Bediüzzaman ve talebeleri vilayeti bastılar!
07 Ekim 2011 / 21:55
Üstad Cuma namazı için dışarıya çıkınca binlerce insan sokaklara dökülmüş. Vali ve idareciler telâş etmiş

Süleyman Rüştü, 1899 yılında Isparta’da doğdu. Nasıl bir eğitim gördüğü ve ne şekilde yetiştiği hakkında çok fazla bilgi mevcut değil. Ancak doğumundan 8-9 yıl sonra Osmanlı Devleti’nin yaşadığı çalkantılı dönem; İkinci Meşrûtiyet’in ilânı, Trablusgarp ve Balkan Savaşları ile Birinci Dünya Savaşı’nın ardı ardına patlak vermesi, istediği eğitimi almasına mani olmuştur.

Birinci Dünya Savaşı ve İstiklâl Harbi’ne çocuk yaşta denilecek bir çağda katılan Süleyman Rüştü, diğer akranları gibi çok sıkıntılar çekti. Yıllarca süren savaşlardan sonra memuriyete girdi. Bir süre Isparta Vergi Tahakkuk Müdürü olarak görev yaptı. Ispartalı olması hasebiyle Risâle-i Nur ve Bediüzzaman ile tanışması daha erken oldu. Risâle-i Nur’a talebe olanların ilklerinden biri olarak iman hizmetine kendisini adadı. Birçok insanın çekinip uzak durduğu bir dönemde, mesai sonrası vaktini hizmete ayırdı, Risâlelerin yazılmasına katkıda bulundu.
Süleyman Rüştü, Bediüzzaman’ın yakın talebelerinden olduğu için soruşturma, gözetim ve hapislerden nasibini aldı. 1935 yılında Eskişehir’de hapis yattı. Bu ilk hapis hayatı altı ay kadar sürdü. Hapisten tahliye olurken, bazı masraflarını görmesi maksadıyla Bediüzzaman Hazretleri kendisine para verdi. Eskişehir hapsini 1943 yılında Denizli ve 1958 yılında Ankara hapisleri takip etti.
Birçok hadiseye ve komploya şahit olan Süleyman Rüştü, bunlardan bazılarını hatıralarında nakletti. Eskişehir’de 1935 yılında tezgâhlanan bir hadise ibret verici bir olay olarak tarihteki yerini aldı:
“1935 yılında Eskişehir hapis ve mahkemesinden evvel, Üstad Cuma namazı için dışarıya çıkınca binlerce insan sokaklara dökülmüş. Vali ve idareciler telâş etmiş. Bu sırada ‘Onuncu Söz’ü de Valinin masasına bırakmışlardı. ‘Bediüzzaman ve talebeleri harekete geçtiler, vilâyeti bastılar’ diye Ankara’ya bildirilmiş. Eskişehir hadisesi böylece patlak vermiş…” Bu gelişmelerden sonra Bediüzzaman ve talebeleri hakkında soruşturma başlatılmış ve hapse atılmışlardı.
Eskişehir Mahkemesi’ndeki bir duruşmada Süleyman Rüştü’yü savunan Bediüzzaman övgü dolu ifadeler kullandı: “…bu masumlar içinde, Vâridat Kâtibi Rüştü, gençler içinde istikamet ve namusla mümtaz ve vazifesinde işgüzar, hiçbir sui ahlâkı görünmeyen bir zattır. Ben Isparta’ya getirildiğim vakit, gelip benim gibi garip bir adamın sobasını yakmak, suyunu getirmek, yemeğini pişirmek gibi hususî işlerimi Allah için yapmış. Bu zatın vazifesi vakit bırakmıyor ki, başka bir hizmette bulunsun. Yalnız akşamdan akşama bu hizmeti yapıyordu. Bu zatı mertlik ve misafirperverlik noktasında âli bir seciyede gördüm. Bazı vehham kimseler ona diyorlardı ki: ‘Sen memursun, ona yanaşma.’ O diyormuş: ‘Bu zatın dünyaya karışacak bir emare ve arzusu yok. Benim vazifeme mâni değil. ‘Hattâ bu tevkif zamanında bile, o merdane hissiyle benim gibi zaif ve hizmete muhtaç bir biçareye herkes gözünü benden kaparken, o yardıma koşuyordu ve der idi ki: ‘Bu Hocadan ben medar-ı ittiham bir şey göremiyorum ve yoktur ki, ben onun ittihamından temasla hissedar olayım.
