Konu Kapatılmıştır
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 10

Konu: Risale-i Nurlar Usandırmaz

  1. #1
    Ehil Üye Bîçare S.V. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    2.407

    Standart Risale-i Nurlar Usandırmaz


    Risâle-i Nurlar usandırmaz



    Risâle-i Nurları okuyanlar “Refet Bey” ismine yabancı değillerdir. Üstad Bediüzzaman Said Nursî risâlelerde, ince ruhlu, nur yüzlü ve eskilerin tabiriyle tam bir “İstanbul beyefendisi” olan bu talebesine genellikle “Refet Bey” diye hitap etmiştir.
    Risâlelerde o, ince ve derin sorularıyla daha çok dikkatimizi çekmektedir. Daha önce muhtelif yazılarımda onunla ilgili bazı özel hatıralarımı paylaşmıştım.
    Hayatını kısaca hatırlayalım: Bediüzzaman Said Nursî’nin talebelerinden olan Refet Bey (Barutçu), 1886’da İstanbul/Beykoz’da dünyaya geldi. Yüzbaşılığa kadar yükseldikten sonra ordudan emekli oldu. Emekli iken boş durmayarak Beşiktaş Vişnezade Camii’nde imamlık yaptı. Hayatını iman ve Kur’ân hizmetine adayan Refet Bey, Bediüzzaman’ın duâlarına mazhar oldu. Bediüzzaman, ona yakınlığını, mektuplarını aldığı zaman söylediği “rahatsızlıklarıma, hastalığıma şifa oldu” cümleleriyle ifade etmiştir.
    Risâle-i Nur’la tanıştıktan sonra, bir taraftan Kur’ân-ı Kerim’i okumayı öğretirken, diğer taraftan Kur’ân’ın mükemmel bir tefsiri olan Risâle-i Nurların yazılması ve yayılması için çalıştı. 2 Şubat 1975 tarihinde Ankara’da Hakk’ın rahmetine kavuştu. Kabri Ankara/ Karşıyaka mezarlığındadır.
    Refet Bey’in Nur’lar ve Müellifi hakkında bilgi sahibi olması, İstanbul Sahaflar Çarşısında, Abdurrahman Nursî tarafından kaleme alınan, küçük bir kitapçığı (Tarihçe-i Hayatı) alıp okumasıyla başlar (1921). Daha sonra namaz kılmak için gittiği Bayezid Camii’nde Bediüzzaman Hazretlerini, okunan Kur’ân-ı Kerim’i huşu içinde ve iki dizi üstünde dinlerken görür. Cami çıkışında ise uzaktan birbirlerini görürler.
    Isparta’da eniştesinin yanında bulunduğu sıralarda her gün kütüphaneye giden Refet Bey, burada âlimlerle ilgili yaptıkları bir sohbette sözü Bediüzzaman’a getirip onu methedince kütüphanedeki memur, Bediüzzaman Hazretlerinin Barla’da bulunduğunu söyler. Bunun üzerine, ziyaretine gitmeye karar verir. Ziyaretinin sakıncalı olabileceği, bundan zarar göreceğinin söylenmesine rağmen, kararından vazgeçmez. Barla’ya giderek Bediüzzaman Hazretleri ile görüşür.
    Bu ziyaretten bir yıl sonra gönderdiği mektubunda, ilk defa kendisini Bayezid’de uzaktan gördüğünü yazan Refet Bey’e Bediüzzaman; “Kardaşım ben sizi daha o zaman talebeliğe kabul etmiştim” karşılığını verir.
    Nurlara büyük bir sadakatle bağlanan Refet Bey’in mektubundaki, “Risâle-i Nur’un en bariz hâsiyeti, usandırmamak; yüz defa okunsa, yüz birinci defa yine zevkle okunabilir” şeklindeki sözlerine Bediüzzaman, “pek doğru demiş” diyerek karşılık veriyordu.1
    Bediüzzaman’ın bazen, “Nur Kumandanı”, bazen “Kur’ân Âşığı” diyerek hitap ettiği Refet Bey, birinci ziyaretinden sonra bir kez daha Bediüzzaman’ı Barla’da ziyaret etti. Bu ziyaretlerin dışında sıkı bir mektuplaşma da yaşandı. Birbirlerine çok sayıda özel mektuplar yazdılar. Çok sayıda yazılan müstakil veya arkadaş grubu mektuplarına karşılık Bediüzzaman Hazretleri de Refet Bey’e yirmi ikisi özel olmak üzere toplam yirmi yedi tane mektup yazdı.
    ***
    Risâle-i Nur Külliyatı’nın önemli bir bölümü talebelerinin Bediüzzaman’a sordukları suâller ve o suallere verilen cevaplardan oluşmaktadır.
    Refet Beyin de en önemli özelliklerinin başında soru sormak gelirdi. Sorularla dolu mektupları ve Bediüzzaman’ın verdiği cevaplar, başta Barla Lâhikası olmak üzere Lâhikalarda ve Lem’alar’da önemli bir yer tutmaktadır. Refet Bey, adeta hazinenin kapısını açan anahtar vazifesini ifa etmiştir. Onun sorduğu sorular neticesinde çok önemli cevapların verilmiş olduğunu görmekteyiz.
    Refet Beyin sorduğu sorulara özel önem veren Bediüzzaman şu ifadelere yer verir: “...Senin âlimâne suâllerin Risâle-i Nur’un Mektûbât kısmında çok ehemmiyetli hakikatlerin anahtarları olmasından, senin suâllerine karşı lâkayt kalamıyorum.”2
