+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 14

Konu: Barla Sıddıkları

  1. #1
    Ehil Üye yakaza - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Mesajlar
    2.467

    Standart Barla Sıddıkları

    Bediüzzaman, Barla’ya sürgüne gönderildiğinde tek başınaydı. Barla’ya gelen kutlu misafirin haberini alanlar ona hizmet için gelmeye başladı. Bir avuç seçilmiş insandı onlar. Bir büyük iman inkılâbını gerçekleştirmek üzere Bediüzzaman’ı Barla’ya gönderen kader, onları da Bediüzzaman’ın etrafına toplamıştı. Bediüzzaman onlara “Barla Sıddıkları” dedi. Bugün milyonlarca insana ulaşan Kur’an hizmetinin temelini onlarla attı Bediüzzaman.

    Bediüzzaman Said Nursi, Barla’ya ilk geldiğinde tek başınaydı. Sürgündü, yalnızdı. İkamet etme mecburiyetinde kaldığı karakolda, askerler, geceleri uyumayıp ibadet eden bu zatı burada daha fazla tutamayacaklarını anlayarak, onu imam olan Muhacir Hafız Ahmed’in evine “O imam, bu hoca. İkisi iyi anlaşırlar” diyerek gönderdiler.
    Bediüzzaman Said Nursi’nin ilk talebelerinden olan Muhacir Hafız Ahmed’in ruhu, misafirle gelen müjdeyi sezmişti. Hanımına “Allah bizim başımıza bir devlet kuşu kondurdu” diyordu.
    Barla’ya gelen kutlu misafirin haberini alanlar ona hizmet için gelmeye başladı. Bir avuç seçilmiş insandı onlar. Bir büyük iman inkılâbını gerçekleştirmek üzere Bediüzzaman’ı Barla’ya gönderen kader, onları da Bediüzzaman’ın etrafına toplamıştı.
    Dünya şartları itibarıyla bakıldığında, Bediüzzaman ile tanışmaları, onlar için, çileli bir hayatın başlangıcı demekti: Takipler, işkenceler, sorgular, tevkifler, hapisler, gittikçe şiddetini arttıracak ve sonu hiç gelmeyecek baskılar…
    Fakat insanın yaratılışındaki cevherleri ortaya çıkaracak şartlar da böyle ardı arkası kesilmeyen sıkıntılar değil mi? Kendi hallerinde kalsalar öylesine yaşayıp gidecek olan o mütevazı insanlar, onca çilelerin arasında bir sadakat destanı yazdılar, yüzyıllara damgasını vuracak bir iman inkılâbının vücuda gelmesine vesile oldular. Bediüzzaman onlara “Barla Sıddıkları” adını verdi.
    Ve onlarla geçen yıllarını, hayatının en mesut günleri olarak yad etti.
    Bediüzzaman, Barla Sıddıkları hakkında şöyle demektedir: “Cenab-ı Hakka şükrediyorum ki, böyle hâlis, muhlis ve başkalara hüsn-ü misal olan sadık şakirtleri Risale-i Nur’a vermiş ki, daimî hakta hulûs ile ve Nur hizmetinde sabır içinde şükrediyorlar. O Meyvecinin civarında, ismini söylemediğim malûm ve çok alâkadar olduğum kardeşlerim, hususan Barla sıddıkları, beni çok defa hayalen eski zamana ve o memlekete celb ediyorlar, Barla ve dağlarında gezdiriyorlar. Ben, onlarla ve o yerleriyle çok alâkadarım, unutmuyorum.”
    Bugün dünyanın herhangi bir yerinde Risale-i Nur vasıtasıyla bir insanın kalbine bir iman ateşi düştüğü, yahut onun marifetullah ve muhabbetullah dolu bahislerinden bir bahis okunduğu zaman, Barla Sıddıklarının zaferlerine bir zafer daha ekleniyor. Onlar, burada adı geçenlerden ibaret değil elbette. İsimleri bilinen ve bilinmeyen daha niceleri var.
    Ruhlarına Fatiha’lar.

