Bayrâmî derler yâr ile şimdi

Yüzü her zamanki gibi güleç ve şefkat doluydu. İnsana huzur veren bir ifadeyle, “Benim rahatım çok iyi. Benim için üzülmeyin” diyordu.

Sonra, “Benim yüzüme baka baka ağlamalarına çok üzüldüm. Sevinmeleri lazımdı” diyerek, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) selamlarını ve “Vakıftaki talebeleri ben himaye edeceğim” müjdesini iletiyordu.

Bediüzzaman’ın en yakın talebelerinden ve hizmetkarlarından biri idi. Ömrünü iman ve Kur’an hizmetine adamış ve bu uğurda hiçbir meşakkate boyun eğmemişti. Çünkü o dersi almıştı. Son nefesine kadar aynı dersi vermeye çalıştığı “kardeş”lerinden birine rüyada böyle hitap ediyordu.

Kore gazisi idi. Üstadın tabiriyle “inkar—ı uluhiyet” fikrine karşı savaştı. Bu anlamda eline “topuz” alan ilk ve son nur talebesi oldu.

Kore’deydi. Her yanı top gülleleri inletiyordu. Korkutucu ve yıldırıcı böyle anlarda üstadının “korktuğun zaman beni hatırla” sözleri aklına geliyor, mukavemeti artıyordu. O elim kaza anında korkmaya fırsat kalmış da üstadını hatırlayabilmiş miydi, yoksa hiç unutmamış mıydı?

İki nur kardeşi ile birlikte bir yaban elde, ilgisiz bir şosede ruhunu Rahman’a teslim ederken “eyvah” mı demişti, yoksa üstadı gibi “davam” mı?

Daha önce, Ceylan Çalışkan, M. Nezihi Polat, Dr. Sadullah Nutku, Çaycı Emin Abi ile bir çok isimsiz nur talebesi gibi o ve iki ahiret yoldaşı da bir feci kaza ile aramızdan ayrıldı. Mekanları Cennet olsun.

Bayram Yüksel tüm abi ve kardeşlerinin tarifiyle son nefesine kadar ihlas, samimiyet, fedakarlık ve diğergâmlık noktasında mümtaz bir şahsiyetti.

Almanya başta olmak üzere, İngiltere, Amerika ve Avustralya’da Risale—i Nur hizmetinin inkişafında önemli hizmetleri bulunan “cevval” isimlerden Ali Uçar ve Almanya’nın Mainz eyaletinde hizmetlerini sürdüren Mehmet Çiçek beylerle birlikte geçirdikleri elim kaza Bayram Yüksel’in dünyadaki sevenlerinden ayırılıp, ukbâdaki sevenlerine kavuşmasına vesile oldu.

Üstadın talebelerinden Mustafa Sungur beyin cenaze merasiminde söylediği gibi Risale—i Nur hizmeti noktasında “Avrupa Fatihi” adıyla anılmaya layık olan Ali Uçar merhûmun Müslüman—Hıristiyan diyaloğu noktasında da çoğu kiliselerde olmak üzere yüzlerce konferansı bulunuyordu.

Rüyada bir müjde!

Mustafa Sungur beyin, merhum Bayram Yüksel’le yarım asra yaklaşan bir hizmet arkadaşlığı bulunuyor. Onunla cenaze merasiminin ertesi günü yaptığımız telefon görüşmesinde Ispartalı talebelerin defin işleminin yapıldığı gece gördükleri müjdeli rüyaları heyecanla anlatıyordu. Bir talebeye rüyasında şöyle deniyor; “Olanlar oldu, ama bu kurbanları vermekle koca Türkiye inşaallah büyük bir manevi felaketten kurtuldu”.

Yine aynı gece bir başka talebe rüyasında onu ve Ali Uçar beyi görüyor: “Allah Allah, siz ölmemiş miydiniz ağabey” diye soruyor, onlardan “Yok, kardeş biz böyle biraz dolaşıyoruz” cevabını alıyor. Bunlar çok hususi, dinleyenin görene nazaran çok az hisse alabileceği ancak Bayram Abi ve “kardeşlerinin” nasıl bir manevi halka içinde olduklarını göstermesi açısından ibret almaya açık sembol işaretler.

