+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 6 ve 6

Konu: Mustafa Acet

  1. #1
    Dost mustafaacet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    emırdag
    Yaş
    29
    Mesajlar
    14

    Standart Mustafa Acet

    Mustafa Acet (1924-1990)

    Mustafa Acet 1924 yılında Emirdağ’da doğdu. Hatıralarında ve kendisi ile yapılan mülâkatlarda çocukluk yılları ve aldığı eğitim konusuna temas edilmemektedir. İş hayatına da Emirdağ’da başladığı bilinmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde imamlık, müezzinlik, hattatlık ve kütüphane memurluğu gibi farklı hizmetleri ifa ettiği aktarılmaktadır.
    Emirdağ’da hakkında haberler duyan Mustafa Acet, Bediüzzaman’ı ve Risâle-i Nuru akrabası Ceylan Çalışkan vasıtasıyla tanıdı. Askerlik hizmetini tamamlamasının üzerinden çok az bir zaman geçmişti. Bu sırada yirmi üç yaşında bulunmaktaydı (1947). Bediüzzaman’ın önemli talebelerinden olan Ceylan, Mustafa Acet’i yanına alarak Üstad’ının yanına götürdü ve tanıştırdı. Bu tanışmadan sonra kırk yıldan fazla sürecek olan Kur’ân ve iman hizmeti başlamış oldu. Emirdağ’da Bediüzzaman’la görüşebilen sayılı simalardan biridir.
    Mustafa Acet, henüz Risâle-i Nurla tanışmanın üzerinden bir-iki yıl gibi kısa bir süre geçmişken ilk hapis hayatı ile tanıştı. 1948 yılında Bediüzzaman Hazretleri ile birlikte Afyon Hapishanesinde yattı. Burada Kur’ân harflerini öğrendi. Yazı yazmaya başladı ve Kur’ân okumayı geliştirdi. Tecvidi de öğrendi. Afyon Ağır Ceza Mahkemesi’ne verdiği savunmasında hizmet anlayışını net bir şekilde ortaya koydu.
    Bediüzzaman ile tanışmış olmaktan zerre kadar pişmanlık duymadığını, Risâle-i Nuru tanıma bahtiyarlığını, yaptığı hizmetin diğer hizmetler karşısında denizden bir damla olduğunu, bu hizmet uğruna hayatını feda etmeye hazır olduğunu, “Uhrevî ve dünyevî hadsiz menfaatleri tahakkuk eden Risâle-i Nurdan, fanî ve ehemmiyetsiz hapislerin ve sıkıntıların hatırı için, kısa ve dağdağalı hayat-ı dünyeviyeye zarar gelmemek için o menfaat-ı azîmeyi terk etmek, Risâle-i Nura ve Üstadıma karşı durgunluk göstermek, o mübarek Üstada, o kudsî allâme-i zamana ve onun bir tek gayesi olan iman ve Kur’ân’a büyük bir ihanet olduğunu biliyorum….” dedi ve “Onun izin ve emrinden zerre kadar hilâf-ı hareket etmek istemiyorum.” sözlerini ilâve etti. Savunmasını şöyle devam ettirdi:
    “Zehirli mikroplarını güzel vatanımıza dağıtmak isteyen bolşevizme karşı kuvvetli bir cephe alan büyük bir din âlimine fakirliğimle talebe olmaklığım neden çok görülüyor? Şüphesiz bu vaziyet ispat ediyor ki, Nurlardaki zenginlik, dünyevî zenginliğin pek fevkindedir. Benim gibi milyonları aşan Türk gençliğinin imanlarını kurtarıp vatana nâfi birer uzuv olmaları için, Üstadımı ve Risâle-i Nur’u daima serbest bırakınız. Biz Türk gençliğinin Risâle-i Nur’a ihtiyacımız, kapalı zindanda kalmış bir kimsenin havaya ve zifirî karanlıkta bulunan bir adamın ziyaya ve çöldeki aç ve susuz kalmış bir insanın suya ve gıdaya ve denizde boğulmak üzere bulunan herhangi bir kimsenin cankurtaran gemisine olan ihtiyacından binler derece daha ziyadedir… Bediüzzaman’ı ve ona hüsn-i niyetle talebe olan çok biçareleri böyle hapislerde çürütmek adaletin şerefiyle kabil-i telif olamaz.” (Şuâlar, s. 493).
