(Re'fet Bey'in bir fıkrasıdır)
Aziz ve muhterem Üstadım Efendim!
Son neşrettiğiniz Söz, fakirde çok derin tesir ve intibalar bıraktı. Onun saikının ne olduğunu anlayamadım. Zât-ı âlînizi o Söz'de çok hiddetli buldum. Gayet ateşîn bir kalem, bütün elemlerinizi dökmüştü. İhtiva ettiği hakaika mest ü hayran olduğum halde, saatlerce okudum. Artık Sözlerinizin hiçbirini diğerine tercih edemiyorum. Zira birine mühim derken, diğeri daha mühim ve bir diğeri ehemm olarak kendini gösteriyor. Binaenaleyh envâr-ı Kur'aniyeyi gökteki yıldızlara benzetiyorum. Filhakika yıldızlar parlaklık itibariyle birbirinden farklı ise de, hepsi yıldızdır. Ve aynı menba'dan ahz-ı envâr etmede olduklarından, keyfiyetçe yekdiğerinden farkı yok gibidir. Sözleriniz aynen böyledir. Her birini yüz defa okusam, yüzbirinci defa hiç okumamış gibi, büyük bir zevk-i manevî ile okumam dahi yüksekliğine şahiddir. Bu bâbda ne kadar yazsam Sözler hakkında hiçbir şey yazmış olamayacağımı düşünerek, sözüme nihayet veriyorum.

Barla Lahikası



İntibalar: İzlenimler, görüş ve anlayışlar.
Saik: Sevkeden, sürükleyen, götüren, dürten.
Zât-ı âlîniz: Yüce ve değerli şahsınız.
Ateşîn: Ateşli, canlı (şiddetli, kuvvetli).
Elem: Acı, dert, kaygı.
İhtiva: İçinde bulundurma, içine alma.
Hakaik: Hakikatlar, gerçekler ve doğrular.
Mest ü hayran: Hayranlıktan kendinden geçme.
Mühim: Önemli.
Ehemm: Çok mühim.
Binaenaleyh: Bundan dolayı.
Envâr-ı Kur'aniye: Kur'anın manevi ışıkları.
Filhakika: Gerçekte, esasında, aslında.
Menba': Kaynak.
Ahz-ı envâr: Nurları almak.
Zevk-i manevî: Manevi zevk.
Bâb: Kısım, bülüm. *Konu. *Kapı.