** Üstad Peygamber Efendimizi nasıl tarif ediyor?

Ben ne diyebilirim ki? Üstad en güzel şekilde tarif etmiş. 19. Mektub ve 19. Söz en güzel tarif edici. Ayrıca tüm risâlelerde var hemen hemen. Ne desem sönük kalır.

Marifetü’n-Nebî çok güzel bir tarif edicidir. Oradan okumak istiyorum:

“Mucize-i Muhammedî, ayn-ı Muhammed’dir (a.s.m.).

“Zat-ı Zülcelâl ona demiş: ‘Ve inneke le alâ hulikin azîm / Ve hiç şüphesiz ki sen pek büyük bir ahlâk üzerindesin.’ (Kalem Sûresi: 4)

“Bütün ümmet, hatta düşmanları da dahil olduğu halde, icma etmişler ki; bütün ahlâk-ı haseneye câmidir.

“Nübüvvetten evvel, ondaki ahlâk-ı hamîdenin kemâline tercüman olan ‘Muhammedü’l-Emîn’ ünvanıyla iştihar etmiştir.

“Hazret-i Âişe (r.a.) her vakit derdi: ‘Hulukuhü’l-Kur’ân / Onun ahlâkı Kur’ândı’. Demek Kur’ân’ın tazammun ettiği bütün ahlâk-ı haseneye câmi idi.

“İşte o zât-ı kerimde icmâ-i ümmetle, tevatür-ü manevî-i kat’î ile sabittir ki:

“İnsanların sîreten ve sûreten en cemîli ve en halîmi ve en sâbiri ve en şâkiri ve en zâhidi ve en mütevâzıı ve en afîfi ve en cevâdı ve kerîmi ve en rahîmi ve en âdili; herkesten ziyade mürüvvet, vakar, afüvv, sıhhat-i fehm, şefkat gibi ne kadar secâyâ-yı âliye varsa, en mükemmel bir fihriste-i nurânîsidir.

“Bunların içindeki nokta-i icaz şudur ki:

“Ahlâk-ı hasene çendan birbirine mübayin değil; fakat derece-i kemâlde birbirine müzahemet eder. Biri galebe çalsa, öteki zaifleşir. Meselâ:

“Kemâl-i hilm ile kemâl-i şecaat; hem kemâl-i tevazu ile kemâl-i şehamet; hem kemâl-i adalet ile kemâl-i merhamet ve mürüvvet; hem tam iktisad ve itidal ile tamam-ı kerem ve sehavet; hem gayet vakar ile nihayet haya; hem gayet şefkat ile nihayet el-buğz-u fillah; hem gayet afüvv ile nihayet izzet-i nefs; hem gayet tevekkül ile nihayet içtihad gibi mecâmi-i ahlâk-ı mütezahime, birden derece-i âliyede, bir zatta içtimaı, müzayakasız inkişafları mucizelerin mucizesidir.” (Şuaât, Marifetü’n-Nebî)

** Bu güzel tarif ve hakikatlerden insanlık haberdar edilmeli, değil mi?

Peygamber Efendimizi, Üstad’ın en mükemmel mânâda tarif ettiği, her geçen gün dünyanın değişik yerlerinden tasdik ediliyor Elhamdülillah. Geçenlerde Mısır’a yaptığımız seyahatte, Ezher Üniversitesi Usûlüddin Fakültesi Dekan Vekili Mustafa İbrahim Lidumeyr de “Peygamberimizi (a.s.m.) müdafaa edecek kimsenin olmadığı bir zamanda Bediüzzaman çıkmış; Peygamberimizi (a.s.m.) bütün dünyaya karşı tek başına müdafaa etmiş” diyordu. Böyle deyince, orada bulunan bir şeyh şöyle diyor: “Madem kimsenin olmadığı bir dönemde Bediüzzaman çıkıyor, Peygamberimizi müdafaa ediyor. Öyleyse niye onun yoluna gitmiyoruz? Haydi hep beraber onun yoluna gidelim.”

Yine Hatice Nebravi isminde bir hanım, Üstadın, Hz. Peygamberin (a.s.m.) metodunu takip ettiğini söyleyerek, “Peygamber (a.s.m.), aslından uzaklaşmış bir toplumu tekrar aslına rücû ettirdi. Onun varisi olan Bediüzzaman da, bu asırda aslından uzaklaşmış bir toplumu, yavaş yavaş aslına rücû ettiriyor” diyordu.

** Neşriyatımız tarafından, “Risâle-i Nur’da Hz. Muhammed (a.s.m.)” isimli, Risâle-i Nur’daki Peygamber Efendimizle ilgili bölümlerin toplandığı bir tanzim çalışması hazırlandı. Bunu nasıl değerlendirirsiniz?

Çok güzel buluyorum, tebrik ediyorum.

** Son olarak söylemek istediğiniz birşey var mı?

Ahmed Feyzi Ağabeyin müdafaasından bir bölüm okumak istiyorum:

“Tahsil hayatı, üç aydan başka mevcut olmadığı halde, bu kadar feyz-i ilim neşreden ve ilmin harikalarıyla en müntehâ mesâil-i ilmiye ve âliyede en yüksek mütefekkirleri dahi hayrette bırakacak bir mantık ulviyeti ibraz eden ve hayatının yarısından sonra öğrendiği bir lisanla bu kadar cazibedar bir tarz-ı beyan ve sürükleyici bir hareket izhar eden ve gayet feyyâz bir aşk ve heyecan terennüm eden bir derya-yı iman ve bir hazine-i tevhid ve bir umman-ı hikmet halinde coşan bir ikinci Bediüzzaman gösterebilir misiniz?”