“İşte bu zat okumak için bir-iki küçük ve imanî risâleleri almış; kaza ve kadere ait risâlenin yarısını yazmış, tamamlamaya vazifesi müsaade etmediği için nüshamı bana iade etmiş. Acaba dünyada böyle bir âlî seciyeyi taşıyan müstakim bir genci böyle münasebetle ittiham edecek bir kanun var mı? Eğer ecnebi bir düşman devletinin bir adamı bir şehre gelse, misafirperverlik veya ücret mukabilinde komşusundaki bir adama hizmet etse, o hizmette ittiham altına alınır mı? Halbuki bu zat, bu vatanın benim gibi bir evlâdı ve yirmi seneden beri bu millete, hassaten Harb-i Umumîde ve İstiklâl Harbinde mühim hizmetlerde bulunmuş ihtiyar ve garip bir komşuya böyle bir hizmet eden bir zata hiç itiraz gelebilir mi? Farz-ı muhal olarak, benim gizli, yanlış fikirlerim bulunsa da, akşamdan akşama sobamı yakmaya gelmesi ile iştirak tevehhüm edilir mi?”
Mahkemede Süleyman Rüştü’yü öven Bediüzzaman, talebelerine yazdığı mektuplarda ismini zikrettiği gibi bazen de bizzat kendisine hitaben mektuplar yazdı ve bunları lâhikalara dahil etti. Mektuplarında bu fedakâr talebesinin hizmetini övdü, duâda bulundu. Diğer bazı talebelerini överken “Isparta’nın Süleyman Rüştü’sü” gibi ifadeler kullanarak taltif etti. Talebesine gönderdiği bir mektubunda şunları yazdı:
“Aziz, sıddık, bahtiyar kardeşim Süleyman Rüştü,Seni ve kardeşin kahraman Burhan’ı ve senin iki mübarek, masum evlâdını ve senin hane halkını, Risâle-i Nur namına ve umum şakirtler hesabına ruh u canımızla sizi tebrik ediyoruz. Böyle kudsî ve daimî sevap kazandıracak uhrevî bir hizmete muvaffakiyetinizi, Isparta ve bu memleket istikbalde alkışlayacaktır. Size çok hayırlı duâları kazandıracak. İnşaallah, Zülfikar gibi daha çok emsaline muvaffak olursunuz. Bu acip şerait içinde bu fevkalâde muvaffakiyet, hem Zülfikar’ın, hem sadakatinizin bir kerametidir. Çok mübarek olan senin rüyan—ki, emr-i İlâhî ile, Kur’ân’ı, Hazret-i Peygamberimiz Aleyhissalatü Vesselâma vermek, Hazret-i Cebrail’in vazifesinin bir cilvesidir—işarettir ki, bu hizmetiniz hem rıza-yı İlâhiyeye, hem rıza-yı Peygamberiye (a.s.m.) muvafıktır. Mu'cizat-ı Kur’âniyeyi, Mu'cizat-ı Ahmediye vasıtasıyla ümmet-i Muhammediyeye (a.s.m.) tebliğ etmek mânâsıyla senin rüyan tabir edilir.
“Nasıl, bir küçücük cam parçasında güneşin bir timsali, ziyasıyla o elindeki camı tutanla münasebettar olur, bir nev’i muhabere eder. Öyle de hususî bir tecelli ile rüyalarda:
“Selef-i Salihin de bu çeşit rüyalar görülmüş-makbuliyet ve rıza alâmetidir. Hazret-i Peygamberin (a.s.m.) yanında gördüğün adam da, Nur ve Risâle-i Nur şakirtlerinin şahs-ı manevisidir.”
(Emirdağ Lâhikası, s. 184).
Bediüzzaman bir başka mektupta da: “Kahraman ve sadakatte hiç sarsılmadan ve kardeşiyle masum olmalarıyla ve az zamanda pek çok kıymetdar hizmet eden Süleyman Rüştü’nün dünyada, ahirette Cenâb-ı Hak onu mânevî ve maddî ticaretinde daima onu ihsanına mazhar eylesin. Amin.” (Emirdağ Lâhikası, s. 224) şeklindeki ifadelere yer verdi.
Süleyman Rüştü, yıllar süren iman hizmeti ve bereketli ömrün sonunda 1974 yılında memleketi Isparta’da vefat etti.
Risale-i Nur Enstitüsü