    Afyon’da on bir ay hapis yatan Mustafa Acet, beraat ettikten sonra Emirdağ’a döndü. On yıl boyunca Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde imamlık yaptı. 1951 yılında başladığı bu vazifeyi, 1960 yılına kadar devam ettirdi. İmamlık vazifesine son verilince birkaç ay sıkıntı çekti. Ekonomik durumları iyi olmadığı için işsiz kalması kendisini sıkıntıya soktu. Daha sonra tekrar işe alınmakla birlikte imamlık vazifesi iade edilmedi. Kendisine hattatlık görevi verildi. Bunu da on dört yıl sürdürdü. Gerek imamlık, gerekse hattatlık vazifesinde istihdam edilmeyi, gördüğü hizmet ve Cenâb-ı Hakk’ın inayeti olarak telâkki etti.
    Uzun yıllar Bediüzzaman’a hizmet eden Mustafa Acet, Bediüzzaman’ın sürekli gözetim altında tutulduğunu belirtmekte ve bir ara evine gelen bir komiser ve iki polis memuruna, “Siz beni gözetlemeye geldiniz. Benim hatt-ı hareketim meydandadır. İslâmiyet ve bu vatanın saadeti için çalışıyorum” dediğini nakletmektedir.
    Hapishanede yazısını geliştiren Mustafa Acet, Cevşen’i el yazısı ile yazdı. Bu nüsha Ceylan Ağabey tarafından Bediüzzaman Hazretlerine takdim edildi. Eseri inceledikten sonra, “Bu yazıyı benim çok mahir bir talebem yazmıştır” diyerek övgü ve memnuniyetini dile getirdi. Bu ifadeleri duyan Ceylan, Mustafa Acet’i işaret etti.
    Bediüzzaman ile tanışmış olmanın bahtiyarlığını yaşayan Mustafa Acet, uzun süre hizmet etmekle birlikte bunu hiçbir zaman yeterli görmedi; “Onun (Bediüzzaman’ın) herhangi bir hareketini bile unutmak benim için imkânsızdır. En çok esef ettiğim şey kıymetini bilip de, tam hizmetine koşamamamdır. Onu anlayamadım, idrak edemedim. Zamanı gelip de önceden haber verdiği hâdiseler bir bir çıkmaya başlayınca, onun büyüklüğünü daha çok anlamaya başladım. Güneş her gün çıktığı için kıymetini tam bilemiyoruz. Ancak nimet elden çıkınca, kıymetini takdir ediyoruz. Kendisi daima şahsını gizliyor ve perdeliyordu. Dikkatleri Nur Risâlelerine çekiyordu” demektedir.
    Bediüzzaman ve Mustafa Acet arasında geçen tatlı anılar da kayda geçirilmiştir. Bediüzzaman, evine götürmesi için kendisine teberrüken bir bardak dut şurubunu verir. O da aşağıya indikten sonra şurubu içer. Eve gidip gelmesi uzun zaman alması gerekirken hemen huzura çıkınca Bediüzzaman şüphelenerek, “Ne yaptın?” diye sorar. Mustafa, “Boşalttım efendim.” diye karşılık verir. “Nereye boşalttın.” diye sorulunca durum anlaşılır. Bunun üzerine Bediüzzaman, “Bir bardak şurubun hepsi içilir mi?” deyip tebessüm ettikten sonra, “Senin midenden Allah’a sığınırım.” diye lâtife yapar. (Necmeddin Şahiner, Son Şahitler, 2. C., s. 374). En sıkıntılı dönemlerde Risâle-i Nur hizmetinde bulunan talebelerinin bu fedakârlıklarını her vesile ile dile getiren Bediüzzaman onların isimlerini de zikrederek övgülerde bulunmuştur. Mustafa Acet’in de ismini zikrederek; “Burada, Abdülmecid (kardeşim) hükmünde ve hanedanı da benim hanedanım olması cihetiyle en çalışkan ve fedakâr Mustafa Acet, hem küçücük bir Hüsrev, hem küçücük bir Abdurrahman hükmünde Ceylân namında çok çalışkan bir çocuk, Risâle-i Nur’a tam hizmet ediyor…” (Emirdağ Lâhikası, s. 24) ifadelerine yer vermektedir. Kırk yılı aşkın insanların imanını kurtarma hizmetini ifa edenlerin kervanında yer alan Mustafa Acet 1990 yılında Medine-i Münevvere’de vefat etti.



