+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 11

Konu: Makale : Yeni Asya Gazetesi'nden Harika Bir Yazı

  1. #1
    Gayyur saidler - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2009
    Mesajlar
    101

    Standart Makale : Yeni Asya Gazetesi'nden Harika Bir Yazı

    İşte Sungur geliyor! Daha da gençleşmiş, dinçleşmiş, silkinip dessas oyunları boşa çıkarmış. Bin kişilik genç bir fedakârlar ordusuyla, Güney Afrika’dan Ukrayna’ya, Mısır’dan Japonya’ya kadar hizmet erleriyle, taşıyla toprağıyla mübarek belde Isparta’ya adeta bir çıkarma yaparak Üstadına sadakatini bir defa daha ispat etmenin huzurunu ve keyfini yaşıyor. Sağına, Üstadın varislerinden Tillolu Said Özdemir’i, soluna Kastamonulu Abdullah Yeğin’i, arkasına mukaddes topraklardan gelen şeref misafirleri “Seyyidler cemaatinin temsilcilerini” alarak sanki düşman çatlatıyor. Ayaktayız diyor!



    Nejat EREN

    Dünyanın bahtiyar insanları ve mübarek bir belde
    Cenâb-ı Hakkın kaderi var, kazası var, atası var. Hepsi fazlından ve rahmetindendir. Kâinatı kuşatan sonsuz rahmet ve kereminin en şereflisi insanoğlu. Aynı zamanda en gaddar, zalim, nankörü de o.

    Bu kaderin çizgisi. Bu imtihan sırrı. Bu hayatın muamması. Bu sırları, muammaları, imtihanları Allah’ın inayet ve keremiyle çözenler var. Tevekkül ve teslim ile bu yolda yürüyenler var. Su içip bal yapan arı da, su içip zehir akıtan yılan da aynı ortamlarda yaşıyor.
    Dünyanın imarcısı, şeref madalyası, hakikî misafiri muhakkak ki kendisini bilen, yaratanını bilen, hayatı bilen, haddini bilen eşref-i mahlûkat olan “insandır.” Ne mutlu!
    Üç haftadır bu “bahtiyar insanların” içerisindeyim. Kadir ve kıymetini bilenler için göz nuru, müstesna, manevî atmosferi çok başka ve etkileyici mübarek belde olan Barla’da... Dünyanın en bahtiyar insanlarıyla hemhâl olma Rabbimin büyük bir ihsanı. Sonsuz şükürler olsun!
    Nur deryasının ortasında, hayatlarını bu dâvâya adamış fedakâr, sebatkâr, vefakâr dostların arasında ebedî aynalara görüntüler kaydetmek ne güzel, ne büyük bir saadet!
    Sade bir hayat, kargaşasız, çok net ve berrak zaman dilimleri! Ümit dolu yüksek hisler! Geceleyin ayrı, gündüzde ayrı değişik muhteşem manzaralar! Yıldızlar, dağlar, göl, kuş cıvıltıları... Böceklerin koro halindeki zikirleri!..
    Hayal ve gerçek ortasında yüce bir dâvâ için harcanan bir asra yaklaşan bir ömür ve cihanı manevî kanatları ve bütün sıcaklığıyla kucaklayan bir büyük dâvâ! Her taraf taptaze ve canlı hatıralara dolu!
    Koca Sultan! Bediüzzaman işte burada aramızda!
    Sıddık Süleyman’ın sâdıkıyeti hâlâ bu asumanda asılı!
    Şamlı Hafız, sanki hokkasını mürekkebe batırıp hâlâ ilhamen gelen risâleleri yazıyor!
    Santral Sabri, tâ Bedre’den baston tıkırtılarıyla, defalarca olduğu gibi, Üstadın ihtiyacını hiss-i kable’l-vuku ile bilmiş, Yokuşbaşı mevkiine yaya olarak yine bir hizmete geliyor, kerâmetvârî bir şekilde!
    Takva kahramanı Hafız Ali, Sava medresesine göndereceği Nurları bekliyor, hâhiş bir hâlet içinde.
    Hasan Feyzi’nin yanık bağrından çıkan şiirler gökkubbede kulakları çınlatıyor!
    Hüsrev çilehâneye döndürdüğü evinin köşesinde habire yazıyor da yazıyor!
    Sav medresesinin bütün fertleri, istisnasız iş başında!
    Gecenin karanlığında jandarma postallarının ürkütücü çatırtılarına rağmen yüklüklerde kandiller ışığında, matbaalara taş çıkartan bir azim, gayret ve cihad aşkıyla çalışıyorlar!
    Zübeyir, kendinden geçmiş, bütün varlığını ve hayatını fedâ ettiği Üstadının ağzından çıkacak emirleri bekliyor bir şâhenşah gibi kapının eşiğinde!
    Bayram, benliğinden geçmiş, eşsiz müceddidin vereceği işarete âmâde evin köşesinde, hemen duvarın dibinde!

    Tahîrî, vak'arı, fedakârlığı ve vefasıyla tefekkür ve zikirle meşgul rahlenin başında!

    Ceylan, durum tesbiti yapıp kendisine terettüp edecek vazifenin emir ânını kaçırmama dikkatinde!

    Bütün Isparta, Barla, Sav, Kuleönü, İslâmköy, Atabey ayakta! Nurların neşriyle haşir neşir!

    Bütün mesâiler Nurun aşkına kanalize edilmiş.

    İşte Sungur geliyor! Daha da gençleşmiş, dinçleşmiş, silkinip dessas oyunları boşa çıkarmış. Bin kişilik genç bir fedakârlar ordusuyla, Güney Afrika’dan Ukrayna’ya, Mısır’dan Japonya’ya kadar hizmet erleriyle, taşıyla toprağıyla mübarek belde Isparta’ya adeta bir çıkarma yaparak Üstadına sadakatini bir defa daha ispat etmenin huzurunu ve keyfini yaşıyor.

