+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 3 Sayfa var 1 2 3 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 24

Konu: Ahmet Hüsrev Altınbaşak (1899 -1977)

  1. #1
    Ehil Üye elff - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Kocaeli
    Mesajlar
    4.016

    Standart Ahmet Hüsrev Altınbaşak (1899 -1977)

    Ahmet Hüsrev Altınbaşak (1899 -1977)



    Ahmet Hüsrev 1899 yılında Isparta’da doğdu.

    İlk eğitimini ailesinden aldı.

    Önce İdadî mektebine girdi ve burayı bitirdi.

    Birçok insan gibi, kendisi de eğitimini tamamlayamadan ara vermek durumunda kaldı.

    Çünkü, Osmanlı Devleti uzun yıllar devam eden savaşlara girmek zorunda kalmış ve bu savaşlarda eli silâh tutan hemen herkes cepheye koşmuştu.

    Ahmet Hüsrev de diğer vatan evlâtları gibi savaşa katıldı. Kurtuluş Savaşı sırasında Yunanlılara karşı açılmış bulunan Batı Cephesi’nde bulundu ve düşmana karşı savaştı.


    Kurtuluş Savaşı’ndan sonra 1931 yılına gelinceye kadar geçen zaman zarfında Ahmet Hüsrev’in meşguliyeti hakkında fazla bir bilgi ve ayrıntı yoktur.

    1931 yılı ise hayatının dönüm noktasını oluşturacak ve çok büyük değişikliklere sahne olacaktır.

    Bilindiği gibi, Bediüzzaman Hazretleri 1926 yılından itibaren sürgün olarak Isparta’ya getirtilmiş ve Barla’da zorunlu ikamete tabi tutulmuştu.


    Bu sürgün, aynı zamanda iman hizmetinin tohumlarının serpiştirilmesinin ve Risâle-i Nurun neşrinin başlangıcını teşkil eder. Ispartalı olan Ahmet Hüsrev’in Bediüzzaman ve Risâle-i Nurla tanışması ise, 1931 yılında olmuştur.

    Ahmet Hüsrev, Bediüzzaman Hazretleri ile tanıştıktan sonra mesaisinin büyük bir kısmını iman ve Kur’ân hizmetine adadı.

    Çok kıt imkânlar içinde yazılmaya başlanan Risâle-i Nurların el yazılarıyla çoğaltılarak ülkenin muhtelif beldelerine gönderilmesi ve insanlara ulaştırılması, dönemin en büyük görev ve hizmetlerinden biri idi. Hem okuma yazma bilen son derece az olduğu gibi, hem de bu işe kendini vakfeden insanlar büyük bir baskı ve hapsi de göğüslemek zorunda kalmaktaydılar. Bu yazma işinde büyük bir hizmeti ifa edenlerden birisi de kuşkusuz Ahmet

    Hüsrev oldu. O artık, Risâle-i Nur kâtiplerinden biri idi.


    Ahmet Hüsrev’in ifa ettiği en büyük hizmetlerden bir tanesi de tevafuklu Kur’ân-ı Kerim’i yazması oldu.


    Bediüzzaman Hazretlerinin arzu ve isteği doğrultusunda ve aynı zamanda tarifleri, yol göstermesi çerçevesinde Kur’ân-ı Kerim’i yazmaya başladı.

    Zaten var olan ve o zamana kadar açık bir şekilde bilinmeyen tevafukların ortaya çıkarılmasına vesile oldu.

    Onun bu hizmetinden sonra tevafuklu Kur’ân-ı Kerim insanların istifadesine sunulmuş oldu.

    O günden itibaren insanların Kur’ân’ı okumadan kaynaklanan huzur ve saadetleri bir kat daha arttı.


    Dikkatlerin Kur’ân’dan başka taraflara kaydırılmaya çalışılan bir dönemde, bu hizmetin ifa edilmesi büyük hayırlara vesile oldu.


    Ahmet Hüsrev Kur’ân-ı Kerim’i dokuz kez yazdı. Güzel hattıyla da aynı zamanda daha kolay okunmasına vesile oldu.


