M?T’in listesinde ilk s?radayd?m



Bediüzzaman’?n Maraş’taki ilk talebesi olan ve M?T’in listesinde ad? ilk s?rada ‘anarşist Nurcu’ olarak geçen Mustafa Ramazanoğlu Aksiyon’a konuştu.


‘Saçlar?m adedince başlar?m olsa, her gün biri kesilse, hakikat-i Kur’an’iyeye feda olan bu baş, size eğilmeyecektir.’

Sözlerin sahibi Said Nursi’dir. Bediüzzaman, bu sözleri bir mahkeme müdafaas?nda sarf etmiştir. Demokrat Parti’nin yeni iktidara geldiği 1950 senesinde, Necip Faz?l K?sakürek’in ç?kard?ğ? Büyük Doğu Mecmuas?’nda yay?mlanan bu sözler, zaten dergiyi hiç kaç?rmadan takip eden Mustafa Ramazanoğlu’nu adeta büyüler. Ayn? zamanda Büyük Doğu Cemiyeti’nin Kahramanmaraş kurucusu olan Ramazanoğlu, Bediüzzaman’?n kahramanl?ğ?na âş?k olur. Ve orda bir karar verir; onu ziyarete gidecektir. Hemen otobüse atlay?p adres almak için Büyük Doğu’nun ?stanbul Cağaloğlu’ndaki merkezine var?r. Necip Faz?l’? sorar, orada olmad?ğ? cevab?n? al?r. Çal?şanlardan Ahmet Ramazan isimli biri, ona, Necip Faz?l’? ne yapacağ?n? sorar. Ramazanoğlu, ondan, Bediüzzaman’?n adresini isteyeceğini söyler: “Ahmet Ramazan, ‘Bediüzzaman’?n adresini o bilmez ki, ben bilirim’ dedi. ‘Ver öyleyse gideyim’ dedim. ‘Ama’ dedi ‘o zat her ziyaretine gideni kabul etmez. Tam ihlas ve samimiyetle gideceksin ki kabul etsin.’ Ben ‘Maraş’tan ?stanbul’a bir adres almaya gelen adamda ihlas olmaz m?? dedim.”

Ramazanoğlu büyük bir mutluluk içerisinde yola ç?kar. Kendisine verilen adres Emirdağ’?ndaki Mehmet Çal?şkan’?n bakkal dükkan?d?r: “Gittim. Mehmet Çal?şkan bana dedi ki ‘Bugün Üstad çok hasta, hiç kimseyi ziyaretçi getirme, kabul etmeyeceğim dedi, götüremem.’ Götürürsün-götürmezsin, iki saat sürtüştük. Çok ?srar ettim.” Israrlara dayanamayan Çal?şkan, Bediüzzaman’a gidip sorar ve gülümseyerek geri döner: “Hemen gittik. Ahşap bir ev... Ben o zaman milliyetçiyim, ama kendimi Avrupa k?l?ğ?na, k?yafetine kapt?rm?ş?m. B?y?ğ?m t?raş, kolal? gömlek, kravat. Böyle Üstad’? ziyarete gidiyorum. ?çeri girdim. Üstad böyle dirseğini yast?ğa koymuş, baş?n? avucunun içerisine alm?ş, istirahat halinde idi. Elini öptüm, yerdeki mindere oturdum. Üstad bana dedi ki ‘Bugün çok hastay?m. Hiç kimseyi ziyaretçi olarak kabul etmeyecektim. Fakat senin ismin söylenince içime büyük sevgin dokundu. Derhal getir dedim’ Ve ‘Nereden geliyorsun?’ diye sordu. ‘?stanbul’dan geliyorum’ der demez böyle bir çeviklikle s?çrad?, karyolan?n ortas?na oturdu. ‘Ne biliyorsun bana söyle’ dedi, ‘Orda benim talebelerime işkence ediyorlarm?ş. Benim c?mb?zla etimi çeksinler, talebelerime dokunmas?nlar.’ Beş dakikadan fazla tutmazm?ş ama biz yar?m saat kald?k. Tabii ben Üstad’la konuşurken en ufak bir çekingenliğim yok. Böyle tam hürriyet içerisinde, pervas?z konuşuyorum. Üstad da böyle severmiş. Beni söyletiyor söyletiyor gülüyor. Ceylan Çal?şkan çamaş?rlar?n? y?k?yordu. Ona yard?m ettim. O bitince gideceğimiz vakit yaklaşt? diye düşünerek, bizim ‘Maraş’ta Müftü Haf?z Ali Efendi’ye selam?n?z? söyleyeyim mi?’ dedim. Güldü. ‘Madem hüsnüzann?n var, selam söyle’ dedi. Ondan sonra ‘Eserlerinizi okumak istiyorum. Nereden temin edebilirim?’ dedim. Neşe içerisinde gülerek ‘Seni talebem olarak kabul ettim oğlum’ dedi. ‘Elaz?ğ’da Hulusi, ?slahiye’de Zübeyir var. Git onlardan iste, al.’ Adres yok, soyad yok, Elaz?ğ’da Hulusi, ?slahiye’de Zübeyir. Dedim ‘Verirler mi?’ ‘Benim selam?m? söyle, verirler’ dedi.”

