+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 3 Sayfa var 1 2 3 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 23

Konu: Rüştü Tafral-Üstadın Sır Katibi

  1. #1
    Vefakar Üye efnan_nur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2008
    Bulunduğu yer
    istanbul
    Mesajlar
    500

    Standart Rüştü Tafral-Üstadın Sır Katibi

    Rüştü Tafral - ÜSTADIN SIR KÂTİBİ

    Zübeyir Ağabey, devamlı hasta hâliyle hep Üstadı, Risale-i Nur’u ve hizmetleri anlatırdı. Uyanık olduğu zamanlarda hizmetlere koşardı. Hatta o kadar ki, kendisini ziyarete gelen ruh doktoru Macit Beye şöyle derdi:
    “Doktor, ben fikr-i sabit hastası olmuşum; ne dersiniz? Benden devamlı ‘Üstad, Risale-i Nur, Bediüzzaman’ kelimeleri çıkıyor.”
    Gerçekten hepimiz onun kendini feda edişine hayret ederdik.
    Zübeyir Ağabey, sanırım 1962’de İstanbul’a gelmişti. Biz o zaman Süleymaniye Kirazlımescit’te kalıyorduk. Aşağı kat*ta epey kalabalıktık. Fırıncı, Birinci, Kutlular, Abdülvahit vs. Zübeyir Ağabey ikinci kata yerleşmişti.
    Zübeyir Ağabey, İstanbul’a geldiği ve Süleymaniye Ders*ha*nesinde kaldığı sırada bir rüya görmüştüm. Herkesin elbi*sesini astığı bir askılık vardı. Baktım askıda bir kumandan ka*putu var... Rüyada, bunun Zübeyir Ağabeyin olduğunu bi*liyorum. “Bizimkilerin arasına karışır; iyisi mi bunu alıp kendisine teslim edeyim.” diyorum. Kaputu aldım, Zübeyir Ağabeyin odasına çıktım. Kapıyı tıklamadan güya o, “Benim aşağıda kaputum var, git getir.” deyip bekler gibi kapıyı açtı. Vakur bir çehreyle kaputa doğru elini uzattı, aldı, oda*sına koydu. Ben döndüm, aşağıya indim.
    Uyandığımda bu rüyanın bir işaret olduğunu, onun Üsta*dın yakınında bulunmuş, ileri derecede bir mertebesi oldu*ğunu anladım.
    “Üstadın en yakını odur”
    Bir gün Tahiri Ağabey, Isparta’dan gelmişti. Kendisine bir mesele sormuştum. Şu anda ne sorduğumu hatırla*mı*yo*rum. Ama Tahiri Ağabeyin, sualime cevaben şöyle dediğini çok iyi hatırlıyorum:
    “Ahi! Bu ve buna benzer meseleler ince ve derindir; biz bilemeyiz. (‘Biz’ derken, Üstad Hazretlerinin yanında kalan diğer hizmetkârlarını kastediyordu.) Ancak Zübeyir Efendi bilir. Çünkü her büyük zâtın bir sır kâtibi olur. Zübeyir Ağabey, Üstadımızın sır kâtibiydi. Senin soruna cevap verir, vermez, onu bilmem. Biz Üstadın abdest alması esnasında ve sair vakitlerde dışarıda bulunuruz; fakat Zübeyir çok kere yanında olur, sohbet ederdi. Gelen birileri olsa bile o, yanında olurdu. Üstadın en yakını odur.” demişti.
    Şimdi düşünüyorum da, ben o zaman gencim, Tahiri Ağa*bey koskoca bir veli; benim nazarıma Zübeyir Ağabeyi ve*riyor ve kendisini aşağı indiriyor. O zamandan beri bu ha*tıranın bu cephesiyle tesirindeyim.

    فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ

    Öyleyse Allah'a firar edin (kaçın ve sığının)


  2. #2
    Vefakar Üye efnan_nur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2008
    Bulunduğu yer
    istanbul
    Mesajlar
    500

    Standart

    “Dikkatle bak!”
    Bir gün Süleymaniye’de Zübeyir Ağabey beni odasına ça*ğır*dı ve yanına gittim. Masasının üzerinde yayılmış bir gazete gördüm. Bana, gazeteye bakmamı söyledi. Ben de baktım. Gördüğüm şuydu:
    Gazetenin üst tarafında büyükçe bir Sultan Fatih resmi vardı. Şahlanmış atının üzerinde duruyordu. Altında ise İstanbul’un fethiyle ilgili uzunca bir yazı vardı.
    Resmin hoşuma gittiğini söyledim. Tekrar bakmamı istedi. Tekrar inceleyip bir şey göremeyince, tekrar hoşuma gittiğini söyledim. Üçüncü kere bakmamı isteyince, daha dikkatli baktım ve yine güzel olduğunu söyledim. Bu sefer bana, resimdeki Fatih’in kaç yaşlarında göründüğünü sordu. Ben de 55-60 yaşlarında göründüğünü söyledim.
    Bunun üzerine, “İsabet ettin!” dedi.
    Ve devam edip sordu:
    “Fatih, İstanbul’u fethettiği zaman kaç yaşında idi?”
    Yirmi küsur yaşlarında olduğunu söyleyince:
    “Kardeşim, 55-60 yaşlarında olan bir kumandanın böyle bir fetih yapması tarihen memuldür, ama 21 yaşında birinin böyle bir fetih yaptığı görülmemiştir.” dedi.
    Bu ferasetli hâli ona, Üstadla beraber kalmış olmasından sirayet etmişti. Her şeyi dikkatle inceler, isabetli düşünürdü.
    O, şöyle derdi:
    “Kardeşim, kırıcı ve sert mizaçlı olmamamız lâzım. Hatta Üstad Hazretleri, talebelerine, teli kopmuş ampulleri kırdır*maz*dı. Sebep olarak da, bu hâlin bizde kırıcı ve sert bir mizaç oluşturacağını, ruhumuzu asabî yapacağını söylerdi. Bu*na bu kadar dikkat eden bir Üstadın talebeleri olarak bizim de çok dikkatli olmamız lâzım...”

    فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ

    Öyleyse Allah'a firar edin (kaçın ve sığının)


  3. #3
    Vefakar Üye efnan_nur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2008
    Bulunduğu yer
    istanbul
    Mesajlar
    500

    Standart

    Mevzuyu hep imanî meselelere getirirdi
    Hep hizmetleri anlatır ve onları konuşurdu. Dar dairede hep imanî mevzular konuşurdu. Hariçten gelen, hele de siyasî birisiyse, daha özel bir yerde konuşur, sonunda yine mevzuyu dar dairedeki imanî meselelere getirirdi. Yanındaki gençlerin, “geniş daire” kabul ettiği teferruat meselelerle il*gi*lenmelerini gereksiz ve zararlı sayardı. Bu yüzden siyasî hü*viyeti olan gazetenin, dar dairemize zararlı düştüğü takdirde kapatılması gerektiğini söylemişti.
    1967 yılı olsa gerek... Benim, onun odasının yakınında küçük bir odam vardı. Zaman zaman kapıyı tıklatır, gelirdi. Ba*kardım, çay yapmış, bir bardak da bana getiriyor. Gelir an*latırdı. Kimseye emretmezdi.
    Fakat aradan zaman geçti. Yine böyle bir sefer geldi. Bir şeylerden rahatsız olduğu belliydi. Bizim ihtiyarımıza bırakarak demiyor, emir tarzında diyor:
    “Sen kardeş, şu Haseki semtindeki medreseye git.”
    “Gider misin?” demiyor.
    Ben hemen kendime ait eşyaları alıp dediği yere gittim. Aradan birkaç gün geçti. Baktım kendisi de geldi. Rutubetli bir yerdi. Ben seçtiğim odayı kendisine bırakıp başka bir oda*ya geçtim.

    فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ

    Öyleyse Allah'a firar edin (kaçın ve sığının)


  4. #4
    Vefakar Üye efnan_nur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2008
    Bulunduğu yer
    istanbul
    Mesajlar
    500