    kopyala yapıstır yaptım ama bakındım hıc bır sekılde mustafa acet hakkında bı bılgı bulamdım forumda uzuldum olmamasına daha cok bılgı topluycam gercek agızdan ve anlatacagım burda bıldıklerımıde soyleyecegım ceylan calıskanın akrabarıyla konusmustum gecenlerde onlarıda yakın zamanlarda aktaracagım burada

  2. #2
    Ehil Üye aşur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    1.446

    Standart

    Allah rahmet eylesin Mustafa Acet Abiye. Kardeşim hakl?s?n. Eksikliklerimiz çok . Sizlerin de yard?m?yla inşaallah en iyisi olmaya çal?şacağ?z.

  3. #3
    Dost mustafaacet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    emırdag
    Yaş
    29
    Mesajlar
    14

    Standart

    insaalah hepside s?ras?yla olur

  4. #4
    Dost sabribilgen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Mesajlar
    2

    Standart

    selamün aleyküm size rahmetli <<<<<< MUSTAFA ACET >>>>>>> hakkında istediğiniz her bilgi ve fotoğraf yollayabilirim Allaha emanet olun


    Not: Mustafa Acet Öz yiğeni Olurum Dayımdır kendisi

  5. #5
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart


    Kızı, Hamza Emek’i anlattı
    14 Haziran 2009 / 23:59
    Vefat yıldönümünde, Bediüzzaman’ın talebelerinden Emirdağ’lı Hamza Emek’in kızı Nurcan Emek’le yaptığımız röportaj…



    Nuriye Nurcan Emek
    1952 yılı Emirdağ doğumluyum. Ailemin ikinci kızıyım. Üstad hazretlerinin annesinin ismi Nuriye olduğu için babam Nuriye ismini uygun görmüş. Ortaöğretimi Emirdağ’da, lise eğitimimi Afyon öğretmen lisesinde tamamladım. İki yıl Lisans okuyarak öğretmen oldum. Emirdağ İnkılâp İlkokulunda yirmi beş sene öğretmenlik yaptıktan sonra emekli oldum. Eşimle beraber uzun yıllar anne ve babamla aynı çatı altında yaşadık.

    Üstad hazretlerini hiç gördünüz mü?
    Evet, gördüm. Babamın anlattığına göre Üstad babamın hafta sonları gelmesini istermiş. Babam beni, küçük kardeşim Nuray’ı ve büyük ablam Ayşe’yi götürdü Üstad’ın yanına. Üstad hazretleri bize para verirdi. Cübbesinin altına alırdı. Başımızı okşardı.

    Üstad size hiç geldi mi?
    Bir defasında bizim evin önünden geçmişti arabasıyla. Ben de ona el sallamıştım.

    Hamza Ağabey uzun yıllar sizin yanınızda kalmış...
    Evet. Annemiz vefat edince, eşim babamın bizimle oturmasını istedi. Zaten aynı apartmandaydık. Babamın yalnız oturmasını istemiyorduk. Bu sebeple yanımıza aldık. Sekiz dokuz yıl beraber kaldık.