Maraş’a varana kadar her şey Mustafa Ramazanoğlu’nun gönlüne göre olur; hatta sonras?nda bile: “Kendi kendime düşündüm. Elaz?ğ, bir vilayet. Orada Hulusi’yi kim tan?r? Ama ?slahiye küçük bir kaza. Belki bir posta memuru götürmüş posta, telgraf, mektup vermiş olabilir. Postanesine bir telefon aç?p posta memurlar?na bir soray?m dedim.” Ramazanoğlu, arad?ğ?n? daha ilk görüşmesinde bulmuştur: “Ben Zübeyir Gündüzalp’ dedi. Konuştuk. Ve heyecanla ‘Ne! Sen o zat? gördün mü?’ dedi. Adresimi istedi ve hemen geldi. Beni bir kucaklad?. Gözlerimden öptü.” Gündüzalp heybesinin içerisinde de o zaman Osmanl?ca olan Zülfikar, Sözler, Siracünnur, Mesnevi-i Nuriye, Mektubat, T?ls?mlar Mecmuas?’n? getirir ve risaleler hakk?nda iki saat boyunca sohbet eder onunla. O gittikten sonra da Ramazanoğlu kitaplar? al?p Maraş Müftüsü Haf?z Ali Efendi’ye götürür: “Çünkü müftü ‘ald?ğ?n?z bir kitab? bize göstermeden okumay?n. Kafan?z kar?ş?r’ diyordu. Müftü ‘B?rak da git’ dedi. Bir müddet sonra sorduğumda ‘Oğlum Mustafa. 200 seneden beri dünyaya böyle bir eser gelmedi. Bundan sonra da geleceği meçhul.’ dedi. ‘Hocaefendi ver öyleyse ben de okuyay?m kitaplar?’ dedim. ‘Yok git sen kendine başka temin et’ dedi. Ve Ondan sonra biz hizmete başlad?k.”

Değil Risale-i Nur’un, Kur’an-? Kerim’in bile okutulmas?n?n yasak edildiği bir devrede yetişmişti onlar. Öyle bir devirdi ki, mesela Kahramanmaraş’ta 28 cami sat?larak ibadet yeri olma vasf?ndan ç?kar?lm?şt?. Bunlardan bir tanesi olan Şeyh Müslim Camii, CHP taraf?ndan parti ocağ? yap?lmak üzere sat?n al?nm?ş, ancak 1950 seçimleri imdada yetiştiği için cami, vasf?n? kaybetmemişti. ?şin ilginci seçimlerden sonra halk, CHP’lilere tazyik ederek, sat?n ald?ğ? meblağ?n on misli fazlas?n? partiye ödeyerek ibadethanesine sahip ç?km?şt?.

Böyle s?k?nt?lar? s?kl?kla yaşayanlardan biri, Kahramanmaraş’ta doğup büyüyen ve Bediüzzaman’?n buradaki ilk talebesi olan Mustafa Ramazanoğlu idi... O, Risale-i Nurlara ve dindarlara yap?lan hücum ve sald?r?lar? kabul etmeyen, her seferinde bunlara gerek mektup, gerek telgraf ve gerekse zaman?n ?ttihat, Yeni ?stiklal, Bugün, Yeni Asya, Bab?ali’de Sabah, Zaman gazeteleri ile Hilal dergisinde yay?mlanan sert yaz?lar? ile cevaplar verdi. Bu yüzden s?k s?k hapishanelere at?lan Ramazanoğlu, mahkeme günü geldiğinde de beraat ederdi. 24 defa mahkemeye sevk edilen Mustafa Ramazanoğlu, 8 defa tutuklanmas?na rağmen bizzat kendisinin yapt?ğ? savunmalarla her seferinde beraat etmişti. Bu kadar davaya rağmen sab?ka kayd? dahi yoktu.

‘?HT?LALC?LER TELGRAFI DEĞ?ŞT?RM?Ş’

Ramazanoğlu’nun çektiği telgraflardan biri de 27 May?s 1960 ?htilalinden sonra Yass?ada’n?n gizli belgeleri aras?na giren telgraft?. Said Nursi vefat?ndan birkaç gün önce hasta haliyle Urfa’ya gitmişti. Hayat?n?n son zamanlar?n? peygamberler şehri Urfa’da geçirmek isteyen Nursi’yi, devrin ?çişleri Bakan? Nam?k Gedik başta olmak üzere resmî makamlar şehrin d?ş?na atmak istiyordu: “Gedik devaml? Bediüzzaman Hazretlerini ve bizi takip etti. ?htilalden az zaman önce Üstad Hazretleri çok ağ?r hasta. Vefat etme düşüncesiyle Urfa’y? teşrif ettiler. Oraya gittikten sonra Nam?k Gedik telefon ediyor valiye. Diyor ki ‘Bediüzzaman’? Urfa’n?n d?ş?na at?n.’ ?şte o zaman, Üstad’?n hizmetinde olan Abdullah Yeğin Ağabey bana telefon etti. ‘Ramazanoğlu Üstad’?n sağ?ndan soluna dönecek hali yok. Çok hasta. Fakat emniyet mensuplar? ‘burada durmayacaks?n’ diye tazyik ediyor. Acaba Adnan Menderes, S?tk? Y?rcal?, Nam?k Gedik’e birer telgraf çekilse bu zulüm durmaz m? diye düşünüyoruz’ dedi.”

