+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 ve 2

Konu: Merhum Nazım Gökçek Abi...

  1. #1
    Global Moderator gamze-i_dilruzum - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2012
    Mesajlar
    4.225

    Standart Merhum Nazım Gökçek Abi...

    Gönül insanı Nazım Gökçek’in ardından...

    Merhum Nazım Gökçek, kendisini Kur’an hizmetine adamış, çalışkan bir zat idi. Uyku nedir bilmezdi! Paraya dönüp de bakmazdı! Çok cömertti! Sevgi ve şefkat doluydu! Vefat ettiği güne kadar bu Nur’lu yoldan zerre taviz vermeden yürüdü...Gaziler beldesinden, ebedler ülkesine bir büyük şahsiyet daha gitti; Nazım Gökçek. Tam kırk sene, biz bize ve diz dize idik. Bizim bahtiyarlık ve mutluluğumuz 1957 senesinde, henüz orta bir sıralarında bir büyük insanla arkadaş olmakla başlamıştı. Yetmiş üç senelik Gaziantep Lisesi’nden birçok bakan ve çalışkan insanlar yetişmiştir. Asla ve asla bir mübalağa, bir abartı değil, bahsini ettiğim lise bugüne kadar Nazım Gökçek gibi bir çalışkan ve bir abide şahsiyet görmemiştir.Orta birinci sınıf talebesi aziz ağabeyimin, henüz on dört yaşındayken kütüphanesinde bulunan kitaplardan sadece dört tanesi şu anda masamda bulunmaktadır. Bunlar: Balıkesirli Hasan Basri Çantay’ın Kur’an-ı Hakim ve Meal-i Kerim (üç cilt) 1957 İstanbul baskısı.Hadisler Metni Meali İzahı (üç cilt), yine Çantay merhumun yine İstanbul 1962 baskısı.Divan Şiiri Ankara baskılı, Vasfi Mahir Kocatürk’ün eseri. Ankara 1958Yunus Emre Divanı Abdülbaki Gölpınarlı, İstanbul, 1948Örnek bir yaşamı vardı...Ağabeyim bütün derslerinden mutlaka on olması lazımdı. Sekizi, dokuzu asla kabul etmezdi. Bir gün coğrafya hocamız yazılı notlarını okuduğu zaman, kendisinin notu dokuzdu. Hemen parmağını kaldırarak, bu nota itiraz etti ve hocadan kâğıdını getirmesini rica etti. Ertesi gün kağıdı getiren Bekir Ilıman Hoca, sınıfta; “Nazım, senin hakkın dokuz buçuktur. Bu notu; yani dokuzu, dokuz buçuk üzerinden vermişim. Şimdi ise dokuz buçuktan on yapıyorum.” demişti.Sekiz-on senedir Gaziantep’te öğretmenlik yaptığım için öğrendim! Not defteri, bir öğretmenin hazinesi gibi kıymetlidir. Matematik öğretmenimiz Güzin Kayaalp yine bir gün sınıfta “Ben bir hafta okula gelmeyeceğim. Nazım gel buraya, al şu not defterimi, bunları tahtaya sözlüye kaldır ve notlarını ver!” diyerek çıkarıp not defterini verdi. Bir hafta okula gelmedi. Nazım Gökçek ise, bizleri matematikten tahtaya kaldırarak üçleri, sekizleri ve çeşitli notlarımızı not defterine yazdı.Kırık, dökük de olsa şahsen bizim için unutulmaz fazilet levhalarıyla dolu bu hatıraları takdime devam edeyim. Okulda biyoloji laboratuvarı denilen yerin merdiven altlarını mescid yapmıştık. Allah’ın ihsaniyle namaz seccadesi olarak kullandığım