    Bir gününü nasıl geçirirdi babanız?
    Öncelikle mutlaka teheccüde kalkardı. Cevşen, Risale ve Kuran’ı kerim okurdu. Sabah namazında mutlaka camiye giderdi. Son 3-4 sene kalbinden rahatsız olduğu için ben arabayla götürüyordum camiye. Namazlarımızı kıldıktan sonra dönüşte dükkânı açardık. Babam buna çok ehemmiyet verirdi. Sonra eve gelir, kahvaltı yapar ve manifatura dükkânımıza geri giderdi. Dükkânımız Uzun Çarşı’da Üstad’ın, evinin yakınındaydı. İkindi namazından sonra dükkânda Seydi Koçar ve Mustafa Bilal amcalarla beraber Risale-i Nur sohbetleri yaparmış. Evvabini, kuşluğu hep kılardı. İsm-i azam duasını tahmidiyeyi çok okuyordu. Her Cuma günü de annemin kabrini ziyarete giderdi.

    Sizin yaşayışınız hakkında yaptığı yönlendirmeler var mıydı?
    Zaten hayatı Risale-i Nur’du babamızın. Bize de hep Risale okumamızı tembih ediyordu. Her akşam ders yapardı ya da okuturdu bize. Namazları evde olduğunda cemaatle kıldırırdı. Tesbihatları yaptırırdı. Evimize gelen giden de çok olurdu zaten. Onlara hizmet ederdik çoğu zaman. Gece yarsı olsun, gündüz olsun arabalarla, minibüslerle ağabeylerin geldiği olurdu. Annem kapı çalındığında hasta olmasına rağmen: “Çok şükür misafir geldi” diyerek hemen yemek hazırlamaya koyulurdu. Mustafa Sungur, Bekir Berk, Bayram Yüksel, Zübeyir ağabey, Birinci ağabey, İhsan Çalışkan ağabey hepsi sık sık gelirlerdi. Hepsi de dualar ederek ayrılırlardı. Çok memnun kalırlardı. Yurt dışından da gelenler olurdu. Hollanda’dan, Almanya’dan yeni Müslüman olmuş, İslamiyet’i öğrenmeye çalışan insanlar da gelirdi. Bu ziyaretlerde hep cemaatle namaz kılıp, Risale okunurdu.

    (Hamza Emek'in kızı Nuriye Nurcan Emek (solda) Nuray Huyut'un sorularını cevaplandırdı.)

    Babanız nerelere giderdi?
    Babam hizmetin olduğu her yere gidiyordu. Özellikle vefatından 6 ay önce Yeni Nesil gazetesinin imtiyaz sahipliği babama verilmiş. O zamanki ağabeylerin söylediğine göre, kar kış demeden ne zaman babamı çağırsalar gidermiş. Yani ömrü boyunca hizmetleri hiç bırakmadı. Bazen haftada iki defa gittiği oluyordu başka illere.

    Emirdağ Adaçalı tepesi hakkında neler biliyorsunuz?
    Üstad çoğu zamanını o tepede Risale-i Nur yazdırarak, okuyarak, tashih ederek geçirirmiş. Önce faytonu varmış onunla çıkarmış. Daha sonra atı olmuş Üstad’ın, onunla çıkmaya başlamış. En sonunda da arabası olunca, arabasıyla çıkarmış. Risale-i Nur hizmetinde önemli bir yeri var o tepenin. Birçok misafiri pikniğe götürür, Risale sohbeti yaparlarmış o tepede.

    Babanızın siyasi hayatı hakkında bildikleriniz neler?
    O yıllarda Demokrat parti yeni kurulmuş, 1960lı yıllar. Partide babama da görev vermek istemişler. Babamda Üstad’a sormak için yola çıkıyor. Ve daha Üstad’ın evine ulaşmadan bir talebe gelip babama Üstad’dan haber getiriyor. “Hamza düşündüğü şeyi yapsın” diyor. Sonra başka bir zamanda: ”Siz Demokrat Parti’de görev alacaksınız. Bizim için çok iyi olacak. Başvekille olan görüşmelerimizi sizin aracılığınızla yapacağız.“ diyor. Babam ondan sonra Emirdağ ilçe başkanlığı yapmış 2-3 dönem.

    Evinize yapılan baskınları hatırlıyor musunuz?
    Çok iyi hatırlıyorum. Defalarca evimizde arama yapılmıştı. Hatta Kur’an-ı Kerimleri bile alıp götürmüşlerdi. Askerler yatakların içini süngüyle arıyorlardı. Babam o zaman Bolvadin ağır ceza hapishanesinde yatmıştı 3-4 ay. Daha sonra birkaç kere daha girip çıktı hapse ihtilalden sonra.