    Barla Sıddıkları:



    Hulusi Yahyagil Emekli Albay (1895-1986)
    Birinci Dünya Harbinde, Çanakkale ve Kafkas Savaşlarında bulundu. Üç yerinden yaralandığı Çanakkale’deki günlerini, “Pilav yemeye gider gibi bir hevesle harbe gitmiştik” diye anlatır. Yüzbaşı rütbesiyle Eğirdir’de görev yaparken Üstad ile tanışmıştır. İlmi, irfanı, keskin zekâ ve kavrayışıyla Bediüzzaman’a seçkin bir muhatap olmuş, Risalelerden birçoğu onun soruları üzerine yazılmıştır.



    (Santral) Sabri Arseven (1893-1954)
    Eğirdir’in Bedre Köyü imamı. Bediüzzaman’ın, Risale-i Nur talebelerine Hulûsi Bey ile birlikte örnek olarak gösterdiği şahsiyet. Yazılan risaleler, Hoca Sabri Efendi vasıtasıyla yurdun dört bir tarafına dağıtılıyor, tashih için gelenler yine onun vasıtasıyla Üstada intikal ettiriliyordu. Son derece tehlikeli şartlar altında yıllarca devam ettirdiği bu fedakârca vazifesi sebebiyle Üstad onu “Nur İskelesi,” “Santral Sabri,” “Risale-i Nur’un kaptanı” ve “Sıddık Sabri” ünvanlarıyla anardı.



    Hafız Ali (1898-1944)
    İslamköy’de dünyaya geldi. Bir yandan imamlık yaparken, bir yandan da talebe yetiştiriyordu. Baskıların en yoğun olduğu dönemlerde bile onun talebeleri hiçbir zaman eksik olmadı. Risale-i Nur’u tanıdıktan sonra ise, meşguliyetlerine bir de Risalelerin yazılması eklendi. Her nefesi Allah yolunda harcanmış bir ömrü Denizli hapsinde şehidlikle tamamladı. Vefatıyla Bediüzzaman’ı en çok ağlatan isimlerden biri, belki de birincisiydi Hafız Ali.



    Refet Barutçu (1886-1975)
    Emekli Yüzbaşı. Beykozlu bir “İstanbul beyefendisi.” Sualleriyle pek çok meselenin Bediüzzaman tarafından açıklanmasına vesile oldu; bir kısım risaleler onun sualleri üzerine telif edildi. Eskişehir, Denizli ve Afyon hapislerinde Bediüzzaman ile beraber bulundu. Emekliliğinden sonra Beşiktaş Vişnezade Camiinde imamlık yaptı. Ondan gelen bir mektubun başına, Üstadın eklediği takdim cümlesi şöyle: “Şu fıkra aklen Hulûsi, kalben Sabri, vicdanen Hüsrev hükmünde olan Refet Beyin mektubudur.”



    Ahmed Hüsrev Altınbaşak (1899-1977)
    Isparta’nın Senirce Köyünde dünyaya geldi. İstiklâl Harbinde savaştı, esir düştü. 1931’de Bediüzzaman’ın hizmetine girdi ve Risale-i Nur’un en önde gelen talebelerinden biri oldu. Üstad ile beraber Eskişehir, Denizli ve Afyon hapislerinde yattı. Özellikle Kur’an hattını muhafaza ve gelecek nesillere aktarma hususunda emsalsiz hizmetlerde bulundu. Bediüzzaman’ın tarifi üzerine yazdığı tevafuklu Mushaf, bugün halk arasında en çok beğenilen hat olma özelliğini koruyor.



    Hakkı Tığlı (1875-1968)
    Risale-i Nur’un ilk talebelerinden. Hulûsi Beyin yakın arkadaşı. Eskişehir Hapishanesi’nde Bediüzzaman ile beraber yattı. Lakin o hapis günleri, kendi ifadesiyle, hayatının en mesut günleriydi. Bediüzzaman onun için şu ifadeleri kullanmıştı: “Hakkı Efendiye söyle ki, o da kardeşim Abdülmecid yerinde kendini anlasın ve onun vazifesiyle mükellef olduğunu bilsin.” “Kardeşim, şu gurbet, esaret, yalnızlık vahşetinde Şeyh Mustafa, Hakkı Efendi, sen ve Hüseyin Efendi gibi nurlu dostlarla ünsiyet edip teselli buluyorum.”



