Mesajlar
    1.023

    Standart PHWR- diğer adı candudur. Saf uranyum kullanır. Yakıt motoru vardır

    PHWR- diğer adı candudur. Saf uranyum kullanır. Yakıt motoru vardır
    dünyada 41 adet vardır.
    Eklenen Resim Ön İzlemesi
    • Dosya tipi: jpg phwr.jpg‎ (53.6 KB (Kilobyte), 6x kez indirilmiştir)

  10. #10
    Ehil Üye zeet06 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Mesajlar
    1.023

    Standart GCR- MAGNOX VE AGR- saf uranyum kullanır. Gaz soğutmalıdır

    GCR- MAGNOX VE AGR- saf uranyum kullanır. Gaz soğutmalıdır
    dünyada 22 tane vardır.
    Eklenen Resim Ön İzlemesi

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Intel'den Nükleer Savaşa Bile Dayanıklı GPU-Grafik Process Unit-
    By zeet06 in forum Bilgisayar ve İnternet Sorunları
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 10.11.08, 20:27

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0