+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 4 ve 4
Like Tree2Beğeni
  • 1 tarafından hicap
  • 1 tarafından hayal_et

Konu: Hizmeti Dünyaya Yayılan Bir Kasaba Halkının Hikayesi...Yıl 1927

  1. #1
    Ehil Üye hicap - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    1.035

    Standart Hizmeti Dünyaya Yayılan Bir Kasaba Halkının Hikayesi...Yıl 1927

    Bir kitap için bütün kasaba organize oldu
    HAKAN YILMAZ - 13.11.2005

    Bu bir kasaba halkının hikâyesi. Bu kasaba daha sonra dünyanın birçok diline çevrilecek olan bir külliyatın yazım, kopya ve dağıtım aşamalarını üstlenen Sav kasabası. Yıl 1927.

    Sav ahalisi tecrit edilmiş bir mütefekkire destek olmakla kalmamış, onun 125 parçadan oluşan külliyatının yazım işini de üstlenmiş. Bu mütefekkir Bediüzzaman unvanıyla anılan Said Nursi, kaleme alınan külliyat da Risale-i Nur adıyla bilinen eserler bütünü. Başlangıçta mütefekkirin etrafında bir avuç insan var. Zaman geçtikçe yazılan eserlerin çoğaltılıp yurdun dört bir yanına gönderilmesi işi bütün köyün varoluş meselesi oluyor. Sav o zamanlar küçük bir köy, fakat boyundan büyük bir işe girişiyor; Bediüzzaman’a konulan yasağı Sav köyü savuşturuyor. Yediden yetmişe bütün ahali, karşılık beklemeden bu alimin yardımına koşuyor. 1944 yılında teksir makinesinin devreye girdiği tarihe kadar bini aşkın insan, risalelerin çoğaltılıp yurdun dört bir yanına dağıtılması ve saklanması için organize oluyor. Teksir makinesinin ve matbaanın devreye girmesi onların hızını kesmiyor. Bugün bile her evde bir yazı tahtası, divit, mürekkep ve elle yazılmış risalelere rastlamak mümkün.

    Yaşı 80’e merdiven dayamış Ispartalı Abdülkadir Zeybek, Sav kasabasının en yaşlı simalarından. En büyük meşgalesi elindeki divitini mürekkebe batırarak Bediüzzaman Said Nursi’nin eserlerini yazıya dökmek. Daha yedi yaşlarında iken tanıştığı eserleri yazmaktan hiç vazgeçmemiş. İlerleyen yaşına rağmen azimle Said Nursi’nin 125 parçalık külliyatının en önemli eseri sayılan Sözler’i not defterlerine aktarıyor. Tıpkı daha yedi yaşlarında Said Nursi’nin eserlerinin yayınlanmasının yasak olduğu yıllarda, gecenin bir karanlığında sessiz bir köşeye çekilip gün ağarana kadar yaptığı, yazdığı gibi. Tabii, şimdi teknoloji hayatı kolaylaştırıyor, oysa o günlerde, 1930’lu yıllarda elde ne yeteri kadar kalem, ne kağıt ne de ışık vardı.
    Abdülkadir Zeybek, Risale-i Nur adı verilen külliyatın evlerde de çoğaltıldığı o ilk günleri şöyle anlatıyor: “Eserlerin taşınması, yazılması yasak. Yakalananlara büyük ceza verildiği için gece yazılırdı. Bir kişi çırayı tutar, diğeri yazardı. Baskınlar yapılır, kaçabilen kurtulur, yakalanan hapse gönderilirdi. Kalanlar yazmaya devam ederdi.”

    Abdülkadir amcanın yaşadığı Sav kasabası, Risale-i Nur Külliyatı’nın tarihinde bir mihenk taşı. 1927 yılında sürgüne gönderildiği Isparta’nın Barla nahiyesinde gözlerden uzak hayatını sürdüren Said Nursi’nin eserlerine konulan yasak Savlılar sayesinde delindi. Burada çoğaltılan eserler yurdun dört bir yanına dağıtıldı.