    “Refet kardeş, sen de çok safalar geldin ve Risâle-i Nur yazısıyla meşguliyetin beni cidden sevindirdi. Hulusi ve Sabri gibi senin de suâllerinin Risale-i Nur’da ehemmiyetli neticeleri ve tatlı meyveleri var. Senin yanında bulunan ve Risâlelerde kaydedilmeyen ilmi parçaları münasip yerlerde veya Lâhikada yazarsınız.”3
    Risâle-i Nur’da yer alan şu soruları Refet Bey sormuştur:
    1. “Hocalar diyorlar: Arz öküz ve balık üstünde duruyor. Hâlbuki arz, muallâkta bir yıldız gibi gezdiğini coğrafya görüyor. Ne öküz var, ne de balık!”4
    2. On altıncı Lem’a’nın Hatimesine konu olan Peygamber Efendimizin (asm) muhtelif yerlerde bulunan ve ziyaret edilen Sakal-ı Şerifleri ile ilgili soru.5
    3. Yahudi Milletinin Araplara karşı galip gelmesinin sırrı ile ilgili soru.6
    Refet Bey yukarıdaki örneklerin dışında daha pek çok soruyla değişik konuların Risâle-i Nur’da yer almasına vesile olmuştur.
    Refet Bey ile Bediüzzaman Said Nursî arasındaki yazışmaların birisinde Bediüzzaman, kardeşler arasında vuku bulan bir küsme hadisesi üzerine şunları yazar:
    “Aziz, sıddık kardeşim Refet Bey, Kur’ân-ı Azîmüşşân’ın hürmetine ve alâka-i Kur’âniyenizin hakkına ve Nurlarla yirmi sene zarfında imana hizmetinizin şerefine, çabuk bu dehşetli, zâhiren küçücük, fakat vaziyetimizin nezaketine binâen, pek elîm ve feci ve bizi mahva çalışan gizli münafıklara büyük bir yardım olan birbirinden küsmekten ve baruta ateş atmak hükmündeki gücenmekten vazgeçiniz ve geçiriniz. Yoksa bir dirhem şahsî hak yüzünden bizlere ve hizmet-i Kur’âniyeye ve imaniyeye yüz batman zarar gelmesi—şimdilik—ihtimali pek kavîdir. Sizi kasemle temin ederim ki, biriniz bana en büyük bir hakaret yapsa ve şahsımın haysiyetini bütün bütün kırsa, fakat hizmet-i Kur’âniye ve imaniye ve Nuriyeden vazgeçmezse, ben onu helâl ederim, barışırım, gücenmemeye çalışırım. Madem cüz’î bir yabanîlikten düşmanlarımız istifadeye çalıştıklarını biliyorsunuz, çabuk barışınız. Mânâsız, çok zararlı nazlanmaktan vazgeçiniz. Yoksa bir kısmımız Şemsi, Şefik, Tevfik gibi, muarızlara sureten iltihak edip, hizmet-i imaniyemize büyük bir zarar ve noksaniyet olacak. Madem inâyet-i İlâhiye şimdiye kadar bir zayiata bedel çokları o sistemde vermiş. İnşaallah yine imdadımıza yetişir.”7
    Bediüzzaman, Refet Bey’in evlenmesi üzerine kendisini tebrik ettikten sonra hem kendisine hem de eşine duâ eder; ve yeni hayatında da hizmetinin devamı dileğinde bulunur.8
    Daha sonra, bir kız çocuğunun dünyaya gelmesi üzerine yine mektup yazar ve bu zamanda anne-babalar için kız evlâdın daha hayırlı olabileceğine işaret ederek, Refet Bey’in kızının adını bile belirler; “...Âsım Bey gibi senin de bir kız evlâdının dünyaya gelmesi, meşrebimizde en mühim esas şefkat olduğu cihetiyle ve şefkat kahramanları kızlar olduğundan ve en sevimli mahlûk bulunduğundan, daha ziyade tebrike şâyansınız. Zannederim, bu zamanda erkek çocukların tehlikesi daha çok. Cenâb-ı Hak onu sizlere medar-ı tesellî ve ünsiyet ve evinize küçük bir melâike hükmüne getirsin. ‘Rengigül’ ismi yerine ‘Zeyneb’ olsa, daha münasiptir.”9
    Bu mektuptan alınacak pek çok dersler vardır. Asrımızda esen küfür fırtınalarına karşı özellikle şefkat kahramanları olan annelere büyük görevler düşmektedir. Bu imansızlık ve dinsizlik fırtınalarına karşı ne yapıyoruz? Bu yavrularımızı korumak için acaba hangi tedbirleri alıyoruz?
    Bediüzzaman’ın, kendi elleriyle yaptığı çayı ikram ettiği, Risâleleri elle yazmak sûretiyle çoğaltan talebeleri arasında Refet Bey de bulunmaktadır. Bediüzzaman ve Refet Bey, Eskişehir (1935), Denizli (1943) ve Afyon (1948) hapishanelerinde birlikte bulunarak birçok sıkıntıyı birlikte yaşadılar. Başka yazılarımda onun yazdığı mektuplardan bazılarını inşallah paylaşmak istiyorum.
    Merhum Refet Ağabeyi bu vesile ile bir kere daha rahmetle anıyorum.
    Dipnotlar:
    1- Kastamonu Lâhikası, s. 166
    2- Şuâlar, s. 265
    3- Emirdağ Lâhikası, s. 116
    4- Lem’alar, s. 93
    5- Lem’alar, s. 109
    6- Şuâlar, 435
    7- Şuâlar, s. 439-440
    8- Barla Lâhikası, s. 173
    9- Barla Lâhikası, s. 187
    Ahmet ÖZDEMİR
    Alıntı: 01.01.2009 YA Gz.


