+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 3 ve 3

Konu: Şehid Terzi Mehmet Oğuz

  1. #1
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart Şehid Terzi Mehmet Oğuz


    Terzi Mehmet Oğuz’u rahmetle anıyoruz
    07 Ocak 2010 / 09:16
    Risale-i Nur okuduğu ve evinde bu kitapları bulundurduğu için 7 Ocak 1961 senesinde karakolda dövülerek işkence ile 32 yaşında şehid edilmiştir

    Risale Haber-Haber Merkezi
    Terzi Mehmet Oğuz, Nazilli’nin dört Mehmetlerinden birisidir. Risale-i Nur okuduğu ve evinde bu kitapları bulundurduğu için 1961 senesinde karakolda dövülerek işkence ile 32 yaşında şehid edilmiştir.
    Bu, insana ürperti ve hüzün veren facianın en yakın şahidi ise zamanında Nazilli’nin en faal nur talebelerinden birisi olan Mehmet Büker’dir. Mehmet Büker vefat etti… Fakat oğlu Servet Büker hayatta ve her şeyi babasından dinlemiş; dinlemenin ötesinde babasıyla beraber zaten hadisenin içinde bulunmuş… Servet Büker aynı zamanda Şehid Mehmed Oğuz’un yanında terzi çıraklığı da yapmış, merhumu çok iyi tanıyor. Bu sebeple bildiklerini, babasının kendisine anlattıklarını bize yazmasını talep ettim. Bizi kırmadı ve olayı teferruatlı bir şekilde anlatan müsvedde halinde yazılı bir metin verdi. Metni düzenledikten sonra kendisini tekrar ziyaret ederek tashih ettirdim.
    Servet Büker şunu özellikle belirtmiştir: “Bu meselenin en yakın şahidi benim. Daha önceki bazı yayınlarda hatalar yapılmış, az-çok değişik olarak anlatılmıştır. Bu vesile ile onları da tashih etmiş olalım…”

    Ömer Özcan
    Servet Büker anlatıyor:
    1960 ihtilalinden önceydi. Babam Mehmet Büker, Mehmet Ali Özdin, Mehmet Tokyay ve daha sonra karakolda şehid edilen Mehmet Oğuz yani Nazilli’nin 4 Mehmetleri tutuklandı. Önce Nazilli Cezaevine konuldular. Bizim evimiz cezaeviyle karşı karşıya olduğu için, tedbir olarak kısa bir süre sonra Aydın Kapalı Cezaevine nakledildiler.
    Babam ve üç arkadaşı bu mahkemede idamla yargılandılar. Çeşitli avukatlara baş vuruldu... Fakat babam hiç birini beğenmedi... “Bizim Avukatımızın seccadesi çantasında, kellesi koltuğunda, para için çalışmayan birisi olmalı” diyordu. Bu arada Ahmet Feyzi Ağabey ile tanışıklığı olan Avukat Bekir Berk’e bir vesile ile haber ulaştırıldı. Bekir Ağabey o tarihlerde buralarda yeni yeni tanınmaya başlamıştı. Av Bekir Berk kelle koltukta, seccade çantasında bir avukattı… Bekir ağabeyin ücret konusundaki cevabı ise çok enteresandır. “Bu ağabeyler bu hizmet için kaç para aldılarsa, bana onu verin yeter” deyip davayı karşılıksız almıştı. Babam aradığını bulmuştu...
    Ve idamla yargılanan babamlar Av. Bekir Berk’in muhteşem savunması ile 17 Ekim 1960 tarihinde Aydın Ağır Ceza Mahkemesinden beraat ettiler ve kitaplarına iade kararı verildi. Ama bu arada tam yedi ay 20 gün içerde kalmışlardı…
    KARAKOLDA İŞKENCE İLE ŞEHİT EDİLEN MEHMET OĞUZ’LA EN SON BABAM GÖRÜŞMÜŞTÜ
    Servet Büker, burada bitmeyen Nazilli Nur davasının insana elem ve dehşet veren devamını şöyle anlatıyor:
    “Bundan sonra karakolda dövülerek şehit edilen Terzi Mehmet Oğuz hadisesi yaşandı. Dört Mehmet’lerin kitaplarına iade kararı verilince, Terzi Mehmet ağabeyimiz Nazilli Hükümet Konağındaki Savcılıktan kitaplarını alıyor, sırtındaki bir çuvalla sevinç içinde evine götürüyor… Fakat kader-i İlâhi işte… Hükümet binasından dışarı çıkarken merdivenlerde Komiser Şükrü ile karşılaşıyor. Komiser Şükrü çok muhalif birisi… Kitapları görünce hazmedemiyor ve Terzi Mehmet Oğuz Ağabeyi, “hakkında takibat var” deyip tekrar karakola çağırıyor... Herhalde acele işi vardı ki oradan ayrılıyor… Tarih 7 Ocak 1961.