    Muhacir Hafız Ahmed (1894-1948)
    Macaristan muhacirlerinden. Bediüzzaman’ın medresesinin bitişiğindeki Yokuşbaşı Mescidinin imamı. Üstadın Barla’daki ilk ev sahibi. Barla’ya ayak bastığında, Üstad yirmi gün kadar onun evinde misafir kaldı. Hanımı, iki kızı, oğlu ve damatları ile birlikte, Risale-i Nur’a ve Bediüzzaman’a büyük hizmetlerde bulundu. Bediüzzaman, ikâmet etmek üzere evine gönderildiğinde hanımına “Allah bizim başımıza bir devlet kuşu kondurdu” demişti.



    Sıddık Süleyman Kervancı (1898-1965)
    Bediüzzaman Barla’ya sürgün gönderildiğinde, onun hizmetine koşan ilk kahramanlardan. Bediüzzaman’ın hizmetine girdiğinde otuz yaşında ve iki kız çocuğu babası idi. Geçimini, tarlasında yetiştirdiği sebzeleri satarak sağlıyordu. Dürüstlüğüyle tanınan ve herkes tarafından güvenilen bir kimseydi. Sekiz sene boyunca Bediüzzaman’a ve Risale-i Nur’a fedakârca hizmetlerde bulundu. “Sıddık” ünvanını ona Bediüzzaman verdi. Ankara’da vefat etti; Barla Mezarlığı’na defnedildi.



    Şamlı Hafız Tevfik Göksu (1887-1965)
    Üsküdar’da doğdu. Babası Yüzbaşı Hafız Veli Beyin vazifesi sebebiyle yıllarca Şam’da kaldığı için, “Şamlı” lakabıyla anılır oldu. Barla’daki Çeşnigir Camiinde imam hatiplik yaptı. Bediüzzaman buraya sürgün olarak geldiğinde, ona talebe oldu ve kâtiplik yaptı. Risalelerin gerek ilk olarak yazılmasında, gerekse çoğaltılmasında büyük hizmetleri geçti. Eskişehir ve Denizli hapislerinde Bediüzzaman ile beraber yattı. Barla’da vefat etti ve Barla mezarlığına defnedildi.



    Bedrettin Uşaklıgil (1920- )
    Öğretmen. Bediüzzaman’ın önde gelen talebelerinden Refet Barutçu’nun üvey oğlu. Bediüzzaman tarafından da manevî evlat kabul edildi. Şu ifadeleri Bediüzzaman onun için kullanmıştır: “Bedreddin’in küçüklüğüyle beraber, büyük talebeler dairesine dâhil etmişim. O, küçüklerin büyüğüdür. Ve inşaallah Cenab-ı Hak onun emsalini çoğaltsın. Bedreddin’in validesine dua ediyorum. Elbette Bedreddin’in hüsn-ü terbiyesinde en mühim hisse onundur. Çünkü onun en birinci üstadı odur.”



    Mustafa Çavuş (Güvenç) (1882-1939)
    İstiklal Harbi ve Çanakkale gazisi. Hayatının on sekiz senesi askerlikte geçti. Barla yıllarında Bediüzzaman’ın yakın hizmetinde bulundu. “Harika sadakati” ile Bediüzzaman’ın örnek gösterdiği bir Risale-i Nur talebesi idi Mustafa Çavuş. Uzun zaman yanına hiçbir ziyaretçi kabul etmeyecek olsa, bu kaidenin üç dört istisnasından biri Mustafa Çavuş olurdu: “Kalben rahatsızlığım dolayısıyla, Kurban Bayramına kadar Süleyman Efendi, Şamlı Hafız Tevfik, Abdullah Çavuş ve Mustafa Çavuş’tan başka kimseyi kabul etmiyorum. Affedersiniz, gücenmeyiniz.”



    Hafız Halid Tekin (1891- 1946)
    Barlalı. Öğretmen ve imam. Risale-i Nur’un telif edildiği yıllarda Bediüzzaman’ın müsvedde kâtipliğini yaptı. Bediüzzaman ondan “âhiret kardeşim” şeklinde söz eder. On Yedinci Mektup olan Çocuk Taziyenamesi, Hafız Halid’in sekiz yaşındaki oğlu Enver’in ölümü üzerine telif edilmiştir. Barla Lâhikasında da Hafız Halid’in Risale-i Nur’u ve Müellifini anlatan bir mektubu yer almaktadır.