    "İyyake nâ'büdü ve İyyake nesteîn."

    'Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz' (Fâtiha Sûresi)


    "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.!" (H.Ş.)

    'Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl' (17.Söz.)

    "Şimdi 'OKU' kabirde okuyamazsın" (Z.Gündüzalp)

    'ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR' (YENİASYA)

    Selâm ve duâyla. Bîçare S.V.

  2. #2
    1kul
    Guest 1kul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Vefatının 65. yılında rahmet ve mağfiretle anıyoruz

    Hazret-i Üstad’a sadık bir talebe olma şerefine nâil olmuş İslâmköylü Hafız Ali Efendi’yle alâkalı çalışmamı tamamlamak üzere İslâmköy’e gittim.
    Nur ikliminde “Nur fabrikası” ünvanı ile iştihar etmiş bu bahtiyar ağabeyimin doğup büyüdüğü mekânlara vardığımda kendimi çok farklı duygular içinde buldum. Maksadım, Hafız Ali Ergün Ağabeyime talebe olan ve onun yanında Kur’ân dersi alarak Nur Risâlelerini kalemle istinsah eden talebelerini bulup onlarla konuşmaktı.
    Neticede, bir nur menzili olan İslâmköy’de maksadıma ulaşmış, Hafız Ali Efendi’nin hâlen hayatta olan ve kendisinden Kur’ân dersi alan talebeleri ile mülâki olmuştum. İsmiyle müsemmâ İslâmköy’de, Hafız Ali Ağabeyin hâlen hayatta olan talebelerinden Hasan Ergünal, Osman Nuri Yassıkaya, Recep Gören ve diğer talebelerinin hatıraları bize sevinç gözyaşları döktürdü.
    Hasan Ergünal şöyle anlatıyordu:
    “1945 yılında Üstad’ı ilk defa Emirdağ’da ziyaret ettim. Ondan önce Hafız Ali Efendi’den aldığım derse binâen Risâleleri yazıyordum. Bizim köye ziyarete gelip gittikten sonra ise, Üstad’ı defalarca ziyaret ettim.
    “Risâleleri beşinci sınıftan itibaren yazmaya başladım. Hocam Hafız Ali Efendi gayet güzel Kur’ân okurdu. Hafızdı. Ehl-i velâyet ve ehl-i keşiftir. Bizim zamanımızda İslâmköy’de on sekiz kalem, Kuleönü’nde kırk, Sav’da bin kalemle Risâleler yazılırdı.”
    Hasan Ergünal, bütün Risâle-i Nur Külliyatını birkaç defa yazarak bitirmiş ve hâlen o yaşlı hâli içinde yazmaya devam ediyordu.
    “Ben, merhum Hafız Ali’yi aynen hayattaki gibi Risâle-i Nur’la meşgul olarak en yüksek bir ilimde çalışan bir talebe-i ulûm vaziyetinde ve tam şehidler mertebesinde ve tarz-ı hayatlarında biliyorum” diyerek, vefatından sonra da Hafız Ali’nin Nur’un kudsî hizmeti içindeki yerine ve ehemmiyetine işaret eden Hz. Üstad’a hasret duygularımız daha da arttı böylece…
    1943 yılında Kur’ân okuyup Nur Risâlelerini yazmak, yaymak, okumak ve Hz. Üstad’a talebe olmak suçlarından(!) Üstad’la birlikte Denizli Hapishanesine götürülen İslâmköylü Hafız Ali Ergün, burada hastalanır, hastaneye kaldırılır ve orada vefat eder. Cenazesi Denizli kabristanına defnedilir. Geçmiş yıllarda mezarını Denizli kabristanında ziyaret etmiş, Hz. Üstad’la olan alâkadarlığını, mezarı başında tahattur etmiştim. Böylelikle, ömrünü, Nur’un kudsî iklimi içinde Kur’ân dâvâsı yolunda harcamış bu bahtiyar ağabeyimizi, yeni nesillere daha yakından tanıtmak maksadıyla bir Isparta yolculuğumuzu daha tamamlamış olduk.