    Sağına, Üstadın varislerinden Tillolu Said Özdemir’i, soluna Kastamonulu Abdullah Yeğin’i, arkasına mukaddes topraklardan gelen şeref misafirleri “Seyyidler cemaatinin temsilcilerini” alarak sanki düşman çatlatıyor. Ayaktayız diyor!

    Anadolu’yu ve Dünya’yı turluyor. Dünyada devam eden imansızlık yangınını, anarşi belâsını söndürmeye hazırlanıyor. “Manevî asayişi temin etmek için seferberlik devam ediyor” mesajını veriyor.

    İnsanlık âlemindeki, Küre-i Arz’daki kini, gerilimi, düşmanlığı, savaşı, dövüşü, kanı, belâyı, kavgayı durdurmayı ve bütün bu olumsuzlukların karşısında durmayı kendisine en büyük gâye edinmiş bir büyük mücahidin ahfadı bu grup!

    Yani Nur Talebeleri!

    Dünyanın en bahtiyar ve mutlu insanları! İnsanlığın yüz akı bir şahs-ı manevî bu!

    Hemcinslerinin mutluluğu için kendinden geçmiş, hayatını, canını, malını ortaya koymuş serdengeçtiler!

    Şimdi taşıyla, toprağıyla mübarek bir belde olan Isparta ve civarı “Nur” kokuyor, “Nur” saçıyor, “Nur” kokluyor!

    “Nur” yağıyor, bu mekânların taşına, toprağına, dağına, gölüne, caddesine, damına!

    Bütün bunların merkezinde tabiî ki Barla var! Barla bir başka güzel, hele de bu mevsimde! Bediüzzaman’ın evi! İlk Medrese-i Nuriye!

    Sungur’un dershanesi!

    Bayram’ın medresesi!

    Yeni Asya’nın tesisleri!

    Çam Dağı Otel’in mekânları!

    Hepsi “Nur”a koşanlara hizmet vermekle meşgul.

    Çam Dağı’ndan yeller esiyor!

    Karakavak’tan sular fışkırıyor!

    Ulu Çınar’dan hışırtılar, zikirler geliyor!

    “Barla Denizi”ndeki yakamoz semayı ışıklandırıyor!

    Gelincik Dağı’ndan fıtrî esintiler yağıyor!

    Asrî mezarlıkta Bayram’ın, Sıddık Süleyman’ın, Ali Uçar’ın ve nice kahraman fedakârın ruhlarına okunan Kur’ân’ların ruhlara hayat veren İlâhî nağmeleri yükseliyor!

    Hepsi burada toplanmışlar, birisi şarkta, birisi garbda, birisi cenubda, birisi şimalde, birisi dünyada, birisi ahirette olsalar da onlar aynı dâvâda birleşmeye söz vermişlerdi.

    Şimdi bu söz tahakkuk ediyor!

    Hepsi iş başında!

    Hizmet kervanı devam ediyor!

    Kıyamete kadar inşaallah. Cennetâsâ baharların ayak sesleri daha yakından geliyor.

    Barla’nın halkı, Belediye başkanından başlayarak tüm resmî görevlileri, buradaki cemaatlerin değerli temsilcileri, ele ele, gönül gönüle vermişler, buraya gelen ve gelecek olan bahtiyar misafirlerine “nasıl hizmet edebiliriz”in derdine düşmüşler.
    Barla gün geçtikçe daha da güzelleşecek ve dünyanın cazibe merkezlerinden birisi haline gelecek inşallah!
    Bütün bunların daha iyisini ve daha ilerisini bire bir yaşamak ancak Barla’da akşamlamak, Barla’da sabahlamakla mümkün olacağının tespitini yaparak saygılar sunuyorum.
    Barla, rahmet ve şefkatle kucağını açmış kadîm dostlarını bekliyor!

    26.08.2006 E-Posta: nejater@hotmail.com

  2. #2
    Gayyur Bir_inci - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    Mescidi Kebir..
    Mesajlar
    88

    Standart

    Ah Barla ahh..insan her daim o mekanlarda olmayı arzuluyor...
    [SIGPIC][/SIGPIC]

  3. #3
    Müdakkik Üye ErekNUR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Bulunduğu yer
    Van-Horhor
    Yaş
    39
    Mesajlar
    854

    Standart

    1995 te gittim bir daha gidemedim

    Ah Barla ahh..insan her daim o mekanlarda olmayı arzuluyor...



    Risale-i Nur bir derece muvaffak oluyorsa,
    bunun sırrı işte budur. Said yoktur.
    Said’in kudret ve ehliyeti de yoktur.
    Konuşan yalnız hakikattir,
    hakikat-i imaniyedir
    çünkü DAVAM DEVAM iledir
    vanasyanur


  4. #4
    1kul
    Guest 1kul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Nejat EREN
    Öyle bir dâvâ bıraktın ki Üstadım!