    Abdullah Çavuş (Yavaşer) (1892-1960)

    Bediüzzaman’ın Barla’daki komşusu. Yıllarca onun en yakın hizmetinde bulunan birkaç kişiden birisi. Denizli hapsinde de Bediüzzaman ile birlikte yattı. Bediüzzaman’ın mektuplarında Abdullah Çavuş ile ilgili ifadelerden, onun, pek az kimseye nasip olacak bir şekilde Said Nursî’ye yakınlığının bulunduğu anlaşılmaktadır.



    Muallim Ahmet Galip Keskin (1900 – 1939)
    İlim ve sanat ehli, yüksek ruhlu bir zat. Divan sahibi. Ayrıca çeşitli edebî eserleri var. Barla’da öğretmenlik yaptı. Bediüzzaman ile beraber Eskişehir’de mevkuf kaldı. Bediüzzaman’ın Muallim Ahmet Galip Bey hakkındaki sözleri şöyle: “Bu zat, sadıkane ve takdirkârane, risalelerin tebyizinde çok hizmet etti ve hiçbir müşkülat karşısında zaaf göstermedi. Ekser günlerde geliyordu, kemâl-i şevkle dinliyordu ve istinsah ediyordu.”



    Abdullah Kula (1901 – 1987)
    İslamköylü Nur Postacısı. Risale-i Nur’un büyük kısmının telif edildiği Barla döneminde, Bediüzzaman ile yurdun çeşitli yerlerindeki talebeleri arasında haberleşmeyi temin eden bahtiyarlardan. Ovalara, dağlara akşam çöktü mü, onun mesaisi başlardı. Çantasını omzuna atar, o dağ senin, bu tepe benim, Barla yoluna koyulurdu. Sabah vakti Üstadına ulaşır, emanetleri teslim eder, namazını onunla beraber kıldıktan sonra istirahate çekilirdi.



    Mübarek Süleyman (Köse) (1898 – 1963)
    Çam dağlarında, insanlardan uzakta, uzun tefekkür gecelerinden birinde Bediüzzaman’a misafir olma arzusu düşmüştü Süleyman’ın içine. Bir tepedeki ağacın dalları arasında buldukları bir ekmek için “Bu ekmek bize helâl olur mu?” diye sorması üzerine Üstad “Vay mübarek vay!” demiş, ondan sonra da adı “Mübarek Süleyman” olarak kalmıştı.


    Risale-i Nur, kibrit kutularına yazıldı, duvarlarda saklandı
    Bediüzzaman’ın “Yaz kardeşim” sözüyle kalemler yazmaya başladı. Dağda, evde, bahçede, yolda… “Yaz kardeşim” sözü üzerine yazmaya başlayan kalemler gece gündüz sessizce yazdı. Sessizce işleyen matbaalar kuruldu köylerde kasabalarda. Yüklüklerin ardında tezgâhlar kuruldu. Bazen hanımlar mum tuttu, beyler yazdı, bazen hanımlı, çocuklu, büyüklü herkes çalıştı. Yazılan Risaleler tashih edilmesi için gizlice müellifine ulaştırıldı. Sonra yüz binlerce Nur Risalesi, gizlice dağıtıldı yurdun her köşesine. Nur santralları arasında postacılar dolaştı. Çantalar sırtlarda gece boyu yol tepildi. Kuş uçurtmayan takip ve baskı altında hiç sekmeyen bir saat gibi çalışıldı.
    Bu yıllarda en çok sıkıntısı çekilen şey kâğıt oldu. Kâğıdın değeri daha çok anlaşılıyor bulunmadığında. Risale-i Nurlar sigara kâğıtlarından kibrit kutularına, yırtık defterlerden parmak kadar kâğıt atıklarına kadar yazıldı.
    Kâğıdın yokluğu bir sorun, yazılanları muhafaza ise ayrı bir sorundu. Denetim ve baskı had safhadaydı. Bin bir güçlükle yazılan Risalelere yapılan baskınlar sonucu el konuyordu. Hafız Ali, gecesi ve gündüzünü Risalelerin yazılmasına adamış, Bediüzzaman’dan gelen eserleri el yazısıyla yazıyordu. Sıkıntı ve baskılar Hafız Ali’ye bir çözüm yolu geliştirdi; teneke kutular yaptırmak ve eserleri bunlara koyarak duvarlar içine saklamak. Hafız Ali, yaptırdığı teneke kutulara eliyle yazdığı Risaleleri koyarak duvarlara yerleştirdikten sonra kutuların üzerine tekrar duvar ördü. Bir gün gelecek, elbette duvarlar yıkılacak, eserler meydana çıkacaktı.




