(Bütün Söz ve Mektubat'ın birer mürşid-i kâmil vazifesini gördüklerine dair hatıra gelen bir mektubdur)

Üstadım Efendim!
Bundan bir sene evvel -Sözler ve Mektubat'ı istinsah esnasında- bazı nükteler, kendi emraz-ı kalbiyeme muvafık bir ilâç geldiğinden "Evet bu nükteyi altun yazı ile yazmalı" diye söylerdim.

ﺍَﻟْﺤَﻤْﺪُ ﻟِﻠَّﻪِ ﻫَﺬَﺍ ﻣِﻦْ ﻓَﻀْﻞِ ﺭَﺑِّﻰ Elhamdü lillah, bu Rabbimin bir ihsânıdır.)

Lem'alar te'lif edildi. Bütün Söz ve Mektubat'a feyizleriyle anahtarlık yaptı. Şöyle ki: Kışın en şedid tehlikeli ve fırtınalı zamanında -yırtıcı hayvanların en azgın ve kuvvetli zamanlarında- geniş sahrada, çamurlu bir yolda giden bir yolcunun imdadsız, kimsesiz, o tehlikeler içinde, düşe kalka, yüzde doksandokuz fırtınalar ve o yırtıcı canavarların elinde parçalanacağı ve telef olacağı hengâmda, kendini kurtarmak isteyen o yolcunun gözüne tesadüf eden, sahranın ortasındaki çelikten daha güzel, polattan daha kuvvetli yapılmış bir saraya rastgelmesi, o yolcuyu o kadar memnun ve mesrur eder ki; hattâ o saraya daha çabuk yetişip, yırtıcı hayvanlar tarafından parçalanmasından halas olmak için koşarak, acelesinden ayaklarının bile yere temas etmesini istemeyen bu yolcu, kendisinin saraya girmesine vesile olanlara, değil bütün malını vermek, belki canını feda eder.

İşte asrımızda Sözler ve Mektublar, o yolcunun saraya rastgelmesiyle bütün tehlikelerden kurtulduğu gibi, ins ü cinn canavarlarının tehlikelerinden kurtulmak için Sözler'in her biri o kal'adan daha sağlam bir tahassüngâh olduğuna yüz bin kanaatım vardır. Lillahilhamd, o sarayın anahtar vazifesini Lem'alar'ın feyziyle bulabildim. O tehlikelerden bîçare zayıf ruhumu kurtarmak için içeriye girdim. Gördüm ki: Cennet sekiz tabaka olup, hiç birbirine mani' olmadığı ve benzemediği gibi, birine girdiğimde onun letafeti evvelki girdiğimin lezzetini tazelendirdiği gibi, risaleler aynen öyledir.


İmamoğlu Hâfız Mustafa (R.H.)


Barla Lahikası