Üstad onun kucağında vefat etti

Üstadın neşriyat hizmetleri konusunda vazifelendirdiği Said Özdemir bey, merhum Bayram Yüksel’in yaşlı ve hizmetini görecek kimsesi olmayan Bediüzzaman’ın şahsi hizmetlerinde bulunduğunu, onun suyunu taşıyıp, yemeğini pişirdiğini ve böylece herkesin imrendiği büyük bir hizmet ifa ettiğini belirtiyor. Said Özdemir, Bayram ağabeyin Bediüzzaman’ın vefatı esnasında sürekli yanında bulunduğuna, ruhunu adeta onun kucağında teslim ettiğine dikkat çekerek, “İnşaallah yeni nesil onun bıraktığı yeri dolduracaktır” şeklinde konuşuyor.

Yıllardır Risale—i Nurların dünyanın dört bir yanına yayılması adına önemli hizmetlerde bulunan Mehmet Fırıncı bey, Bayram ağabeyin hizmet noktasında azami dikkat ve istikamet sahibi olduğunu ifade ediyor. Risale—i Nur’un “hatt—ı müstakiminde” gitmenin Bayram ağabey için en önemli hizmet düsturu olduğuna dikkat çeken Mehmet Fırıncı bey, kaza öncesi Almanya’da dört şehirde birlikte olduklarını ve bu vesileyle üstadla ilgili bir çok hatıra dinleme fırsatı elde ettiklerini belirtiyor.

Bayram Ağabeyle Münih’te ayrıldıklarını, onların Amsterdam’a geçtiğini, planlarının daha sonra havayoluyla Antalya ve İstanbul’a geçmek olduğunu bildiğini söyleyen Mehmet Fırıncı bey, “Ancak anlıyoruz ki planlarını değiştirmişler. Viyana’daki kardeşlere uğrayıp, çarşamba sabahı (19.11.1997) 06.00’da arabayla yola çıkmışlar. Bir saat sonra cep telefonuyla Türkiye’yi arayıp 11:00 civarında Türkiye sınırında olabileceklerini bildirmişler, onları karşılamaya gidenler olmuş ancak ertesi gün akşama kadar beklenildiği halde bir haber alınamayınca geri dönmüşler. Hadise cuma öğle saatlerinde ortaya çıktı. Biz de o saatlerde muttali olduk” diyor.

Cumartesi akşamı cenaze Türkiye’ye getirilip, pazar günü İstanbul Fatih Camii’nde, pazartesi günü de Isparta Ulu Camii’nde kılınan cenaze namazlarının ardından Barla’da toprağa verildi. Mehmet Çiçek’in naaşı ise ailesinin isteği üzerine Bingöl’e götürüldü.

Bayram Abinin Kore’deki hizmeti sümbüllenmiş olmalı ki, kendisini Kore’ye davet etmeyi düşünen Faruk Sümbül ve arkadaşlarının Seul—Güney Kore mahreçli taziyesi okuyanlarda bambaşka duyguların canlanmasına yol açtı.

Kore gazisi

1931 Isparta doğumlu Bayram Yüksel askerliğini Kore’de yapmış. Isparta’da herkesin saygı gösterdiği, sevip saydığı bir insan olan Bayram Yüksel merhum Kore’de yaşadıklarını ve orada yaptığı çalışmalarını arkadaşımız Ömer Önder’e anlatmış, 45. sayımızda yer alan bu röportaj büyük ilgi görmüştü. Kore Savaşı sırasında adı “Ölmeyen Bediüzzamancı”ya çıkan Yüksel’in anlattıkları oldukça ilgi çekiciydi.

1951 yılında askere giden Bayram Yüksel acemiliğini İskenderun’da yapar. Sonrasında çektiği kurada ise Kore çıkar. Tanıdık birisinin “Eğer istemiyorsan seni Kore’ye göndertmeyiz, Suriye’ye kaçırırız” teklifini şiddetle reddeden Yüksel, “Ben üstadıma danışmadan hiçbir yere kaçmam” cevabını verir ve soluğu Bediüzzaman’ın yanında alır. Kur’anın Kore’ye çıktığını söylediği zaman, Üstad çok sevinir, “Tamam, ben zaten bir Nur talebesini Kore ve Japonya’ya göndermek istiyordum. Bunun için seni ya da Ceylan’ı düşünmüştüm. İnkar—ı ulûhiyetle mücadele için Kore’ye gitmek lazım” cevabını verir. Üstad, “Bayram, bir gün gelecek Allah’ın izniyle Amerika, Almanya, hatta Rusya bile İslam’a gönül vermenin yollarını araştıracak” der. Bayram Yüksel’i sevindiren Üstad’ın ona kendi cevşenini vermesi olur; “Bizler İnayet—i Rabbaniye altındayız. Hiç merak etme, Cenab—ı Allah senin yardımcın olacaktır” diye dua eder.