    ''Madem ben de bu vatanın evlâdıyım,bu vatanın saadetine hizmet etmek benim için farzdır.''

    Emirdağ Lahikası

    ...EN GÜZELİ SİNELERDE BİR YAD-I CEMİL OLARAK KALIP GİTMEK...


  2. #2
    Ehil Üye YıldızMisal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Yaş
    37
    Mesajlar
    2.694

    Standart

    Bir gün gelecek, elbette duvarlar yıkılacak, eserler meydana çıkacaktı.
    bizlere bu rahmeti yaşatabilmek için zahmet çeken o şanlı sıddıklardan Allah razı olsun..
    paylaşımın için sağolasın ablacım.Allah seni de o sıddıkların zümresine dahil eylesin (amin)

  3. #3
    Ehil Üye Muntesip - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2008
    Bulunduğu yer
    ....şehr-i güzin...
    Yaş
    33
    Mesajlar
    3.241

    Standart

    yazıyı okurken gözümün önünden Barla Lahikasındaki mektuplar gecmeye basladılar sayfa sayfa..Allah bizi deSıddıklar makamına katısn ve Onlarla beraber haşretsin..Allah Üstad hazretlerine Barlaya gitmezden evvel davadaşlarını hazır etmiş....Abilerimizdeki bu samimiyetin bu ihlasın zerresi ah bende de olaydı...ne diyor...
    Mümkün olsa kalacaktım bir ömür boyu Barla da...Barla ne güzeldir şimdi hafif bir meltem esiyordur Çam dagında okşar gibi...

    Anlamaya başlama belirtilerinden birisi de ölme isteğidir...


  4. #4
    Ehil Üye Bîçare S.V. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    2.407

    Standart

    "Bu yıllarda en çok sıkıntısı çekilen şey kâğıt oldu. Kâğıdın değeri daha çok anlaşılıyor bulunmadığında. Risale-i Nurlar sigara kâğıtlarından kibrit kutularına, yırtık defterlerden parmak kadar kâğıt atıklarına kadar yazıldı.
    Kâğıdın yokluğu bir sorun, yazılanları muhafaza ise ayrı bir sorundu. Denetim ve baskı had safhadaydı. Bin bir güçlükle yazılan Risalelere yapılan baskınlar sonucu el konuyordu. Hafız Ali, gecesi ve gündüzünü Risalelerin yazılmasına adamış, Bediüzzaman’dan gelen eserleri el yazısıyla yazıyordu. Sıkıntı ve baskılar Hafız Ali’ye bir çözüm yolu geliştirdi; teneke kutular yaptırmak ve eserleri bunlara koyarak duvarlar içine saklamak. Hafız Ali, yaptırdığı teneke kutulara eliyle yazdığı Risaleleri koyarak duvarlara yerleştirdikten sonra kutuların üzerine tekrar duvar ördü. Bir gün gelecek, elbette duvarlar yıkılacak, eserler meydana çıkacaktı. "

    ***********
    [ Allah hepsinden razı olsun.]
    __________________
    "İyyake nâ'büdü ve İyyake nesteîn."

    'Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz' (Fâtiha Sûresi)


    "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.!" (H.Ş.)

    'Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl' (17.Söz.)

    "Şimdi 'OKU' kabirde okuyamazsın" (Z.Gündüzalp)

    'ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR' (YENİASYA)

    Selâm ve duâyla. Bîçare S.V.

  5. #5
    Vefakar Üye Hamdım.Pişdim.Yandım - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2008
    Mesajlar
    317

    Standart

    ABDURRAHMAN CERRAHOĞLU


    Rüyamda Husrev Ağabeyi gördüm. Evvelce onu hiç tanımıyordum. Rüyamda eline bir ağaç dalı alarak, o ağaç dalı ile bir insanın dış hatlarını çizdi. Yine ortadan bir çizgi ile iki kısmı ayırdı. Bana dedi ki; 'İşte insanın şer tarafı, bu taraf da hayır tarafı. Risale-i Nur insanın şer tarafını hayra kalbediyor.'