    Öyle bir dâvâ bıraktın ki Üstadım!
    Saf mı saf. Temiz mi temiz!
    Halis ve muhlis!
    Lekesiz ve pak!
    İstikametli ve tutarlı!
    Hoş, lezzetli. Kışırsız ve tortusuz!
    Muhkem, sağlam, metin ve rasih!
    Öyle insanlar yetiştirdin ki Üstadım!
    Dürüst mü dürüst!
    Doğru, ferasetli, basiretli ve iz’anlı!
    İnsaflı, vicdanlı ve muhakemeli!
    Sadakatli, metin, istikametli ve şaşmaz!
    Gayretli, himmetli...
    Öyle kimselere boyun eğmedin ki Üstadım!
    Gaddar mı gaddar!
    Katı, muannid, fesat!
    Dalâlette, kindar, münkir!
    Müflis, sarhoş, diktatör!
    Hodgâm, enaniyetli, süfli!
    Öyle prensipler getirdin ki Üstadım!
    Şaşmaz, şaşırmaz!
    Sarsılmaz, geri çekilmez!
    Mağlûp edilmez, mağlûp olmaz!
    Çürütülmez, zıddı ispat edilemez!
    Vazgeçilmez!
    Yanılmaz, yanıltmaz!
    Gönüllerimize öyle ufuklar açtın ki Üstadım!
    Ümmetin sıkıştığı zamanlarda hayatın her kademesine ve içine çözüm olan “belâğatı” getirdin!
    Müsamahalı, nazik ve ihlâslı o mübarek dilinle Risâle-i Nurların bütün dünyaya yayılmasını sağladın!
    İslâm’a doğru dâvet için, o muhlis ve temiz kalbinden çıkan “ihlâslâ”, dâvânı ebede yazdırmayı mümkün kıldın!
    Peygamberleri adeta asrımıza geti-rerek yeni bir hizmet metodu ortaya koydun!
    Siyasete “ilke” getirip siyasîleri uyardın!
    Risâle-i Nur Külliyatının on cildi içerisine İslâm âleminin bütün hasadını, İslâm kültürünün hazinesi olan bütün değerleri sığdırdın!
    Düşmanın kuyruğuna vurmadın. Zekice hareket ettin, ictimaî hayatı bildin. Adetullaha uydun. İbadette en küçük adaba riayet ettin!
    Kur’ân’ı okurken ve dinlerken de, kâinatı okurken ve dinlerken de başkaları için değil sadece kendi nefsin için ders çıkardın ve ibret aldın! Bize ve insanlığa enfüsî daireye dönmeyi öğrettin.
    En küçük haksızlığa razı olmayarak direndin, haksızlığa karşı tahammül-süzlüğü ayrı bir ihsan-ı İlâhî olarak bizlere miras bıraktın!
    Temiz ve kudsî dâvân dünya zirvelerinde dalgalanıyor. Gönüllerde ma’kes buluyor. Her şeye rağmen kabrinde gülüp neşelendiğini hissediyor ve yolumuza devam ediyoruz.
    Haşrin sabahını beklediğin bizce meçhul kabrinde, o masum ve mümtaz saff-ı evvellerinle hâlâ geride bıraktığın emanetçilerine ettiğin yardıma daha fazla ihtiyacımız var. Kabrin nur, makamın cennet olsun aziz ve muazzez Üstadım!

    23.03.2009

    E-Posta: nejateren@saidnursi.de



  5. #5
    Ehil Üye Bîçare S.V. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    2.407

    Standart

    "Temiz ve kudsî dâvân dünya zirvelerinde dalgalanıyor. Gönüllerde ma’kes buluyor. Her şeye rağmen kabrinde gülüp neşelendiğini hissediyor ve yolumuza devam ediyoruz.
    Haşrin sabahını beklediğin bizce meçhul kabrinde, o masum ve mümtaz saff-ı evvellerinle hâlâ geride bıraktığın emanetçilerine ettiğin yardıma daha fazla ihtiyacımız var. Kabrin nur, makamın cennet olsun aziz ve muazzez Üstadım!"
    "İyyake nâ'büdü ve İyyake nesteîn."

    'Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz' (Fâtiha Sûresi)


    "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.!" (H.Ş.)

    'Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl' (17.Söz.)

    "Şimdi 'OKU' kabirde okuyamazsın" (Z.Gündüzalp)

    'ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR' (YENİASYA)

    Selâm ve duâyla. Bîçare S.V.

  6. #6
    1kul
    Guest 1kul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Nejat EREN
    Üstad’a sadakat imtihanı ve tehlikeli tuzaklar




