+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 3 Sayfa var 1 2 3 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 21

Konu: Kefenini Çantasında Taşıyan Adam

  1. #1
    Ehil Üye slim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    kayıp şehir
    Mesajlar
    1.184

    Standart Kefenini Çantasında Taşıyan Adam

    Bir çantası vardı…

    Bir de davası…

    Bir de anası…

    Rüyasında gördüğü nurani bir zatın “Niye ağlıyorsun?” sorusuna oğlu küçük Bekir Berk'i göstererek “Bunun İslam fedaisi olmasını istiyorum.” diye cevap veren asil bir ana…

    Bir gün Ayasofya'yı tahta perdelerle kapatılmış görünce ağlayan ve oğlunun “Ağlama onu ben açacağım” diye söz verdiği, gönlü mabetlere bağlı bir ana.

    Demir parmaklarının arkasına düştüğünde;
    “Sevgili oğlum Bekir!
    Gözlerinden öper, Allah'tan uzun ömürler dilerim.
    Namaz kılarken götürmüşler, diye duyunca bilsen ne kadar sevindim. Zira ben seni bu ruhla büyütmüştüm.” diyen yüce ruhlu bir ana.

    Bir çantası vardı…

    Bir anası…

    Bir de davası …

    Dolanırdı Anadolu yollarını bir mecnun gibi.

    Gecenin en karanlığında çakan bir şimşek gibi parlardı umutsuzluğun çöktüğü mahkeme meydanlarında.

    Kurtların ulumasından başka seslerin duyulmadığı karlı dağlarda kükremeyi severdi.

    O kükrediğinde bütün kurtlar susar onu dinlerdi. Sonra bir bir sıvışıp giderlerdi.

    Karlı dağları velveleye verirdi sesi.

    Elinde çantası düşerdi yollara…

    Sırtında cübbesi, çantasında kefeni girerdi salonlara…

    Onu görünce gözleri parlardı mazlumların.

    Suları çekilmeye yüz tutmuş umut pınarları yeniden coşardı.

    Bir gün demir parmaklıkların arkasındaki bir avuç kahramanın savunmasını yapmak için Ankara'ya gittiğinde ; “Sen bizi değil, İslam davasını savun.” sözleri beyninde şimşekler çakmasına vesile olur. Sanıkların okudukları için tutuklandığı Nur Risalelerini baştan sona okur.

    Işığın göründüğü ufka doğru bir yolculuk başlar.

    Yazarının resmine vurulur.
    “Ben böyle bir resim görmedim. Öyle şehâmetli, öyle cesaretli, öyle boyun eğmeyen bir resim ki ben o resme vuruldum” der.
    Ziyaretine gider.
    Altına koydukları iskemleyi iterek Üstad Bediüzzaman Hazretleri'nin önünde diz çöker oturur.
    “Kardeşim biz istihdam olunuyoruz”
    Bu sözlerde; temiz yürekli bir Anadolu insanın yürek atışını duyar.
    Artık o bir avukat değil, mazlumların sesi soluğudur.

    Çemberlitaş'ta bir yazıhane…
    1965'li yıllar…
    Aynı anda süren 250 ayrı dava…
    Mütevazı yazıhanenin duvarında bir harita…
    Haritanın üzerinde rengarenk raptiyeler…
    Kırmızılar yeni açılan davalar…
    Sarılar süren davalar….
    Yeşiller beratla bitenler…
    Türkiye haritasına batırılmış raptiyelerin hemen hepsi o günlerde kırmızı ve sarıydı;
    Anadolu'nun kalbine saplanmış oklar gibi…

    Artık o hep yollardadır. Uykusuz geçen geceler, peynir ekmekle geçiştirilen öğünler, birkaç kişiden güçlükle tedarik edilen paralarla o günlerde en ucuz otobüs firması olan Gazanfer Bilge' den alınan biletler.

    Milletin manevi akülerinin boşaltıldığı yıllar.

    Düz bir çizgi çizenlerin bile elif yazdın diye tutuklandığı, kışla baharın en amansız meydan muharebelerinin yaşandığı yıllar.

    Artık o tam bir Anadolu alperenidir.

    1965'in yol koşulları…Üstünde keçilerin bağlı bulunduğu otobüslerde sabaha kadar meleme sesiyle yapılan yolculuklar…

    Otobüs koltuklarında diz üstünde daktilo ile yazılan müdafaalar…
    Ne yolları kapayan çığlar ne arabaların tekerlerine sarılıp bırakmayan çamurlar ne coşkun akan ırmaklar ne de geçit vermeyen dağlar durdurabildi onu.