Ald?ğ? haberden dolay? gözyaşlar?na boğulan Mustafa Ramazanoğlu, bunu bir emir telakki ederek, bahse konu üç kişiye de ezberinden okuduğu şu metni telgraf çeker: “Cenup vilayetlerini seyahate ç?kan Said Nursi Hazretlerinin siyasetle asla alakas? yoktur. Kendisi bu memleketin ferdi ve evlad? olmas? hasebiyle Türkiye’nin her memleketinde gezmek hakk?n? haizken, Urfa emniyet mensuplar? ‘Bu memlekette durmayacaks?n’ diye tazyik ediyorlar. Bu kanunsuz muameleyi durdurun. Beşbin kişi nam?na Nur talebesi/Mustafa Ramazanoğlu”

Fakat Ramazanoğlu, o telgraf?n ihtilalciler taraf?ndan epey değiştirildiğini söylüyor bugün. Çünkü Zaman gazetesinin ortaya ç?kard?ğ?, Yass?ada gizli belgeleri aras?na 5 Kas?m 1960 tarihinde dahil edilen ve Nam?k Gedik ad?na yaz?lm?ş telgrafta “ellerinizden öperim’ gibi bir ifade yer al?yor: “Üstad’? ‘çöp arabas?na koyup at?n’ diyerek hakaretine devam eden adama telgraf?mda böyle bir ifade kullanarak zillete düşeceğime hiçbir insaf sahibinin inanmayacağ? kanaatindeyim.” Ramazanoğlu, ayr?ca, sadece Gedik’e değil, Menderes ve Y?rcal?’ya da telgraf çektiğini hat?rlat?yor.

Adnan Menderes, telgraf? al?r almaz hemen telefon eder ve valiye “Dokunmay?n o zat’a” der. Bir gün sonra, 23 Mart 1960 tarihinde de Bediüzzaman ahirete intikal eder. Zaten Bediüzzaman üç gün önce gelmiştir Urfa’ya: “Üstad Hazretlerinin vefat?n? da Abdullah Yeğin Ağabey’den öğrendim. H?çk?r?klarla ağlamaya başlad?m. Koşuyorum bir araba bulup Urfa’ya gideceğim. O s?rada, kendisi de Risale-i Nurlar? okuyan Tiyeklioğlu Ökkeş diye bir zat’a rast geldim. Telaş?m? ve niye ağlad?ğ?m? sordu. ‘Araba tutup Urfa’ya gideceğim’ dedim. O da ‘O zaman sen Üstad’?n fikrine ayk?r? hareket etmiş olursun. Burada oku, dakikas?nda oraya gider. Sen şimdi taksi tutup bir sürü para vereceksin. Üstad bu israfa raz? olmaz’ dedi. Kafama bir kar?nca att?. Hemen müftülüğe geldim. Haf?z Ali Efendi’ye sordum. O da ‘Eğer burada vazifem olmasayd?, -ikindinin vaaz?n? yap?yordu- şu kör gözümle o evliyan?n cenazesine ben de giderdim’ dedi. Bana dünyay? bağ?şlasa o kadar ikram olmazd?. Bunun üzerine atlad?m arabaya hemen gittim. Ve Üstad’?n baş?nda 24 saat Kur’an okuduk. Yaln?z biz değil, böyle 30 kişi 30 kişi, belki 5 dakikada bir hatim indirdik. Ertesi gün cumada kald?rma kararlar? vard?. Ancak çok fazla kalabal?k olunca vali perşembe günü ikindi namaz?nda kald?racaks?n?z diye bask? yapt?.”

?NÖNÜ’NÜN HEDEF?

Bir başka hadisede ise, 1963 senesinde ?nönü, Genelkurmay Başkanl?ğ?’na Cemal Tural’? getirmiştir. Tural’?n ilk vazifesi orduya bir tamim göndermek olur. Ulus Gazetesi’nde yay?mlanan tamimde Nurcular aleyhinde ağ?r ithamlar vard?r: “Nurcular?n amac? devleti ele geçirmektir. Laikliği kald?rmak ve din kurallar?na göre devleti yönetmek ve bu suretle bir çeşit dinî diktatorya kurmak isteyen Nurcularla ordu personeli savaşmal?d?r.”

Bu dehşet ifadeler karş?s?nda Ramazanoğlu yine kalem ve kâğ?d?na sar?l?r: “Bizi ordu ile savaşt?racak. Fakat bu asl?nda ?nönü’nün emri ile yap?lm?şt?. Bundan evveli var. Ayn? sene içerisinde ?nönü bir kanun tasar?s? getirdi Meclis’e. Tasar?ya göre Nurcular? Türkiye s?n?rlar? d?ş?na sürecekler. Müebbet hapislik, idam cezas? gibi ak?l almaz ağ?r maddeler getiren bir tasar?. Bu tasar? komisyonlardan geçti, Meclis’e geldi. Oyland? m? bitti.” Adalet Bakan? Sedat Çumral?’d?r. Ramazanoğlu hemen Sedat Çumral?’ya ‘Beş bin kişi ad?na Nur talebesi Mustafa Ramazanoğlu’ imzal? bir telgraf çeker. Ramazanoğlu, bununla da yetinmeyip iki arkadaş? ile birlikte Ankara’n?n yolunu tutar. AP Genel Başkan Vekili Sadettin Bilgiç ve Adalet Partisi milletvekillerine durumu anlat?r.
?şte Ramazanoğlu, bu kanun tasar?s?ndan az bir zaman sonra Cemal Tural’?n yay?mlad?ğ? bu tamim ile tekrar harekete geçer. Bizzat Tural’?n şahs?na uzun bir mektup kaleme al?r ve orada ‘Bu eser külliyat?n? okumal?s?n?z. Eğer Türk milletine, gençliğe, vatana zararl? görüyorsan?z yasaklamal?s?n?z. Faydal? olduğunu görüyorsan?z bu eserler hakk?nda neşriyat yapan bas?na bir şamar vurmal?s?n?z’ der. Tural, kendisine iadeli taahhütlü gönderilen mektuba fiili cevap verir: “Hemen bir hafta içerisinde bir tamim daha yay?mlad?. Bu sefer komünizme vurdu, Müslümanlar? tuttu orada.”