    Bediüzzaman ve Risâle-i Nur hareketi Türkiye’de ve dünyada sürekli yükselen bir değer. Artarak ivme kazanan bir vakıa. İtikadi, amelî ve içtimâî olaylara istikametli ve isabetli teşhis koyan bir reçete. Yanılmaz ve yanıltmaz bir ölçüler manzumesi. Dünyevî hiçbir gayesi ve amacı olmayan bir iman ve Kur’ân dâvâsı. Bütün insanlığın aradığı ve arzu ettiği sâfî, samimi, dürüst ve aksiyoner bir tarz ve yol...
    Daha pek çok artı değeri sıralayabiliriz. Ama bu hareket, yol, tarz ve dâvânın “püf noktasını ve mihengini” ifade edecek en önemli nokta, “İlâhî, semavî ve mukaddes” oluşudur. Yani, Risâle-i Nur hareketinde zerre kadar “arzîlik ve maddecilik” yoktur, olmamıştır, kıyamete kadar da olmayacaktır inşallah!
    Evet, sırf Allah rızası için bu dâvâya bağlananlar ve bunu omzuna alıp üstlenenler, insandırlar, ruhani ve melek değillerdir. Bu itibarla bu aciz ve fakir müntesiplerin yaptıkları icraatlarda elbette ferdî yanlışlıklar da olabilecektir. Ama bu insanî yanlış ve noksanlıklar, kudsî dâvânın özüne sirayet edemez, etmemelidir.
    Pek çok sahanın önemli otoriteleri tarafından kabul edilen gerçek şudur: Bediüzzaman ve Risâle-i Nur’un ilmî, dinî, siyasî ve içtmâî sahalarda koyduğu net ve doğru teşhisler, tam isabetlidir ve doğrudur.
    Bütün bunlar ortada dururken, bu dâvânın mensupları üzerinde elbette hesaplar yapılacak ve oyunlar oynanacaktır. Aziz Üstad ve saff-ı evveller o günün şartlarında imtihanlarını başarıyla verdiler. Kıyamete kadar uzanacak bu süreçte şimdilerde bizim imtihanımız devam ediyor. O mübarekler heyetinin zamanında sürgün, hapis, dikta ve alenî zulüm vardı. Şimdi ise, “ağırlaştırılmış ve baskılandırılmış” propaganda ve reklâm araçları ile fitne ve fesat oyunları devreye sokuldu. Fakat bu müdakkik kitlenin, bu “fitneye dayalı proje” çerçevesinde kasden fikirleri devşirme ve değiştirme oyun ve tuzağına, feraset ve basiretleriyle izin vermeyeceğine inanıyorum. Bunu şunun için dile getirmek istedim: İki aydır devamlı olarak Türkiye sathında gezen bir insan olarak bulunduğum ortamdaki bilhassa genç kardeşlerimin dâvâya olan sadakat, gayret ve samimiyetlerine hayran oldum. Toplumun önemli bir zembereği konumunda olan ve geçmişteki kirli oyunları tam olarak yaşamamış olan bu saf ve temiz ruhlar, Üstad ve Risâle-i Nur’u anlamada çok daha bahtiyar ve yarınlara hazırlar.
    Ama toplum hayatının içinde devamlı insanlarla irtibatlı, piyasanın sarmalında olan bizim kuşaktaki bazı dostlarımızın bilhassa siyasî sahada cevaplandırması gereken bazı soru ve tereddütler var. Bu gibi konuların bizim camiamızda tek ve en doğru isabetli çözüm yolu “meşveret” ortamıdır. Sistemimiz de belli ve oturmuş olduğuna göre, bütün cevap ve uygulamaların o doğrultuda olması iktiza eder. Meşru zemin ve işleyiş yıllardan beri budur. Durum böyle olunca, bir kısım gazete okuyucusu dostlarımızda “demokrat misyonun temsili” konusunda meydana gelen tereddüt, soru ve görüşler, gazetemiz yönetim kurulu ve Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden bu alanda ihtisas sahibi arkadaştan meydana gelen geçici siyasi komisyonda bir ay önce değerlendirilmiştir. Burada alınan kararlar da, başta gazetemiz genel yayın müdürü ve başyazarımız Kâzım Güleçyüz olmak üzere birçok yazarımız tarafından çok makul ve nazik bir dille yayınlanmaktadır.
    Aslında bu tereddütler de, Yeni Asya misyonunun dışında kalan birçok sebepten kaynaklanmaktadır. Bunların sakin bir ortamda üzerinde durulup sağlıklı bir şekilde tespit edilmesi gerekir. Tamamen dış kaynaklı gizli ve derin plânın odak noktası, maalesef “siyasettir.” Onun için de her devirde olduğu gibi bu devirde de vazifemiz, yara yapmadan tamirdir.
    Özellikle Yeni Asya misyonunda yetişmiş ve bu dâvâya gönül vermiş bütün değerli dostlarımız başta olmak üzere bu misyona itimadı ve sadakati olan herkesle paylaşmak istediğim şudur: Bir buçuk ay önce Mısır’ın başşehri Kahire’de Bediüzzaman’la ilgili bir sempozyumda dinlediğim, dinin ve belâgatın inceliklerine vakıf Ezher ulemasının bile “Risâle-i Nurları anlamak öyle kolay bir konu değildir. Bu külliyat adeta bir umman ve okyanustur” diyerek acizliklerini ilân ettiği bir konuda, bizim gibi aciz insanların durumu ortaya çıkar. Üstad Bediüzzaman’ın ve cihamşümul dâvâsının bütün boyutlarını anlamak cidden zordur. Ama bu tam olarak sağlandığı zaman da, İslâm’ın ve Müslümanların bahtları açılacak, saadet-i dareyne giden yol daha net, geniş, mutlu ve kısa hâle gelecektir.
    Bize düşen, eğer gerçekten Üstadımızı sevdiğimizi, ona ve dâvâsına sadakatle bağlı olduğumuzu iddiâ ediyorsak, ne pahasına olursa olsun, her alanda onun verdiği fetvalara uymak ve sadakatle bunların takipçisi olmaktır. Bu konuda dayandığım gerekçelerim şunlardır:
    İlk olarak: Üstadın, daha bıyığı terlememiş genç bir delikanlı iken Mardin’de, 1908’lerde Sultan Abdülhamid Han’a, 1915’lerde doğudaki aşiretlere, 1922’de TBMM’de önde gelen şahıslara, 1940’da CHP’ye ve 1950’lerde de DP iktidarına karşı siyasette koyduğu tavır, yepyeni bir “ilke ve prensipler” manzumesidir. Koyduğu “zikzaksız” görüş, duruş ve savunuşta her hangi bir kırılma, tereddüt ve isabetsizlik yoktur.
    İkinci olarak: Kamuoyuna ve aziz milletimize pompalanmaya çalışılan “CHP’yi kazandırmamak için, bölünmemek için, mahalli seçimlerde şahıslar önemlidir. Bunlar bu şehir ve beldeye daha iyi hizmet ederler…” vb. gibi şahsî ve tarafgirâne gerekçeler geçerli olmadı, olmayacak ve olamaz. Bunlar prensip ve düstur değil, kandırmaca ve şaşırtma taktikli dünyevî aldatmacalardır.
    Üçüncü olarak: Üstadımın vefatından sonra onun mânevî mirasını “menfaat ve oya” tahvil etmek isteyen siyaset bezirgânlarına karşı kale gibi duran ve onun en önemli vârisi konumundaki Zübeyir Ağabeyimin tam isabetli içtihadına uyarak...
    Dördüncü olarak: Tam kırk yıldan beri bu camianın içinde bulunan bir müntesip olarak, “şahs-ı mânevî” adına en yüksek heyeti olan “umumi meşveretin” verdiği ve değiştirmediği kararına sadakatle bağlı kalarak oyumu kullanacağım.
    Kanaatim ve hayatın gerçekleri odur ki: “Parti” tarifiyle, “toplama kampı” niteliğini arz eden sun’î oluşumlar çok farklıdır. Seksenli yılların “eğilimli oluşumlarının” akıbeti aslında herkese her şeyi anlatıyor. O şaşırtma taktikler de açıkçası beni fazla ilgilendirmiyor. Bu “toplama kampı” oluşumu da asla “demokrat misyonu” temsil edemez.
    Bir nevî millî namusum olan reyimi, “bir defaya mahsus olmak üzere emaneten bir yerlere ciro etme” garabet ve şahsî içtihadına da taraftar olmam mümkün olmadığından, böyle bir yola da asla tevessül etmeyeceğim.
    Netice olarak, ben işte yukarıda gerekçelerini göstererek zikrettiğim prensipler doğrultusunda, “vatan, millet ve Kur’ân menfatine”, “Demokrat misyonu” tercih edeceğim. Bu tercihimdeki tek ve değişmez mihenk, Üstadımın asla şaşmadığı teşhisleridir. Çıkış yolu belli ve nettir. Bunu da en nazik, seviyeli, makul ve isabetli şekilde ortaya koyan, her işinde meşveretle hareket eden “Yeni Asya” misyonudur. Yeni Asya’nın ne olup olmadığını, her sahadaki teşhis ve tespitlerinin ne kadar isabetli olup ses getirdiğini, son olarak emekli orgeneral Hurşit Tolon Paşa da herkese deklare etmiş ve bir defa daha teyit etmiştir. Şahsen bu konuda benim Tolon Paşa’ya büyük bir teşekkür borcum var. Sağol Paşam! Patentimizi teyit edip tasdik ettin. Darısı bilmeyenlerin başına!