    “İşte o günün yatsı namazında Terzi Mehmet abi ile babam ‘Koca Cami’de buluşuyorlar. Namazdan çıktıktan sonra babama: “Beni karakola çağırdılar, gideceğim” diyor. Babam da: “Mübarek, sabah olsun hayr olsun, bu gece vakti gitme karakola… Gitme!..” diyor. O zaman 1960 İhtilalinin en hızlı günleriydi… Belediyenin oradaki heykelin önünde “gitme” diye yarım saat dil döküyor rahmetliye.
    Rahmetli de, “bunlar adam mı yiyecek canım…” deyip ısrar ediyor. Laf uzayınca bir ara, “Abi Abi! Bu ulvi davaya bir baş feda etmeden olmaz” diyor ve karakola teslim olmak üzere oradan ayrılıyor…
    “Babam Mehmet Ağabeye bir türlü laf anlatamaz ama kendisi daha tecrübeli olduğundan, bu işin burada kalmayacağını sezdi ve bizim evi terk etti. Evin aranacağını tahmin etmişti. O gece ayağından rahatsız olan ayakkabıcı Yusuf ağabey vardı, onun evine gitti. Biz evde kaldık. Bir müddet orada kaldıktan sonra karanlıkta yürüyerek şehir dışına çıkıyor ve birkaç kilometre yürüdükten sonra, şehir dışından geçen bir araca biniyor. Sonra üç araç daha değiştirip Balıkesir’e ulaşıyor.
    Fakat vâ esefa… Sabahleyin Terzi Mehmet Oğuz Ağabeyin vefat haberini alır… Yine acı ve hasret onu yakar…
    “O meş’um gece tam üç kere polisler bizim evi bastılar. Evde arama yaptılar. Hatta ayakkabılarını çıkarmak istemedi polisler. Ben o yaşıma rağmen çıkarın dedim ve çıkardılar. Üçüncü gelişlerinde rahmetli arabanın içindeymiş. Yaralı perişan bir vaziyette…
    “Onu, içkili, düşmüş falan deyip hastaneye götürürlerken bize uğramışlar. Babamı da alıp götürmek için gelmişler. Öylece ağır yaralı bir vaziyette hastaneye bırakıyorlar Mehmet Ağabeyi...
    “Olay böyle… Yoksa Mehmet Abinin evine baskın yapıp alıp götürme yok. Başka bazı yerlerde bu olay hatalı ve eksik yazılmış. Bunları ben babamdan aynen böyle dinledim ve yaşadım. Anlattığım gibi bu feci hadiseden önce, Terzi Mehmet ağabey ile en son görüşen babam olmuştu.
    “Karakoldaki işkence hadisesini ise bir genç olduğu gibi görüyor. Şöyle ki:
    “Aynı gün iki çocuk dövüşürken, birisi öbürüne bıçak çekiyor… Bunları bir bekçi görünce, bıçağı çeken kaçmış, diğerini yakalayıp karakola getirmişler.
    “Karakolda da o sırada Mehmed Ağabeyi dövüyorlarmış. İşte o çocuk her şeyi görüyor orada... Çocuğun ifadesine göre:
    “Mehmed ağabeyin kafasına, koluna, karnına… Ellerindeki coplarla, yumruklarla, tekmelerle, insafsızca vuruyorlarmış. Bir ara herhalde kafasına çok kuvvetli bir darbe gelmiş ki, beyin kanaması geçirip orada yığılıp kalmış. Hemen hastaneye götürmüşler…
    “Fakat ne çare ki, Terzi Mehmet Ağabey hastanede beyin kanamasından vefat etti... Suçu sadece Kur’ana hizmet olan bu masum, mübarek insan, dövülerek böyle şehit edilmişti… Dünyada sonuç böyle… Hesap elbette Mahkeme-i Kübra’da bitecek…
    “Ben Terzi Mehmet Ağabeyin çırağı idim. Yaz tatilinde iki dönem onun yanında çalıştım. Çok efendi, çok hoş, mübarek bir insandı. Zayıf, uzun boylu, bıyıklı, yüzü biraz kemikliceydi… Allah rahmet eylesin…
    “Nazilli’nin en eski nur talebelerinden Yazırlı Hacı Mustafa Öztürk Ağabey, “Şehidimizin kanı yerde kalmasın” diye buradan bir çok avukat tuttu. Fakat hepsine baskı yapıp davadan vazgeçirdiler. On bin lira teklif ettiği halde davayı alan avukat olmadı. Sonunda Ahmed Feyzi ağabey aracılığı ile Av. Bekir Berk’e vekalet veriliyor…”
    Servet Büker’in anlattıkları böyle. Hadisenin devamını Av. Gültekin Sarıgül’den sordum. Şu bilgileri verdi bana: “Terzi Mehmet’in vefatına sebep olan komiserin davası takip edildi… Fakat ufak tefek cezalarla geçiştirildi… Üstelik bu komiser terfi ettirilerek, Antalya’nın Elmalı Kazasına tayin edildi. Terzi Mehmed işkence ile şehid olan tek ağabeyimizdir… Allah rahmet eylesin... İnşallah şehittir...” Demek ki iş başka mahkemeye kaldı...
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  2. #2
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    Nurun kahraman şehidi: Mehmet Oğuz (1929 - 7 Ocak 1961)