    Risâle-i Nurun elle yazılıp çoğaltıldığı ilk dönemde Ahmet Hüsrev’in çok büyük hizmeti oldu.

    Hattının güzel olmasının da etkisiyle Nurun önemli kâtiplerinden biri oldu.

    Bu hizmete atıldıktan ve yaptığı işlerden dolayı Bediüzzaman Hazretlerinin övgü ve iltifatlarına mazhar oldu:

    “Âhiret kardeşlerim ve çalışkan talebelerim Hüsrev Efendi ve Refet Bey, Sözler namındaki envâr-ı Kur’âniyede üç keramet-i Kur’âniyeyi hissediyorduk.


    Sizler dahi gayret ve şevkinizle bir dördüncüsünü ilâve ettirdiniz.


    Bildiğimiz üç ise:

    Birincisi: Telifinde fevkalâde suhulet ve sür’attir…

    On Dokuzuncu Mektup, iki üç günde ve her günde üç dört saat zarfında mecmuu on iki saat eder-kitapsız, dağda, bağda telif edildi. Otuzuncu Söz, hastalıklı bir zamanda, beş altı saatte telif edildi. Yirmi Sekizinci Söz olan Cennet bahsi, bir veya iki saatte, Süleyman’ın dere bahçesinde telif edildi. Ben ve Tevfik ile Süleyman bu sürate hayrette kaldık. Ve hâkezâ... Telifinde bu keramet-i Kur’âniye olduğu gibi... Üçüncü keramet-i Kur’âniye: Bunların okunması dahi usanç vermiyor. Hususan ihtiyaç hissedilse, okundukça zevk alınıyor, usanılmıyor. İşte, siz dahi dördüncü bir keramet-i Kur’âniyeyi ispat ettiniz. Hüsrev gibi, kendine tembel diyen ve beş senedir Sözleri işittiği halde yazmaya cidden tembellik edip başlamayan bir kardeşimiz, bir ayda on dört kitabı güzel ve dikkatli yazması, şüphesiz dördüncü bir keramet-i esrar-ı Kur’âniyedir…” (Mektubat, s. 343)


    “Hüsrev gibi Nura müştak ve dirayetli” (Lem’alar, s. 50), “Risâle-i Nur’un şakirtleri içinde Cenâb-ı Hakk’ın nimetlerine mazhar bazı zatlar (Hüsrev, Refet gibi), iktirânı illetle iltibas etmişler, Üstadına fazla minnettarlık gösteriyorlardı…” (Lem’alar, s. 138).

    Bediüzzaman Hazretleri, kendisine mektup yazıp ismini Risâle-i Nurda zikrettiği gibi, muhtelif zamanlarda kendisinden de duygularını ifade eden mektuplar almıştır:

    “Sevgili Üstadımız, Efendimizi, Garazkâr raporlarıyla hakkımızda Afyon adliyesini pek büyük bir dikkate sevk eden ve sekiz aydan beri şiddetli bir tazyik altında siz sevgili Üstadımızı yaşatan, biz talebelerinizle birlikte Afyon hapsinde temâdi-i mevkufiyetimize sebep olan ve Nurun kabil-i inkâr olmayan muciznümâ hakikatlerini hasûdâne nazarla mütalâa eden ehl-i vukuf ulemasına, … o muhterem allâmelerin ehl-i imanı, hususan hamele-i Kur’ân’ı müdafaa ve muhafaza en büyük vazifeleri iken, Afyon adliyesini aleyhimize teşvik edip tahrik eden … Kur’ân’ın en büyük hakikatlerini muhtevî Risâle-i Nur’u müdafaa etmek şöyle dursun, en tehlikeli vakitlerimizde cephe alan … imhânıza susayan insafsız düşmanlarınızın en dehşetli savletleri karşısında … imdadınıza yetişmiş, titreyen zeminle dâvânızın doğruluğunu tasdik etmiş. İlâhî ve melekûtî bir kudretle mübarek kaleminizden çıkıp yükselen “Zafer bizimdir.” beşaretlerinizi ihtar ile, bizleri siz sevgili Üstadımıza çok minnettar eylemiştir. … Çok kusurlu talebeniz Hüsrev.” (Şuâlar, s. 457-58).