    27.03.2009

    E-Posta: nejateren@saidnursi.de


  7. #7
    Vefakar Üye resuls - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    kayseri
    Yaş
    35
    Mesajlar
    486

    Standart

    kalemine sağlık nejat abi....
    selametle hayırlı cumalar
    Güzellerin güzel yüzlerinde güzelliği yaratan, elbette o güzelliğe müştakları da yaratır(Mesnevi-i Nuriye 159.s).....

  8. #8
    Ehil Üye Bîçare S.V. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    2.407

    Standart

    "Bu tercihimdeki tek ve değişmez mihenk, Üstadımın asla şaşmadığı teşhisleridir. Çıkış yolu belli ve nettir. Bunu da en nazik, seviyeli, makul ve isabetli şekilde ortaya koyan, her işinde meşveretle hareket eden “Yeni Asya” misyonudur. Yeni Asya’nın ne olup olmadığını, her sahadaki teşhis ve tespitlerinin ne kadar isabetli olup ses getirdiğini, son olarak emekli orgeneral Hurşit Tolon Paşa da herkese deklare etmiş ve bir defa daha teyit etmiştir. Şahsen bu konuda benim Tolon Paşa’ya büyük bir teşekkür borcum var. Sağol Paşam! Patentimizi teyit edip tasdik ettin. Darısı bilmeyenlerin başına!"
    ********
    Evet...!
    "İyyake nâ'büdü ve İyyake nesteîn."

    'Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz' (Fâtiha Sûresi)


    "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.!" (H.Ş.)

    'Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl' (17.Söz.)

    "Şimdi 'OKU' kabirde okuyamazsın" (Z.Gündüzalp)

    'ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR' (YENİASYA)

    Selâm ve duâyla. Bîçare S.V.

  9. #9
    Ehil Üye Bîçare S.V. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    2.407