    (Vefatının 49. yılında rahmet vesilesiyle...)
    Maddî ve mânevî havanın adeta buz kestiği bir 5 Ocak akşamı, çevresinde “Terzi Mehmet” olarak tanınan Mehmet Oğuz’un evinde adeta sımsıcak bir bayram havası yaşanıyordu. Oğuz ailesi ve sevenleri bu sevinci fazlasıyla hak etmişti. Çünkü “Dört Mehmetler”*, 7 aydır suçsuz yere tutuldukları hapishaneden beraat ederek sevdiklerine yenice kavuşmuşlardı. Yedi aylık hasreti doyasıya gidermeye çalışıyorlardı. “Geçmiş olsun” ziyaretine gelen dostlardan Teyp Tahir’in ezberden yaptığı risâle sohbetlerini sıcak çay sohbetleri ve hatıralar takip ediyordu.
    Yedi aylık “Medrese-i Yusufiye” hayatı süresince canlarından aziz bildikleri Üstadları Bediüzzaman Hazretlerinin kerâmetlerine de şahit olmuşlardı. Bir gün Nazilli Merkez Hapishanesinde tutuklu bulunan ve Nazilli’de yargılanmakta olan “Dört Mehmetler”e, Üstadlarından bir tebrik, tesellî ve teşvik mektubu ulaşır. Mektup, şu cümle ile son bulmaktadır: “Kardeşlerim! Korkmayınız ve üzülmeyiniz. Aydın Ağır Ceza Mahkemesi sizin dâvânızı beraatle nihayetlendirecektir.” Bu son cümle hepsinin dikkatini çeker ve “Herhalde Üstadımız yanlış bilgilendirildi” diye yorumlarlar. Aradan bir hafta bile geçmeden “Dört Mehmetler”in dâvâsı Aydın Ağır Ceza Mahkemesi’ne kaldırılır ve Avukat Bekir Berk’in muhteşem savunmasından sonra yedi aydır devam eden mahkeme “Beraat ve Risâle-i Nur Eserlerinin İadesi” kararıyla son bulur. İşte Oğuz ailesi bu büyük sevinci bayram havasında kutlamaktaydı. Kim bilebilirdi ki bu sevinç kutlamalarının aynı zamanda adeta bir “veda toplantısı” olduğunu.
    Genç Mehmet Oğuz, misafirlerini uğurlamış, ciğerpareleri küçük yavrularını tekrar tekrar öpüp koklayıp “iyi geceler” dileyerek ertesi günü karakoldan teslim alarak dükkânında sergilemeyi planladığı Nur Risâlelerine kavuşacak olmanın heyecanı ile yorucu bir günü sonlandırmıştı.
    Mehmet Oğuz, terzi dükkânına ulaşır. Gerekli hazırlıkları ve temizliği yaptıktan sonra Nur Risâlelerinden iki-üç tanesini vitrine itinayla yerleştirdikten sonra diğer eserleri evine gönderir. Çok geçmeden dükkân sahibi “Halkçı Ekrem” kapıda belirir, asık bir surat ve öfkeli bir ses tonuyla kitapları derhal vitrinden indirmesini ister. Bu sert tavrın, kararlı muhatabında fayda etmeyeceğini anlayan Ekrem, hemen taktik değiştirir ve daha yumuşak bir ifadeyle rüşvet gibi bir teklifte bulunur: “Bu kitapları buradan kaldırman şartıyla bir yıl boyunca dükkân kirası almayacağım.” Reddedilmesi imkânsız gibi görünen bu teklifin de kabul görmediğini fark eden Ekrem, öfkeden adeta çılgına döner, “Bunun hesabını senden sorarım” dercesine bir ifadeyle dükkânı terk eder.
    İkindi vaktine yakın işlerini tamamlayan Mehmet Oğuz, kapıda iki polis memuru belirdiğini fark eder. Sert bir ses tonuyla “Bizimle karakola kadar geleceksin, Komiser Bey sizi çağırıyor.” Terzi Mehmet, bu dâvetin merakı içerisinde polis memurlarının önünde hızlı adımlarla karakolun yolunu tutar. Daha kapıdan içeri girer girmez: “Beni çağırmışsınız Komiser Bey.”
    - Sen misin o Nurcu?
