+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 4 ve 4

Konu: Zübeyir Ağabeyi Tanımak ve Anlamak Üzerine…

  1. #1
    Ehil Üye Şahide - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    9.198

    Standart Zübeyir Ağabeyi Tanımak ve Anlamak Üzerine…

    Annesinin Gülserveri, Üstadının Başyaveri



    İnandığı davası uğruna hem dünyasını hem de ahiretini feda eden bir insan-ı kâmil, bir veliyy-i âzam, çileyle yoğrulmuş sarsılmaz bir ruh...

    Annesinin Gülserveri, “ben seni daha üç yaşında bir çocukken, manevi himayeme almıştım.” diyen Üstadının “Başyaveri” hizmetkârı, sır kâtibi, öl deyince hemen ölecek kadar ona bağlı havarîsî ve daha sayamadığımız bir çok faziletlere sahip bu büyük ruh, Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin son döneminde birinci muhatabı olan talebesi Zübeyir Gündüzalp’dir.

    1920 senesinde Konya'nın Ermenek kazasında dünyaya gelen, neseben Kafkasyalı olmasından mıdır? nedir, Şeyh Şamil'in ruh ve edâsını üzerinde görmenin mümkün olduğu çelik iradeli, keskin bakışlı, tam bir ciddiyet ve vakar abidesi bu aziz zat aramızdan ayrılalı tam 38 yıl oldu.


    Bütün samimiyeti ve ihlâsı ile iman ve Kur’an hakikatlerinin neşredilmesi ve yaygınlaşması yolunda gayret sarfetmiş, mücadele etmiş, hiçbir beklenti içerisinde olmadan hep koşmuştur. Bu gayret-i diniyesi ebediyete intikâl ettiği tarih olan 2 Nisan 1971 tarihine kadar fasılasız devam etmiştir.

    Cenab-ı Hak, çoklarına nasip ettiği gibi kendisi de onun ahirete teşyîine katılma imkanını bulan ve tanımayı kendi adına şeref kabul eden, fakat; ondan gerektiği gibi istifade edememeyi de bahtsızlık sayan Fethullan Gülen de; “Zübeyir ağabey, kendini görenlerde hemen inanmış bir insanı görmüş hissi uyarırdı. İddiası yoktu, şakası yoktu, latifesi yoktu ama muhataplarını mutlaka inandırır ve ikna ederdi. Söz ve tavırlarıyla rahatsız edici de değildi. Öyle bir dava adamıydı ki, “Teessür ve ızdırap karşısında kalpten bir parça kopacaksa ‘bir genç dinsiz olmuş’ haberi karşısında o kalbin atom zerratı adedince paramparça olması lazım gelir” diyor idam sehpalarında noktalanabilecek bir yolda yürürken bile hakikati haykırmaktan geri durmuyordu.” diyordu.

    Sayamadığımız bir çok faziletlere mahzar, mana aleminin sultanlarında biri olan bu büyük şahsiyetin hizmetlerini ve meziyetlerini satırlara sığdırmaya ve kelimelerle anlatmaya çalışmak bizim haddimize düşmez. Ama en azından sonraki nesiller için birer yâd-ı cemil olacak kahramanlardan biri olan Zübeyr Ağabey’e bir vefa ve kadirşinaslık adına birkaç başlıkla da olsa yeni nesillere tanıtılması, saygıyla ve rahmetle hatırlanmasına vesile olur düşüncesindeyiz.

    NURLARLA VE ÜSTADLA TANIŞMASI

    Konya Postanesinde memuriyete devam ederken 1944 yılından sonra hemşehrisi vasıtasıyla Risale-i Nurlarla tanışır.

    Emirdağ’ında mecburi ikamette bulunan Üstadına 1946 yılında gerçekleşen ilk ziyaretinde tarif edilmez bir hâl yaşar. Kendinden geçer, bir ağlama ve hıçkırık tufanına tutulur. Bu ilk ziyaret onun ruhunda derin bir tesir bırakır.

    Üstadın verdiği ilk ders bir ikaz mahiyetindedir; “Mesleğimiz meşakkattir, meşakkat ise alâmet-i makbuliyettir.”

    Bu ilk ders hayatının sonuna kadar karşılaşacağı çile ve meşakkatlere hazır olmasının işaretlerini de taşımaktadır.