    Hafız Ali, Hz. Üstadın ilk defa Barla’ya teşrif ettiği zamanlarda ona talebe olur. Barla, Risâle-i Nur Külliyatı’nın ilk telif edildiği yer olması cihetiyle o yıllarda zulmün kilit noktaları olarak seçilen yerlerden biriydi. Bediüzzaman Hazretlerinin te’lif ettiği muhteşem Nur Külliyatının mühim risâleleri, burada yazılmış, okunmuş ve buradan yayılmıştı. İslâm ve iman düşmanları Barla’da parlayan bu Nur’a mukabil, ışıktan rahatsız olan yarasalar misâli durmadan kudsî hizmeti engellemeye çalışmışlardı. Zor ve sıkıntılı olan bu yıllarda, Hz. Üstad’ın etrafında nurdan bir halka olan bahtiyar Nur talebeleri, her çeşit menfî şartlara rağmen Üstadlarına sadakatle bağlanmış, Kur’ân hakikatlerinin muhtaç gönüllerde ma’kes bulmasına çalışmışlardır. İşte Risâle-i Nur’un yazılıp, yayılıp, okunmasına başlandığı bu istibdat döneminde, Üstad’a gönül vererek Kur’ân hakikatlerine sahip çıkanlardan birisi de İslâmköylü Hafız Ali Ergün Efendidir.
    Hafız Ali Efendi, kudsî Nur hizmeti içinde mühim bir rüknü teşkil etmiştir. İslâmköy ve civarında Nur Risâlelerinin yazılması, yayılması ve okunmasında fevkalâde bir gayret göstermiş, bu yüzden de Hz. Üstad’ın “Nur fabrikası nam sahibi” senasına mazhar olmuştur. Risâle-i Nur’un mühim bir rüknü ve Hz. Üstad’ın hayatında önemli bir Nur talebesi olmuştur.
    Risâle-i Nur’a ve Üstad’a olan bağlılığı, Eskişehir ve Denizli hapishanelerinde Üstad’la beraber olmasını netice vermiştir. 1943 yılında gönderildiği Denizli hapishanesinde, Üstadının bedeline şehid olmuştur. Bediüzzaman, onun bu kahramanlığını ve mazhar olduğu mükâfatı bir yerde şöyle ifade eder:
    “Gizli düşmanlar beni zehirlediler. Ve Nur’un şehid kahramanı merhum Hafız Ali benim bedelime hastahaneye gitti ve benim yerimde berzah âlemine seyahat eyledi, bizi meyusâne ağlattırdı.(...) İşte, Nurun böyle bir mânevî kahramanının vefatı ve gizli münafıkların aleyhimizde desiselerle bizi cezalandırmaya çalışmaları ve benim zehirli hastalığımdan dolayı beni de hastahaneye resmî emirle mecbur etmek endişesi bizi sıkarken, birden inâyet-i İlâhiye imdada geldi. Mübarek kardeşlerimin hâlis duâlarıyla zehirin tehlikesi geçmiş ve o merhum şehidin, kuvvetli emârelerle, kabrinde Nurlarla meşgul olması ve suâl meleklerine Nurlarla cevap vermesi (...) inâyet-i Rabbâniyenin imdadımıza yetiştiğini ispat etti.” (Lem’alar, 26. Lem’a, s. 263)
    Kudsî Nur hizmeti içinde önemli bir mevki alan Hafız Ali Ağabey’i tanıma ve tanıtma adına yola çıkarak onunla alâkalı nerede, ne varsa toplama gayreti içine girdik. Doğduğu köy olan İslâmköy’üne giderek onu gören, tanıyan ve ona talebelik yapmış, ondan Kur’ân dersi alan birçok şahısla görüştük. Talebelerinden bazılarının başka yerlerde olduğunu öğrenince, onları bularak Hafız Ali Ağabey’le alâkalı görüş, düşünce ve kanaatlerini tespit ettik. Daha sonra, vefat ettiği ve hâlen kabrinin bulunduğu Denizli’ye de gidip, kabrini ziyaret ederek kaldığı hapishaneyi de gördük.
    Sonuçta, Hafız Ali Ağabey’le ilgili gerek yazılı, gerekse sözlü kaynaklarda nerede ne varsa, yeni nesillerin bu mümtaz Nur kahramanını tanımaları ve tarihe bir yadigâr olması niyetiyle bir araya getirmeye çalıştık.
    İnşallah bu araştırmalarımızı ileriki günlerde bir dizi yazı hâlinde sizlerle paylaşmaya çalışacağız...
    Gayret bizden, duâ sizden, tevfik Allah’tan...