    Bediüzzaman Hazretleri ile birlikte talebeleri de büyük sıkıntılar çekmekte ve baskılara maruz kalmaktaydılar.

    Ahmet Hüsrev de bunlardan nasibini aldı.


    Sırasıyla Eskişehir (1935), Denizli (1944), Afyon (1948), Isparta (1960), Eskişehir (1971)’de tutuklama ve muhakemelere maruz kaldı.


    Bursa, Bergama, İzmir ve Buca cezaevlerinde yedi yıl hapis yattı. 1899 yılında başlayan, 1931 yılından itibaren iman ve Kur’an hizmetiyle devam eden dünya hayatı 1977 yılı Ramazan ayında İstanbul’da nihayet buldu.


    Kendisi tarafından kurulan Hayrat Vakfı, geride bırakmış olduğu tevafuklu Kur’ân-ı Kerim’i neşretmeye ve bu güzel hizmeti insanlarımızın hizmetine sunmaya devam etmektedir.


    Risale-i Nur Enstitüsü
    İmân, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi İmân ve duâdır.

    ***


    ....Sevgili Üstâdım, evvelce arz ettiğim vech ile, ben artık birşey için yaşadığımı zannediyorum.


    O da, üstâdım olan dellâl-ı Kur'ân'ın vazife-i memuriye-i mânevîsini îfâ etmekle kendilerine pek cüz'î bir yardım ve Kur'ân hesâbına cüz'î bir hizmetkârlıktan ibârettir....



    ***


  2. #2
    Yasaklı Üye ubeyde_21 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Mesajlar
    55

    Standart

    s.a. kardeşim. çok güzel bir konuya değinmişsin.

  3. #3
    Ehil Üye Meyvenin Zeyli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Mesajlar
    3.341

    Standart

    Allah raz? olsun Hüsrev ağabeyden...
    Asl?nda bütün ağabeylerimiz birbirinden k?ymetli. Şahs-? maneviyi tam temsil etmişler. Herbiri bir aza olmuş, birbirinin eksiğini izhar etmek yerine tekmil etmiş. Bizlere en güzel örnek...

    Ve sen yine denendiğinde.. Ve yine kalbin daraldığında.. Ve yine bütün kapılar kapandığında.. Ve yine ne yapman gerektiğini bilemediğinde.. Uzun uzun düşün.. Ve hatırla yaratanını!.. "ALLAH kuluna kafi değil mi?" [Zümer Suresi - 36]


  4. #4
    Ehil Üye tevhid - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2007
    Bulunduğu yer
    .....
    Mesajlar
    1.097

    Standart

    allah hepsinden raz? olsun.. rabbim onlar?n tas?d?g? dava ruhunu bizlere de nasip etsin inş..

    Sus gönlüm!.


    Bir elif miktari sus.Az kaldi bahara

    Sus gönlüm!.

    Sebepler var edilinceye kadar.Bahaneler olusuncaya,birbirimizin

    nasibi oluncaya kadar sus...


  5. #5
    Dost betulum - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2007
    Mesajlar
    21

    Standart

    Rabbim ebediyen raz? olsun inş...

  6. #6
    Ehil Üye hayırlısı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2007
    Bulunduğu yer
    İstanbul-Kilis
    Mesajlar
    1.194

    Standart aman ha bize yazık olmasın

    Allah abilerimizin hepsinden razı olsun , bizi de kalben veya fikren . onların birbiri arasında çok büyük anlaşmazlıklara ve fitneye düştüğü hissinden kurtarsın, ufak tefek anlaşmazlıklar ana-oğul arasında da olur ki abilerimiz bunları da ihlas risalesi ve düsturlarıyla aşmışlardır inşallah.Burda bilgisayar başında oturup da okçular tepesini terkeden sahabilere itiraz etmeye nasıl ki hakkımız yoksa abileri de ........... ila ahir

  7. #7
    Dost Ebutalha&Ömer - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2009
    Mesajlar
    5

    Standart

    Rabbim kendisinden ve bu davaya hizmet noktasında en ufak gayreti olandan razı olsun... Bizleri kendine kul, habibine (s.a.v.) ümmet ve üstadımıza talebe eylesin...