    "Uyandım, 'hayırdır inşaallah,' dedim. Birkaç gün sonra rüyamda Hz.Üstad'ı gördüm. Bir evin çıkıntılı olan ön kısmına oturmuş, ben selam vermeden 'Aleyküm Selâm dediler. Geriye baktım, Üstadımızın evinin üst kısmının kiremitleri noksan. Ben hemen, 'Müsaade buyurun Üstadım, şu yerdeki kiremitleri alıp noksan olan yerleri ben tamamlayayım' dedim. Yerdeki kiremitleri yüklendim, Üstad Hazretlerinin bulundukları yere götürürken uyandım; 'Hayırdır, inşaallah' dedim ve düşünmeye başladım. Karınca kararınca bana da bir vazife düştüğünü anladım.
    Önce Isparta'ya gittim. Husrev Ağabeyle tanıştım. Onu, önündeki rahlede yazı yazarken buldum. Bitmez, tükenmez azimle çalışıyordu. Rengi bembeyaz olmuş zayıf bir bünyesi vardı. Fakat, o haliyle bir iman kalesi olduğunu her hali ve konuşması ile belli oluyordu.
    "Aradan kısa bir zaman sonra Emirdağ'a Üstad Hazretlerini ziyarete gittim. Emirdağlı Mehmet Çalışkan Ağabey vasıtasıyla Üstad Hazretlerinden müsaade alındı. Üstadın mütevazi odasına girdik. Yanımda İstanbul'dan hemşehrim Osman Göroğlu vardı. Ellerinden öptük.
    "Bana: 'Hürev'e gittin mi?' diye sordular. Evvela, Husrev Ağabeyi ziyaret ettiğimi söyledim.
    "İyi yaptın, Hüsrev'e kırk canım olsa, fedâ olsun' dediler



    Risale-i Nur'a intisap eden zâtın en ehemmiyetli vazifesi, onu yazmak ve yazdırmaktır ve intişarına yardım etmektir. Onu yazan veya yazdıran, "Risale-i Nur talebesi" ünvanını alır.

    B.Said NURSİ


  6. #6
    Vefakar Üye Hamdım.Pişdim.Yandım - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2008
    Mesajlar
    317

    Standart

    BÜYÜK RUHLU KÜÇÜK ALİ



    “Hazret-i Peygamberin soyu Hazret-i Fatıma yoluyla iki şecere üzerine takip etmiş. Molla Hüsrev kardeşimize gelene kadar, biri ulema şeceresi, biri de meşayıh şeceresi. Molla Hüsrev’e gelince yol birleşti. Hüsrev kardeşim hem meşayıh vazifesini aldı, hem ulema vazifesini aldı. Molla Hüsrev kardeşim ehl-i beyttendir. Ehl-i Beytin çift yolun gelmesine en ahirindeki birleştiği yerdir. Onun için Hüsrev kardeşim karşısına hangi profesör, hangi bilgin çıksa, hangi çeşit mesele sorulursa sorulsun cevabını vermeye haizdir.”



    Risale-i Nur'a intisap eden zâtın en ehemmiyetli vazifesi, onu yazmak ve yazdırmaktır ve intişarına yardım etmektir. Onu yazan veya yazdıran, "Risale-i Nur talebesi" ünvanını alır.

    B.Said NURSİ


  7. #7
    Vefakar Üye Hamdım.Pişdim.Yandım - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2008
    Mesajlar
    317

    Standart

    Allah hepsinden razı olsun inşallah...



    Risale-i Nur'a intisap eden zâtın en ehemmiyetli vazifesi, onu yazmak ve yazdırmaktır ve intişarına yardım etmektir. Onu yazan veya yazdıran, "Risale-i Nur talebesi" ünvanını alır.

    B.Said NURSİ


  8. #8
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    Bediüzzamanın benzeyin dediği marangoz

    Marangoz Mustafa Çavuş’un hali, Bediüzzaman’ın dikkatini çekmişti. Böyle huzurlu ve bereketli bir hayata çok sık rastlanmazdı

    17/04/2009 - 08:25

    Ömer Faruk Paksu'nun yazısı:
    (Bediüzzaman'la Yaşayan Öyküler kitabından)

    Marangozun hayatındaki bereket
    Mustafa Çavuş marangozluk yapıyordu. Gün boyunca çalışıyor, eve yorgun argın geliyordu. Eve gelir gelmez anne babasının elini öpüyor, dualarını alıyordu.
    Annesi yatalaktı. Önce onun yemeklerini kendi elleriyle yediriyor; sonra doksan yaşındaki, gözleri görmeyen babasının yemeğini yediriyordu. Ondan sonra kendisi sofraya oturuyor ve çoluk çocuğuyla beraber yemeğini yiyordu.
    Aynı şey sabahları da tekrarlanıyordu.