O, bu yaz?lar? yazd?ğ? zaman, ?nönü’nün haz?rlatt?ğ? kanun tasar?s? henüz Meclis’tedir. ?nönü, bu tezine halk?n desteğini sağlamak için çeşitli vilayetlerde toplant?lar tertip edilmesini de ister. Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Orgeneral Refet Ülgenalp de bu amaçla Maraş’a gelir ve Nurcular aleyhinde bir konuşma yapar. Ramazanoğlu’nun yap?s?n? bilen arkadaşlar?, ona bu toplant?ya kat?lmamas?n? önerir. Ülgenalp, konuşmas?nda Bediüzzaman’? peygamberliğini ilan etmiş olmakla itham eder. Ramazanoğlu, ona karş? da ağ?r ifadelerle bir yaz? kaleme al?r. Bu, baş?nda Mustafa Polat’?n bulunduğu Erzurum’daki Hareket Gazetesi’nde yay?mlan?nca da ağ?r cezal?k olur.

Mustafa Ramazanoğlu’nun bir de Süleyman Demirel’e çektiği telgraf vard?r. Demirel daha yeni girmiştir Meclis’e. Halk?n tek parti olarak iktidara getirdiği Demirel’in AP’si, anayasa nizam?n? koruma kanunu ad? alt?nda, ölü veya sağ, bir kimsenin ideolojisini veya şahs?n? övmeye bir seneden beş seneye kadar mahkumiyet öngören bir çal?şmaya imza atmak üzeredir: “Kanun tasar?s? Meclis’e geliyor. Oylanacak. Biz telgraflara dayand?k. Türkiye çap?nda 200 binin üstünde telgraf çekildi ve Yeni Asya’da devaml? neşrolundu bunlar.” Tasar? kanunlaşmaz. O, hayat? boyunca tepkilerini gerek mektup yoluyla gerekse çektiği telgraflarla hep dile getirir. 12 Haziran 1968 tarihli Tercüman Gazetesi’nde Yarg?tay üyesi ?mran Öktem’in ‘Allah’? yaratan insand?r’ şeklindeki bas?n toplant?s?nda sarf ettiği beyanat?na gereken cevab? da yine o verir. Ramazanoğlu, ayr?ca, rahmetli Turgut Özal’dan eski Genelkurmay Başkan? Hilmi Özkök’e kadar pek çok şahsa aç?k mektuplar yazar.

Ramazanoğlu, Millet Partisi’nin Maraş’taki kurucusu olmas?na ve 1954 seçimlerinde adayl?ğ?n? koyup 18 bin oy almas?na rağmen, sonraki y?llarda Bediüzzaman’?n diğer talebelerinin ?srarlar? karş?s?nda bile Meclis’e girme tekliflerini hiçbir şekilde kabul etmez: “1954 seçimlerinde ekseriyet sistemi olduğu için biz mebus ç?karamad?ğ?m?z gibi DP’nin ç?karmas?n? da engelledik. Halk Partisi ç?kartt?. O zaman ben kafama takt?m bunu. Dedim ki ‘Mustafa sana bu siyaset yaramaz. Bak bunlar?n iş baş?na geçmesine sebebiyet verdin. Çekil. Çekildim, bir daha da girmedim. O zaman Üstad’a da şikayet etmişler beni ağabeyler, ‘Mustafa Ramazanoğlu parti kurdu. Siyaset yap?yor’ diye. Üstad da ‘Ona kar?şmay?n. O bize gelir’ demiş. Üstad’dan sonra teklifleri kabul etmeyince de Mustafa Sungur Ağabey’e söylemişler. O da dedi ki bana ‘Ramazanoğlu, adayl?ğ?n? koyman için kanuni bir engel mi var?’ ‘Yok’ dedim ‘fakat Risale-i Nur talebesi olmam kafi değil mi?”

Mustafa Ramazanoğlu için tam bir mücadele adam?, demek doğru olur san?r?m. Soyad?ndan da anlaş?lacağ? üzere Ramazanoğullar? Beyliği’nden gelen bir aileye mensup olan Mustafa Bey’in şeceresi, beyliğin kurucusuna kadar ulaş?yor. Ancak onun ailesi Ramazanoğullar?’ndan geçmiş Piri (Mehmed) Paşa’yla birleşiyor. Ramazanoğlu’nun şeceresi, kendisi söylemek istemese de seyyidlik mevzuundan Piri Paşa’ya intikal ediyor.