    1944 yılında yine Sav kasabasından Hafız Mehmet Gül’ün teksir makinesi kullanmaya başladığı güne kadar, Risale-i Nur hareketinin önemli yükünü bu kasaba çekti. Bunun bedelinin kolay olduğunu sanmayın sakın. Yaklaşık 20 yıl içinde kasabalılar bir yandan baskınlarla, bir yandan fiziksel imkansızlıklarla boğuştu. Abdülkadir amca en fazla kağıt konusunda sıkıntı çekildiğini söylüyor. Kağıt İstanbul’dan gelirmiş. Gelen kağıtlar boyacılık yapan Rüştü Çakın’da toplanır ve buradan Sav’a dağıtılırmış. Risale yazanları tek tek isimleriyle bilen boyacı Rüştü, bu isimlerin dışındakilere kağıt vermezmiş. Bu isimlerin dışında kağıt almaya gelenler de Rüştü Çakın’dan yine bu ‘yazıcıların’ isimlerini vererek kağıt alabilirmiş. Risalelerin yazıldığı bu yılların bir diğer tanığı olan 85 yaşındaki Hasan Kurt, kağıt sıkıntısının çekildiği dönemlerde günde 20 yerine 10 sayfa yazdıklarını söylüyor. Özellikle 1930 ile 1940 arası risalelerin yazımında büyük sıkıntılar yaşanmış. Hasan amca, özellikle İsmet İnönü döneminde divit uçlarının piyasadan kaldırılıp yasaklandığını anlatıyor. Bu yasak üzerine divit uçları Halep’ten tedarik edilmiş. Anlayacağınız nehir her zaman akacak bir mecra bulmuş. Risale yazımında bütün kasaba azami gayret göstermiş. Yaşlı, genç, çoluk-çocuk, kadın veya erkek demeden hemen herkes günde en az 4 saat risale yazmış. Okuma bilmeyenler -ki bunların çoğunluğu kadın- rahlenin ortasını kesip oraya cam yerleştirip alttaki yazıyı kopya etmişler.
    Haliyle bir de bu yazılan eserlerin saklanması ve yurdun dört bir yanına dağıtılması meselesi var. Bir yandan Sav’daki evlere risale yazıldığı gerekçesiyle baskınlar yapılırken diğer yandan yanlarında Risale-i Nur Külliyatı’na ait eserler taşıyanlar derhal hapse atılıyormuş. Sav’ın Belediye Başkanı Yusuf Dede, “Gündüz baskında yakalanmaması için gece bunları çuvala doldurup mezara gömerdik.” diyor. Değerli bir mücevher gibi saklanan risaleler yine organize bir şekilde postalanarak yurdun dört bir yanına dağıtılmış. Abdülkadir amca, risalelerin gönüllü beş kişi tarafından postalandığını söylüyor. Bir yerden yoğun bir posta akışı olsa bir kısım risalelerin posta yoluyla dağıtıldığı ortaya çıkacağı için bu beş gönüllü, ildeki postaneleri ayrı ayrı geziyormuş. Bu mektup adresine ulaştığında o bölgedeki Nur talebeleri mektubu okuyarak Bediüzzaman’ın iman hizmetleri ile ilgili nasihatlerinden haberdar oluyormuş. Zaten ‘Lahikalar’ bu mektupların bir araya toplanmasıyla meydana getirildi.


    Abdülkadir Zeybek, 1964-1965 yılları arasında cezaevinde kalmış. O yıllarda Risale-i Nur talebeleri cezaevine ‘Medrese-i Yusufiye’ derlermiş. Cezaevi müdürü, Abdülkadir Zeybek’i ‘göz kulak olsun’ diye çocukların koğuşuna göndermiş: “Cezaevi dışarıdan farklı değildi bizim için. Gardiyanlar gelir, iltifat ederler, nasıl yazı yazmak istiyorsan öyle yaz, derlerdi.” diyor Abdülkadir amca.

    Savlıların çilesi sadece bu yıllarla da sınırlı kalmamış. İşin ilginci 1940’lı yıllardan itibaren yüzlerce gencin hapishaneleri artık ikinci ev olarak benimsemesi bir yana geçen yıllar ‘derin zihinlerde’ bu kasabaya bakışı değiştirmemiş. Matbaaların yaygınlaşıp risalelerin birçok dükkanda satılabildiği 60’lı yıllarda bile kasaba ‘önemini’ koruyormuş. 27 Mayıs 1960 ihtilalinin akabinde yüzlerce kişi evlerinden alınmış mesela. 12 Mart 1971’de yine Sav kasabasında 85 kişi tutuklanarak cezaevine atılmış. 12 Eylül 1980’de de kasabadaki evler didik didik aranmış.
    Sav’a müze yapılacak
    Sav, Isparta’ya en yakın belde. Bugün yaklaşık 4 bin nüfusu bulunuyor. Belediye Başkanı Yusuf Dede’nin ifadeleri ile Sav, Türkiye’nin borcu olmayan tek belediyesi. Belediye başkanının kendisi de diğer Savlılar gibi çocukluğunda bol bol risale yazmış. Evinde bir risale yazma tahtası bulunan Belediye Başkanı, Sav’ın tarihini bir müzede toparlamayı planlıyor. Evlerde bulunan döneme ait belgeleri, risaleleri ve rahleleri bir müzede bir araya getirerek gelecek nesillere taşımayı hedefliyor.

    Risale-i Nur nedir?
    Risale-i Nur Külliyatı, Bediüzzaman Said Nursi’nin eserlerine verilen isimdir. Nur risalesi demek olan bu eserler Kur’an’ın manevi i’cazının tefsiri olup, müellif tarafından çok zor şartlar altında 1920-1960 seneleri arasında telif edilmiş ve elden ele çoğaltılarak bütün Anadolu’da okunmuştur. Nur Risaleleri’nde bütün Kur’an ayetleri değil, devrin ihtiyacına cevap veren, imani hakikatleri anlatan ayetler tefsir edilmiştir. Eserin yegane dayanağı Kur’an-ı Kerim’dir.