  8. #8
    Ehil Üye BED_RA_KA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2007
    Bulunduğu yer
    MARMARİS
    Mesajlar
    1.200

    Standart

    Alıntı Ebutalha&Ömer Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Rabbim kendisinden ve bu davaya hizmet noktasında en ufak gayreti olandan razı olsun... Bizleri kendine kul, habibine (s.a.v.) ümmet ve üstadımıza talebe eylesin...
    amin amin amin
    hepsi geçici , hizmet kalıcı
    hepsi anlık , hizmet ömür boyu
    hepsi çocukça , hizmet mertce
    hepsi öylesine , hizmet ölesiye
    --------İNŞALLAH--------



  9. #9
    Dost fatihh - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Mesajlar
    2

    Standart Husrev'e Kırk Canım Olsa, Fedâ Olsun!

    Husrev'e Kırk Canım Olsa, Fedâ Olsun!



    “Husrev’i tashihte ve tevzi’de ve tedbirde ve muhâberede ve Nûrların neşir ve yetiştirmesinde tebrik ve muvaffakıyetine dua ederiz. Bu ehemmiyetli vazifelerle beraber; yine o şirin ve parlak kaleminin yazılarını çok nüshalarda görüyoruz; hem müstakil nüshaları da yazıyor, mektubundan anlıyorum.”


    İNCE BİR MESELE:

    İKTİRANI İLLETLE İLTİBAS ETMEK



    Hazret-i Ali (kv)’nin “Biz Âl-i Beyt’ten birer Gavs çıkıp her kürbet ve şiddet zamanında imdat ediyoruz.” müjdesinin âhirzamanda tahakkukuna bizzat vesîle olan Bediüzzaman Saîd Nûrsî Hazretleri, Risâle-i Nûr hizmetinin parlak netîcelerini ve müceddidliği sadece şahsı nâmına kabûl etmez.


    Onun bu tavrı îmânından kaynaklanan tevâzusunun cilvesi olmakla beraber mühim bir hakîkatin de ifâdesidir. Bu tavrının sebebini de yine bizzat kendisi vermiştir: Kendisine her fırsatta minnettarlıklarını ifâde eden Ahmed Husrev Altınbaşak gibi bazı talebelerinin ‘iktiran’ı ‘illet’le iltibas ettiklerini söylemiş ve “Eğer Üstâdımız buraya gelmeseydi, biz bu dersi alamazdık. Öyle ise onun ifadesi, istifademize illettir.” diyen talebelerine şöyle cevap vermiştir: “Ey kardeşlerim! Cenâb-ı Hakk’ın bana da sizlere de ettiği nimet beraber gelmiş, iki nimetin illeti de Rahmet-i İlâhiyyedir. Ben de sizin gibi iktirânı illetle iltibâs ederek, bir vakit Risâle-i Nûr’un sizler gibi elmas kalemli yüzer şakirdlerine çok minnetdarlık hissediyordum. Ve diyordum ki: Bunlar olmasaydı, benim gibi yarım ümmî bir bîçâre nasıl hizmet edecekti? Sonra anladım ki, sizlere kalem vasıtasıyle olan kudsî nimetten sonra, bana da bu hizmete muvaffakıyet ihsân etmiş. Birbirine iktirân etmiş, birbirinin illeti olamaz. Ben size teşekkür değil, belki sizi tebrik ediyorum. Siz de bana minnetdarlığa bedel, dua ve tebrik ediniz.”