    Üstad Bediüzzaman’ın evinin önündeki çınar ağacına küçük kulübeciği o yapmıştı.
    İşleri oldukça iyi, rızkı da hayli bereketliydi. Darlık çekmiyor, sıkıntıya düşmüyordu. İbadetlerini de aksatmıyordu. Huzurlu bir yaşantısı vardı.

    Marangoz Mustafa Çavuş’un bu hali, Bediüzzaman’ın dikkatini çekmişti. Böyle huzurlu ve bereketli bir hayata çok sık rastlanmazdı. İşin geri planında bir şeyler olmalıydı.
    Bir iki soruşturmadan sonra, Mustafa Çavuş’un, evinde anne babasına baktığını öğrendi.
    – Tamam, dedi. Bu muvaffakiyet ondandır.

    Bunu yazdığı bir risalede şöyle dile getirdi:
    – Ahiret kardeşlerimden Mustafa Çavuş isminde bir zat vardı. Dininde, dünyasında muvaffakiyetli görüyordum, sırrını bilmezdim. Sonra anladım ki, o zat, ihtiyar peder ve validelerinin haklarını anlamış ve o hukuka tam riayet etmiş ve onların yüzünden rahat ve rahmet bulmuş. İnşaallah âhiretini de tamir etmiş. Bahtiyar olmak isteyen ona benzemeli

    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  9. #9
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    Bekir Berk Fotoğraf Sergisi Açıldı

    Bediüzzaman Said Nursi ve talebelerinin efsanevi Avukatı Bekir Berk’in hayatını anlatan fotoğraf sergisi 13 Haziran Cumartesi günü saat 14:00’te Cağaloğlu Rüstempaşa Medresesinde açıldı.

    2009-06-15
    13:22

    Bu sergiyi kaçırrmayın mutlaka gezin!

    Bediüzzaman Said Nursi ve talebelerinin efsanevi Avukatı Bekir Berk’in hayatını anlatan fotoğraf sergisi 13 Haziran Cumartesi günü saat 14:00’te Cağaloğlu Rüstempaşa Medresesinde açıldı.
    Çileler, güçlükler, engeller, insan ruhunda saklı meziyetleri ortaya çıkaran vasıtalardır. Eğer bu dünyada zulüm olmasaydı, Bekir Berk adı, bir şahıs ismi olmaktan ötede ne anlam ifade ederdi? Eğer mazlumların imdadına koşan bir avukatın önünde aşılmaz engeller birbiri ardınca sıradağlar gibi dizilmeseydi, insanlık, Bekir Berk’ten miras kalan o destanlaşmış hatıralardan mahrum olmayacak mıydı?
    “Birgün hepimiz o*na dua edeceğiz” demişti Bediüzzaman Hazretleri. Bekir Ağabey, bu sözlerin altını hayatıyla imzaladı. o*ndan kalan eserler, sadece kazanılmış dâvâlardan ibaret değil. Gerçi o dâvâların hangi şartlar altında kazanıldığına baktığımız zaman, bunun da bir insanın adını tarihe şan ve şerefle yazdırmak için yeterli bir muzafferiyet olduğunu görüyoruz. Fakat o, bunun da ötesinde, bir dâvâ adamının portresini hayatıyla çizerek bize miras bıraktı. Bu portreyi seyrederken, “İnanan adam işte böyle inanmalı” diyoruz. Yahut, Bediüzzaman’ın “Hakikî imanı elde eden adam kâinata meydan okuyabilir” sözünün bir mücessem nümunesini görüyoruz.
    Şükürler olsun ki, Bekir Ağabey, bu vasıflarında yalnız değil. Aynı iman dâvâsı, bu topraklarda, kâinata meydan okuyacak iman gücüne sahip daha başka değerleri de insanlık âlemine armağan etti. Zübeyir Gündüzalp, Tahirî Mutlu, Dr. Sadullah Nutku, Mehmet Emin Birinci başta olmak üzere, nice Nur kahramanları, Bediüzzaman Hazretlerinin bu hükmünü hayatlarıyla tasdik ettiler.
    Fotoğraflar çok şey anlatır. denir ya. İşte bu sergilediğimiz fotoğraflar da çok şey anlatıyor. Bu sergide 20 yy da dinsizliğin belinin kırılıp büyük bir iman inşasının nasıl gerçekleştirildiği, bir büyük davanın mahkeme salonlarında, hapishane parmaklıklarının arkasında nasıl yükseldiğinin sadece bir kesiti anlatılıyor.
    Bugün, Mazlumların Avukatı Bekir Berk Fotoğraf Sergisinin açılışı münasebetiyle, bütün o kahramanları minnetle ve rahmet dualarıyla anıyoruz. Bediüzzaman Hazretlerinin dediği gibi, hepimiz o*nlara duacıyız:
    Hem Risale-i Nur’un bize kadar intikali ve serbestçe okunması için verdikleri mücadele sebebiyle, hem de o eserlerdeki ebedî hakikatlerin canlı nümunelerini bize hayatlarıyla ders verdikleri için...
    Hiçbir dünyevi ve siyasi maksat taşımadan sadece Allah rızası için insanlığın imanının kurtulması için çalışan Bediüzzaman ve talebelerinin kahraman mücadelelerinin şanlı resm-i geçidinden bir bölümü sunmaya çalıştık Bu vesileyle teşriflerinden dolayı başta pek muhterem Mustafa Sungur ağabeye Mehmet Fırıncı ağabeye ve siz misafirlere teşekkür ediyor saygılarımızı sunuyoruz. Kayanak:BARLA PLATFORMU
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  10. #10
    Ehil Üye Bîçare S.V. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    2.407