    MUSTAFA ÖZTÜRKÇÜ
    17.03.2009

  3. #3
    Müdakkik Üye ErekNUR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Bulunduğu yer
    Van-Horhor
    Yaş
    39
    Mesajlar
    854

    Standart

    Allah razı olsun o Kahramanlar dan
    Allah rahmet etsin



    Risale-i Nur bir derece muvaffak oluyorsa,
    bunun sırrı işte budur. Said yoktur.
    Said’in kudret ve ehliyeti de yoktur.
    Konuşan yalnız hakikattir,
    hakikat-i imaniyedir
    çünkü DAVAM DEVAM iledir
    vanasyanur


  4. #4
    1kul
    Guest 1kul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Alıntı ErekNUR Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Allah razı olsun o Kahramanlar dan
    Allah rahmet etsin
    Amin... Amin...Zerrelerce amin...

  5. #5
    Gayyur asyanur_filiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Bulunduğu yer
    Gaziantep
    Mesajlar
    128

    Standart

    Alıntı ErekNUR Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Allah razı olsun o Kahramanlar dan
    Allah rahmet etsin
    elfü elfi aminn
    Kur’ân-ı Mû’cizü’l-Beyanın parlak ve yüksek bir mucize-i mânevîsi olan Risale-i Nur’un kudsî hizmetinde azamî ihlas, azamî sadakat, azamî sebat, azamî fedakarlık, azamî takva ve azamî dikkat ve iktisatla muvaffak kılmasını Rabb-ı Rahi­mi­mizden gözyaşlarımızla niyaz ederiz.

    ZÜBEYİR GÜNDÜZALP

  6. #6
    Ehil Üye Bîçare S.V. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    2.407

    Standart

    Hadis-i Şerif Meâli

    Mazlûmun bedduâsından sakın. Çünkü o, ancak Allah’tan hakkını almasını ister. Muhakkak Allah hiçbir hakkını geri çevirmez.
    Câmiü's-Sağîr, No: 68
    18.03.2009