hasırı yol olan merhum baba evinden getirmiştik. Ramazan ayında her gece teravihleri ayrı ayrı camilerde olmak üzere bütün Gaziantep camilerini adım adım şükür, niyaz secdeleri için dolaşırdık. Otuz günde otuz camide teravihlerimizi gencecik yaşlarımızda eda ederdik. Bu dolaşmalarda şehrimizin güzide Kur’an hizmetkarı Ahmed İhsan Genç abiyi ve zaman zaman merhum Abdülbaki Özsimitçi’yi aramızda ve safımızda görürdük.Günümüzdeki Kurtuluş Camii’nin yanındaki mütevazı ve kira ile oturdukları evlerine sanki kendimizin evi gibi girer çıkardık. Burada bizlere Çantay merhumun Kur’an meali ve hadis kitaplarından okurdu. Bu arada Sinan Omur rahmetlinin Hür Adam Gazetesi’nden Nur Üstad’ın eserlerinden Cihan Harbi’ndeki kahramanlıklarından okurdu.Geçen zaman günleri içinde orta son sınıfta takvim yaprakları 1959’un son günlerini gösteriyordu. Isparta’daki Nur Üstad’a uzun bir mektup yazmıştı. Bu mektupta nur talebeliğine kabulünü rica ediyordu. Üstad’dan dua istiyor ve Antep için manevi yardımlar için yalvarıyordu. Hemen bu mektubun cevabı gelmişti.Nur Üstadı, kendilerini Nur talebesi olarak ve manevi evlat olarak kabul ediyordu. Antep’teki mukaddes Nur hizmetlerinin parlaması için dualarını vaat ediyordu.Allah kabul buyursun. Kırk beş senedir yürümeye çalıştığımız Kur’an hizmetlerinde böylesine çalışkan bir kimse görmemiştim.Uyku nedir bilmezdi! Paraya dönüp de bakmazdı! Çok çok cömertti! Sevgi ve şefkat doluydu!Kur’an yolunda idamlık Talat Aydemir ve Fethi Gürcan’la yan yana Ankara-Mamak hapishanelerinde yatmıştı. Kur’an yolunda çok korkusuz ve yiğit bir adamdı.Lise ikinin başlarında daha sonbaharın ilk aylarında aniden okulu terk etmişti.Nur Üstad kendisine rüyada:“Kendini nurlara vakfet!..Kendini Kur’an hizmetlerine ver!..emirlerini vermişti.Bir Kur’an âşığı idi!Bu rüyadaki emirler üzerine mektep sıralarını terk ederek bütün varlığı ile bir Kur’an hizmetkârı olmuştu. Vefat ettiği güne kadar bu Nur’lu yoldan zerre taviz vermeden yürümüştü.Askerlik sıralarındaki Mamak hapishanelerinde; dört ay idamlık ihtilalcilere Yasin Sûresi’ni yazıp verdi. Suçsuz olduğu halde dört ay sonra tahliye olarak, bu defa tarihin de sürgün yeri olan; Keşan’a sürüldü. Bizler de Gaziantep Lisesi’nden kovulmuş İstanbul Vefa Lisesi’nde okuyorduk. Aylar süren hasretlerimiz biraz da olsa sükun olmuştu. Götürdüğümüz Nurları heyecanla bağrına basarak hiç kimselerin bulamayacakları yerlere saklamıştı.Daha sonra İstanbul dönüşü mektupla, sanki mektup yazıyor gibi Nurlardan, Otuzuncu Lem’a gibi tevhid derslerini kendilerine mektup gibi yazarak postalamıştık.Bu Nur namelerimize altı sayfa gibi uzun bir cevap gelmişti. “Aziz Nur Kardeşim” hitabıyla bu mektubu merhum mağfur Nur serdarı Gündüzalp abimiz, 1965 senesinin ilk günlerindeki çok basit ve ibtidai imkanları içinde, teksir makinesiyle çoğaltarak bütün vatan sathına dağıtmışlardı.Nur ağabeyin Keşan’daki Mihnet Keşan günlerinde benim azizlerin azizi Gülen hocam da Kırklareli’nden ışıklarını dünya semalarına boşaltmaya başlamıştı. 