+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 1 ve 1

Konu: Üstad'ın Akrabası Sabri Okur'un Mısır Seyahati

  1. #1
    Yönetici SeRDeNGeCTi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    33
    Mesajlar
    5.901

    Standart

    Bediüzzaman’?n Akrabas? Sabri Okur’un M?s?r Seyahati


    Dünyan?n her yerinde olduğu gibi Arap âleminde de nurlar?n intişar? bütün h?z?yla devam ediyor. M?s?r’?n başşehri Kahire’ye mülk olarak al?nan bir dersanenin aç?l?ş? için yap?lan dâvet neticesi başta Bediüzzaman'?n talebelerinden Sungur Ağabeyimiz olmak üzere ?hsan Kas?m ve Mehmet F?r?nc? Ağabeylerle beraber gitmiştik. Burada müşahede ettiğimiz baz? hizmet haberlerini duâya vesile olmas? temennisiyle yaz?yoruz.

    13 Şubat 2006 Pazartesi akşam? ?stanbul’dan hareket ettik. Kahire’ye inişimizde ağabey ve kardeşlerden bir grup bizleri havaalan?nda karş?lad?lar. Kardeşler biraz da hayret içindelerdi ve “Bize bu sene içinde yaln?z iki defa Kahire’ye yağmur yağd?; ilki Kurban Bayram?nda, ikincisi de bu akşam gelişinize tevafuk etti” deyince bizler de çok hayret ettik ve inşaallah küllî hizmetlerin bir müjdecisi telâkki ettik.

    15 Şubat Çarşamba günü akşam dersane aç?l?ş? oldu. Aç?l?şa on üç ülkeden kalabal?k bir cemaat iştirak etti. Arapça dersler okunduktan sonra Prof. Abdulhalim Üveys “Bediüzzaman ‘Ben bir kitap yazay?m, bir eserim olsun’ diye meydana ç?kmam?ş; belki sadece kendini Kur’ân’a vermiş ve bunun neticesi olarak da Kur’ân kendisine aç?lm?ş. Bediüzzaman sadece Kur’ân’?n her âyetinde değil, belki her bir kelimesinde, hatta her bir harfinde dahi birçok mânâlar görmüş ve göstermiş” diye bir hülâsa yapt?. Ve bu şekilde gece on ikiye kadar cemaat dağ?lmad? ve güzel bir muhabbet oldu. Oradaki kardeşler bize her gün birçok yerde ders yap?ld?ğ?n?, ayr?ca çeşitli yurtlarda, derneklerde ve fakültelerde de; ders, konferans ve panellerin olduğunu anlatt?lar.

    Perşembe günü Hatice Nebravi Han?m, on kadar öğretim üyesine bir yemek verdi. Yemeğe beraberinde gayet mütesettir bir bayan arkadaş?n? annesiyle beraber getirmişti. Biz evvelâ bunlar? Arap zannettik, fakat bunlar?n Amerikal? olduğunu duyunca çok şaş?rd?k. Hatice Nebravi, bayan?n öğretmen olup y?llar evvel M?s?r’a kilisede hizmet etmek için geldiğini, sonra bir vesileyle eline Kur’ân geçtiğini ve Müslüman olmaya karar verip Kahire’ye yerleştiğini, kocas? Müslüman olmay?nca ondan boşan?p çocuklar?yla hayat geçirdiğini anlatt?ktan sonra sözü ona b?rakt?. O da dedi ki:

    “Burada çocuklar?m? okula gönderiyorum, fakat maalesef çocuklar okullarda felsefe dersleri ald?klar? için kafalar? çok kar?ş?yor ve günden güne bozuluyorlard?. Ben de buna mukabil evimi bir Medrese-i Nuriye yapt?m; yani her gün okuldan sonra çocuklar?mla üç dört saat Risâle-i Nur okuyarak onlar? bu sayede muhafaza ettim” şeklinde bu as?rda nesillerin Risâle-i Nur’a olan ihtiyac?n? güzel bir konuşmayla ifade etti.