Ramazanoğullar? genellikle Osmanl?’n?n hedefi olmam?ş. Çünkü beylik Osmanl?’ya asker ve para yard?m?nda bulunmuş. Beyliğin tek problemi kendi içindeki birbirini çekememezlik olmuş. Osmanl?lar da yeniden bir güç olmamas? için onlar? değişik vilayetlere dağ?tm?ş. Cumhuriyet döneminde ise ‘zade’ gibi soyad? almak mümkün olmad?ğ? ve Ramazan da arapça olduğu için aile bu soyad?n? alamam?ş. Mustafa Ramazanoğlu’nun dedesi Gölşen Hoca (gözleri yeşil olduğu için Maraş’ta böyle adland?r?lm?ş) lakapl?, Dar-ül Fünun mezunu, âlim bir zat olan Ahmet Efendi de ‘Ramazan’a oruç yak?ş?r’ diyerek Oruç soyad?n? alm?ş.

Maraş’?n kurtuluşundan iki sene sonra, 1922 y?l?nda dünyaya gelen Mustafa Ramazanoğlu, askerliğini Oruç soyad? ile yapm?ş. Fakat askerden sonra, zaten Maraş’ta herkesin Ramazanoğlu diye bilip hitap ettiği aile, mahkeme yoluyla da olsa asli soyad?na dönmüş. Türkiye’de ?zmir, ?stanbul ve Karabük başta olmak üzere birçok yerde akrabalar? bulunan Ramazanoğullar?, Mahmud Sami Efendi ile de ayn? aileden.

KUR’AN OKUTMAKTAN MAHKÛM

Mustafa Ramazanoğlu’nun babas? da alim bir kişilik olarak tan?nm?ş Maraş’ta. Henüz 1,5 yaş?nda iken vilayette zuhur eden bir göz hastal?ğ?ndan âmâ olan Haf?z Halil ?brahim Ramazanoğlu, günde dört sahife ezberleyerek, 8 yaş?nda haf?zl?ğ? tamamlam?ş. 59 sene hatimle teravih k?ld?ran ve “Kafirler Kur’an’? ortadan kald?rsalar, ben Allah’a güvenerek söylüyorum, Kur’an’? bir esresi veya üstünü eksik olmaks?z?n yeniden yazd?rabilirim” diyecek kadar Allah kelam?na hâkim olan ?brahim Ramazanoğlu, vaktini Şeyh Müslim Camii’nin hücresinde çocuklara Kur’an öğretmekle geçirmiş. Malum devrede “Çocuklara ‘Kur’an öğretiyor” diye ihbar edilerek ‘suçüstü’ yakalanan ?brahim Efendi, tutuklanarak hapsedilmiş: “Babam?n Kur’an öğretme suçu sabit olduğundan hapse mahkum edildi. Mahkemenin verdiği gün kadar tutuklu olarak hapis yatt?ğ? tespit edildiğinden, babam hapishaneden ç?kar?ld?.” ?brahim Efendi, ç?kt?ktan sonra müftü Haf?z Ali Efendi’ye gider ve “Hocam üzerimde sab?ka kalmamas? için bu hükmü temyiz etmek istiyorum” diye dan?ş?r. Hocan?n cevab? da ibretlik olur: “Hay?r, temyiz etme. O aleyhindeki karar mahşerde senin berat?n için bir belgedir.”

?şte bu ?brahim Efendi ile Hacer Han?m’?n on erkek çocuğundan ikincisi olarak dünyaya gelen Mustafa Ramazanoğlu, ağabeyi ile birlikte evi geçindirmek zorunda olduklar? için tahsil imkan? bulamaz. Önce dokumac?l?k yaparak evin iaşesini kazan?rlar. 14 yaş?ndan sonra bak?rc?l?k sanat?n? öğrenir, bu alanda fabrika sahibi olur. F?trat?nda var olan zulme boyun eğmemek sebebiyle sürekli mahkemelere ç?k?p, hapislere at?l?nca iflas eder. Ancak o y?lmaz, zamanla başka işlere yönelir.

Sonradan d?şar?dan imtihan vermek suretiyle ilkokulu bitiren Ramazanoğlu, kendilerine Kur’an dersi veren hocas?n?n evi haftada en az üç kez bask?na uğrad?ğ? halde küçük yaşta Kur’an’? öğrenir. Müslümanlar için çok zor geçen bu süreç, 1950 seçimlerinden sonra k?smen de olsa hafifler: “DP devrine kadar Üstad Hazretlerini 28 sene hapiste çürüttüler. Adnan Menderes taraftard?. Onun için DP devrinde, 1956’da, Menderes Risale-i Nurlar?n serbest olmas?na dair beyanatta bulundu. Ve 1957’de ilk büyük Sözler bas?ld?. Menderes Risale-i Nurlar?n bask?s? için 10 ton da kâğ?t hibe etti.” Bu dönemde Said Nursi eskisi kadar mahkemeye verilmese de bu sefer Nur talebeleri s?k s?k hâkim karş?s?na ç?kmak durumunda kal?yordu. O süreçte Nur talebelerine iki bine yak?n dava aç?ld?; bir k?sm? savc?l?k taraf?ndan takipsizlik karar? ile ortadan kalkt?, kalanlar? da beraatle sonuçland?.