    Zafer, şükür ister

    [1339 tarihinde Meclis-i Mebusana hitaben yazdığım bir hutbenin sûretidir]
    “Şüphesiz namaz, mü’minler üzerine belli vakitler için farz olarak yazılmıştır.” (Nisâ Sûresi, 4:103)
    y mücâhidîn-i İslâm! Ey ehl-i hâl ü akd! Bu fakirin bir meselede on sözünü, birkaç nasihatini dinlemenizi ricâ ediyorum.
    Evvelâ: Şu muzafferiyetteki hârikulâde nimet-i İlâhiye bir şükran ister ki devam etsin, ziyade olsun. Yoksa, nimet şükrü görmezse gider. Madem ki Kur’ân’ı, Allah’ın tevfikiyle düşmanın hücumundan kurtardınız. Kur’ân’ın en sarih ve en kat’î emri olan “salât” gibi ferâizi imtisal etmeniz lâzımdır. Tâ onun feyzi, böyle harika sûretinde üstünüzde tevâli ve devam etsin.
    Sâniyen: Âlem-i İslâmı mesrûr ettiniz, muhabbet ve teveccühünü kazandınız. Lâkin o teveccüh ve muhabbetin idamesi, şeâir-i İslâmiyeyi iltizamla olur. Zira, Müslümanlar İslâmiyet hesabına sizi severler.
    Sâlisen: Bu âlemde evliyâullah hükmünde olan gazi ve şühedalara kumandanlık ettiniz. Kur’ân’ın evâmir-i kat’iyesine imtisal etmekle, öteki âlemde de o nurânî güruha refik olmaya çalışmak, sizin gibi himmetlilerin şe’nidir. Yoksa, burada kumandan iken orada bir neferden istimdad-ı nur etmeye muztar kalacaksınız. Bu dünya-yı deniyye, şan ve şerefiyle öyle bir metâ değil ki, sizin gibi insanları işbâ etsin, tatmin etsin ve maksud-u bizzat olsun.
    Râbian: Bu millet-i İslâmın cemaatleri, çendan bir cemaat namazsız kalsa, fâsık da olsa, yine başlarındakini mütedeyyin görmek ister. Hattâ, umum şarkta, umum memurlara dair en evvel sordukları suâl bu imiş: “Acaba namaz kılıyor mu?” derler. Namaz kılarsa mutlak emniyet ederler; kılmazsa, ne kadar muktedir olsa nazarlarında müttehemdir.
    Bir zaman, Beytüşşebab aşâirinde isyan vardı. Ben gittim, sordum:
    “Sebep nedir?”
    Dediler ki:
    “Kaymakamımız namaz kılmıyordu, rakı içiyordu. Öyle dinsizlere nasıl itaat edeceğiz?”
    Bu sözü söyleyenler de namazsız, hem de eşkıyâ idiler.
    Hâmisen: Enbiyanın ekseri Şarkta ve hükemanın ağlebi Garpta gelmesi kader-i ezelînin bir remzidir ki, Şarkı ayağa kaldıracak din ve kalbdir, akıl ve felsefe değil. Şarkı intibaha getirdiniz; fıtratına muvafık bir cereyan veriniz. Yoksa, sa’yiniz ya hebâen gider, veya muvakkat, sathî kalır.
    Mesnevî-i Nûriye, s. 85
    ***
    1338’de Ankara’ya gittim. İslâm Ordusunun Yunan’a galebesinden neş’e alan ehl-i imanın kuvvetli efkârı içinde, gayet müthiş bir zındıka fikri, içine girmek ve bozmak ve zehirlendirmek için dessâsâne çalıştığını gördüm. “Eyvah,” dedim. “Bu ejderha imanın erkânına ilişecek!” O vakit, şu âyet-i kerime bedâhet derecesinde vücud ve vahdâniyeti ifham ettiği cihetle, ondan istimdad edip, o zındıkanın başını dağıtacak derecede Kur’ân-ı Hakîmden alınan kuvvetli bir bürhanı, Nur’un Arabî risâlesinde yazdım. Ankara’da, Yeni Gün Matbaasında tab ettirmiştim. Fakat maatteessüf Arabî bilen az ve ehemmiyetle bakanlar da nadir olmakla beraber, gayet muhtasar ve mücmel bir surette o kuvvetli bürhan tesirini göstermedi. Maatteessüf, o dinsizlik fikri hem inkişaf etti, hem kuvvet buldu. Bilmecburiye, o bürhanı Türkçe olarak bir derece beyan edeceğim. O bürhanın bazı parçaları bazı risâlelerde tam izah edildiğinden, burada icmâlen yazılacaktır. Sair risâlelerde inkısam etmiş olan müteaddit bürhanlar, bu bürhanda kısmen ittihad ediyor, herbiri bunun bir cüz’ü hükmüne geçiyor.
    Lem’alar, s. 181

    "İyyake nâ'büdü ve İyyake nesteîn."

    'Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz' (Fâtiha Sûresi)


    "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.!" (H.Ş.)

    'Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl' (17.Söz.)

    "Şimdi 'OKU' kabirde okuyamazsın" (Z.Gündüzalp)

    'ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR' (YENİASYA)

    Selâm ve duâyla. Bîçare S.V.