    Burada Hazret-i Üstâd’ın dikkat çektiği ve kendisine ihsân edilen birinci nimet Risâle-i Nûrları ‘ifâde’ nimetidir. Diğer bir ifâdeyle ‘te’lîf’ nimetidir. Birinci nimetle beraber ihsân edilne ikinci nimet ise ‘kalem vâsıtasıyla olan kudsî hizmet’tir. Yani ‘neşir’ nimetidir. Bu iki nimetin ihsânı, te’lîf ve neşirdeki muvaffakiyet, Risâle-i Nûr’un te’sirinin azametindeki ve Risâle-i Nûr hizmetinin cihanşümûl bir da’vâ olmasındaki ve milyonlarca kalp ve dimağda ma’kes bulmasındaki esas iki âmildir. Bediüzzaman Hazretleri de bu iki nimete dikkat çekmekte ve ikinci nimete mazhar olan talebelerini tebrîk etmektedir.


    AHMED HUSREV ALTINBAŞAK HAZRETLERİ’NİN NEŞİR HİZMETİ


    İkinci nimet olan ‘kalem vâsıtasıyla olan kudsî hizmet’ yani neşir vazifesine en ziyâde mazhar olan Nûr Talebeleri ise, Hazret-i Üstâd’ın “Benim şahsımın da hakikî vekîlimdirler” dediği ve Medresetü’z-Zehrâ Erkânları diye tavsîf ettiği zâtlar ve bu mübârek erkânın mümessili olan ve Hazret-i Üstad tarafından kendisine ‘Gül Fabrikası’ ünvânı verilen Ahmed Husrev Altınbaşak Hazretleri’dir. Husrev Efendi’nin kalemini, “Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyân’ın ve Risâle-i Nûr hazînelerinin kerâmetli ve yaldızlı bir anahtarı” , “Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyân’ın ve Risâle-i Nûr’un mu’cizevâri kerâmetleri ve hârikaları” , “Risâle-i Nûr’un pek kuvvetli bir kerâmeti” ve “Kur’ân’ın altın bir anah¬tarı” gibi ifâdlerle tavsîf ve taltîf eden Bediüzzaman Hazretleri onun Risâle-i Nûr hizmetindeki vazîfelerini şöyle sıralamıştır: “Husrev’i tas¬hihte ve tevzi’de ve tedbirde ve muhâberede ve Nûrların neşir ve yetiştirmesinde tebrik ve muvaffakıyetine dua ederiz. Bu ehemmiyetli vazifelerle beraber; yine o şirin ve parlak kaleminin yazılarını çok nüshalarda görüyoruz; hem müstakil nüshaları da yazıyor, mektubundan anlıyorum.”

    Husrev Efendi, Hazret-i Üstâdın, “Hakîkaten tedbirce bana ihtiyaç bırakmayacak bir derecede tedbir ve dirâyeti…” cümlesiyle ifade ettiği gibi, 1931 senesinden beri muhteşem bir tedbîr ve dirâyetle yine Hazret-i Üstâd’ın ifâdesiyle ‘Husrev’in Sistemi’ ile, te’lîf edilen bütün eserleri hem tebyîz (radakte) etmiş hem neşretmiş, hem yaklaşık 100 merkeze tevzî etmiş (göndermiş) hemde bu merkezlerle Hazret-i Üstâd arasındaki muhâbereyi te’mîn etmiştir. Hazret-i Üstad ondaki bu terakkiyi şöyle ifâd etmiştir: “Husrev’in kalemi gibi; fikri, kalbi de o nisbette hârika diyebiliriz. Risâle-i Nûr’a karşı irtibatı ve iştiyakı ve kanaatı gittikçe terakki ve inkişaf ediyor. Hiçbir hâdise onu sarsmıyor, fütur vermiyor. Hem onun bir hârikası odur ki: Risâle-i Nûr’a beş sene yabanî kaldığı halde birden intisab edip, bir ay zarfında ondört risaleyi Risâle-i Nûr’dan yazmış.”