    Dağlar ne kadar yüksek olursa olsun üzerinden geçen bir yol vardır, derler ya işte o zirvelerin üzerinden geçen rüzgar kokulu yolcusuydu.

    Delik ayakkabılar, ıslak çoraplar, ohlanarak ısıtılan ayaklarla aşardı dağları…

    Onun bir çantası vardı…
    Bir davası…
    Bir de anası…

    Annesi “Oğlum ne zaman döneceksin?” diye sorduğunda, annesine;
    “Sahabelere anneleri; 'Oğlum dönüşün ne zaman' diye sorduklarında;'Anneciğim! İnşaallah Ahiret'te hep birlikte olacağız' diye cevap verirlermiş.”derdi.

    “Bir vazife var, öyleyse hemen şimdi derhal” diyen adamdır o.

    Dur durak nedir bilmez..

    Sanıkların kim olduğunu bile bilmez.
    Düşer yollara.
    O koşar, yollar övünür.

    Bir gün Amasya'da bir orta okul talebesi olan Halit Yolcu'yu savunmaya gider.
    Halit yoksul bir ailenin çocuğudur. Anne-babası korkularından ve yoksulluklarından çocuklarını ziyaret bile edememişlerdir.
    Duruşma salonuna getirildiğinde Halit'in perişan hali karşısında Bekir Berk'in gözleri dolar.
    Halit'in üzerinde kısa bir pantolon, ayaklarında lastik ayakkabılar vardır.
    Günlerdir su yüzü görmediği her halinden bellidir.
    Pek perişandır.
    Duruşma beratla biter.
    Halit'e ayakkabı ve elbise alır ve köyüne kadar götürür. Annesi karşısında görünce oğluna öyle bir sarılır ki o an görülmeğe değerdir.
    Bekir Berk'in bütün yorgunluğu gitmiştir. Küçük Halit'e;
    “Sen mutlaka okuyup büyük adam olmalısın” der.
    Halit okur ve öğretmen olur.

    Onun bir çantası vardır…
    Bir davası…
    Bir de yanından ayırmadığı ilaç torbası…

    Daha evvel geçirdiği akciğer rahatsızlığı dolaysıyla kendisine yolculuğu yasak eden doktoruna;
    “Doktor Bey! Yatakta ölmektense müminlerin yardımına koşarken ölmeyi tercih ederim.”der.
    Kan kusarak düşer Anadolu yollarına.

    Umutsuzluk nedir hiç bilmez…
    Umutsuzluğun bir gece gibi çöktüğü o en kötü günlerde bir umut feneri gibi parlar.

    O alnından öpülen insandır.
    Rüyasında, Rasulullah (sav) tarafından sırtına zırh, başına miğfer konularak ne yapması gerektiği kendisine söylenen adamdır. .

    Onun bir davası vardı…
    Bir de elinde çantası…
    Çantanın içersinde müdafaa dosyaları vardı.
    Bir de kefeni…

    Mehmet Kırkıncı ve Osman Demirci'ye biçtirdiği ve zemzemle yıkadığı kefeni.
    Dünya ile köprüleri attığının göstergesi kefeni…
    İkbal ve servete giden yolları perdeleyen kefeni…
    Horasan erlerinin, Anadolu'yu ve Rumeli'yi fetheden alperenlerin, kefenleriyle gazaya çıktıklarını biliyordu.
    O da mahkeme meydanlarına kefeniyle giriyordu.
    Güzeldi…
    Heybetliydi…
    İyi giyinirdi…
    Davalara abdestsiz girmezdi.
    Türk hukuk ve savunma tarihinde onun ayrı bir yeri vardı.
    Zülfikar kadar keskin ifadeleriyle ve savunmada stratejik zekasıyla, hedefine bir şahin gibi yönelmesiyle muhataplarını şaşkına döndürürdü.
    Korku barındırmazdı bağrında.
    Tehditler alırdı. Bölgemize gelirsen canınla ödersin, derlerdi.
    Hiç birini umursamazdı.

    Bir gün Ankara'da temyiz mahkemesine katılır.
    Salonda manzara müthiştir. Yuvarlak bir masa etrafında 27 Mayıs İhtilali'nin karanlık yüzlü adamları çöreklenmiştir.
    Bekir Berk'i Yassı Ada'dan tanıyorlardır.
    Egeseller, Başollar oradadır.
    Kin ve nefret dolu gözlerle süzerler onu.
    Sık sık ellerini masaya vurur ve de dinlemez gibi görünürler.
    Bekir Berk, hiç aldırış etmeden 40 dakika savunmasını yapar ve elindeki bütün belgeleri mahkemeye tek tek sunar.
    Ve zabta geçirilmesini ister.
    Egesel, iyice kızmıştır.
    “Neye güveniyorsun Bekir Berk” diye kükrer.
    Bekir Berk, yardımcısı Hamdi Sağlamer'e, “ver şu çantayı” der.
    Herkes yeni bir belge sunacağını düşünürken, bembeyaz bir kumaşı çıkarır ve masanın ortasına fırlatır.
    Yanından hiç ayırmadığı kefenidir. Adamların gözleri fal taşı gibi açılır. Elleri titremeye başlar.
    “İşte buna güveniyorum,” diye kükrer.