    KENDİNİ İHBAR EDEN ADAM

    Emirdağ’ında bulunan üstadı ve değişik vilayetlerden toplanan 50 civarında ileri gelen nur talebeleri ile birlikte Bediüzzaman Hazretleri 1948 yılında tutuklanarak Afyon hapishanesine konur ve ağır cezaya sevk edilirler. Zübeyir Gündüzalp, çok kıymetli talebelerin ve hürmetli üstadının yanında olmadığı için çok müteessir olur. Üstadına bağlılığından ötürü içeri girmenin yollarını arar. Bir hapishane ziyareti sırasında Ceylan Çalışkan “Ondan kolay ne var! İnönü’ye bir telgraf çek, ertesi gün yanımıza gelirsin…” diye yol gösterir.

    Hapishaneden ayrılı ayrılmaz İnönü’ye şu mealde bir telgraf çeker:

    “Siz nur talebelerini Afyon hapishanesine topluyorsunuz, ama Akşehir’de posta memuru Zübeyir Gündüzalp’i görmüyorsunuz…”

    Ardından gelen bir emirle hemen tutuklanır ve o da Afyon hapishanesine konulur.

    Hapishanenin kapısından içeri girer girmez ellerini açarak medrese-i Yusufiye’ye girdiğinden dolayı Allah’a şükreder.

    Altı ay sonra diğer talebelerle tahliye olanların listesinde kendi adı yer alınca hapishane müdürüne çıkıp, sırf Üstadından ayrılmamak için tahliyesinin yanlış olduğunu söyler.

    Müdür “Öyle şey olmaz” demesine rağmen tekrar yapılan bir hesapla 40 gün önce tahliye edildiği ortaya çıkar. Böylece kırk gün daha hapiste kalıp sevinç ve şükürle Üstadın hizmetine devam eder.

    BİN TALEBE KADAR

    Zübeyir Gündüzalp’in Afyon mahkemesinde yapmış olduğu müdafaa tek kelimeyle “muhteşem”dir. Bir ihlas, sadakat, cesaret, belagat abidesidir. Bu uzun müdafaanın bir yerinde şöyle der:

    “Sorgu hakimliğin de, ‘Sen Risale-i Nur’un talebesi imişsin…’ denildi. ‘Bediüzzaman Said Nursi gibi bir dâhinin şakirdi olmak liyakatini kendimde göremiyorum. Eğer kabul buyururlarsa iftiharla, ‘Evet, Risale-i Nur şakirdiyim.’ derim.” der.

    Bunu üzerine Üstad, mahkeme huzurunda oturduğu yerden kalkarak, “Bin talebe kadar kabul ettim.” der.

    DAVASININ KARA SEVDALISI

    Bundan sonraki hayatı, biraz Eskişehir ve Ankara ile nihayet büyük kısmı İstanbul'da iman ve Kur’an hizmetleri içerisinde geçmiştir.

    Üstad kendisine “Hayatım, hayatınla devam edecek.” demiş, kendisinden sonra “meslek ve meşrebi temsil” misyonunu ona yüklemişti.

    Hayatının en verimli çağları olan gençlik yıllarını, muazzez Üstadının hizmetine adamış, adeta vücudunun bir parçası gibi gece-gündüz yanından hiç ayrılmamış, gölge gibi takip etmiştir.

    Üstadın ne zaman çağıracağı belli olmadığından çoğu zaman geceleri uykusuz kalır. “Üstadın hizmetini aksatırım” endişesiyle uyku giderici haplar kullanır. Bazen da uykusu gelip yattığında çağrılırımda uyanamam diye kapının eşiğine yatar, kapıdan çıkarken benim üstüme basar da bu sayede uyanırım diye yattığı çok olmuştur. Bünyesi uykusuzluğa alıştığı için Üstadın vefatından sonra bu defada uyku veren ilaçlar kullanmaya başlamış. Kaldığı özel odasının köşesinde görenlerin ifadesine göre neredeyse ‘bir çuval ilaç vardı’ demektedirler. Bütün bu yaşananlar ve yan tesiri olan ilaçlar vücudunun zayıf bünyesinin dengesini iyice bozar.