1965’lerin içinde Hocamız, Gökçek’in ziyareti için Keşan yollarına düşmüştü. Gökçek abi de terhis tezkeresini alınca Kırklareli’nde Hocaefendi’nin iade-i ziyaretlerine gelmişti. Burada buluşan iki Nur-u Kur’an sevdalısı, birlikte İstanbul’da bulunan Zübeyir Gündüzalp abinin ziyaretlerine gelmişlerdi.Aydınlık dolu, mai zemzem dolu geçip giden hatıralar, baki kalan bu asümanda güzel Nur sesleri olarak yankılanarak devam edip gidecektir inşallah.Bu Kur’an sesine kulak verip dinleyen bahtiyarlara saadet dolu günler niyazımız gönüldendir hep!..Gökçek ağabeyim ebedlerde kanat açtığı 16 Nisan 2005 Cumartesi’nden bir gün evvelki, mübarek cumada iki araba ile yine Nur için yine Kelamullah’ımıza hizmet aşkı ve şevki içinde on kişi ile birlikte Gaziantep’e bir buçuk saatlik Islahiye kazasına gitmiştik.Akşam üstü çıktığımız bu kısa yakın yolculuk ve misafirlikte gecenin on ikisine kadar kalmıştık.Saat on ikiye doğru, hane sahipleriyle vedalaşarak ayrılıyorduk. Artık arabalara binecektik. Benim kırk sekiz senelik arkadaşım, yoldaşım, sırdaşım Nur ağabeyimle gecenin karanlığında göz göze geldik. Ama o kadar manalı ve sevgi ile bakmıştı ki bu halini tarif edebilmemin imkanı yok.Bu sevgi saçan nazarlara karşı, aynı hislerle koşarcasına atılmıştım. Sanki ayrı ayrı yerlere, memleketlere gidecekmiş gibi adeta vedalaşırcasına sımsıcak kucaklaştık ama hakikaten vedalaşıyormuşuz da haberim yokmuş. Meğer dünyadaki maddi olarak son kucaklaşmamızmış. O esnada bu manzarayı dikkatle seyreden Mustafa Durdu beyefendi hayretler içindeydi. İkimiz de Allah’ın lütfu ile yarım yüz yıldır olduğu gibi yine aynı yöne yine aynı hedefe yine aynı maksada doğru arabaya binerek Islahiye’den Gaziantep’e doğru yola çıkmıştık. Vedalaşarak çıkılan bu yol artık son görüşme ve son yolculuk imiş! Eskiler bu yaşadığımız dünya acısı ve minneti için;“Veda-ı mülk-ü vücud” yani dünyaya veda etmek diyorlar. Biz Kur’an talebeleri dünyada da olsak, kabirde de olsak yine beraberiz. Kur’an’ın dersinde yine diz dize sonsuzlara dek birlikteyiz...İmtihan dünyasının çirkinlikleri çoktur. Urfalı şair Nebi der ki:Be meclis-i münafese-amiz-i aleminDeğmez neşa-i vuslat-ı vedaınaYani:“Baştan başa garazlarla dolu olan bu dünyaya gelmenin neşe ve sevinci, dünyadan ayrılırken duyulan hüzün ve kedere değmez.”Her şey nurla güzeldir.Canım ağabeyimAtmış yılın Nur’la dolu dolu geçti. Biz bunların şahidleriyiz. Nur dünyasında bizleri de unutmazsın değil mi?