    Fransız ihtilalindeki Berriyar gibi; “Ben size iki şey sunuyorum. Hakikatı ve kafamı. Birinciyi dinledikten sonra ikincisi hakkında dilediğiniz kararı verebilirsiniz.” diyecek kadar korkusuzdur.

    Çünkü onun bütün dünyasını sığdırdığı bir çantası vardı…

    Bir asil anası…
    Bir de davası…
    O kadar…

    Harun TOKAK / Yeni Şafak

    sükût gibi münzevî, çığlık gibi hür

    *

    Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim

    Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim,

    Adam aldırma da git, diyemem aldırırım

    Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım.


  2. #2
    Pürheves kestane - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2008
    Mesajlar
    155

    Standart

    ilk defa okudum .... paylaştığınız içn teşekkürler.

    ... Bugün, bir yemyeşil vadi, yarın bir kıpkızıl gülşen,

    gezersin, hanumanın şen, için şen, kainatın şen.

    hazansız bir bahar isterse, şayet ruh-u serbazın, ufuklar, bu'd-u mutlaklar bütün mahkum-u

    pervazın.

    mehmet akif ersoy

  3. #3
    Vefakar Üye efnan_nur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2008
    Bulunduğu yer
    istanbul
    Mesajlar
    500

    Standart

    çok güzel bir paylaşım teşekkür ederim

  4. #4
    Ehil Üye yağmur_damlası - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Mesajlar
    1.189

    Standart

    evet kardeşler hayatını okuyunca hayretler içinde kalmamak mümkün değil.hayatını davasına adayan adam:Bekir Berk, İhsan Atasoyun kitabını okumanızı tavsiye ederim.

  5. #5
    Müdakkik Üye DERMAN25 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Bulunduğu yer
    istanbul
    Yaş
    35
    Mesajlar
    705

    Standart

    emeğine sağlık..
    Dünyada iki şeyi sevdim:Bi o nu Bi de özgürlüğümü,,,özgürlüğüm için canımı onun için özgürlüğümü feda Ederim..



  6. #6
    Ehil Üye seyyah_salih - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    Şan(S)lıUrfa'DaN
    Yaş
    50
    Mesajlar
    15.435

    Standart

    Bir çantası vardı…
    Bir de davası…
    Bir de anası
    Peki bizler iman kurtarma ve Allahın adını insanlara anlatma adına nelere sahibiz yada sahip değiliz..yada nelerden vazgeçebiliriz...düşünmeye değmez mi??
    Yoksa amannnn bugünde akşam oldu..günü kurtardık diyenlerdenmiyiz..yoksa damla iken umman olanlardanmıyız..bekir berk misali..
    Marifet ufku....

    Muhabbet denizinde çalan bir melodi gibidir

  7. #7
    Ehil Üye seyyah_salih - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    Şan(S)lıUrfa'DaN
    Yaş
    50
    Mesajlar
    15.435

    Standart

    Çemberlitaş'ta bir yazıhane…
    1965'li yıllar…
    Aynı anda süren 250 ayrı dava…
    Mütevazı yazıhanenin duvarında bir harita…
    Haritanın üzerinde rengarenk raptiyeler…
    Kırmızılar yeni açılan davalar…
    Sarılar süren davalar….
    Yeşiller beratla bitenler…
    Türkiye haritasına batırılmış raptiyelerin hemen hepsi o günlerde kırmızı ve sarıydı;
    Anadolu'nun kalbine saplanmış oklar gibi
    Sizlerin anadolunun kalbinden , yüreğinizin taaa ortasına gözyaşları ile saplanmış oklarınız oldu mu hiç....
    Marifet ufku....

    Muhabbet denizinde çalan bir melodi gibidir

  8. #8
    Müdakkik Üye Dürre - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Mesajlar
    968

    Standart

    Alıntı yalnız_seyyah Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Sizlerin anadolunun kalbinden , yüreğinizin taaa ortasına gözyaşları ile saplanmış oklarınız oldu mu hiç....

    .............................