    Standart

    Bediüzzaman Said Nursi, Barla’ya ilk geldiğinde tek başınaydı. Sürgündü, yalnızdı. İkamet etme mecburiyetinde kaldığı karakolda, askerler, geceleri uyumayıp ibadet eden bu zatı burada daha fazla tutamayacaklarını anlayarak, onu imam olan Muhacir Hafız Ahmed’in evine “O imam, bu hoca. İkisi iyi anlaşırlar” diyerek gönderdiler.
    Bediüzzaman Said Nursi’nin ilk talebelerinden olan Muhacir Hafız Ahmed’in ruhu, misafirle gelen müjdeyi sezmişti. Hanımına “Allah bizim başımıza bir devlet kuşu kondurdu” diyordu.
    Barla’ya gelen kutlu misafirin haberini alanlar ona hizmet için gelmeye başladı. Bir avuç seçilmiş insandı onlar. Bir büyük iman inkılâbını gerçekleştirmek üzere Bediüzzaman’ı Barla’ya gönderen kader, onları da Bediüzzaman’ın etrafına toplamıştı.
    Dünya şartları itibarıyla bakıldığında, Bediüzzaman ile tanışmaları, onlar için, çileli bir hayatın başlangıcı demekti: Takipler, işkenceler, sorgular, tevkifler, hapisler, gittikçe şiddetini arttıracak ve sonu hiç gelmeyecek baskılar…
    Fakat insanın yaratılışındaki cevherleri ortaya çıkaracak şartlar da böyle ardı arkası kesilmeyen sıkıntılar değil mi? Kendi hallerinde kalsalar öylesine yaşayıp gidecek olan o mütevazı insanlar, onca çilelerin arasında bir sadakat destanı yazdılar, yüzyıllara damgasını vuracak bir iman inkılâbının vücuda gelmesine vesile oldular. Bediüzzaman onlara “Barla Sıddıkları” adını verdi.
    "İyyake nâ'büdü ve İyyake nesteîn."

    'Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz' (Fâtiha Sûresi)


    "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.!" (H.Ş.)

    'Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl' (17.Söz.)

    "Şimdi 'OKU' kabirde okuyamazsın" (Z.Gündüzalp)

    'ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR' (YENİASYA)

    Selâm ve duâyla. Bîçare S.V.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 26.01.09, 13:35
  2. Barla Fotoğrafları (Nevşehir Cemaati Barla Gezisi)
    By asyanur3 in forum Resim - Fotoğraf Galeri
    Cevaplar: 52
    Son Mesaj: 08.11.08, 16:22
  3. Barla Programimizdan...
    By ışıkadam in forum Resim - Fotoğraf Galeri
    Cevaplar: 27
    Son Mesaj: 07.05.08, 20:08
  4. Barla Yılları.
    By bir_damla_nur in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 28.03.08, 18:51

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0