    Standart

    KAHRAMAN ALPAK SAMSUNLU OKURUMUZ ŞEREF ÇETİNTAŞ: Bataklıklardan kurtuluşumu Yeni Asya’ya borçluyum Yeni Asya gazetesi ile nerede ve ne zaman tanıştınız? "1963-64 yılında askerdim. Askerliğimi Rusya hududunda yaptım. Komünizm ideolojisini tanıyıp tahribâtlarını gördükten sonra düşünce dünyam değişti, ama hareketlerimde değişiklik yoktu. Askere gelmeden önce de her türlü gayrimeşru, menfî hareketlerin içerisinde bulunmuştum. Ancak doğru olarak telâkki ettiğim bir şey de yalan söylememekti. Askerde bu haylazlığıma karşılık bölük komutanım bana “İnsanın fıtratı temizdir, ancak hâl ve etvarı insanı kötü gösterir, sivilde sana muvaffakiyetler dilerim” demişti. Kanaatimce Risâle-i Nurlardan haberdardı. Askerlikten 1965 yılında terhis oldum. 1966 yılında da Risâle-i Nurları tanıdım. Komünizm ile ilgili mücadelem başladı. Bunun AP ile mümkün olacağını düşünüyordum. Ancak diğer menfî yaşantım da devam ediyordu. Beraber sokaklarda sabahladığımız arkadaşlarımız vardı. Baktım ki, bir arkadaşımın hareketleri değişmeye başlamış, bizden uzaklaşmaya çalışıyordu. “Hayırdır ne oldu sana?” deyince, “Sen ne yaptığını sanıyorsun? Sanki dünyayı kurtaracak havan var. Sen önce kendini kurtar, bu hayat böyle gitmez” dedi. Hayretler içerisinde idim. Bize göre sokaklarda sabahlamak her türlü menfî hareketlerin içerisinde olmak, akabinde de komünizme karşı mücadelede bulunmak, ayrıca bulunduğumuz mahallede ‘orman kanunları’ uygulandığı için normal sayılırdı. Ancak arkadaşın hareketleri bana göre normal değildi. “Sana ne oldu da böyle düşünmeye başladın?” deyince, “Sana bir kitap vereceğim, dinî meselelerden bahsediyor, ama bu yasaktır” dedi. Ben de “Nasıl olur, hem dinden bahsedecek, hem de yasak olacak? Aklım almıyor, ver bakayım” dedim. “Ne olur bu kitabı evde oku” deyince merakım artmıştı. 200-300 metredeki karakola getirerek, bu kitabın yasak olma sebebini öğrenmek istiyordum, fakat engel oldu. Kitap “Gençlik Rehberi” idi. Kitabı aldım, esrar ve sigara içmeden eve geldiğim nadirdir. Bu kez hiçbirini yapmadan eve geldim. “Birinci Söz”de yarım saat, arka sayfaya geçmeden bir ilk satıra bir son satıra gözüm gidip geliyordu. Artık yerimde duramıyordum, sanki balyozla kafama vurulmuş halde İkinci Söz’e bile geçemiyordum. Sonunda, “Bu kitap sanki benim için yazılmıştır” diye düşünürken, küçük biraderim yanıma geldi. “Abdest almayı bana öğretir misin, ben namaz kılmak istiyorum” dedim. Namaz kılmayı da pek bilmiyorum. Dindar anne babanın oğluyum, ama ne abdestten haberim var, ne de namazdan. En yakın camiye zor attım kendimi. Yatıp kalkıyor, rahatlamaya çalışıyordum. Camiye gelenler de bu şekilde namaz kılmama sadece hayretle bakıyorlardı. Tekrar kitabı veren arkadaşın yanına gittim. “Bu kitapla ilgili iki şey söyleyeceğim” dedim. “Bunları okuyanların da toplandığı bir yer ve yayınları olması gerekir diye düşünüyorum. Sen biliyorsan oraya gidelim” dedim. Beraber bir yere gittik. Oradan hoşlanmadım. Sadece cami imamı gibi vaazlar yapılıyordu. “Bu kitapların yeri burası olamaz” dedim. Kitabın muhtevasını fazla bilmediğim halde kanaatim bu yönde idi. Arkadaşım da teyid ederek “Yarın da başka bir yere gideriz” dedi... Bir gün sonra da bir başka yere gittik. Baktım rahlenin üzerine bir kitap konulmuş, bir şeyler açıklanmaya çalışılıyor. Orada bulunanlardan bir kısmını tanıyordum. Rahle olmasının bana yeteceğini düşünmüştüm. Şahıslar benim için önemli değildi. 9 ay düzenli olarak gidip geldim. Bugün anladım ki, orada meslek ve meşrebimize uymayan bazı hâller varmış. Babam çok yalvardı, yapma diye. Ama ben eski hâlime dönüyordum. Bu meseleden sonra tokat yedim. İfrattan tefrite düşmüş bir halde idim. Yine bir şeyler eksikti. Evlenmeye, yuva kurmaya niyet ettim. 1967 yılında evlendim. Askerde dövdüğüm subay yüzünden mahkemeye verilmiş, akabinde de cezam kesinleştiği tarafıma bildirilince 3 ay hapis yatmıştım. Hapiste aklım başıma geldi. Risâle-i Nurların ehemmiyetini anladım. Yeniden kendime geldim, ama geç oldu. Artık hareketlerimin düzelmeye başlaması iradem dışında oluyordu. Arkadaşlarımdan uzaklaşmaya başlamıştım. Çevremdeki arkadaşlar da alışık olmadıklarından “kafayı üşüttü” diyerek sonumun ne olacağını merak ediyorlardı. Sizi Yeni Asya’ya bağlayan esas sebepler nelerdir? Sohbetlere katıldığım esnada Bekir Berk Ağabey gazetenin ehemmiyetinden bahsediyor, Zübeyir Ağabey’in gazete sattığı şartları anlatıyordu. Sadullah Nutku ağabey Beyazıt Camii’nde, Zübeyir Ağabey Galata Köprüsünde, vapurlarda hangi şartlarda hizmet ettiklerini paylaşıyordu. Yangından kurtulmama sebep olduğu için Nurlarla meşgul olmak, gazeteye sahip çıkmak anlamında neler yapabilirim diye düşünüyordum. O gece rüyamda Üstad’ı gördüm. Bana sertçe bakıyordu. “Üstadım ne oldu?” diye yalvarıyordum. Hafif bir tebessümle hiçbir şey söylemedi. Hafif tebessüm etmesi bana yetmişti. Heyecanlanmış, artık vazife telâkki ederek gazete satmaya karar vermiştim. Gazete haftalık çıkıyordu. 3 yıl gazetenin Samsun’da dağıtımını yaptım. 50 gazetenin 45’i geri gidiyordu. Denemek için 10 gazete aldım, camiye gittim. “Müslümanlar sizin gazeteniz” diyerek onları sattım. Cuma günü de 50 aldım, baktım oluyor. Satılıyor. 