    “Evet benim” demeye kalmadan hışımla yerinden kalkan Komiser, şiddetli bir yumruk atar Oğuz’un yüzüne. Yumruğun etkisiyle yere yuvarlanan Mehmet Oğuz, toparlanmaya fırsat bulamadan diğer polisler devreye girer. En galiz küfürler eşliğinde tekmelerin, yumrukların, jopların ve tabanca kabzalarının en şiddetlisi defalarca iner masumun vücuduna. Kendinden geçmiş bir halde atarlar nezarete. Saatler sonra kendine geldiğinde vücudunun her bir zerresinin zonkladığını hisseder. Bütün dişleri kırılmış, gözleri darbelerin etkisiyle açılmaz bir haldedir. Kana karışmış gözyaşları damlamaya başlar yerlere. Geceyi bu halde geçiren Mehmet Oğuz’un çilesi henüz bitmemiştir. Ertesi gün kinini teskin edememiş olan Komiser Şükrü Gündoğmuş: “Her halde aklın başına gelmiştir. Buradan kurtulmak istiyorsan o kitapları bize teslim et” diye kükrer. Mehmet, “Komiser Bey, o kitaplar bana mahkeme kararıyla teslim edildi, ölsem de onları size teslim etmem” şeklinde cevap verir. O kitapları ele geçirdiğinde baş komiserliğinin kesin olduğuna inanan Komiser:
    -"Ben ihtilâl Komiseriyim, mahkeme kararı falan tanımam” diyerek hışımla Mehmet’in üzerine yürür ve başından tuttuğu gibi defalarca duvara vurur. Mehmet yarı baygın halde yere yığılır. Komiser, polis memurlarından ikisini görevlendirerek onu evine götürmelerini ve evini didik didik aramalarını emreder. İki polis memurunun kollarında sürüklercesine karakoldan çıkarılan Mehmet, tamamen bayılmış halde yere yığılınca polis memurları öldüğünü zannederek oraya bırakıp karakola kaçarlar. Olaya şahit olan kalabalık arasından fırlayan Mehmet’in ağabeyi kardeşini kucakladığı gibi soluk soluğa Nazilli devlet hastanesine yetiştirdiğinde “Artık yapılacak bir şeyin kalmadığı” cevabıyla karşılaşır. Çaresiz, evin yolunu tutarlar. Nur sevdalısı Mehmet Oğuz, 7 Ocak 1961 gecesi çok sevdiği Üstadının diyarına, berzah âlemine göç eder ve Nazilli Eğriboyun Kabristanına defnedilir. Olayın canlı şahidinden dinlemiştim. Kabristan bekçisi, merhumun kabrini ziyarete gelen bir kişiye ürkek ve tedirgin bakışlarla yaklaşarak şöyle diyor:
    “Abi, burada yatan şahıs kimdir? Defin gününün akşamı çok önemli bir olaya şahit oldum, o günden beri çok da korkuyorum. O akşam bu kabrin üzerinde daha önce hiç görmediğim yeşil ve beyaz renkli binlerce kuş dakikalarca dönüp durdu.”
    Nurdan, ışıktan, aydınlıktan rahatsız olan yarasa ruhlular “Nur Aşığının” ebediyete irtihaline vesile olmakla kendilerince büyük bir zafer kazanmışlardı! Karşılığını da kısa süre sonra gördüler. Şükrü Gündoğmuş, başkomiser olarak Aydın Emniyet Müdürlüğü, diğer polis memurları da komiserlik rütbeleriyle ödüllendirilmişlerdi. Ancak daha sonra Merhum Avukat Bekir Berk’in gayretleriyle Şükrü Gündoğmuş, bir buçuk yıllık bir hapis cezasına çarptırılabilmişti.
    Nurun aziz, fedakâr ve kahraman şehitlerine ve bütün şehitlerimize Rabbim sonsuz rahmet eylesin. Aziz ruhlarına binler Fatihalar.
    Şefaatlerine nâil olabilmek ümit ve niyazıyla.
    * “Dört Mehmetler”in isimleri şöyledir: Mehmet Büker, Mehmet Ali Özdin, Mehmet Tokyay, Mehmet Oğuz.