    50 kitabı 45 kilometre taşıdım

    Hasan Kurt: “Bediüzzaman, Emirdağı’nda ikamet ederken 50 tane Zülfikar mecmuası istemiş. Hüsrev Ağabey risaleleri postaneden gönderirdi. Postaneye yeni atanan müdür, “Osmanlıca ne gelirse sevk etmeyin. Hemen imha edin.” diye emir vermiş. Postanede çalışan bir arkadaş durumu Hüsrev Ağabey’e iletmiş. Yanına gittiğimde meseleyi bana aktararak “Eğirdir’de Ali Savlak isminde bir ağabeyimiz var, risaleleri oraya göndermek istiyorum.” dedi. “Benim kabadayı bir atım var, onun heybesine risaleleri doldurur götürürüz.” dedim. Hüsrev Ağabey, “Evvela tedbirli olacağız. Jandarma veya bekçi görse atın üzerinde bir şey taşındığını, hesap soruyor. Sen bunları sırtında götüreceksin Eğirdir’e.” dedi. 50 kitap; bir tanesi 1,5 kilo geliyor, 40-45 kilometre Isparta ile Eğirdir arası. Normalde onu taşıyamazsın; ama Allah öyle bir inayet veriyor ki, idam olacakmışsın, hapse girecekmişsin hiç aklına bile gelmiyor. Yola çıkarken “Bunları götürürken asfalta çıkmayacaksın. Dağ-taş ne gelirse asfalta 100 metreden fazla yaklaşmayacaksın.” diye tembihte de bulundu. Sırtıma yükledim kitapları, sanki 5 kilo gibi geldi. O zaman 30’lu yaşlardayım. Yükü hiç hissetmedim; ama omuzlarımda terden köpük çıkmış. Isparta’dan sabah 8’de yola çıktım, akşam namazında Eğirdir’e vardım.”

    Gazi dedemi, topal ayağıyla 7 kilometre yürüttüler
    Abdülkadir Zeybek: Mustafa Gül amcanın kardeşi, hem talebe okutuyordu hem risale yazdırıyordu, adı Hafız Mehmet idi. Hafız Mehmet Gül’ün ‘Lahikalar’da ismi geçer. Biz sabahleyin evimizden onun evine ders okumaya gidiyorduk. Jandarma baskına gelmiş. Gün ağarmadan çevrede tedbir almış. Çünkü gece baskın yapmak yasaktı. Sokağın içinde bekliyorlarmış. Gelen çocuklar, ayakta bir köşede sessizce bekletildi. İçeride kim varsa çoluk çocuk, büyük küçük hepsini aldılar. 52 yaşındaki dedem de derse katılanların arasındaydı. Kış günü alıp Isparta’ya kadar 6-7 kilometre yürüttüler. Dedem topaldı, Çanakkale’de bir şarapnel parçası isabet etmiş ayağına, ameliyat falan etmişler, aksak kalmış. İhtiyar kadınlar pencerelerden bakıp ‘memleket ne hale geldi’ diye ağlaşıyordu. Bunlar yaşandığında henüz küçük bir çocuktum; ama hatırlamak bugün bile beni bunaltıyor.
    ZAMAN 2005
    hayal_et bunu beğendi.

    TAİF' TE TAŞLANMAK;MEDİNE'DE AÇ KALMAK; UHUD'DA YARALANMAKDA SÜNNET...


  2. #2
    Yasaklı Üye YİĞİDO - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2011
    Mesajlar
    1.075

    Standart

    Allah razi olsun İnŞ.....

  3. #3
    Ehil Üye hicap - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    1.035

    Standart

    Alıntı YİĞİDO Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Allah razi olsun İnŞ.....
    ecmain kardşim...ecmain...
    s.a.

    TAİF' TE TAŞLANMAK;MEDİNE'DE AÇ KALMAK; UHUD'DA YARALANMAKDA SÜNNET...


  4. #4
    Pürheves hayal_et - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2011
    Mesajlar
    153

    Standart

    üstadım sav köyünün sarhoşlarına bile ayrı değer verir onları üstün tutar: mahkemelerde üstadımın aleyhinde bişey bulamayınca kefereler bi sarhoşa demişler mahkemede diyeceksin ki: bu hoca bana gizliden şarap aldırıyor.. sarhoş demiş siz o adamın kim olduğunu biliyormusunuz o öyle iş yapmaz deyip üstadımı savunmuş

    ben üstadımı ne kadar savuna biliyorum?
    hicap bunu beğendi.
    hayal edin, sadece mutluluğu hayal edin..

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Hayadan Hayata Yayılan Güzellik
    By ıslak seccadem in forum Edebiyat
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 21.08.11, 23:58
  2. ABD’de Nur Hizmeti
    By Bîçare S.V. in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 23.02.09, 20:26
  3. Hayâdan Hayata Yayılan Güzellik...
    By Garip_Maznun in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 30.01.09, 15:34
  4. MSN'nizden Yayılan "Bedava Kontör Yalanı"
    By muhibbülkurra in forum Bilişim Haberleri ve Bilimsel Makaleler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 22.10.08, 14:49
  5. Kurnazca Yayılan Bu Virüse Dikkat!
    By akıncı in forum Bilişim Haberleri ve Bilimsel Makaleler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 18.07.08, 19:07

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0