Üstadının duasını alan Yüksel ondan bir de yerine ulaştırılmak üzere bir emanet alır. Bediüzzaman, risalelerden bir kısımını Japon Başkumandanı’na götürmesini istemiştir. Bayram Yüksel, Hutbe—i Şamiye ile birlikte altı risaleyi daha yerine ulaştırmak üzere yanına alır ve Kore’ye gidecek birliğe katılmak için yola çıkar.

Büyük bir Amerikan gemisiyle Kore’ye gitmek için Türkiye’den ayrılırlar. Yolculukları sırasında ilginç bir olaya şahit olurlar. Kızıldeniz’den geçerken geminin papazı, Kâ’be’nin karşısından geçtiklerini saygılı bir şekilde hatırlatır. Bunun üzerine bütün askerler birlikte dua eder. Yol boyunca ibadetlerini kendileri için özel olarak “mescit” yapılan bir odada yerine getirirler.

Yaklaşık 20 gün süren yolculukları sonrasında Güney Kore’ye ulaşırlar. Kore’ye çıkan Türk Tugayı IX. Amerikan Kolordusu’nun emrine verilerek cepheye gönderilir. Savaş çok şiddetli geçmektedir. Gündüzleri uyuyup, geceleri savaşan askerler bir çok hayati tehlike atlatır. Çoğu asker şehit olurken, bazıları da yaralanır. Bayram Yüksel, Allah’ın izni, Üstad’ın duası ile savaştan hiç bir zarar görmez. Bediüzzaman’ın duasını aldığı için kendisini sürekli emniyette hisseden Bayram Yüksel çok şiddetli geçen bir çatışma sırasında biraz korkulu anlar yaşar. Aklına Üstad’ın söylediği “korktuğun zaman beni hatırla” sözü gelince korkuyu üzerinden atmaya çalışır, ancak kendi ifadesiyle tepeden tırnağa zangır zangır sarsılmaya başlar: “Cephe tam bir ana—baba günüydü. Ben o esnada ağır makineli tim komutanıydım. Bir üsteğmen, ‘Üçüncü tabur yandı. Allah’ını, peygamberini seven yürüsün’ diyordu. Biraz korktum; ama aklıma üstadım gelince hemen bir ezan okudum ve arkadaşlara ‘Ateş’ dedim. Düşmanı geri püskürtmüştük. Sabah bu kez biz taarruza geçtik ve cepheyi düşmandan temizledik.”

Namazları tabur komutanı kıldırır

Bayram Yüksel’in Kore’de kaldığı müddet boyunca en çok dikkat ettiği konulardan biri de ibadetlerin eksiksiz olarak yerine getirilmesi olur. Savaşın ağır şartları nedeniyle sürekli olarak teyemmümle abdest alır. Bulunduğu birliğin iki tabur komutanı Niyazi Bengisu ve soyadını hatırlamadığı Kemal Bey de dini vecibelerini yerine getirmektedirler. Bulundukları bölgeye çadırdan büyük bir cami yaparlar. Müezzinliği Bayram Yüksel yaparken, namazları tabur komutanı Bengisu kıldırır. “Ezan okuduğum zaman Koreli çocuklar beni taklit ederek bir şeyler okurlardı” diyen Yüksel, bunları Üstad’a anlattığı zaman Üstad, “Bu zamanda lisan—ı hâl lisan—ı kâlden daha tesirli. Allah’ın izniyle Kore’de de İslamiyet inkişaf edecektir” diye cevap verir. Yüksel’in sözleri ise, “Daha biz orada iken Kore’de bir çok insan İslamiyet’i kabul etti” şeklindedir.