    Babanızın yokluğunda dükkâna kim bakıyordu?
    Ayşe ablam bakıyordu. Fakat daha sonraki yıllarda Emirdağ’da oturduğum için, genellikle ben bakmaya başladım dükkâna. Annem vefat ettikten sonra da gelen ağabeyleri çok defa evimde misafir ettim.

    Üstad Emirdağ’da ikamet ettiği bir dönemde babam ev yapmak için para biriktiriyordu. Ama bundan Üstad’a bahsetmemişti. Üstad hazretleri bir gün babama: “Hamza kardaşım, sen şimdi gidiyorsun ve evinin temellerini atıyorsun deyince, babam şaşırmış: “Üstadım ama benim sadece on lira birikmiş param var. Ev yapacak kadar param yok” diye mazeret bildirmiş. “Hayır” demiş Üstad, “Allah bizimle beraberdir. İnşallah ev yapana yardım eder.” O gün babam gelip evin temelini atmış. Zaten kısa sürede içine yerleşmiştik. Önce ilk katı yaptı, sonra da bir üst katı yaptı.

    Üstadın babanıza verdiği bir eşyası, bir hatırası var mı?
    Evet var. Üstad’ın bende iki yorganı var şu an. Bir seccadesi, bir çaydanlığı var. Bir de sarı 25 kuruş bir parası var. Sanıyorum Üstad’ın evini boşaltırken bize gelmiş o eşyalar. Bir de iki kısa ceketi var… İçi havlu dikilmiş. Üstü kaygan bir kumaş... Bu eşyaları bilen bazı dostlar var, gelip fotoğraflarını çekiyorlar. Ayrıca bir tutam saçı var ben onu da saklıyorum.

    (Bediüzzaman'ın bir tutam saçı ve 25 kuruş parası)
    Babanızın sevdiği yemekler nelerdi?
    Babam tas kebabını çok severdi. Onun yanında da Annemden de hep bulgur pilavı isterdi. Üstad hazretleri limonlu çayı çok sevdiği için babamda öyle çay içerdi. Hatta bendeki demliğin altı simsiyah… Çünkü sürekli mangalın üstünde kaynarmış o.

    Babanızın vefatı nasıl oldu?
    Babam atmış sekiz yaşındaydı o zaman. Bizim dükkânın önüne bazı malları dizerdik. Bende rahatsız olduğu için dükkânı kapatırken gidip toplardım eşyaları. Gene o gün ikindi namazından sonra malları içeri almak için gitmiştim. 15 Haziran Cuma günüydü. Babam dükkândaki ağabeylerle sohbet yaptıktan sonra adeta vedalaşarak sarıldı öyle ayrıldı. Sonra eve geldik yemek yedi. Yatsı namazını kıldı. Cevşen’ini okudu ve yattı.
    Daha sonra gece saat ikide uyanmış. Bende onun tıkırtısına uyandım. “Ne oldu baba?” dedim. “Midem ağrıyor kızım” dedi. Bir hap verdim içti. “Göğsünü işaret ederek burası ağrıyor” dedi. On beş dakika bekledik geçmeyince arabayla hastaneye götürdüm. Doktor: “Gaz sancısı” bu dedi. Fakat babam: “Hayır benim kalbim ağrıyor” dedi. Ama doktor öyle olmadığını basit bir sancı olduğunu ileri sürünce mecburen eve dönmek için tekrar arabaya bindik. Zaten eve varmadan ruhunu Rahman’a teslim eyledi. Ama vefat etmeden önce üç defa büyük bir hararetle “Allah, Allah, Allah” deyişini hiç unutamıyorum. Ben hemen Seydi Ağabeye haber verdim. O sırada uykuda, babamı vefat ederken görüyormuş. Babam: “Seydi kardeş ben şimdi öldüm” diyormuş. Uykudan uyanınca ben ona babam vefat etti dedim, tam tevafuk etti yani öldüğü anı haber vermiş.