    NECMETTİN ŞAHİNER


    "Arşa değmek istidadında olanların ayakları altına, omuzlarımızı koyarız."

    Zübeyir Gündüzalp





  2. #2
    Global Moderator gamze-i_dilruzum - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2012
    Mesajlar
    4.225

    Standart

    Nazım Gökçek Abinin Üstada Mektubu

    NUR’UN GENÇ BİR TALEBESİNİN ÜSTADIMIZA YAZDIĞI MEKTUBUDUR
    Bismihi Sübhanehu
    Ey inat ve temerrüt ile isyan ve zulmet-i küfür ile tuğyan edip, dehşetli dalalet çirkefine ve uçurumuna düşmüş bedbaht beşeriyete hidayet serdarı olarak lütuf ve ihsan olunan Fahrü’l-İslâm, Üstad-ı Âzam, Dellâl-ı Kur’ân, Halaskâr-ı Âlem-i İslâm, Tercüman-ı Nur, Mücahid-i Ekber, Gönüller Fatihi, pek muhterem, pek mükerrem, kahraman, müşfik, muazzez, aziz ve sevgili Üstadımız Hazretleri!
    Evvela: Ellerinizden kemal-i hürmetle, kemal-i muhabbet ve kemal-i iştiyakla öper, ben kusurlu hakîri manevî evlâtlığınıza ve küfür ve dalalete karşı tesis edilmiş muazzam bir sedd-i Kur’ân ve hakkı batılın, imanı küfrün, nuru zulmetin savletinden kurtarmak üzere zındıkaya karşı açılmış haşmetli bir raiyet-i Furkan ve tam, kat’i ve hakiki bir tereşşuhat-ı Nur olan Risale-i Nur’un hizmetkârlığına kabulümü ilk ve son dileğim olarak bütün ruh u canımla istirham ve Bârigâh-ı Kibriyadan bütün varlığımla siz mübeccel Üstadımıza daha uzun ömürler, sıhhat ve afiyetler temenni ve niyaz eylerim.
    Henüz ortaokul talebesiyim. Nur’un yeni ve müştak hizmetkârlarındanım. Rıza-yı İlâhî için Kur’ân’a, imana ve İslâmiyete vatan ve millete Risale-i Nur’la hizmete bütün mevcudiyetlerini vakf ve feda eden safî ve fedâî, aşık ve sadık, fedakâr ve cefakâr, mücahit ve muvahhit Nur kahramanı muazzez ağabeylerimin yolunda ve izinde olarak, cadde-i Kübra-yı Kur’aniyede sembolleşen varlığımızla abideleşen İlâhî imanınızla küfr-ü mutlakı kahr ve mahv için açmış olduğunuz, ebediyetlerin ve yemyeşil Cennetlerin pırıl pırıl, ışıl ışıl saf ve temiz nurlu ufuklarından ılgıt ılgıt esen, ümit ve hayat getiren edalı ve sadalı rüzgarlarla, dehşet, haşmet ve azamet içerisinde nazlı, niyazlı dalgalanan âlem-şümul bayrağınızın altında Nur’un aşıkı, Nur’un meftunu, Nur’un pervanesi ve Nur’un fedâisi olarak koşan, küçüğünden büyüğünden, gencinden ihtiyarından, kadınından erkeğinden, öğrencisinden öğretmeninden, işçisinden dişçisinden, hekiminden hâkiminden meydana gelen muazzam Nur kervanının, muhteşem nur-u iman ordusunun ardından boynumda kefen, göğsümde iman ve elimde Kur’ân olarak koşuyor boş kalan yerimi alarak safı doldurmaya ve böylece ihsan-ı İlâhî tarafından omzuma konulan hizmet-i Kur’âniye ve imaniyeyi ifaya çalışıyorum.
    Elhamdülillah! Halık-ı Zülcelâlin ihsan ve hidayeti, Kur’ân-ı Hakîmin irşadı ve Risale-i Nur’un talimiyle o Nur’a ve mukaddes davanın hizmetine erdik. Rabb-i Rahimime milyonlarca hamd ü sena.
    Üstadım Efendim! Dua buyurunuz, Allahu Teâla cümle kardeşlerimizi de, bizi de hayra muvaffak kılsın, daha ziyade nurlanmak ve ihlâs-ı tamme nasib ü müyesser eylesin, amin.