    Hastalığının ilerlediği son zamanlarında kendisini tedavi etmek isteyen doktorlara:

    "Ben Risale-i Nur'larla insanların imanını kurtarmaları için gece-gündüz çalışma diye bir kara sevda hastalığına tutulmuştum. Sizin tıbbiyenizde, doktorluğunuzda 'kara sevda' hastalığının ilacı ve tedavisi var mıdır?" diye sorular yöneltir.

    FİTNEYİ BENİM CESEDİM KARŞILAR

    Bediüzzaman Hazretleri, Emirdağ’da iken yazdığı bir mektubunda; siyasî ve ideolojik boğuşmaların neticesinde ülkede anarşinin tahribata geçme imkânı bulacağını yönündeki endişelerini açıklar.
    Ayrıca Şualar (sh.269) isimli eserinde "Felak" sûresinde iki kelimeden ebced hesabı ile 1971 yılında anarşinin şiddetleneceğine işaret ederek şöyle kaydeder: “Yirmi sene sonra, şimdiki tohumların mahsulü ıslah olmazsa, elbette tokatları dehşetli olacak” demektedir.

    12 Mart 1971 muhtırasına gelinen süreçte, ülkemizde eylemler artmış. Hatta bu eylemler sağ sol çatışması olmaktan çıkarak, anarşi hareketlerine dönüştüğü görülecektir.

    Bir kardeşin 1971 fitnesinin mahiyetini ısrarla sorması üzerine “71 gelir, benim cesedim onu karşılar.” demiştir.

    "12 Mart Muhtırası" olarak Türk siyasi tarihinde yerini alan hadisede Türk Silahlı Kuvvetleri "Parlamento ve Hükümetin süregelen tutum, görüş ve icraatının yurdu anarşi, kardeş kavgası, sosyal ve ekonomik huzursuzluk içine soktuğunu” gerekçe göstererek muhtıra vermiştir.

    Zübeyr Ağabey, nasıl yaşadı ise öyle de Allah’a yürümüş. Muhtıradan 20 gün sonra ve genç sayılabilecek bir yaşta bu milletin üzerindeki felaketi bir paratoner gibi cesedi ile karşılamış. Fatih Camiinde büyük bir kalabalıkla kılınan cenaze namazının ardından hafif hafif çiseleyen yağmur altında Eyüp Sultan sırtlarındaki ebedi makamına defnedilir.

    Son söz olarak onun dediği gibi; “Kalemen, amelen, lisanen çalışmak” gerek.

    Aziz ruhuna dua ve fatihalarla...


    Araştırmacı-Yazar Mustafa KÖFKECİ





    Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek
    Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek!

    Mehmed Akif Ersoy


  2. #2
    Müdakkik Üye NurTalebesi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Bulunduğu yer
    Diyar-ı bekir
    Mesajlar
    599

    Standart Kâinata degisilmeyen talebe


    Kâinata degisilmeyen talebe

    İnsan birçok özelliğe sahiptir. Ama bazı özellikleri onda galiptir. Esma-i hüsnanın birkaç ismi insanda daha galiptir, diğer isimlerinin tecellisine göre... Bu yüzden birini tarif ettiğimiz zaman, belirgin olan özelliğini söyleriz. Belirgin olan özelliği diğer özelliklerinin olmamasını anlamına gelmez. Ama vasıflandırıldığı özelliği kendisinde daha galiptir.

    Ve şimdi ‘’Zübeyir ağabey’’ denildiği zaman, hangi özelliğini yazsam diye düşünmeye başlıyorum. Ve gerçekten üstadın kendisi için,‘’kâinata değişmem’’demesinin nedenini daha iyi anlıyorum. Çünkü ahir zamandaki zatın sağ kolu da tıpkı onun gibi, câmî olmalıydı. Kâinat gibi câmî olmalıydı. Ve kâinata değişilmeyecek kadar kıymetli olmalıydı…

    Ve şimdi tıkanıyorum. Hangi özelliğini anlatmaya başlasam diye…
    Risale-i Nur dairesine girmeden önce yığınla kitap okumuş bir kitap aşığı. Ve Risale-i Nuru tanıdıktan sonra, günde 14 saat nurlarla meşgul olan Risale-i Nur mecnunu. Nurlar için derisini kâğıt, kanını mürekkep etmeye hazır bir nur fedaisi. Alaaddin tepesinde saatlerce okuyan, uykusu gelince yürüyerek okuyan ve artık tükeneceği zaman bir çukura gelip biraz kestiren bir nur sevdalısı…

    Önce nura sonra Üstada talip olup ikisini de elde eden iki kanatlı nur memuru. Bütün hasseleriyle bu uğurda çalışan ve gittiği her yeri hizmetle coşturan, memuriyetini nura memuriyete çeviren, hizmet için ‘’nabza göre şerbet’’ düsturunu en güzel şekilde gerçekleştiren, veliler toplantısına gitmek için veli olan, uyumamak için her yolu deneyen kalbi delik, ama imanla dolu bir ağabey!