    Husrev Efendi’nin bu fevkalade hizmetlerinden dolayı Hazret-i Üstad onu “Türk milletinin mânevî büyük bir kahramânı ve bu vatanın bir halâskârıdır ve Türk milleti onun ile iftihar edecek bir hâlis fedakârıdır…” diye taltîf etmiş onun neşir hizmetini bir kez daha şöyle ilân etmiştir: “Bu zât müstesnâ ve şirin kalemiyle nûrlardan altı yüz risâleye yakın yazmış ve vatanın her tarafına neşrederek komünist perdesi altında dehşetli ifsâda çalışan anarşistliği kırdı ve tecâvüzünü durdurdu ve bu mübârek vatanı ve bu kahraman milleti o zehirden kurtarmak için tesirli tiryakları her tarafa yetiştirdi. Türk gençlerini ve nesl-i âtiyi büyük bir tehlikeden kurtarmağa vesîle oldu...”


    HUSREV EFENDİ’NİN MÜCEDDİDLİK VAZÎFESİNDEKİ YERİ

    “Husrev münâsip görmediği kısmı ta’dil, tebdil, ıslah edebilir.” diyerek hiçbir talebesine vermediği bir selâhiyeti, eserlerine müdahale etme selâhiyetini Husrev Efendi’ye veren Bediüzzaman Hazretleri, onun neşir hizmetindeki hâyâtî mevkiini Emirdağ’da zehirlendiği zaman kendi bedeline ölmek isteyen Husrev Efendi’ye verdiği şu cevapla bir kez daha gösterdi ve istikbâle mâtuf mühim de bir işâret verdi: “Risâle-i Nûr’un kahramanı Husrev, benim bedelime ölmek ve benim yerimde hasta olmak samimî ve ciddî istiyor. Ben de derim: Te’lîf zamanı değil, şimdi neşir zamanıdır. Senin yazın, benim yazımdan ne derece ziyade ve neşre faideli ise, hayatın dahi hizmet-i Nûriyede benim bu azablı hayatımdan o derece faidelidir. Eğer benim elimden gelseydi, hayatımdan ve sıhhatimden size memnûniyetle verirdim.”


    BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ’NİN HAYRU’L-HALEFİ


    Sâir talebelerini devamlı Husrev Efendi’yi ölçü alarak ‘Kastamonu’nun Husrevi’, ‘Denizli’nin Husrevi’, ‘ikinci bir Husrev’, ‘küçük Husrev’, ‘küçücük bir Husrev’ ifâdeleriyle tavsîf eden Bediüzzaman Hazretleri onun manevî makamına ve hizmetlerine devamlı sûrette işâret etmiş ve talebelerini de ona hürmete davet etmiştir. Hazret-i Üstad, Husrev Efendi’nin Risâle-i Nûr hizmetindeki mevkiini ve Bediüzzaman Hazretleri ve talebeleri nezdindeki mümtaz makamını gören ve bu hâli sarsmak için dessas planlar tertip eden karanlık mihrakların oyunlarına gelinmemesi için talebelerini şöyle îkaz etmiştir: “Gizli düşmanlarımız iki plânı takib ediyorlar. birisi beni ihanetlerle çürütmek ikincisi mabeynimize bir soğukluk vermektir. Başta Husrev aleyhinde bir tenkid ve itiraz ve gücenmek ile bizi birbirimizden ayırmaktır. Ben size ilân ederim ki: Husrev’in bin kusuru olsa, ben onun aleyhinde bulunmaktan korkarım. Çünki, şimdi onun aleyhinde bulunmak doğrudan doğruya Risâle-i Nûr aleyhinde ve benim aleyhimde ve bizi perişan edenlerin lehinde bir azîm hıyanettir...” Kezâ Hazret-i Üstad, Husrev Efendi’nin mümessili olduğu Medresetü’z-Zehrâ erkânlarını hiçbir sûrette tenkid etmemek gerektiğini şöyle ifâde etmiştir: “Bilhassa Medreset-üz Zehra erkânlarının, hususan Husrev’in bu vatan ve millet ve âlem-i İslâm’a hizmet-i imaniyeleri ve tahribçi dinsizlerin desiselerine sed çekmeleri o kadar büyük bir hasenedir ki, farz-ı muhal binler seyyie olsa afvettirir. Öyle ise, başta Husrev olarak o erkânların hiçbir hareketini tenkid etmemek ve kemal-i ihlas ve samimiyet ile onlara tesânüd ve tam kardeş olmak lâzımdır.”