    Cuma günü ise on dört sene maliye bakanl?ğ? yapm?ş Hasan Abbas Zeki isminde bir zat bizi evine dâvet etti, gittik. M?s?r’?n Diyanet ?şleri Başkan?, ağabeylerin geleceğini duyunca o da oraya geldi. Çok feyizli bir görüşme oldu. Daha sonra Sungur Ağabey müellifin kendi Arapças? diye tefekkürnâmeden biraz okumak üzere Diyanet ?şleri Reisine uzatt?. O zat tefekkürnâmeyi okurken kendini tutamayarak gözlerinden yaşlar akmaya başlad?.

    Cumartesi akşam ise Malezya hükümetinin Ezher’de okuyan kendi talebeleri için yapt?rd?ğ? yurda davetli olarak gittik. Yaklaş?k yüz kadar erkek ve yüz kadar arka bölümde bayan talebe orada toplanm?şlar. Bir konferans tarz?nda tertibat yap?lm?şt?. Evvelâ, Ezher dördüncü s?n?fta okuyan yurt başkan? bir konuşma yapt?. Üstad?n hayat?n?, ‘Eski Said’ ve ‘Yeni Said’ dönemini anlatt?. Üstad Hazretlerinin Risâle-i Nurlar? yazarken, nas?l ilhama mazhar olduğunu çok güzel bir tarzda ezberden nakletti. Daha sonra ağabeyleri takdim etmeye başlad?. Evvelâ, ?hsan Kas?m Ağabeyin nurlar? Arapçaya tercüme ettiğini; Mustafa Sungur Ağabeyin Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin on üç sene hizmetinde kal?p ve ayn? zamanda talebelerinden olduğunu; Mehmed F?r?nc? Ağabeyin de Üstad?m?z? çok defalar ziyaret ettiğini anlatt?. Bu arada Manisal? Ali Hoca, ağabeylerle birlikte oturduğundan yurt başkan? onu da Üstad? görenler aras?nda zikretti. Ağabeyler: “O, Üstad? görmemiş ama naşirlerdendir” dediler. Bunun üzerine yurt başkan?, “O halde tâbiîn gibidir” diye güzel bir mukabelede bulundu. Talebelerin bu iştiyak?n? gören Mustafa Sungur Ağabeyimiz:

    “Ben sizleri Üstad?n manevî evlatlar? olarak görüyorum, siz de kendinize o nazarla bakabilirsiniz” demesi üzerine bütün talebelerin yüzlerinde bir beşaşet peyda oldu. Daha sonra ağabeyler k?saca birer konuşma yapt?lar.

    Son olarak Ezher mezunu ve o gençlere vesile olan Hasan isminde Endonezyal? bir genç kardeşimiz kürsüye ç?kt? ve güzel bir konuşma yapt?. Dedi ki: “Ben Endonezya’da iken çok müşküllerim, zihnimi kurcalayan bir çok suallerim vard?. Bu müşkillerimi halletmek niyetiyle M?s?r’a geldim ve Ezher’i de bitirdim. Bir türlü zihnimdeki meseleleri halledemedim. Ne zaman ki Risâle-i Nurlar? tan?d?m; bütün müşküllerim hallolduğu gibi, başka hiçbir esere de ihtiyac?m kalmad?. Sonra düşündüm dedim: ‘Demek Cenâb-? Hak beni M?s?r’a Risâle-i Nurlar? tan?mak için getirmiş’ diye o zaman anlad?m.”