    Hem üstadına fani hem Risale- i Nur’a fani bir şahsiyet. Üstadı hapisteyken yerinde duramayan her gün hapishanenin önüne gidip hapishaneye konulmayı bekleyen cefaya talip yüksek ruh! Ve hapishaneye girmeyi başaramayınca kendini ihbar eden bir mahkûm! Aslında onun nefsi kendisine mahkûm… Üstadını görmek için falakaya razı,’’vur’’diye haykıran, şecaati ve imanıyla meydan okuyan aziz ve cesur bir Talebe…

    Üstadın hizmetine girdikten sonra, kendi deyimiyle’’taş’’olan bir talebe. Üstadı nereye yuvarlarsa oraya gitmeye razı, ama kalbi hep üstadıyla beraber olmaya can atan bir âşık. Üstadın hizmetindeyken bazen kapı eşiğinde uzanacak kadar sadık! Ve bazen yumurtayı pişirmeye vakti olmayınca çiğ yiyen, nefsinin merkubu! Üstadının hizmetine girdikten sonra hayatı merdiven inip çıkmakla geçmiş fedakârlığın zirvesinde bir ağabey…

    Üstadının ölümünden sonra, cemaatte ihtilaf olmamak için azami gayret sarf eden ve Risale-i Nur çizgisinden bir milim ayrılmayan, çizgiden ayrılanlara müsamahayla bakmayan sadakatli, sabırlı azimli, yürekli, çelik iradeli, sebatkâr, ilmiyle amil… Hani derler ya ‘’adam gibi adam’’işte…

    Ahir zamandaki şahsın en büyük varisini anlatmak bir sayfayla olmaz. Amaç, ölümünün yıldönümünde onu anmak bir fatiha okunmasını sağlamak ve böyle büyük zatları örnek almaya çalışmak…

    Ve kısacık hayatını dolu dolu geçiren ağabeyimizi 38 yıl önce nisan ayında kaybettik. Ruhuna fatiha...
    kaynak:RİSALE HABER
    Müslüman eriyiz, silsilemiz kahraman / Müslümanız, Hakk'a tapan Müslüman...

    Bir gün Kur an etrafındaki surların yıkıldığını görürsen, hemen kemiklerini taş, etlerini harç, kanını da su edeceksin. Etrafına ilimden, irfandan, faziletten ahlâktan kaleler dikeceksin. Kaleler, fedailer ister. Nasıl olsa sen de içinde fedai olacaksın.

  3. #3
    Ehil Üye Şahide - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    9.198

    Standart

    Üstadının ölümünden sonra, cemaatte ihtilaf olmamak için azami gayret sarf eden ve Risale-i Nur çizgisinden bir milim ayrılmayan, çizgiden ayrılanlara müsamahayla bakmayan sadakatli, sabırlı azimli, yürekli, çelik iradeli, sebatkâr, ilmiyle amil… Hani derler ya ‘’adam gibi adam’’ işte…






    Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek
    Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek!

    Mehmed Akif Ersoy


  4. #4
    Pürheves GÖKÇE KIZ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2008
    Bulunduğu yer
    HATAY
    Mesajlar
    199

    Standart

    Mükemmelsiniz kardeşim muhteşem yazılar...

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Nur Yolunun Nurlu Ağabeyi Zübeyir Gündüzalp
    By Şahide in forum Bediüzzaman'ın Talebeleri
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj: 02.11.09, 17:27
  2. Dalgalanmadan Durulunmuyor Velhasıl……………
    By m_safiturk in forum Edebiyat
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 22.07.09, 04:36
  3. Üstad Hulusi Ağabeyi mi Varis Olarak Bıraktı?
    By Ene-Zerre in forum Bediüzzaman'ın Talebeleri
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 09.10.08, 15:28
  4. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 30.10.07, 12:13

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0