    Standart

    Meslek ve meşrep hassasiyeti
    O zamanlar Büyükçekmece tarafında deniz kenarında bir kamp düzenlenmişti. Hatta silâh talimleri de yapılmış. Zü*be*yir Ağabey buna çok şiddetli kızdı. Hatta o kadar ki, lügatlerden “kamp” ve “plâj” kelimelerinin manalarını açıp okutturuyor ve “Bunların yaptığı, plâj.” diyor. Bu hareketi tenkit ettiğini, sebepler ileri sürerek anlatıyordu.
    Onun ince bir müdebbirliği de vardı. Her meselede önde gözükmek istemezdi. Bazen “Bana tampon olun.” derdi. Kamp tarzının kolaylıkla parmak karıştırılarak saptırılabileceğinden ve aleyhte kullanılacağından endişe duyuyordu.
    Hatta son yılı Tevruz Apartmanında idik. Meslek ve meş*rep*le ilgili çok şiddetli bir mektup yazmıştı. Bana gösterdi. “Ne yapalım?” dercesine fikrimi almak istedi. Ben çok ağır buldum ve yanmakta olan sobayı gösterdim. Biraz düşündü ve müteessir oldu. Şöyle elini havada bir salladı, öteki tarafa dönüverdi. Mektup ise sobada duman oldu. Bana “Bu mektubu niye yaktın?” diye sorulsa, vereceğim cevap yoktur. Çünkü niye yaktığımı ben de bilmiyorum... Benim Zübeyir Ağabeye hürmetim çok olduğundan, sağdan soldan çıkmalı ilâve yazılarla yazdığı bu tarihî değeri olan mektubu yakmak değil, en küçük meselede bile itiraz etmemem gerekir. Çünkü derslerini bizzat Hz. Üstaddan almıştır. Hatta bazı hususî şeyleri, söylememek üzere yemin ettirdikten sonra söylemiştir. Evet, mektup muhtevasından da kimseye bahset*medim ve etmem; yalnız, çok sarih ve şiddetli olduğunu söy*lerim.
    Bir ara gazete hizmetinde bulunanlara gidip teklifte bulun*muş: “Tamam, siz dilediğiniz gibi yapın; ama Risale-i Nur’*un hizmet hayatını, neşriyatı, medreseyi bize bırakın...”
    Yani Zübeyir Abi demek istiyordu ki: Siyasî hayatın yapısı ve ruhu “tarafgirlik” üzerine bina edilmiştir. “Benden olduğun zaman meleksin, bana muhalefet ettiğin zaman şeytansın…” Bu bakımdan Risale-i Nur namına değil, ittihad-ı İslâm’ı içine alacak şekilde bir mevkute çıkarılabilir. Zarurî hâl*lerde siyaseti, ehven-i şer makamında tercih edebilir. Yok*sa tasvip etmek değil, tercih etmek... Nur’un dediğini de ortaya koyarsın. O zaman Nur’a geniş daireden çok zarar gelmez…
    Aslında Zübeyir Ağabey, ehl-i dünyaya Risale-i Nur’un me*seleleriyle cevap vermeyi gazete yoluyla ve neşir tarzında tasvip ediyordu; ama gazetenin verilen istikamette gitmesi şartıyla... Yani Zübeyir Ağabey, dar ve geniş daireyi birbirine karıştırmamak, birbirinden ayırmak istiyordu. Meselâ gazete ilk çıktığı zaman rahmetli Polat’ı çağırdı ve dedi ki:
    “Beş-altı ay kadar gazetede Risale-i Nur’dan bahsetmeye*cek*sin. Çünkü ilk çıkan mevkuteyi halk, ‘Acaba hangi cema*at*tendir?’ diye sorar. Gazete, İslâmî faaliyetlere dokunulduğu zaman haklı tarafı müdafaa eder. O zaman efkâr-ı amme, haklı olarak, ‘Hepimizin müşterek olduğu ve İttihad-ı İslâm’a sahip bir neşriyat.’ diyecek ve benimseyecektir. Aksi hâlde gazete dar sahada kalır…” dedi.
    Daha sonra Nur talebelerinin mahkemelerinin beraat haberlerini vermeyen diğer gazetelere karşı, onları da haber olarak verdiğinde, “Bu gazete bütün İslâmî faaliyetleri des*tek*liyor, bunları da desteklemesi normaldir.” diyeceklerdir. O zaman gazete, 19 maddelik şartnamede belirtildiği gibi Ri*sale-i Nur adına görünmeyecektir.

    فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ

    Öyleyse Allah'a firar edin (kaçın ve sığının)


  5. #5
    Vefakar Üye efnan_nur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2008
    Bulunduğu yer
    istanbul
    Mesajlar
    500

    Standart

    Tasvip değil, tercih
    Zübeyir Ağabey, Üstadın lâhikalarda yazdığı gibi, Demok*rat Partinin devamı olan Adalet Partisini tasviben değil, dereceli şerde tercih tarzını düşündü. Çünkü tasvip olunca “şerre ortak olma” mes’uliyeti var. Ben Zübeyir Ağabeyden müteaddit defalar duydum. “Demirel, pamuk el.” diye elini sağa sola çevirerek, “Öyle de olur, böyle de olur.” diye ikaz*da bulunurdu. Bu da gösteriyor ki, onda particilik ve bir par*tinin arkasına takılmak, kat’iyen yoktu. Çünkü o zaman, mü*ştereken rey verdiğimiz partinin liderine uzak durmak tel*kini neden verilsin? İşte, bu isabetli ve düsturlarımıza mu*tabık istikamet-i Nuriye tersine döndü ve Nur’un parlak vasfı, efkâr-ı amme-i İslâmiyede kısmen lekelendi.
    Hizmet tarihinde bana göre gazetenin üç devresi var.
    Birincisi: Üstadın hemen vefatından sonra, İhlâs, Zülfi*kâr, Uhuvvet adları altında o zaman doğrudan Risale-i Nur*la*rın yayılmasına yönelik gazetelerdi. Siyasetle bir ilgileri yoktu. Taarruz ve yasaklamalar sebebiyle millette meydana gelen ürküntüyü kırmak ve “gazete perdesi altında va*tandaşa Risale-i Nurları okutmak” gayesini güdüyordu ve daha çok cami önlerinde satılıyordu. Hatta Zübeyir Ağa*be*yin bile bu gazeteleri sattığı ve sattırdığı bilinmektedir.
    İkinci kademede haftalık İttihad gazetesi gelir. Bu da hafta*lık olduğu için günlük siyasete pek karışmıyordu.
    Üçüncü dönem “günlük siyasî gazete” safhası ki, bu dö*nem*de günlük politikaya girildiğinden işin rengi değişti. Ana*dolu’daki ehl-i medresenin gazete faaliyetlerine yönelmesi, Zübeyir Ağabeyi rahatsız etmişti.

    فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ

    Öyleyse Allah'a firar edin (kaçın ve sığının)


  6. #6
    Vefakar Üye efnan_nur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2008
    Bulunduğu yer
    istanbul
    Mesajlar
    500

    Standart

    Cemaatlerle münasebet
    Burada çok önemli bir husus da, mesleğimiz açısından di*ğer İslâmî cemaatlerle olan münasebetlerde ortaya çıkıyor.
    Zübeyir Ağabey, bizim merkezî kadro olarak Nurculuğun hassasiyetinde, yani hissiyat âleminde canlı ve metin, fakat beşerî münasebetlerde ve zahirde ittihad-ı İslâm’ı koruma fedakârlığında olmamızı isterdi. Üstad kendisine bu dersi vermişti, o da bize bunu intikal ettirmek istiyordu. Zü*beyir Ağabey, Üstadın ehl-i imanla olan münasebetlerde meşrebimize uymayan ölçüleri bize öğretmişti. Yani daire dâhilinde hassas ve metin, harice karşı, kasıtlı bir tecavüz olmamak şartıyla tamir ve ikaz edici olmak… Yani mecburiyet olmadıkça dağıtıcı değil, toplayıcı olmak...
    Nitekim Üstad, Risale-i Nur’da, “Nur’un mesleğinde mü’*minlerin uhuvveti esastır.” diyor. Bu kardeşliği bozacak kırıcı davranışlar, Nur’un mesleğini zedeler.
    Meselâ çok çarpıcı bir örnektir. Büyük Doğu’nun sahibi mer*hum Necip Fazıl Bey, büyük zatların tarihçesini yazdı. Üs*tadımızın bölümünü aldık, tashih ettik. Fakat Necip Fazıl bu tashihimizi kabul etmedi. Biz de o yanlışlar sebebiyle ka*bul etmedik. Derken Mehmet Şevket Eygi, bu eseri gazete*sinde tefrika etti. Bu sefer arkadaşlar Şevket Eygi’ye çok kız*dılar, bazı münakaşalar oldu. Bazılarımız da daha mülâyim olmaktan yanaydı.
    Bir gün bu hadise dolayısıyla Zübeyir Ağabeyle beraber Be*kir Beyin yazıhanesine gittik. Zübeyir Ağabey, orada mer*kezî kadroya bilgi verecekti. Şevket Eygi mevzuunda, bu hadise münasebetiyle metanetli ve hararetli bir konuşma yaptı. Yani “Üstada tebaiyet” hususunda... “Bizim böylesi ha*diselerde vurdumduymaz olamayacağımız” manasında tel*kinlerde bulundu.
    Zübeyir Ağabeyin o metin konuşmasından sonra, birlikte medresemize gitmek üzere yazıhane kapısından çıktık. Derken, yazıhaneye gelen Mehmet Şevket Eygi, karşımızda gözüktü. Zübeyir Ağabeyin ona karşı şiddetli tavır takınacağı zannıyla ben “Eyvah,” dedim, “şimdi ne olacak!” Bir de baktım, Zübeyir Ağabey, Şevket Eygi’ye sarılmak için kollarını açtı, sarıldı ve tevazukâr bir tavırla:
    “Kardeşim, ben hastayım, ziyaretinize gelemiyorum, kusura bakmayın.” dedi. Eygi de:
    “Estağfurullah ağabey, asıl bizim ziyaret etmemiz gerekir.” dedi.

    فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ

    Öyleyse Allah'a firar edin (kaçın ve sığının)


  7. #7
    Yasaklı Üye İbrahim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2007
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    37
    Mesajlar
    743

    Standart

    Ya hu.. Nasıl olacak.. Nasıl bir gün onlar gibi olacağız.. Masaallah.. Bin masaallah..

  8. #8
    Vefakar Üye efnan_nur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2008
    Bulunduğu yer
    istanbul
    Mesajlar
    500

    Standart

    Mekanizma tersine döndü
    İşte, Zübeyir Ağabeyin hikmetli hareketi böyleydi. Hem hu*kuk-u Nur’u, hem de uhuvvet-i İslâmiyeyi koruyan tavrı… Bu manzaradan alınacak ders çok mühimdir. Bu, bazı arkadaşlarca yanlış anlaşıldı. Zübeyir Ağabeyin iç muhasebe noktasındaki meslekî tahşidatı dışa yansıtılarak sert mü*na*kaşalara girildi. Daha sonra bu üslûp gazeteye de aksetti. Me*kanizma tersine döndü. Yani kendi aramızda metin ve cid*dî meslek tavrını, dıştaki ehl-i imana karşı kullanarak, uhuvvet-i İslâmiyenin zedelenmesine, kırılmasına sebep olundu. İşte Zübeyir Ağabey, hayatının sonunda bu dengenin korunamamasından dolayı ciddî biçimde rahatsızdı.
    Özetleyecek olursak, Zübeyir Ağabeyin endişe ve sıkıntısını çektiği şey şunlardı:
    a. Dar ve geniş dairenin birbirine karıştırılmaması.
    b. Nazarların geniş daireye döndürülmemesi.
    c. Bid’atkâr insanlarla ihtilât, dostluk ve particilik sahasında tarafgirlikle ittihad-ı İslâm’a bedel, ihtilâf-ı İslâm’a sebebiyet vermemek.
    d. Esasat-ı Nuriyeye kısmen ters düşen anlayış ve hareketlerde bulunmamak
    Hanımlar hizmeti
    Bir de hanımlarla ilgili bir hizmet ölçüsü var. İstanbul’*da*ki taife-i nisaiyeden, Zübeyir Ağabeye bir mektup gelmişti. Mektupta, kızlardan vakıf olup dershane açmalarının caiz olup olmadığı soruluyordu. Sorulan suallere verilen cevap mektubu aynen şöyle:

    * * *

    فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ

    Öyleyse Allah'a firar edin (kaçın ve sığının)


  9. #9
    Vefakar Üye efnan_nur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2008
    Bulunduğu yer
    istanbul
    Mesajlar
    500