    Seherlerde eser bâd-ı tecellî
    “Uyan ey gözlerim vakt-i seherde.
    “İnâyethah zidergâh-ı İlâhi
    “Seherdir ehl-i zenbin tevbegâhı,
    “Uyan ey kalbim vakt-i fecirde,
    “Bikün tevbe, bicu gufran, zidergâh-ı İlâhî.


  9. #9
    Yasaklı Üye Yeklo_Dıklo_Dımbaze - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2008
    Mesajlar
    170

    Standart

    Bir asil anası…
    Bir de davası…
    O kadar…..

    Daha ne olsun ki bir anası birde davası...

    Ammar bin yasirin da bir anası vardı birde davası,işekncelere maruz kalıyordu dövülüyordu o yine kelime-i şahdet getiriyordu vazgeçmiyordu...Dava admının anası olmak kolaymıydı yüreği yanıyordu evladı işkenceler altındaydı ama o yine hayır ya ammar vageçme davandan vazgeçme diyordu evlat acısını davasına tercih ediyordu nede olsa Davam diyordu elbette kolay olmayacak....Diri diri ikiye bölünürken bile ya ammar davandan vazgeçme diye haykırıyordu...

    Öyle ya herkesin nefsi nefsi dediği mahşer gününde "ümmeti ümmeti"diyen ve bunu dava edinen peygambere binlerce canlar feda olsun ümmetini davası edinen bir peygamberin ümmeti.

    Bir anası vardı

    Birde davası

    Daha ne olsun ki...

    O dava ki nice sümeyye yürekli anaların gözlü yaşlı evlatların yollarını gözleten dava vucudlarda zehirlerin taşlaştığı dava o dava ki ibrahimi yakmayan ateş,yunusa mihmandarlık eden balık karnı ve yine davam demekten vazgeçmediler...

    O davaki bin eziyetler edilmiş olsada hiç kimseyi ayırmadan ümmeti ümmeti dedirten dava.O dava ki zindanlarda türlü işkencelere maruz kalınırken ben hakkımı helal ediyorum dedirten bir dava..

    Rahmetli Bekir berk abimizi anlatan bu yazıyı okurken bunlar düşünceme geldi.Dava adamı öncesinde ADAM ölüm yatağındaydı ziyaret ettiğimizde yatağından kalkıp hürmetle ayağa kalkmıştı aman abi zahmet etmeyin demiştik bekir abi "siz belki binlerce adım atıp buraya zahmet ettiniz ben ayağa kalkmışım çok mu"

    Hlabuki o ne adımlar atmıştı bu dava uğruna buğün burda yazılanlarda yüzlerce kişiyi bir araya getiren o dava da onun emeği vardı biz bin adım atmışız çokmu o dava ADAMIYDI ve hiçde davacı değildi....Mekanın cennet olsun

  10. #10
    Ehil Üye seyyah_salih - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    Şan(S)lıUrfa'DaN
    Yaş
    50
    Mesajlar
    15.435

    Standart

    Ammar bin yasirin da bir anası vardı birde davası,işekncelere maruz kalıyordu dövülüyordu o yine kelime-i şahdet getiriyordu vazgeçmiyordu...Dava admının anası olmak kolaymıydı yüreği yanıyordu evladı işkenceler altındaydı ama o yine hayır ya ammar vageçme davandan vazgeçme diyordu evlat acısını davasına tercih ediyordu nede olsa Davam diyordu elbette kolay olmayacak....Diri diri ikiye bölünürken bile ya ammar davandan vazgeçme diye haykırıyordu...
    O dava ki nice sümeyye yürekli anaların gözlü yaşlı evlatların yollarını gözleten dava vucudlarda zehirlerin taşlaştığı dava o dava ki ibrahimi yakmayan ateş,yunusa mihmandarlık eden balık karnı ve yine davam demekten vazgeçmediler...
    Bize ammarlarr..
    Ahaddir diyen bilaller..
    tüm varlığını bırakıp giden musablar..
    Gözünü kırpmadan şehid düşen sümeyyeler lazım..
    Marifet ufku....

    Muhabbet denizinde çalan bir melodi gibidir

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. "Acaba âdi bir adam, binler adam kadar günah işleyebilir mi ?
    By _vatan_ in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 30.05.14, 08:46
  2. Dava Adamı/Adam Gibi Adam Olmak
    By yozgati in forum Risale-i Nur Talebeliği
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 02.09.13, 19:21
  3. Kaç Adam Gibi Adam Kaldı ki?
    By BiRDüNYaUMuT in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 30.04.13, 21:06
  4. Cennet'i Taşıyan Adam
    By __tİryakİ in forum Kıssadan Hisseler, İbretli Öyküler
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 04.10.08, 19:19
  5. Kamil İnsan Yada Adam Gibi Adam
    By lasiyyema in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 17.08.07, 23:15

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0