    Cihanbaha Üstadımız Efendimiz! Biz burada bütün Nurcu kardeşlerimizle sırr-ı uhuvvet, ittihad-ı maksat ve ittifak-ı vazife ile omuz omuza vererek, ihlâsı esas tutarak ve ölürsem şehidim, kalırsam Kur’ân’ın hizmetkârıyım parolasını düstur yaparak Kur’ân ve iman hizmetinde cansiperâne çalışmaktayız. Muhtelif yerlerde medreseler açtık. Her gün kardeşlerimizin adedi artıyor. Antep’imizde küfr-ü mutlakın beli, cehlin dili ve dalaletin boynu kırılmak üzeredir. İnşaallah bir gün gelecek Allah-u Azimüşşanın izni ve iradesi ile Kur’ân-ı Hakîmin elmas bir kılıncı olan Risale-i Nur vasıtasıyla zındıkanın, kör dinsizliğin kökünü kazıyacağız, inşaallah.
    Muhterem Üstadımız! Biz Risale-i Nur’u şöyle anlıyor ve onun ayn-ı hak ve mahz-ı hakikat olduğunu şöyle izhar ederek neşrine çalışıyoruz:
    Risale-i Nur, 130 risaledir, 115’i Türkçe, 15’i Arapçadır.
    Risale-i Nur, muazzam, muhteşem, müzeyyen, mücehhez ve mükemmel bir tefsir-i Kur’ân’dır.
    Risale-i Nur, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın bir mu’cize-i maneviyesidir.
    Risale-i Nur, bir Nur-u Kur’ân’dır.
    Risale-i Nur, kalbin güneşi, ruhun ateşidir.
    Risale-i Nur, havza-i Cinanın gül-ü tevhididir.
    Risale-i Nur, bir kâbe-i irfandır.
    Risale-i Nur, gönlün huzuru, kalbin sürurudur.
    Risale-i Nur’un davası, iman ve ihlâs; yolu, cadde-i kübra-yı Kur’âniye; mesleği Haliliye ve meşrebi de hıllettir.
    Risale-i Nur, ehl-i hidayeti zulmet-i dünyadan bostan-ı bekâya, meydan-ı imtihandan Ravza-i Cinana ve zahmet-i hayattan rahmet-i rahata ileten bir müşrid-i azamdır.
    Risale-i Nur, sofra-i Kur’ân, davet-i Rahmandır.
    Risale-i Nur, bağ-ı Rıdvan, ayine-i Furkan ve kal’a-i Kur’ân’dır.
    Risale-i Nur, perde-i zulümatı, nikab-ı galeti yırtmak, küfr-ü mutlakı, temerrüt ve dalaleti parçalamak ve savlet-i a’dayı def etmek üzere açılmış bir raiyet-i Kur’ân’dır.
    Risale-i Nur’un maksadı ilim ve irfan, fen ve sanat silahıyla İ’lâ-yı Kelimetullahtır, sünnet-i Nebeviyeyi ihyâdır.
    Risale-i Nur, fen ve ilim ile dalalete girip, inat ve temerrüt ile firavunkârane bir gurur ve dehşetli bir dalaletle hakaik-ı imaniyeye karşı çıkıp muaraza eden zındıkların, dinsizlerin, soysuzların, ahlâksız ve milliyetsiz ve firenkmeşreplerin inat ve temerrütlerini kıran, parçalayan Kur’ân’ın elmas bir kılıncıdır.
    Risale-i Nur, zekâ eseri, fikir mahsulü değil, ilham eseridir.
    Risale-i Nur, verdiği nurlu, hakikatli, merakâver, cazibedar dersleriyle taklidî imandan tahkikî imana yükseltir.
    Risale-i Nur, tahkikî iman dersleri vererek meratib-i imaniyede teali, tereffu ve terakki ettirir.
    Risale-i Nur, kalbin, aklın, ruhun ve vicdanın münevviridir.
    Risale-i Nur’da her bir söz ve fikir, İlâhî bir ateş parçası gibidir. Düştüğü kalp ve gönülleri yakar, his ve duyguları alevlendirir, yıkar, temizler ve yükseltir.
    Risale-i Nur, bu zamanın ruhî emrâzını tedavi edip iyileştiren misalsiz bir tiryaktır.
    Risale-i Nur, imanın, Cennetin manevî bir tohumu, küfrün de Cehennem zakkumunun bir çekirdeği olduğunu ve bu hakikatlere mebni, kafirin bu dünyada manevî bir Cehennem ve mü’minin de manevî bir Cennet içinde bulunduğunu küfrün ve imanın, hidayet ve dalaletin hassas mizanlarına koyup tarttığı hadsiz hüccet ve delillerle ispat eder.