    MEHMET BİLGEN


    09.01.2010

    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  3. #3
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    Evet bugün risale-i nurlar dünyaya terzi Mehmet abimiz gibi nurun kahramanları sayesinde duyuruldu, tanıtıldı. Üstadımızın mücadelesinde avcı hattında görev yapma ruhu bu ruh.
    Mehmet kardeşimiz iki ayaklı hayatından, maddi olanından maneve olanına hicret etmiş, vazifesini yapmanın, ahbablarının %99'u nun bulunduğu diyara varmanın sevdiklerine kavuşmanın huzurunu yaşıyordur. İnşaallah. Peygamberimize ümmet olmak, Mehdiye talebe olmak bu olsa gerek. Böyle bayramları herkese yaşama nasip olmaz. bu yorumu göz yaşıyla yazıyorum.Biz şimdiki mücadelemizle bu kahramanlara arkadaş olabilirmiyiz? yoksa bu kahramanlara arkadaş olmak için vazifemizi hakkıyla ifa edebiliyormuyuz.
    Vaktimiz varken; imkanlar daha elimizdeyken maddi alemde vazifemizi yapma gayretimizi artırarlım. İnşaallah yaşadığımıza göre daha vaktimiz varken.....
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Bizim Radyo da Mehmet Fırıncı ve Mehmet Kutlular
    By İsRa_ in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 10.09.09, 16:07
  2. Mehmet Kutlular ve Mehmet Fırıncı, Mehmet Birinci'yi Anlattı
    By SeRDeNGeCTi in forum Sesli ve Görüntülü Risale-i Nur Sohbetleri
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 02.05.09, 10:43
  3. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 18.03.09, 11:38
  4. Nurun Kahraman Şehidi: Mehmet Oğuz (1929 - 7 Ocak 1961)
    By ahmetmustafa in forum Bediüzzaman'ın Talebeleri
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj: 08.01.08, 09:29
  5. Düzceli Mehmet Nasıl Şehid Oldu?
    By duaci in forum Kıssadan Hisseler, İbretli Öyküler
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 17.10.07, 11:13

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0