  7. #7
    Ehil Üye Bîçare S.V. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    2.407

    Standart

    Âyet-i Kerime Meâli

    Hayatı veren de, ölümü veren de Odur. Geceyle gündüzü değiştirmek de Onun eseridir. Hâlâ aklınızı kullanmaz mısınız?
    Mü'minûn Sûresi: 80
    19.03.2009



    Vazifemiz, siyaseti dine âlet ve dost yapmaktır

    Reis-i Cumhur Celâl Bayar ve
    Heyet-i
    Vükelâsına, Ankara
    Biz Nur talebeleri, yirmi senedir emsâlsiz bir tâzib ve işkencelere hedef olmuşuz. Sabrettik; tâ Cenâb-ı Hak sizi imdadımıza gönderdi. O işkencelerin sebebini on beş senedir üç mahkeme hakikî ve kanunî olarak yüz otuz kitap ve bin mektubatta bulamadıklarına, Mahkeme-i Temyizle Denizli Mahkemesini şahit gösteriyoruz. Otuz seneden beri ben siyaseti terk etmiştim. Bu defa, birkaç gün zarfında Ahrarların başına geçip milletin mukadderâtına sahip çıkması sebebiyle, Reis-i Cumhuru ve Heyet-i Vekileyi tebrikle beraber, bir hakikati ifşâ ediyorum. Şöyle ki:
    Bize hücum eden ve mahkemelerde tâzip edenler demişler:
    “Bu Nur talebelerinin dini siyasete âlet etmek ihtimalleri var, belki de ediyorlar.”
    Biz de o zâlimlere karşı müdafaatlarımızdaki binler hüccetle demişiz ve diyoruz ki:
    Biz, dini siyasete âlet değil, belki rıza-yı İlâhîden başka hiçbir şeye, hattâ dünyaya ve saltanata âlet etmemek bizim esas mesleğimiz olduğundan, düşmanlarımızca da tahakkuk etmiş ki, üç senedir üç çuvaldan ziyade dosyalarımızı garazkârâne tetkik ettikleri halde bizi mahkûm edemiyorlar. Verdikleri keyfî ve vicdanî hükümlerine de bir bahane bulamıyorlar ki, Temyiz o hükmü bozdu.
    Evet, biz dini siyasete âlet değil, belki vatan ve milletin dehşetli zararına siyaseti mutaassıbâne dinsizliğe âlet edenlere karşı, bizim siyasete bakmamıza mecburiyet-i kat’iye olduğu zaman, vazifemiz siyaseti dine âlet ve dost yapmaktır ki, üç yüz elli milyon kardeşlerin uhuvvetini bu vatandaki kardeşlere kazandırmaya sebep olsun.
    Elhâsıl: Bize işkence edenlere, siyaseti asabiyetle dinsizliğe âlet etmelerine mukabil, biz de siyaseti dine âlet ve dost yapmakla bu vatan ve milletin saâdetine çalışmışız.
    Kardeşlerim, ben bunu böyle münasip gördüm, sizlerin meşveretine havale ediyorum.
    Emirdağ Lâhikası, s. 264, (yeni tanzim, s. 514)
    Lugatçe:
    tâzib: Azab ve sıkıntı verme.
    Ahrar: Hürriyetçiler, hürriyet taraftarları.
    Heyet-i Vekile: Vekiller heyeti, bakanlar kurulu, kabine.
    ifşâ: Fâş etme, duyurma, gizli bir şeyi yayma.
    mutaassıbâne: Taassupla, körü körüne bağlı olarak.
    mecburiyet-i kat’iye: Kesin mecburiyet.
    uhuvvet: Kardeşlik.
    elhâsıl: Özetle.
    asabiyet: Taassup.
    Bediuzzaman Said Nursi
    19.03.2009

    "İyyake nâ'büdü ve İyyake nesteîn."

    'Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz' (Fâtiha Sûresi)


    "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.!" (H.Ş.)

    'Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl' (17.Söz.)

    "Şimdi 'OKU' kabirde okuyamazsın" (Z.Gündüzalp)

    'ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR' (YENİASYA)

    Selâm ve duâyla. Bîçare S.V.

  8. #8
    Vefakar Üye dr_lal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Bulunduğu yer
    ...
    Yaş
    34
    Mesajlar
    390

    Standart

    çok güzel paylaşımlar Allah razı olsun kardeşlerim
    Söylenecek çok söz vardı;ama kelimeler kifayetsiz kaldı...

  9. #9
    1kul
    Guest 1kul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    ÜSTADIN TALEBELERİYLE KRİZİ KONUŞTUK


    Üstadın talebeleri Mustafa SUNGUR,Abdullah YEĞİN ve Mehmet FIRINCI ile krizi konuştuk.
    MUSTAFA SUNGUR:
    Çare İktisat Risalesi’nde

    “Bu risale gayet iyi izah ediyor meseleyi. ‘Zarurî ihtiyaç dörtten yirmiye çıkmış’ diyor ya Üstad. Bugünün yaşananlar bunun bir sonucu. Üstad ve Risale-i Nur en büyük mesaj. Bizim en büyük meselemiz Nurları dünyaya yaymak için gayret sarf etmek.”