    Risale-i Nur, bu asırda bir “urvetü’l-vüska”dır. Ona temessük eden, yapışan; küfrün, cehlin ve dalaletin zulmetinden imana, irfana Nur’a, hakka kavuşur.
    Risale-i Nur, ehl-i imana hayat ve küfr-ü mutlaka memattır.
    Risale-i Nur, hilkat-i âlemin muammalarının kâşifidir.
    Risale-i Nur, dirilere hitap eder.
    Risale-i Nur, nifak ve şikakı, fitne ve fesadı kökünden söküp atar ve yerine uhuvvet ve muhabbeti, vifak ve ittifakı, tesanüt ve teavünü tesis eder.
    Risale-i Nur, etbaını riya, gurur, kibir, tasannu, temellük, hodfuruşluk, zillet, enaniyet, meskenet gibi ahlâk-ı seyyieden kurtarır ve vakar, tevazu, sıdk, şefkat, fazilet, merhamet, izzet ve mahviyet gibi ahlâk-ı hamîdeye kavuşturur.
    Risale-i Nur, nice imansız kafirlerin, nice dinsiz zındıkların, nice zalim merhametsizlerin, nice gaddar adaletsizlerin, nice beyinli akılsızların, nice kör basiretsizlerin halkalı bellerini, tasmalı boyunlarını ve yukarı kalkık burunlarını, Kur’ân-ı Azimüşşanın elmas kılıncıyla kırmış, parçalamış ve Kur’ân-ı Hakîmin ulvî, kudsî, muazzam ve muhteşem hakikat ve esasları karşısında rüku ettirmiştir.
    Risale-i Nur’a isnat, nisbet ve iftira edenler ondaki İlâhî hakikatlerin yüksek ve parlak nuruna bakmaktan, görmekten, anlamaktan ve inanmaktan aciz, naçiz, nasipsiz, kör, alîl, zelîl, sefil, meçhul, deli, denî, meczup, mecruh, me’cur, mefluç ve mütefessih bedbahtlardır.
    Risale-i Nur’un hakkı batılın savletinden kurtarmak üzere açmış olduğu raiyet-i Kur’ân’ın altına koşan, sel olup coşan ve kaynayıp taşanlar ezelî ve ebedî gayenin İlâhî ve kudsî ateşi ile yanıp tutuşan, Nur’un aşıkı, Nur’un meclubu, Nur’un meftunu ve Nur’un pervanesi, mü’min, müslim, müttaki, musalli, cefalı, vefalı, sadık, said, cesaretli, basiretli, fedai, mücahit, muvahhit ve muhsin Müslümandır.
    Ey canımızın canı, sertacımız, sevgili kahraman Üstadımız!
    Bu nefes bu canda bitinceye kadar, bu ruh bu bedeni terk edinceye, bu fer bu gözde zâil oluncaya kadar Risale-i Nur’u okuyacağız, okutacağız, yazacağız, neşrinde bütün ruh u canımızla, sabır ve sebat, azim ve metanetle çalışacağız. Saçlarımız adedince başlarımız bulunsa ve her gün biri kesilse bu hizmet-i imaniyeden çekinmeyeceğiz ve çekilmeyeceğiz ve dünyayı başımıza ateş yapsalar hakikat-i Kur’âniyeye fedâ olan bu başları zındıkaya eğmeyeceğiz inşaallah!
    Tekrar tekrar ellerinizden öper ve kıymettar dualarınızı bekleriz, Üstadımız Efendimiz.
    Gaziantep Nur Talebeleri namına
    Nazım Gökçek


    "Arşa değmek istidadında olanların ayakları altına, omuzlarımızı koyarız."

    Zübeyir Gündüzalp





+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Rahmet Dualarıyla Nazım Gökçek Ağabey
    By ŞİMŞEK MUSTAFA in forum Bediüzzaman'ın Talebeleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 01.12.08, 21:37
  2. Nazım Gökçek Ağabeyin Risale-i Nur Hakkında Mektubu
    By BiKeS_ in forum Bediüzzaman'ın Talebeleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 11.08.08, 22:32
  3. CEPvePC - Sesli - Nazım Gökçek Dersleri
    By misildak in forum Sesli ve Görüntülü Risale-i Nur Sohbetleri
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 09.07.07, 19:25

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0