    Standart

    Bir kısım genç hanımların Zübeyir Ağabeye sordukları suallere verdiği cevaptır.
    1. Peygamberimiz (a.s.m.) kızını niye Ashab-ı Suffa tarzın*da bir hayata dâhil etmemiş? O zamanda kızına kız arka*daş bulunmuyor muydu?
    2. Kadınlar da bu zamanda erkekler gibi medrese hayatı yaşayabilirler mi?
    Ashab-ı Suffanın iki temel vazifesi vardı:
    a. Tedris.
    b. Tederrüs ve tebliğ.
    Hanımlar da aynı vazifeyi, gerek o zamanda gerekse bu za*manda yapabilirler ve yapmalıdırlar. Bunun için evden ay*rılmaya zaruret yoktur. Zaten erkeklerin evden ayrılması*na sebep olan hâl, kadınlar için mevzubahis değildir. Şöyle ki:
    Erkek babasının evinde kaldığı takdirde bir işte çalışması zarureti vardır. Kadınlar ise evinde rahatlıkla okuyabilir. Ay**rıca fıtraten zaife olduklarından bir hâmiye muhtaçtır (bk. Tesettür Risalesi). Fakat bu hâmi, mutlaka zevci olmak de*mek değildir. Babası veya erkek kardeşi tasvipkâr ve hâmi olduğu müddetçe mücerret kalarak hizmet edebilir.
    Burada en mühim cihet, gayrın dedikodu ve iftiralarını na*zara almak gerektir. Zira hakkında iftira olan hanımın hiz*met sahası çok daralır veya hizmet edemez. Bu hususta çok dikkatli olmalı ve tenkide sebep olacak hâllerden çekin*me*lidir.
    Hanımların tedris vazifesi evlerinde olduğu gibi, te*der*rüs ve tebliğin de şöyle olması en münasip olur:
    En az iki kişi olmak üzere bir arkadaşın evine gidip ona ders yapmak ve Risale-i Nur’un hizmet düsturlarını ve bu zamandaki ehemmiyetini anlatmak ve onu da davet etmek... Böylece gidip gelmeyle samimiyet teessüs eder.
    Üstad Hazretlerinin hayatında kadınların da erkekler tar*zında medrese hayatını yaşamalarının mümkün olduğu hakkında bir emareye rastlanmıyor. Fakat babasının evini medrese hâline sokabilen bir hanım, arkadaşlarını misafir ederek, pekâlâ bu tarza yakın bir hayat içinde bulunabilirler. Fakat bu, gaye değil, vesiledir; gaye, hizmettir.

    Zübeyir

    فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ

    Öyleyse Allah'a firar edin (kaçın ve sığının)


  10. #10
    Vefakar Üye efnan_nur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2008
    Bulunduğu yer
    istanbul
    Mesajlar
    500

    Standart

    Nurculuk hareketinin temel yapısı
    Zübeyir Ağabey bize, Üstadımızın dört esas gayesi oldu*ğu*nu anlatırdı.
    Bu dört gayeyi aynı lâfızlarıyla olmasa da bilmana olarak şöyle özetleyebiliriz:
    1. Risale-i Nurların neşri ve muhtaçlara tebliği... Yani iblâğ edilmesi ve ulaştırılması…
    2. Dershaneler açılıp Risale-i Nur eserleriyle ders yapılması…
    3. Dershanelerde hizmet yapacak sadık, halis, fedakâr ve sebatkâr hizmet ehlinin yetişmesi…
    4. Cemiyette zamanla ortaya çıkan bazı hadiseler ve mese*lelere Nur’un istikametli anlayış ve hareketlerini tayin et*mek ve Nur cemaatinin birliğini korumak ve hizmet esasları*nın ehemmiyetini beyan ve teşvik etmek ve muarızların aleyhteki plânlarına karşı ikaz etmek ve Nur cemaatinin ma*nevî istinat noktasını göstermek gibi çok lüzumlu hizmetler için haslar dairesinden ve Nur Külliyatına müstenit lâ*hika mektuplarının neşredilmesi…
    Ancak bu dört maksadın tahakkuku için Nur’un gösterdiği istikamet dairesinde tam mütesanit has dairenin varlığı şarttır.

    فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ

    Öyleyse Allah'a firar edin (kaçın ve sığının)


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Biz Üstadın Çocuklarıyız
    By sarıca in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 18.09.08, 13:39
  2. SÜleyman RÜŞtÜ Çakin Abİ
    By zulmeteveda in forum Bediüzzaman'ın Talebeleri
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 13.06.07, 14:00
  3. Üstadın Son Dersi
    By TURKUAZ in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 23.02.07, 14:22

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0