Bediüzzaman’? ilk ziyaretini 1950 y?l?nda gerçekleştiren Mustafa Ramazanoğlu, onu 8-10 defa daha ziyaret eder; çoğunu da 1952’de gerçekleştirir. Bunlardan bir tanesi, ?stanbul’da, Üstad’?n Gençlik Rehberi’nden dolay? verildiği mahkeme s?ras?nda vuku bulur: “?stanbul’un Belediye Tabibi vard? Nihat Ongun. Onun yan?na gittim. Bediüzzaman’? ziyaret edeceğim konusu aç?l?nca ‘Ben de geleyim’ dedi. Ben kiminle gittimse Üstad kabul etti. Tramvayla Sirkeci’ye gittik. Akşehir Palas Oteli’nde kal?yordu. Haber verildi, girdik. Ben orada doktoru takdim edince Üstad ona bir konuşma yapt?. Dedi ki ‘Ben iki meslek erbab?na çok k?ymet veririm. Biri muallimler, diğeri doktorlar. Çünkü imanl? muallimler körpe d?mağlara iman?, ?slam’? yerleştirir. Doktorlar da insanlar?n en muzdarip zaman?nda mütesellisidir. Sana tavsiyem şu olsun. Bir hasta tedavi ettiğin zaman ücreti 100 lira değerken 2,5 lira verirlerse bereket versin de, cebine at. Zannetme ki 97,5 liray? kaybettim. Sadaka olarak defterine geçer.’ Ç?k?nca doktor boynuma sar?ld?.”

Bir başka ziyareti de Bediüzzaman’?n yine Akşehir Palas’ta ikamet ettiği s?rada gerçekleştirir. Ramazanoğlu beraberindeki iki arkadaş?na Üstad’? ziyaret edeceğini söyler: “Hani ilk ziyaretimde ihlasl? olmaktan bahsetmişlerdi ya. O iki arkadaş da namaz?nda niyaz?nda. Bir tanesi daha vard? ki, o da ‘Ben de geleceğim’ dedi. ‘Yok sen gelme’ dedim. ‘Niye?’ dedi. ‘Yahu sen ‘Bu adam nas?l bir adam, şunu göreyim’ diye geliyorsun’ dedim. ‘Evet’ dedi. ‘?şte o gayeyle geldiğin için bizi de kabul etmez’ dedim. Neyse tak?ld? bize, geldi. Abdullah Ağabey’e ‘ziyarete geldik’ dedik. Üstad bizi kabul etmedi, geri döndük. Öteki iki arkadaşa ‘Gelin, biz bunu atlatal?m, ondan sonra gidelim, Üstad kabul eder’ dedim. Vitrinlere bakarak o arkadaştan uzaklaşt?k. Bir saat sonra, bu sefer üç kişi tekrar geldik. Üstad Hazretleri kabul buyurdular, duas?n? ald?k, ç?kt?k.”


TÜRKLER SEN?N KIYMET?N? B?LM?YOR
Ramazanoğlu’nun naklettiği hat?ralardan biri de, 1950 senesinde, ülkede DP döneminin başlamas? ile Türkiye’ye gelen Pakistan Milli Eğitim Bakan Yard?mc?s? Ali Ekber Şah’la alakal?yd?. Şah’?n Türkiye’ye geleceğini duyan, Pakistan’?n önde gelen ulemalar? Müslümanlarla alakal? Bediüzzaman’a 70 sual haz?rlar. Ali Ekber Şah, Türkiye’de önce meslekdaş? Milli Eğitim Bakan? Tevfik ?leri ile görüşür. Ona Bediüzzaman’la görüşme isteğini de iletir. ?leri de, Salih Özcan’a haber verir ve bu ziyaretin kimseye duyurulmadan yap?lmas?n? ister: “Ali Ekber Şah, o da âlim bir zat. Üstad’? şeyh zannediyor. Yolda giderken Salih Özcan’a diyor ki ‘Üstad’?n kaç tane arabas? var? O da ‘Üstad?n hiç arabas? yok’ diyor. Biraz daha gidiyorlar yine soruyor. ‘Üstad?n kaç apartman? var?’ ‘Üstad?n hiç evi yok’ cevab?n? veriyor. O, tekrar ‘Ben sordum, Üstad’?n bir milyon talebesi var Türkiye’de. Her biri 1 lira verse o paraya 20-25 tane ev al?nabilir. Nas?l olur da Üstad’?n arabas?, apartman? olmaz?’ Salih Özcan da ‘Üstad hediye almaz ki’ diyor. Hiç kimseye haber vermeden gidiyorlar. Fakat Üstad manevi sahadan tabi haberini alm?ş. Zübeyir Ağabey yan?nda. Ona diyor ki ‘Emirdağ’?n d?ş?na ç?k, bekle. Misafirim geliyor, onlar? al da gel.’ Zübeyir Ağabey gelen taksiyi durduruyor. ‘Üstad misafirini bekliyor, buyurun götüreyim’ diyor. Karş?laş?r karş?laşmaz da Üstad ona ismi ile hitap ediyor. Üstad orada Ali Ekber Şah’a konuşma yap?yor. ‘Ali Ekber kardeşim’ diyor ‘sizin hat?r?n?za şöyle bir şey gelebilir. Biz o meseleyi Risale-i Nur’un filan yerinde şöyle hallettik. Sizin hat?r?n?za böyle bir şey gelebilir, biz o meseleyi Risale-i Nur’un filan yerinde böyle hallettik’ diye diye, o sormadan 70 sualin cevab?n? veriyor. Ali Ekber Şah ayağ?na kapan?yor. Ağl?yor. Diyor ki ‘Üstad?m ben bir hafta kalay?m, bana ders ver.’ ‘Sen siyasettesin, ben seni bu defa kabul ettim. ?kinci bir defa kabul etmem. Ancak sana verdiğim bu ders 20 senelik ders. Seni 20 senelik talebem olarak kabul ediyorum’ diyerek iltifat ediyor. Şah da Bediüzzaman’a diyor ki ‘Üstad?m Türkler senin k?ymetini bilmiyor. Gel ben seni Pakistan’a götüreyim.’ Üstad aynen şu cevab? veriyor. ‘Hay?r. Yara burada başlad? tedavi burada görecek. Türk milleti bin senedir âlem-i ?slam’?n bayraktarl?ğ?n? yapt?, bundan sonra da yapacak. Ben eğer Mekke, Medine’de yaş?yor olsayd?m buraya gelirdim. Cenab-? Hak ayet-i kerimede buyuruyor ki’, Türkçe, meali ile, ‘Öyle bir kavim gönderdim. Onlar Allah’? sever. Allah da onlar? sever.’ ‘Ben de bu beyan? ilahi karş?s?nda düşündüm. Bunun, bin seneden beri âlem-i ?slam’?n bayraktarl?ğ?n? yapan?n Türk milleti olduğunu bildim. Ve Türk milletine hizmeti vazife telakki ettim.”