    19 Şubat Pazar günü, Kahire’ye yüz yirmi kilometre uzakta bulunan Zakazik diye bir şehirde, Ezher’e bağl? Usûlüddin Fakültesinde bir panel oldu. Bu panele vesile olan Prof. Abdülhalim Halim Üveys Ağabey demiş: “Madem Türkiye’den ağabeyler geliyor, küçük çapta da olsa bir panel yapal?m.” Bunu nas?l yapacağ?n? düşünmüş. Sonra kendi kendine demiş ki; “Benim Usulüddin Fakültesinde iki profesör arkadaş?m var, onlara rica ederim.” Onlara söylemiş. Onlar da “Dekanla görüşelim, sonra haber veririz” demişler. Neticede onlardan müsbet cevap gelmiş. Biz paneli iki üç profesör konuşacak, k?rk elli kişi dinleyecek tahmin ettik. Hakikaten kendileri de başta böyle düşünmüşler. Hatta panele gideceğimiz gün, Abdülkerim Ağabey, "Bakars?n, dekan da gelebilir" demişti. Yani, o da küçük bir panel olacak, diye düşünmüş. Demek, haberimiz olmadan dekan risâleleri okumuş ve mahiyetini anlam?ş ki, daha sonra işi ciddi tutmuş ve bir çok kişiye de haber vermiş. Aşağ?da anlatacağ?m?z gibi; hem kemiyetli, hem keyfiyetli, hem de çok bereketli ve hizmete vesile olma noktas?ndan öyle bir panel oldu ki, adeta sempozyumlar? aratmad?. Panele bine yak?n bir cemaat kat?ld?. ?çlerinde yüze yak?n profesör, doçent ve doktor vard?. Daha panel başlamadan, biz dekan?n odas?nda iken, seksen yaşlar?nda bir zât?n ?hsan Kas?m Ağabeyle konuşmas? dikkatimizi çekti. ?hsan Ağabey, Sungur Ağabeye dönerek dedi ki: “Ağabey, M?s?r’da yüze yak?n tarikat var. Her birisinin bir şeyhi var. Bir de bütün bu şeyhlerin bağl? olduğu bir tek şeyh var. ?şte bu zât, umumun bağl? olduğu o şeyhtir” deyince, biz de çok hayret ettik. Ve ?hsan Kas?m Ağabey ekledi:

    “Bu zât diyor ki; ‘Siz Bediüzzaman’?n hayat?n? ve dâvâs?n? bir kitapta toplay?n. Biz bu kitab? sekiz bin adet bas?p, kendi mensuplar?m?za dağ?tal?m.” Daha panel başlamadan böyle bir beşaret, bize nihayetsiz bir sürûr verdi. Sonra panel başlad?. Üstad?m?z?n talebelerinden olmak hasebiyle söz hakk?n? evvelâ Mustafa Sungur Ağabeye verdiler. Sungur Ağabey de, “Ben size çok şeyler anlatmak ve sizinle bir çok şeyi konuşmak isterdim. Fakat görüyorum ki; siz, Risâle-i Nur’u okumakla ve inceden inceye tetkik etmekle çok şeylere vak?f olmuşsunuz. Onun için bir şey anlatmama lüzûm kalmad?” diye k?sa bir konuşma yapt?.

    Daha sonra kürsüye Prof. Said Murat ad?nda bir zât ç?kt? ve çok hararetli bir konuşma yapt?. “Ben Türkiye’ye gittim. Nur Talebelerini gördüm. Onlar şöyle ihlâsl?d?rlar, böyle kahramand?rlar v.s..” diye Nur Talebelerini övdü ve Bediüzzaman’?n Türkiye’de çok büyük bir etkisinin olduğunu, farkl? dinlere mensup bütün dünyadaki ilim adamlar?n?n, bugün art?k Bediüzzaman’? konuşmak ve Bediüzzaman’? anlatmak istediklerini gayet güzel bir üslûpla anlatt?.

    Ard?ndan kürsüye Prof. Semih Hicazî diye bir zât ç?kt?. Bu zât da evvelâ, Türkiye’nin Bediüzzaman’la ?slâmiyeti bütün dünyaya duyurduğunu söyledikten sonra, Üstad?n iman ve ihlâs?n?n kuvvetine deliller getirmeye başlad?. “Sen Rusya’da esir olacaks?n. Koca Rus kumandan? önünden geçecek; bütün esir, zabit ve subaylar k?yam edecekler ve sen yerinden kalkmayacaks?n. Sana idam hükmü verecek ve sen hiç ehemmiyet vermeyeceksin… Bu nas?l bir iman!.. Divan-? Harb-i Örfî’de, şeriat istiyenlerin as?ld?klar? bir zamanda, idam edilenler aras?nda mahkemeye götürüleceksin ve mahkeme reisinin ‘Sen de şeriat istemişsin?’ sualine karş? ‘Şeriat?n bir hakikat?na bin ruhum olsa feda etmeğe haz?r?m!..’ diye cevap vereceksin. Bu nas?l bir ihlâs!..” dedi.