50-100 derken satışı 1.250 adete kadar çıkarmıştım. 1971 yılında gazete günlük çıkmaya başlayınca Ali Demirel ağabey Türkiye’de Yeni Asya Büro faaliyetleri için gezerken Samsun’a da geldi. “Madem Şeref kardeş gazete ile alâkadar, o halde büroya baksın” diye tavsiyede bulundu. Ali Demirel gittikten sonra bazı kişiler, bazı nedenlerle buna müsaade etmediler. O günden sonra basın yayın hayatı ile ilgili her meseleyi kendi uhdelerine almış oldular. Biz ise, yine basın yayın faaliyetlerine devam ettik. 1971 yılından beri Yeni Asya gazetesini düzenli okuyorum. Yeni Asya’yı farklı kılan, önde gelen ayırt edici özellikleri nelerdir? Yeni Asya okuldur. Entelektüel bilgilerle donanımlı yapıyor. Yeni Asya rafinedir, mihenk taşıdır. Bu halle dimdik ayakta oluşundan iftihar ediyorum. Şeref duyuyorum ve heyecanım artıyor. “Damdan düşenin halini damdan düşen” anlar misali bu yangından kaç kişiyi kurtarırsak kârda olduğumuzu düşünüyorum. Hizmetle ilgili bir mesele olunca her ne pahasına olursa olsun yapmayı bir borç telâkki ediyor, diğer bütün meselelerimi ikinci plana atıyorum. Bugün varlığımı, bataklıklardan kurtuluşumu Yeni Asya’ya borçluyum. 1980 ihtilâlinden sonra korkuları izale etmek için Yeni Asya paratöner olmuştur. Gazete susturulamamıştır. Kapatılmış, başka isim altında yayın yapmıştır, ama fikir birliğini, tesanüdünü hiç bozmamıştır. “Zulmün topu var, tüfeği varsa; Hakkın da dönmez yüzü, bükülmez kolu vardır” diyerek siper olmuştur. 1987 yılında “Referanduma Doğru” broşürünü Samsun’da her yere ulaştırdım. Girmediğimiz yer kalmadı. 70 bin farkla yasaklar kalktı. 35 bin farkı Samsun’dan gelmiştir. Anlıyorum ki, Yeni Asya, basın yoluyla Deccalizmin tahribatını tamir eden bir yayın organıdır. Onun için Yeni Asya’yı hayatımın bir parçası olarak görüyorum. Yeni Asya’nın size ve ailenize kazandırdığı en önemli değerler neler olmuştur? Bu sorunuza çocukluk yıllarıma giderek cevap vermek istiyorum. 1949 yılında ilkokula gittim. Kur’ân okumanın yasak olduğu zamanlarda, Kur’ân okumaya gidiyordum. 29 harfi okumak için öğretmen kaldırdığında önce A, B, C diye okudum; sonra da “Elif, Be, Te” diyerek üç harf de ondan okudum. Bunun üzerine öğretmen beni sokağa çuval gibi atmıştı. 6 yaşındaki bir çocuğa yapılan hareket yetmemiş gibi okulu bitiremedim. 9 yaşında sigaraya, 15 yaşında uyuşturucuya başlamış oldum. Bir hareketin yaptığı tahribâtı düşünün. Dinden, maneviyattan yoksun bırakılan neslin gelebileceği durum benim hayatımla örtüşüyor. Yeni Asya’yı tanımamış olsaydım, halimi siz düşünün. Risâle-i Nur’u tanımadan önce, sokaklardaki tinerci çocuklardan farkım yoktu. Öncelikle Risâle-i Nur beni yangından kurtardı. Üstadın “Karşımda müthiş bir yangın var, içinde evlâdım yanıyor” diye söylediği söze muhataptım. Yaşanan olayları o günün şartlarına göre düşünmek gerekir. 1961 yılında mahallede beraber olduğumuz arkadaş, akrabasına küfürler etmeye başlayınca, bir kişinin bıçaklı saldırısına uğradı, bıçaklayan kaçtı. Olaya şahit olmuştum. Kimsede şahitlik etmedi. Ben de hastanede koma halinde iken, 10 gün yanında kaldım. O halde iken bile ‘Son dublemi ver’ diyordu. Demek ki insan yaşadığı hâl üzere ölürmüş. Hakim karşısına çıktığımda şahitlik yaptım. Sonuç itibarıyla bıçaklayan kişi ânında 24 yıl cezaya çarptırıldı. 1962 yılında aynı halde bıçaklı saldırıya uğruyor, hastaneye kaldırılıyorum. Vücudumuza sahip çıkamamış, emanete hıyanet etmiştik. 1971 yılında Zübeyir Ağabeyin cenazesine gittim. ‘Kirazlımescit’ten kaldırılacaktı. Herkes yüzüne bakıyor, bense, “Allah’ım onun hâl ve etvarını bana da nasip et” diye duâ ediyordum. Yeni Asya ile ilgili yaşadığınız hatıraların en ilgincini bizimle paylaşır mısınız? 1995 yılında Kastamonu’ya seçim arefesinde gittik. Demokrat misyonun üzerine sanki kara bulutlar çökmüş havası vardı. Arkadaşlar Mehmet Feyzi Ağabeyin mezarını ziyaret etmek istediler. “Siz gidin, ben arabada otururum” dedim. Gittiklerinde MHP’lileri Mehmet Feyzi Ağabeyin mezarının etrafını çevirmiş halde gördüler. Arkadaşlar da, “Şeref Ağabey, gelmediğin kadar varmış” diyerek bana hak vermişlerdi. Üstadın tavsiye ettiği siyasî bir oluşumu parça parça etmek veya buna sebep olacak hareketlerin içerisinde olmak ne demektir? Üstad ‘Siyaset dairesi geniştir’ diyor, ancak bilerek veya bilmeyerek onlara taraftar olanları uyarıyordu. Yeni Asya da bu vazifeyi ifa ediyor. Esasında Samsun’dan Trabzon’daki aktivitelere katılmam, ortalama iki ayda bir gelmem de bir hatıradır. Buradan da besleniyorum. Mizacıma uygun olduğu için, sık sık ziyaret etme ihtiyacı hissediyorum. Trabzon’un dar dairelerden geniş dairelere kadar meselelerden haberdar oluşu ve duruşlarını hiç bozmamalarını takdir ediyorum. 1980 öncesi Trabzon’la, 80 sonrası Trabzon’un farkı yok. Bundan dolayıdır ki sık sık gelerek hafızamı tazeliyorum. İslâm Yaşar’la beraber “Beşleme”ye hazırlık için 25 ili 15 günde dolaşmamız, hatıralar dinlememiz de ayrı bir hatıra. Allah emeği geçenlerden razı olsun." KAHRAMAN ALPAK 01.04.2009
    "İyyake nâ'büdü ve İyyake nesteîn."

    'Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz' (Fâtiha Sûresi)


    "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.!" (H.Ş.)

    'Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl' (17.Söz.)

    "Şimdi 'OKU' kabirde okuyamazsın" (Z.Gündüzalp)

    'ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR' (YENİASYA)

    Selâm ve duâyla. Bîçare S.V.

  10. #10
    1kul
    Guest 1kul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Nejat EREN
    Barla ruhuna dönmek ve onu yeniden yaşamak




    Yıl 1926. Senenin başları... Mevsim ilkbahar. Zaman ve zemin zifiri karanlık. Van Erek Dağının etekleri... Şartlar ve ahvâl çok çetin. Anadolu topraklarında, cihan devleti olan “Osmanlı Çınarı” 600 yıllık efsanesini tamamlamış; eskiyle bütün köprülerini atan “cumhuriyet” adı altında “yeni bir rejim” başlamıştı.
    Bu yeni rejim, maneviyâtla yoğrulmuş özü, dünyaya örnek olmuş bir ulu devletin bütün değerlerini, geçmişini reddeden ve de eski, köhnemiş ve zararlı kabul eden, kimliğini yeniden belirlemeye çalışan bir programla işe koyulmuştu. Böyle bir zamanda başladı Erek’ten Barla’ya hicret, mecburî ikamet, sürgün, nefiy!
    Erciş’te zamanın Bitlis valisinin “Seyda! Devletle, bizimle beraber olursan seni burada bırakırız”1 teklifine de, Van-Trabzon güzergâhındaki samimî sevdalılarının “Seyda bizi bırakıp gitme! Sen istersen her şeye rağmen seni onlara vermeyiz!” arzularına da aldırış etmeyen ve kadere teslim olan bir duruş ve hâli vardı Garibüzzaman’ın, Seyda’nın...
    Kader onu; Trabzon, İstanbul, Antalya, Isparta tarikiyle Barla’ya sevk etmişti. Barla, mübarek belde. Yeni bir uyanışın, mânevî dirilişin toprağı ve mezrası olacaktı. Burada sekiz sene sürecek müthiş ve yoğun bir mesâi başlamıştı! Yok edilmek istenen maneviyâtın bütün temelleri “ihsan-ı Îlâhî, inayet-i Rabbânî” ile yeniden tescil ve tecdid edildi. Haşir Risâlesi’yle başladı o büyük mesai. İhtiyarlar, gençler, hanımlar, hastalar gibi bütün insan gruplarını muhatap alan ve birçok “Nur Menzilini” de kapsayan çok geniş ve küllî bir iman hareketinin ilk durağı ve ruhuydu Barla.
    Asrın en büyük mesaisi olan “manevî cihad” böyle başladı Barla’da.
    Uhuvvet, ihlâs, muhabbet, sıddıkıyet, bağlılık, vefa, sadakat, inayet, muâvenet, ihsan-ı İlâhî, acz, fakr, şefkat, tefekkür, istihdam, istikamet, hakikat mesleği ve müsbet hareket gibi yepyeni bir değerler manzumesi gündeme konuldu ve gönüllere nakşedildi.
    Mânen öldürülmek istenen gönül ve kalp toprağına “Kur’ân fidanları” dikildi. El yazısıyla çoğaltılan hakikatler, bu merkezden başlayarak bütün vatan sathına sevk edildi. Gönül ve kalplere İlâhî nakışlar gergef gergef işlendi.
    Barla’da doğan Kur’ân güneşinin ışığı İslâmköy, Kuleönü, Sav, Isparta, Antalya, Milâs, Denizli, Aydın, Kastamonu, İnebolu nur merkezleri ve santralleri vasıtasıyla bütün Türkiye’ye ve dünyaya yayıldı. İşte o hâlisiyetin başladığı yer Barla’dır. O samimiyet, gayret, himmet, fedakârlık, sadakat, vefa, bağlılık, irtibat ve uhuvvetin ilk ocağı da Barla’dır. Gecenin, gündüzün, zamanın, saatin, sayının hesaba sığmadığı yerin adıdır Barla.
    İman ve maneviyâtın tekniğe, materyalizme, baskıya, diktatörlüğe, zulme, karanlığa meydan okunduğu bir devrin ve destanın adıdır Barla.
    Şöhretin, sayının, maddî gücün değil, müellifinin kendi ifadesiyle: “..memleketimde ve İstanbul’da, burada (Barla) benimle çalışan kardeşlerimden yüz, belki bin derece fazla yardımcılarım varken, burada ben yalnız, kimsesiz, garip, yarım ümmî; insafsız memurların tarassudat ve tazyikatları altında, yedi sekiz sene sizinle ettiğim hizmet, yüz derece eski hizmetten fazla muvaffakiyeti gösteren mânevî kuvvet, sizlerdeki ihlâstan geldiğine katiyen şüphem kalmadı.” İhlâsın ve samimiyetin bire bir yaşandığı mübarek ve çok farklı bir atmosferdir Barla.
    Barla, kimseyle inatlaşmadan, ortamı germeden, gerginliğe sebep olmadan, kırıp dökmeden bu muazzam “tecdid” hareketini başardı ve netice aldı. Bu başarının bütün sırlarını araştırıp o ruh, kalp ve maneviyat atmosferini her gönül erinin kendi iç dünyasında yeniden canlandırması ve yeşertmesi gerektiğine inanıyorum. Dâvâ sahibi olduğuna inanan camiânın bütün fertlerinin mevcut durumu ciddi mânâda sorgulayıp, yeniden bir silkiniş ve öze dönüşe ihtiyaç olduğuna inanıyorum. Dünyada ve ülkemizde her alanda olduğu gibi “maneviyât” sahasında da meydana gelen kirlilik ve keşmekeşin netleşmesi için ciddî bir iç hesaplaşmanın yapılmasının faydalı olacağını dillendirmek istiyorum.
    Dünyevîleşmenin en büyük âletleri ve tuzakları olan “reklâm ve propaganda” vasıtasıyla yaşanan kimlik bunalımı ve benliğimizdeki aşınmanın tek çaresi samimîyet ve meşrûiyet çizgisine dönüş olsa gerektir. Çünkü bu dâvânın banisi ve tatbikçisi muazzez Üstad “Dünyaları başlarını yesin!” demiş ve aynı istikamette öyle de devam etmişti. Dünyevîliği değil, İlâhîliği tercih eden bir duruş ve çelik irade ortaya koymuş, Yaratanına sığınmıştı. Bizim için de kurtuluş aynı reçeteden başkası olamaz. Barla maddî-mânevî yapısıyla ve güzel tesisleriyle bizleri kucaklamaya ve misafir etmeye hazır! Ya bizler! Barla ruhuna yeniden dönmeye hazır mıyız?

    03.04.2009

    E-Posta: nejateren@saidnursi.de


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Neden Yeni Asya?
    By nurlu dağ in forum Risale-i Nur Talebeliği
    Cevaplar: 163
    Son Mesaj: 02.03.09, 11:17
  2. Üstad Üzerine Harika Bir Yazı.
    By sarıca in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 01.11.08, 09:58
  3. Kelam Biliminin Doğuşu ve Gelişmesi ile İlgili Yazı-Makale Var mı?
    By ZÜMRÜT in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 10
    Son Mesaj: 08.10.08, 13:31
  4. Kadir Gecesi üzerine Harika Bir Yazı
    By HÜCCET in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 25.09.08, 23:32
  5. Dedem, Yeni Asya ve 38. yıl
    By aşur in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 26.02.07, 21:48

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0