Ali Ekber Şah’?n o ziyaretinde bir başka hadise daha yaşan?r: “Gidecekleri zaman Zübeyir Ağabey geliyor, ‘Üstad’ diyor ‘misafirini yolcu etmeye geliyor.’ Birlikte arabaya biniyorlar ve Emirdağ’?n d?ş?na ç?k?yorlar. Orada ‘Ben’ diyor ‘ineyim böyle. Siz yolunuza devam edin.’ Üstad inince hep iniyorlar tabi. Ali Ekber Şah, Üstad için Pakistan’da özel bir kumaş dokutmuş, elbiselik. Onu ç?kar?yor ve ‘Üstad?m bunu sizin için özel olarak dokuttuk. Lütfen kabul buyurun. Bir elbise yapt?r?n, giyin’ diyor. Üstad diyor ki ‘Ali Ekber Şah kardeşim. Ald?m, kabul ettim. Ben sana hediye ettim. Sen kendine elbise yapt?r, giy.’ Biraz ?srar ediyor, olmuyor. Onu b?rak?yor, bir kese alt?n getirmiş. Üstad’a diyor ki ‘Üstad?m bunu hiç olmazsa harçl?k yap.’ Üstad yine ayn?. ‘Kardeşim ald?m, kabul ettim. Ben sana hediye ettim. Sen harca.’ Onun üzerinde biraz fazla ?srar ediyor, almas? için. Zübeyir Ağabey müdahale ediyor. ‘?ncitiyorsunuz, yapmay?n. Düsturunu bozmaz. Hayatta hiç kimseden hediye almam?ş, bunu da almas? mümkün değil. ?ncitmeyin’ diyor. Onun üzerine vazgeçiyor. Arabaya binip, onlar gidiyor Ankara’ya. Ali Ekber Şah, orada gençliğe bir konuşma yap?yor. O konuşmas?n? kardeşler teybe al?yor. Ve yaz?ya döküp Üstad’a getiriyor. Üstad okuyor ki hepsi kendinin methiyesi ile dolu. Üstad methedilmeyi istemeyen birisi. Eline kalemi al?yor, övgüleri çiziyor. Nihayet az bir şey kal?yor geriye. Biri de şu: Diyor ki Ali Ekber Şah ‘Ben 40 senedir âlem-i ?slam’da arad?ğ?m? Türkiye’de buldum. Bediüzzaman yaln?z büyük Türk milletinin değil bütün âlem-i ?slam’?nd?r. Ondan âlem-i ?slam’?n mukadderat?na dair pek çok soracaklar?m vard?. Bütün müşküllerim bir saat içinde halledildi. Şimdi memleketime büyük müjdelerle dönüyorum. Şimdiye kadar ilim ve fazileti ile tan?nm?ş birçok âlim gelmiş geçmiştir. Bunlar?n çoğu mükafat?n? ya mülk ve servet yahut şeref ve şöhret şeklinde elde etmişlerdir. Halbuki Bediüzzaman’?n evinde yakacak bir lambas? bile yok.’ Mum ?ş?ğ?nda tashihat yap?yor. Öyle iktisada riayet ediyor ki, kimseye muhtaç olmayay?m diye.”