    Husrev Efendi’yi dahîlî ve hâricî fitne ve tehlikelere karşı manevî bir zırh içerisine alan Bediüzzaman Hazretleri talebelerinden ona hürmet etmelerini, onu da ziyâret etmelerini ve ona hizmetteki bu mümtâz mevkiinden dolayı gücenmemelerini istemiştir. Bediüzzaman Hazretleri’nin şu ifâdeleri ise hem talebelerine bu meyanda îkâz hem de vasiyet hükmündedir: “Husrev gibi bir Nûr kahramanından benim yerimde ve Nûr’un şahs-ı manevîsinin çok ehemmiyetli bir mümessili olmasından hiç bir cihetle gücenmemek elzemdir.”

    Bu konuda pek çok şâhit ve delil mevcuttur. Mevzuyu teyid eden câlib-i dikkat pek çok hâtıradan sadece birisini burada nakledelim: Hazret-i Üstâd’ın talebelerinden Abdurrahman Cerrahoğlu’nu (1917-2004) vefatından kısa bir süre önce ziyaret ettim ve çok önceleri anlattığı ve sesli kayıt altına aldığı hatıralarını bizzat kendisinden dinleme fırsatı buldum. “Üstad Hazretlerini tanıdıktan sonra hayatım boyunca o ezeli, ebedi varlığı hep hisseder oldum.” Diyen merhum Cerrahoğlu’nun Bedîüzzaman Hazretleri ve Husrev Efendi ile tanışması rüya ile olmuş. Ardından önce Husrev Efendi’yi, sonra Bedîüzzaman Hazretleri’ni ziyaret etmiş; hatırasını kendi dilinden okuyalım:

    “Önce Isparta’ya gittim. Husrev Ağabeyle tanıştım. Onu, önündeki rahlede yazı yazarken buldum. Bitmez, tükenmez azimle çalışıyordu. Rengi bembeyaz olmuş zayıf bir bünyesi vardı. Fakat o haliyle bir iman kalesi olduğunu her hali ve konuşması ile belli oluyordu. Aradan kısa bir zaman sonra Emirdağ’a Üstad Hazretlerini ziyarete gittim. Emirdağlı Mehmet Çalışkan Ağabey vasıtasıyla Üstad Hazretlerinden müsâade alındı. Üstadın mütevazı odasına girdik. Yanımda İstanbul’dan hemşehrim Osman Göroğlu vardı. Ellerinden öptük. Bana: ‘Husrev’e gittin mi?’ diye sordular. Evvela, Husrev Ağabeyi ziyaret ettiğimi söyledim. İyi yaptın, Husrev’e kırk canım olsa, fedâ olsun’ dediler.”

    Hiç şüphesiz Risâle-i Nûrlar Bediüzzaman Hazretleri’nin hem en büyük mirâsı hem de en büyük vasiyetidir. Risâle-i Nûrlar tedkik edildiğinde Ahmed Husrev Altınbaşak Hazretleri’nin Risâle-i Nûr hizmetindeki mevkii gayet âşkâr ortaya çıkmaktadır. Bununla birlikte Hazret-i Üstâd’ın sırr-ı ihlâsa ve rızâ-yı nebevîye tam mazhar olduğunu müjdelediği Husrev Efendi’nin Risâle-i Nûr hizmetindeki mevkiini şifâhî ve resmî kaynaklar da te’yîd etmektedir.

    Husrev Efendi’yi tanımadan önce kendisine bir ‘hayru’l-halef’ aradığını söyleyen Üstad Bediüzzaman Hazretleri, Husrev Efendi’yi gerek yazılı vesikalarla gerekse şifâhî ifadeleriyle ‘hayru’l-halef’ ilân etmiş ve bu ilânını vefâtından kısa bir süre önce Husrev Efendi’ye söylerken “Hak böyle ister Husrev!” demişti.