    ABDULLAH YEĞİN:
    İhlâs için iktisat şart

    “İktisat Risalesi'ni çok iyi okuyup tatbik etmemiz lâzım. Sadece İhlâs, Uhuvvet değil, bir de İktisat var işin içinde. Hayatımızı ona uydurmalıyız. İktisat Risalesi'ni esas yaparsak, hareketimiz daha ihlâslı olacağı için, daha çok tesir eder inşaallah.”

    MEHMET FIRINCI:
    Vatikan da teyid etti

    “Üstad ‘Deniyet-i hâzıra sureti değişecek, sistemi bozulacak. Zuhur edecek o vakit İslâmî medeniyet’ demişti. Vatikan da dünyada İslâmın ortaya koyduğu sistemden başka bir çare olmadığı için, bizzarure bunu ifade etme ihtiyacı duydu.”
    RÖPORTAJLARI “İLÂHî İKAZ KRİZ” EKİNDE

  10. #10
    1kul
    Guest 1kul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Rifat OKYAY
    SONSUZ KATLARIYLA...




    Zamanımızın en büyük mütefekkiri, asrın bediisi, İslâm âleminin ve âlimlerin incisi… Bediüzzaman Said Nursî. Her gönüle, iman ve uhuvvet tarikiyle, yoluyla giren ve çıkmayan bir şifa eli…
    Muhabbetin açtığı kalplerde, bir daha kesilmemek üzere bir sevgi seli…
    Fikirlerin, görüşlerin bir mizanı, mihengi ve ölçüsü…
    İslâmiyet mührünü her imanî, İslâmî, Kur’ân’î fikirler üzerine basabilen marifetli bir el…
    Zirvelerde, daima âli ve yüksek bir İslâmiyeti parlak tutan, gösteren ve anlatan muazzam bir muhakeme gücü…
    İmzası daima doğru, dosdoğru fikirlerin, düşünce ve görüşlerin altında olan bir karakter abidesi…
    Güzel olduğu için güzelliklere meftun ve sevdalı…
    Şahısları ve şahsî fikirleri ancak kendi nefsi ve şahsı kadar değer vererek değerlendirmiş muazzam bir şahsiyet…
    Telifatını daima mü'minlere, okuyanlarına ve cemaatine sahiplendiren, mal eden müstesna bir müellif…
    Bağrı yanıkların, müştakların sığınağı, isteklerinin hallolduğu bir liman…
    Muvahhid ve Müslümanların kuvvet ve güç aldıkları bir istimdat kal’ası…
    Bütün ehli imanın, bütün ehli İslâm’ın bütün mü’minlerin sırtını dayadığı istinad noktası...
    Kimseyi kudsî hizmeti noktasından rencide etmemiş ve yardım dilenmemiş bir dahi azam…
    Muazzez sıfatının aşikâr tecellisine mazhar olmuş aziz Üstad…
    Çam Dağı'nın gülü mübarek Süleyman’ın kokladığı mübarek çiçekler tarlası, güller ağacı…
    Kin gütmemiş, kin güttürmemiş ve hatta kin güdenleri bağrına basmış bir şefkat kahramanı…
    Bağrında küfrün ateşini durdurduğu gibi bütün ehl-i imanın iftirak, şikak ve nifaklarını merhametiyle ortadan kaldırmış kâinatı kucaklayan bir ism-i vedut mazharı…
    Zamanında binlerin yazdığı, milyonların okuduğu Risâle-i Nurların müellifi…
    Şimdilerde az okunan az anlaşılan ve çok kafadan konuşulan iman hakikatlerinin naşiri mahzun Üstad… Muazzez, mualla, necip Üstadım Bediüzzaman Said Nursî seni rahmetle ve 49 senenin sonsuz katlarıyla isteyerek, arzulayarak, hatırlıyor, özlüyor ve seviyoruz…

    28.03.2009

    E-Posta: rifatokyay@hotmail.com



Konu Kapatılmıştır

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Risale-i Nurlar İzah Edilmeli mi?
    By hasandemir in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 136
    Son Mesaj: 20.01.14, 17:39
  2. Risale-i Nurlar"'da Yahûdi
    By Beste-i Rana in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 07.02.09, 20:06
  3. Risale-i Nurlar Hakkında ''Kim Ne Demiş?''...
    By insirah in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 23.12.08, 11:05
  4. Risale-i Nurlar Myanmar Dilinde..
    By yuksek-Sadakat in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 19.09.08, 06:19
  5. Bediüzzaman ve Risale-i Nurlar
    By Şakird in forum Bediüzzaman'ın Hayatı (Eski, Yeni ve Üçüncü Said Dönemleri)
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 22.07.06, 13:58

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0