    Sonra dekan muavini Mustafa ?brahim Lidumeyr, Üstad?n çok yumuşak bir dâvetçi olduğunu ve ?slâmiyeti sevdirerek anlatt?ğ?n? naklettikten sonra; Üstad?n küçük yaşlarda iken Peygamberimizi (a.s.m.) rüyas?nda gördüğünü, ondan (a.s.m.) ilim talep etmesi üzerine, “Ümmetimden sual sormamak şart?yla sana ilm-i Kur’ân verildi” dediğini anlatt?ktan sonra: “?şte Peygamberimizin (a.s.m.) böyle iltifat?na mazhar olmuş bir zât hakk?nda ben daha ne söyleyebilirim?” dedi ve konuşmas?n? bitirdi.

    Esasen en hayret verici hal, bundan sonra oldu. Kürsüye Şemseddin Hafaza isminde tak?m elbiseli bir zât ç?kt?. Sonradan anlad?k ki, bu zât müsteşarm?ş. Dedi ki: “Ben bir hafta öncesine kadar Bediüzzaman diye bir zât, Risâle-i Nur diye bir eser tan?m?yordum. Bir hafta evvel buran?n dekan? Muhammed Mahmut Haşimi elime bir tak?m kitaplar verdi ve dedi ki: ‘Sen bu kitaplar? oku; bir hafta sonra bir panel olacak, orada konuşursun.’ Kitaplar? ald?m okumaya başlad?m. Birden kendimi bir derya içinde gördüm. Bir şeyler yazay?m dedim; bakt?m Bediüzzaman her şeyden, hem de en güzel şekilde bahsediyor. Ne yazacağ?ma hayrette kald?m ve bir hafta oldu hiçbir şey yazamad?m.” Sonra kendi tesbitlerini anlatmaya başlad?. Evvelâ “Bediüzzaman yürüyen bir Kur’ân’d?! ?lm-i Kelâm sahas?nda bütün kelâmc?lardan farkl? bir yol çizmiştir. Ve ayn? zamanda bir müceddittir. Tarihte insanlar? büyük s?k?nt?lardan kurtaran fertler olmuştur, ama bu fertler çok nâdirdir. ?şte Bediüzzaman o nadir fertlerden birisidir” dedi.

    Daha sonra oturuma ara verildi. ?kinci oturum başlarken, hepimizde bir yorgunluk hali vard?. Fakat kürsüye Muhammed Seyit Şahata isminde bir zât ç?kt?. Öyle edebî bir konuşma yapt? ki, o konuşmas?yla adeta bizim bütün yorgunluğumuzu ald?. “Ne anlatt?ğ?n? bana tercüme edin” dedim, onlar da, “Kalbimiz ve ruhumuz anl?yor, ama akl?m?z tam anlam?yor” dediler. ?hsan Kas?m Ağabeye sordum; konuşman?n neticesi mest olmuş bir halde kafas?n? sallayarak, “Bu zât şairmiş” dedi.

    Anlad?ğ?m?z kadar?yla bu zât, Risâle-i Nura kavuşmas?n? edebî bir üslûpla dile getirdi. Evvelâ Cenâb-? Hakk? baz? isimleriyle zikrettikten sonra, Risâle-i Nurlarda geçen mânâlar?yla o esmây? ispat etti ve bütün sayd?ğ? isimlerle Cenâb-? Hakk'a hamd-ü senâda bulundu ve bütün bu hamdlerin neticesini şu cümleye bağlad?:

    “Türkiye’den Bediüzzaman gibi bir nur ç?kar?p, onunla bütün dünyay? ayd?nlat?p, bizi de o nurla müşerref k?lan Cenâb-? Hakk’a hamd-ü senalar olsun!..”