    Defnedileceği gün ağabeylerden biri de yanına şemsiye almış. Bunu gören diğer ağabeyler “Yahu kardeşim Haziran günü günlük güneşlik şemsiyenin ne işi var sende?” diye hayretle sormuşlar. O da: “İnşallah Allah’ın rahmeti Hamza kardeşimin üstüne olacak, o defnedilirken yağmur yağacak” demiş. Gerçekten de o defnedilirken çok şiddetli bir yağmur yağıyor… Zaten Seydi Ağabey babam için: “ O kendini bilmeyen bir evliyadır” derdi.

    Vefatından 15 gün sonra Fevzi ağabey Eskişehir de bir rüya görmüş. Rüyasında babam kollarını sıvamış bir şekilde abdest alıyormuş. Ona sormuş Fevzi ağabey: “Hamza ağabey sen vefat etmedin mi?” diye. Babam da: “ Evet vefat ettim” deyince, peki ne oldu sen ne yaptın orda diye ikinci bir soru sorunca babam “Melekler geldi, suallerini sordular bende güzelce cevapladım. Sonra da Üstad hazretleri gelip beni bu bizdendir diyerek alıp götürdü” demiş.
    Allah rahmet eylesin… Amin.



    Üstad'ın Emirdağ'daki son günleri
    15 Haziran 2009 / 14:42
    Bugün vefat yıldönümü olan Bediüzzaman'ın talebelerinden Hamza Emek, Bediüzzaman'la yaşadığı son günleri anlatıyor

    Bugün vefat yıldönümü olan Bediüzzaman Said Nursi'nin talebelerinden Emirdağ'lı Merhum Hamza Emek, Bediüzzaman'ın Emirdağ'da ve dünya hayatındaki son günlerinde yaşadığı bir anısını şöyle anlatıyor:

    "Üstad Ankara tarafından Emirdağ'da yeniden ikamete mecbur tutulmuştu. Bu defa müracaatla Isparta'ya gitti. Tekrar hasta olarak Emirdağ'ına gelirken Çay kazâsından çevrilip, Afyon'a gönderildi. Afyon'daki iki gün kaldı. Bizler merakla beklerken Emirdağ'ına geldik. Dışarılarda çok kalabalık vardı. Üstad çok hastaydı. Bunu sezdirmemek için ben ve Zübeyir, Üstadın koluna girip bahçeye aldık. Sonra da ben Üstadı kucaklayıp yatağına yatırdım. Şiddetli hastaydı. Biz de başucunda bekliyorduk. Daha sonra aniden iki defa uyandı. Tebessüm ediyordu. Gülerek buyurdu ki: 'Kardaşlarım, korkmayınız, Risale-i Nur bu memlekete hakimdir. Masonların, zındıkların ve komünistlerin belini kırmıştır. Biraz zahmet çekeceksiniz, fakat sonu çok iyi olacak' diye sevinçlerle anlattı. Bilâhare yeniden uyandı. Hiçbirşey olmamış gibi namaz kıldı. Kardaşları çağırttı ve hepsiyle ayrı ayrı vedalaştı. Isparta'ya gitmek üzere Emirdağ'ından ayrıldı." (Son Şahitler, Cilt 2)
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  6. #6
    Dost sabribilgen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Mesajlar
    2

    Standart

    resimde gördüğüm bu para benim annemin anlattığı para zannedersem üstadın cebinden hiç eksik olmayan ve bir kutunun içinde durduğu her sefer açıp kapattığında paranın yerinde durduğunu söylemişlerdi

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Mustafa Acet
    By muhibbülkurra in forum Bediüzzaman'ın Talebeleri
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 18.01.10, 17:23
  2. Ya Mustafa
    By ŞİMŞEK MUSTAFA in forum Klip, Video, Film ve Animasyon
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 23.04.09, 10:44
  3. Mustafa Ramazanoğlu
    By ŞİMŞEK MUSTAFA in forum Bediüzzaman'ın Talebeleri
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 23.01.09, 15:51
  4. Mustafa Acet Ağabey
    By ŞİMŞEK MUSTAFA in forum Bediüzzaman'ın Talebeleri
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 12.12.08, 00:42

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0