ﺑِﺎﺳْﻤِﻪِ ﺳُﺒْﺤَﺎﻧَﻪُ

Risale-i Nur şakirdlerinin en mühim ve has dersleri olan Cevşen-ül Kebir'in kıraatıdır. O lahutî dersin feyzi her karîde tecelli ve tezahür etmekde ise de Medreset-üz Zehra'nın ekser hasları bu acize hüsn-ü teveccühleri saikasiyle gûya ulûm-u arabiyede vukufiyetime kail olarak Cevşen-ül Kebir'in mealini yaz diye ilhah ve ısrar ettiler. Bu hususda çok tefekkür ve teemmül edip dedim; "Yâ Rab! Bu muhlis kardaşlarımın hüsn-ü zanlarını hakikate kalb buyur".

Bu esnada Hüsrev Bey kardeşimin üç satırlık bir kıt'a tahrik tezkirelerini aldım. İzhar-ı acz ile istifaya bir yol bulamadım.
ﻧﻮ ﻳﺖ ﺭﺿﺎﺀﺍﻟﻠﻪ ﺗﻌﺎﻟﻰ ﻭ ﺑﺪﺀﺍﺕ ﻋﻨﺎﻳﺖ ﺭﺳﻮﻝ ﻟﻠﻪ ﺍﻻ ﺫﻛﻰ deyip başladım. Ala kadrit-takat 18 ukdesini yazdım, gözden geçirdim. Bir mektubla mumaileyh kardeşime takdim ettim ve dedim "Efendim her cihette aciz ve fakir olduğum gibi ulûm-u arabiyede ise behrem hiç mesabesinde ulûm-u âliyede ( ﻋَﺎﻟِﻴَﻪ) hattım olmadığı gibi, âliyeden ( ﺍٓﻟِﻴَﻪ) hemen sarf ve nahvin cüz'i mantık fenlerini evvelki harb-i umumiden evvel görmüştüm. Harb belasıyla metruk kaldım, öğrendiğimi de unuttum. Daha çok elzem fenleri bilhassa ilm-i kelam ve usul-üt tefsir, hadis usullerinden pek bîganeyim. Münekkid ve enaniyetli birisi görse güft-u gu eder. Çünki hatadan salim olacağına senedim yok. Zira Cevşen, Kur'an demekdir. Öyle mühim bir işin başına geçmek için kendimde yüzden bir iktidar ve istidad görmüyordum.

Buna karşı ilişik olan ikinci bir tezkereleri daha geldi. Her kim tenkid ve itiraz ederse daha güzelini yazmasını teklif ve taleb ederiz mealindeki mektuba karşı lâkayd kalmak adeta naz ve minneti andırır. Nahoş bir zandan teberri için ﻻ َﺣَﻮْﻝَ ﻭَﻻ َﻗُﻮَّﺓَ ﺍِﻻ َّﺑِﺎﻟﻠَّﻪِ ﺍﻟْﻌَﻠِﻰِّ ﺍﻟْﻌَﻈِﻴﻢِ deyip devam ettim.

Fakat ehemmiyetsizliğime inzimam eden bir mesele daha var idi ki o da: üzerimize aldığımız vazifenin pek zengin bir lisan olan arabiden gayet fakir hatta dörtten birinin bile mukabili bulunmayan türkçemize çevirmek ve bilhassa binbir esma ve sıfatın mukabilini bulmak düşünmeğe değer bir iştir. Binaenaleyh mukabili bulunmayınca çar u nâçar ebhemi mübhem ile tercümeye mecburiyet hâsıl olduğunu zikretmek zaruretinde kaldığım da vareste-i arz ve izahtır.

Bu kış bu hizmetle meşgul oldum, fakat bir hizmet-i diniyede bulundum diyemem. Yalnız bir şey var ki : "Ustamın adı Hızır, elden gelen budur" demek tarzında bir şeydir. Dedim ki: Bir gölge mahiyetinde bir şeydir demekle aczimin derecesini kardeşlerime arz ettim. İlmen ne derece fakir olduğumu ilan ve izhar etmek istedim. Bir kış Cevşen-ül Kebir'in inci ve elmas misal kelimelerine meşguliyetime ve hüsn-ü niyetime Cenab bir ecir ihsan buyurmasını umarım ki, o dahi Rabbimin şe'n-i Ulûhiyetine yakışır bir sıfattır. Aczini itiraf edenlere ashab-ı fazl ve kemalin ıslaha sa'y ve itiraza hedef buyurmayacakları en kuvvetli ümidimdir.
ﺑِﺤَﺴْﺐِ ﺍﻟﻀَّﺮُﻭﺭَﻩ bu hizmete cüz'iyyetimi hüsn-ü niyetime haml ederek mazhar-ı afv-ı cemil olacağımın itikadıyla müteselli olmaktayım.

H. Sabri.( R. Aleyh)