    Panelin devam?nda Dr. Muhammed Salah kürsüye ç?kt?. Risâle-i Nur’un metodunun acz, fakr, şefkat ve tefekkür olmak üzere dört hatveden ibaret olduğunu anlatt?ktan sonra şöyle dedi: “Tarikat meyvedir, hakâik-? imaniye g?dad?r.” Bundan sonra heybetli, cüsseli, bir zât kürsüye geldi. Ve gür bir sada ile “Az önce bir arkadaş?m?z dedi ki; tasavvuf meyvedir, hakâik-? imaniye ekmektir. Ben de diyorum ki, ‘Tasavvuf ekmeğin ekmeğidir.’” Onun o hararetine karş?, Abdülhalim Üveys de oturduğu yerden gayet sakin bir edâ ile dedi: “Arkadaş?m?z mutasavv?f olduğu için, ona göre tasavvuf ekmeğin ekmeği olabilir, fakat ben mutasavv?f olmad?ğ?m için bana göre meyvedir..” Birden salonda bir tebessüm oldu. O zât da bir şey demedi.

    Daha sonra dekan Muhammed Mahmut Haşimi bir hülâsâ yapt? ve şöyle dedi: “Tarihte çok mutasavv?flar gelmiş ve baz?lar? kendi aralar?nda ihtilâfa düşmüş. Hatta baz? mutasavv?flar?n baz? fikirleri şeriata ters düşmüş, fakat Bediüzzaman’da asla böyle bir şey görülmüyor ve bu meseleyi, yani Bediüzzaman ve Risâle-i Nur’u art?k bütün dünyan?n bilmesi lâz?md?r.”

    Sonra dekan vekili Mustafa ?brahim Lidumeyr de, “Peygamberimizi (a.s.m.) müdafaa edecek kimsenin olmad?ğ? bir zamanda Bediüzzaman ç?km?ş; Peygamberimizi (a.s.m.) bütün dünyaya karş? tek baş?na müdafaa etmiş” deyince, çok nuranî, mübarek bir şeyh müsaade istedi ve dedi ki: “Madem Bediüzzaman tek baş?na Peygamberimizi (a.s.m.) bütün dünyaya karş? müdafaa etmiş; Niçin hepimiz onun yoluna gitmiyoruz? Haydi, hepimiz onun yoluna gidelim!”

    En son olarak da Abdülhalim Üveys, “Cenâb-? Hak Bediüzzaman’? arabulucu olarak göndermiş, yani her taifeden insanlar Risâle-i Nur’u okuyorlar ve hepsi de itirazs?z kabul ediyorlar” dedi ve oturumu bitirdi.

    Akşam Kahire’ye dönüşte Raba dersanemizdeki derse iştirak ettik. Asl?nda panelin verdiği bir yorgunluk içinde, iştirak ettiğimiz derste bakt?k ki, dersane dolmuş ve Arapça Sözler'i, yani El-Kelimat’? dağ?tm?şlar, s?rayla okuyorlar. Bu manzara karş?s?nda yorgunluğumuzdan eser kalmad?. Sungur Ağabeyimiz de, “Sizin bu okuman?z, hizmetimizin esas? ve temelidir. Siz böyle kitap dağ?t?p, okumakla hem Arapçan?z gelişir, hem de Risâleleri defaatle devretmiş olursunuz” dedi.

    Pazartesi günü de ‘?slâm Edebiyatç?lar? Kahire Temsilciliği’ k?rk elli kadar edebiyatç? ve şairlerle Üstad hakk?nda bir panel tertip etti. Evvelâ Derneğin Başkan? Abdulmunim Yunus, Üstad?n akla verdiği ehemmiyeti anlatt?ktan sonra, “Bediüzzaman’?n bütün iman meselelerini aklen ve mant?ken isbat etmesi muazzam bir meseledir” dedi.

    Daha sonra Dr. Muhammed Abd Şafiî dedi ki: “Üstad Bediüzzaman, ay?klama metoduyla hareket etmiş. Yani, her şeyin iyi ve güzel taraf?n? alm?ş; güzel olmayan taraf?n? b?rakm?ş. Bir de Bediüzzaman, meseleleri o kadar güzel bir şekilde ele alm?ş ki, hatta zemminde dahi medih var” yani Bediüzzaman bir şeyi zemmederken bütün yönleriyle zemmetmiyor, onun güzel vas?flar? varsa, onu da beraber zikrediyor.