Bayram Yüksel’in namazla ilgili olan bir başka hatırası ise cephede oluyor. İkindi namazının geçtiğini farkedip namaza duruyor. Kıble düşman mevzilerine doğru olduğu için, onun da yönü düşmana doğrudur. Namazın ikinci rekatında kıyamda iken bir havanın çok yakınından geçtiğini hisseder. Ama namazını bozmaz. Namazını bitirip bir kaç adım attığı anda ise bir havanın başına çarpması sonucu yere yıkılır. Ancak havan patlamamış, sadece miğferi yamultmuştur. Üstad’ın, “Bizler inayet—i Rabbaniye altındayız” sözlerinin anlamını o zaman çok daha iyi anlar.

Üstad radyodan selamı alır!

Kore’de savaşın şiddetini yitirdiği bir sırada ellerinde cihazlarla gelen radyocular, cephede savaşan askerlere mikrofon uzatırlar. Sıra Bayram Yüksel’e geldiği zaman o, “Üstadım Bediüzzaman’a, Emirdağ Nur talebelerine selam ediyor, Üstadımın ellerinden öpüyor, dualarını bekliyorum” diye cevap veriyor. Yapılan röportaj radyoda yayınlanırken Üstad Gençlik Rehberi mahkemesi vesilesi ile İstanbul’a gelmiştir. Arabanın şoförü radyoyu açınca Üstad, Bayram Yüksel’in kendisi için gönderdiği mesajı duyar ve çok memnun olur. Sonrasında herkese sitayişle Bayram Yüksel’den bahseder; “Bayram, Kore’de harbediyor” diye...

Başta komutanları olmak üzere herkes tarafından saygı ve sevgi görür. Bunun ödülünü ise Kore’deki vazifesi bittiğinde alır. Bediüzzaman’ın verdiği risaleleri Japonya’ya ulaştırması gerektiğini komutanlarına söyler. Subaylar dışında kimsenin Japonya’ya gitmesine izin verilmemesine rağmen, bölük komutanı ve bazı üsteğmenlerin gayretleri ile, yaralı subayları almak için Japonya’ya giden gemiye o da biner.

Japonya’ya varınca Kazak Türklerinin bulunduğu camiye gider. Cemaatin lideri Abdülvahap Bey’le görüşür. Japon Başkomutanının kendilerini oraya yerleştirdiğini söyleyen Abdülvahap, onun bir kaç sene önce vefat ettiğini söyler. Eserleri teslim eden Yüksel’i Türkiye’ye dönüş heyecanı sarar.

Bir an önce üstadının yanına varmak için can atmaktadır. Bediüzzaman da kahraman talebesini özlemiş olacak ki, üç gün boyunca Bayram Yüksel’in köyüne gidip “Bayram gelmedi mi?” diye sorar. Yüksel köyüne döndüğü günün ertesinde Emirdağ’a Üstad’ının yanına gider. Üstad, talebesini karşısında görünce çok sevinir ve ona “Seni bırakmayacağım” der. O ise getirdiği hediyeleri vererek, “annesinin elini öpmek için” izin isteyip huzurdan ayrılır.

Üstad tekrar geliyor

Bayram Yüksel’in bu noktadan itibaren Üstad’la olan beraberliği daha da artar ve onun yanında kalmaya başlar. Üstad hazretlerinden izin alarak annesinin yanına gider, elini öper. Ertesi gün bakar ki, Üstad 14 km’lik yol zahmetine tekrar katlanarak köyüne kadar gelmiştir. Zübeyir Gündüzalp merhum evlerine gelir ve Üstadın köyün yakınında bir yerde kendisini beklediğini söyler. Beraber Bediüzzaman’ın yanına giderler. Üstad ona hediyeler verir ve ona sarılarak, “Evladım seni bekliyorum, gel” der. “Peki” demiştir ancak hemen gidemez. Bağda bazı işlerde ailesine yardım eder. O bağda iken Üstad yine köye gelir. Çocuklar koşarak gelip, “Hocaefendi geldi, seni bekliyor” diye haber verirler. Koşarak köye döner, hürmetle elini öper. Üstad şefkat ve merhametle tekrar “Evladım, ben seni bekliyordum, gel” der. Artık hiçbir şey mazeret olamaz. “Başüstüne Üstadım” der. Zübeyir Gündüzalp bir ara, “Hemen gel, Üstad’ı üzme, sana çok ehemmiyet veriyor” der. Ertesi gün yatağını, yorganını sırtlayıp doğruca Bediüzzaman’ın yanına gider. Üstad böyle kahraman, samimi ve ciddi talebesine kavuşmaktan dolayı çok sevinmiştir.