    HUSREV EFENDİ, BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ’NİN MANEVÎ MÎRÂSINI İSTİKBÂLE TAŞIDI


    Husrev Efendi’nin Hazret-i Üstâdın ve Nûr Talebeleri’nin teveccühleri karşısında Üstâdına ve da’vâ arkadaşlarına karşı hürmetkâr ve ihlâslı tavrı hiç değişmedi. Onun Hazret-i Üstâd’a yazdığı mektupları hem Risâle-i Nûr’un kıymetinin ifâde edildiği veciz rağbetnâmeler, hem talebelerin Üstadlarına ve Risâle-i Nûr’a nasıl bir tavr-ı hürmet içerisinde olması gerektiğini gösteren âdâbnâmeler, hem de Kur’ân’ın sâhilsiz ummânından coşkuyla akan Nûr Risâlelerinin beşer rûhundaki te’sîrâtına şehâdet eden ihlâsnâmeler hükmündedir. O devamlı, “Kur’ân-ı Azîm-ül Bürhan’ın bahr-i ummanında medfûn defineleri, Risalet-ün Nûr ve Mektubat-ün Nûr ile meydana çıkarmıştır” diye tavsîf ettiği Hazret-i Üstâd’a karşı sâir nûr talebelerine de örnek olacak yüksek bir tavr-ı hürmet ve hadsiz bir minnettarlık içerisinde idi. Hazret-i Üstâdı şu mısralarla tavsîf etmişti: “Bu günde, Mele-i Âlânın Arzda medâr-ı süruru./ Bu günde, sekene-i Arzın Mele-i Âlâda medar-ı iftiharı./ Bu günde, Habibullâhın medar-ı nazarı. /Bu günde, Müslümanlığın sertâcı.”

    Üstad Bediüzzaman Hazretleri’nin vefâtından sonra Hazet-i Üstâd’ın ve Risâle-i Nûr’un çizgisinden hiç şaşmadan, Üstâdının manevî mirasını tahrip ve tahrif etmeden hizmetine devam etmiş ve hem kendi yerine hem de Hazret-i Üstâdın yerine muvaffâkiyetli hizmetler îfâ etmiştir. Böylelikle Risâle-i Nûr’un neşriyle Anadolu’ya sökülüp atılmayacak bir sûrette yerleşmesini te’mîn etmiş, aynı zamanda, Hazret-i Üstad’dan tevârüs ettiği nûrânî hizmetini hiç bir manevî kire bulaştırmadan, siyâsî fitnelere âlet olup lekedâr etmeden; Hazret-i Üstâd’ın te’sîs ettiği Risâle-i Nûr hizmetinin özünden, rûhundan, künhünden katiyyen uzaklaşmadan, bid’alara taraftar olup bid’akâr mihraklara en ufak bir taviz vermeden istikbâle nakletmiştir. Bu cihetle olsa gerek ki Hazret-i Üstad onun için seneler önce “Türk milletinin mânevî büyük bir kahramanı ve bu vatanın bir halâskârıdır ve Türk milleti onun ile iftihar edecek bir hâlis fedakârıdır.” demiştir.


    H. Sabri ÇOŞKUN


    hs.coskun@irfanmektebi.com


  10. #10
    Pürheves gumus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2008
    Bulunduğu yer
    istanbul/ konya
    Yaş
    44
    Mesajlar
    242

    Standart

    çok güzel bir paylaşım olmuş allah razı olsun

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Ahmet Hüsrev Altınbaşak
    By Hamdım.Pişdim.Yandım in forum Bediüzzaman'ın Talebeleri
    Cevaplar: 35
    Son Mesaj: 22.05.14, 09:12
  2. Ahmed Hüsrev Altınbaşak Ağabey’in (rh),
    By Sirdugumu in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 15.08.11, 10:08
  3. Cevaplar: 84
    Son Mesaj: 21.08.09, 11:26
  4. Hüsrev Altınbaşak
    By ayseguL in forum Bediüzzaman'ın Talebeleri
    Cevaplar: 18
    Son Mesaj: 15.10.08, 11:53

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0