    Sonra Dr. Aziz Elluğevi de, Üstad?n doğumundan tutun, tâ vefat?na kadar çok güzel bir şekilde hülâsa etti. Bunun üzerine Sungur Ağabey, “Bunlar Risâle-i Nur’u okumakla Üstad?n her haline vak?f olmuşlar” dedi.

    Sonra Hatice Nebravi Abla Üstad?n metodunun aynen Hz. Peygamberin (a.s.m.) metoduna benzediğini söyledi: “Çünkü Peygamber (a.s.m.) asl?ndan uzaklaşm?ş bir toplumu tekrar asl?na rücû ettirdi. Bediüzzaman da bu as?rda asl?ndan uzaklaşm?ş bir toplumu yavaş yavaş asl?na rücû ettiriyor.”

    Dr. Azize de On Sekizinci Mektubu ezberden naklettikten sonra dedi ki: “?şte sofiler gördüklerinin tabirini ehl-i şeriata b?rakmalar? lâz?md?r, yoksa yanl?ş giderler..” Son olarak da iki şair kürsüye ç?k?p, Üstad ile alâkal? şiirlerini okudular ve böylece panel hitam buldu.

    Türkiye’ye döneceğimiz akşam bunu haber alan Ezher’de okuyan talebeler dersaneyi doldurdular. Gece bir buçuğa kadar feyizli dersler okundu. Müşahede ettiğimiz tüm bu hizmetler neticesi büyük bir surur içinde M?s?r’dan ayr?ld?k.



    31 Mart - 03 Nisan 2006 - Sabri Okur - Yeni Asya Gazetesi

    Alıntı insirah Nickli Üyeden Alıntı
    2006'daki ?stanbul'da düzenlenen 3.Risale-i Nur Kongre'sinde bu yaz?y? bizzat bu ağabey'in has uslubuyla dinlemek nasip.oldu.

    Teşekkürler kardeş
    Alıntı Barla Nickli Üyeden Alıntı
    geçen hafta beraber nasib olsu dinledik...
    Alıntı insirah Nickli Üyeden Alıntı
    MaşAllah size.

    Uslubu çok hoş.Has bir doğu şivesi,özünü kaybetmemiş.Ve anlat?klar??nda riyas?z ,safi bir anlat?ş vard?.Mimik hareketleriyle birlikte insan? o an? yaş?yormuş gibi his uyand?r?yordu.

    Rabbim raz? olsun.Çok şevklendim şahsen
    Konu MuhammedSaid tarafından (05.06.07 Saat 01:22 ) değiştirilmiştir.
    Anlamını Bilmediğiniz Kelimelerin Üzerine Çift Tıklayınız...

    Sual: Belki onlar eski hali istiyorlar?
    Cevap: Size kısa bir söz söyleyeceğim; ezber edebilirsiniz: İşte, eski hal muhal; ya yeni hal veya izmihlâl...
    (Bediüzzaman Said Nursi)


    Ne hayal, ne kuruntu hakikat istiyorum.
    Hakikat, hakikat, hakikat istiyorum!.. (Osman Yüksel SERDENGEÇTİ)




+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Üstadın Yeğeni Sabri Okurdan Sadeleştirme hareketi
    By yozgati in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 22.10.15, 18:24
  2. Sabri Abi..
    By Bilal-i Sivasi in forum Bediüzzaman'ın Talebeleri
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj: 10.12.09, 16:50
  3. Mısır Tanesi Ve Adam
    By Beste-i Rana in forum Mizah
    Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 29.06.09, 18:42
  4. Mısır ve Piramitler
    By muhibbülkurra in forum Tarih
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 23.09.08, 13:26
  5. Mısır Kabuğundan Sanat
    By Hüsn-ü Sermedi in forum Resim - Fotoğraf Galeri
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj: 21.06.08, 19:14

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0