M?T’E GÖRE ANARŞ?ST NURCU
1952 y?l? Ramazanoğlu için her zamanki gibi hareketli geçer. Lise öğrencisi olan Hüseyin Üzmez gazeteci Ahmet Emin Yalman’? vurmuştur o y?l. Üzmez, Büyük Doğu’cu diye Malatya’daki Büyük Doğu Cemiyet’i bas?l?r. Ramazanoğlu’nun Malatya teşkilat? ile irtibat? vard?r. Cemiyet’teki bir dosyada onun yaz?lar? ç?kar. Gazeteler, Maraş’ta da 4-5 evin aranacağ?n? yazar. Mustafa Ramazanoğlu, ilk s?rada kendisinin olacağ?n? tahmin de eder: “Necip Faz?l hapishanede iken bana yazd?ğ? bir mektubu vard?. Celal Bayar’a da biraz hakaretamiz laflar? vard?. ‘Bunlar da Halk Partisi infazc?lar?’ filan diye siyasi bir mektup. Bir de K?sakürek, hapishaneden benden harçl?k istiyor. O zaman?n k?ymetli paras? ile 700 lira para göndermişim. Onun makbuzu da ticari dosyam?n aras?nda kalm?ş. Ayr?ca Risale-i Nurlardan Zühretünnur’u buldular o aramada. Hem Nurculuktan hem müşevviklikten beni iki yönden hemen hapse att?lar.”

Maraş’ta tutuklanan Ramazanoğlu, Malatya’ya sevk edilir. Burada 70 gün hücre hapsinde tutulan, yemek dahi verilmeyen, fakat gardiyanlar taraf?ndan sevildiği için paras?yla d?şar?dan zeytin ekmek ald?ran Ramazanoğlu, tabii ki beraat eder.

Bütün bu cesur savunma ve hizmetleri neticesinde Ramazanoğlu’nun ad?, M?T’in listesinde, en başta yer al?r, ‘anarşist Nurcu’ olarak geçer. ?smini listenin baş?nda gören kişi, Ramazanoğlu’nun damad?na ‘Baş?na iş açacak. Vazgeçsin bu işlerden’ der. Bunu öğrenen k?z? da babas?na telefon açar: “K?z?ma ‘Biz kafay? koymuşuz bu yola’ dedim. Onun için her hadisede mutlak benim yakama yap?ş?rlard? yani.”

Her seferinde yakas?na yap?şt?klar? için, o zaman Milli Birlik Komitesi’nin ç?kard?ğ? bir kanunla, valiler ve kaymakamlara tan?nan yetki sonucunda ya hapsolacakt?r ya da Maraş’?n d?ş?nda bir yere gidecektir. Zaten, sürüldüğü Sivas’tan yeni dönmüştür. Halk Partililerin ihbarlar? onu rahat b?rakmaz yine: “Vali diyor ki ‘?hbar var. Maraş’tan nereye gidersen git. ?çeri mi alay?m, gidecek misin?” Ramazanoğlu bunun üzerine Adana’ya gider. Orada, kendisini eskiden tan?yan birisi onu bir çeltik fabrikas?na para almadan üçte bir ortak eder. Dahas?, Adana’da o tarihlerde dershane yoktur: “Abdullah Yeğin Ağabey’i de Urfa’ya sürmüştüler. O, Antep’e gelmişti. Onu çağ?rd?m. Avukat Hüsamettin Akmumcu da Isparta’dan sürülmüş. Onun da Adana’da bac?s? vard?. O da geldi. Üçümüz birleştik, dershane açt?k. Hâlâ devam ediyor.” 1960 y?l?nda sürgün edilen Ramazanoğlu, 16 ay sonra ancak memleketine geri dönebilir. 15 yaş?nda evlenen Ramazanoğlu, askerliğini ise Eskişehir’de yapar. ?kinci Dünya Savaş? s?ras?nda askere gittiği için terhis olmaktan ümidi kestiği bir anda, 42 ay 6 gün üzerine, askerliğini tamamlay?p memleketine döner. Üçüncü evliliğinde ise akrabas? da olan Güllü Han?m’la dünya evine giren ve 9 çocuk sahibi olan Ramazanoğlu, Ankara’da Diyanet Reisi’ni ziyarete gittiği bir zamanda da Fethullah Gülen Hocaefendi ile tan?ş?r: “Çok geç tan?şma bahtiyarl?ğ?na mazhar oldum’ dedi, bana iltifat etti Hocaefendi. Sonra ikinci konuşmam?z ?zmir’de Mustafa Birlik’in mağazas?n?n yaz?hanesinde oldu.” Ramazanoğlu, 1974 y?l?nda ise kendisini Maraş’a davet eder. 13 kişi geldikleri Maraş’ta, onlar? evinde ağ?rlar. Fethullah Gülen Hocaefendi orada Darwinizm üzerine bir konferans verir. Ard?ndan da orada bir dershane daha aç?lmas?n? ifade eder.

Hakiki Aleviler Müslümand?r ad?nda kitab? bulunan Ramazanoğlu, Maraş Olaylar?’n?n geçtiği Ulu Cami’nin yan?nda iş yeri olmas?na rağmen bir zarar görmez. O olaylar? ç?karanlar?n makineli tüfeklere nas?l sahip olduklar?n?n karanl?kta kald?ğ?n?, şehre giriş noktas?nda insanlar? makineli tüfeklerle tarayanlar hakk?nda oluşturulan dosyan?n kapat?ld?ğ?n? kaydeden Ramazanoğlu, Maraş’taki herkes gibi, olaylar s?ras?nda 105 veya 108 değil, binin üzerinde insan?n katledildiğini tarihe not düşüyor.

http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=26315