+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 3 ve 3

Konu: Ceylan Ağabey'in Yazdiği Kaside

  1. #1
    Ehil Üye ŞİMŞEK MUSTAFA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Bulunduğu yer
    AYDIN
    Mesajlar
    1.598

    Standart Ceylan Ağabey'in Yazdiği Kaside

    NURCULARIN KASİDESİ***

    Annem beni yetiştirdi, bu hizmete yolladı.
    Teslim etti Risâleyi, Allah'a ısmarladı.
    Boş oturma çalış dedi, hizmet eyle vatana,
    Sütüm sana helâl etmem, çalışmassan Kur'ana.
    ***
    Yazdığımız Risâledir, okuyoruz Kur'an'ı,
    Biz nurların yardımıyla hıfzederiz îmanı.
    Medrese-i Nûriyedir Sav ve Barla, Eflani;
    Şakirtlere müzahirdir Abdülkâdir Geylanî.
    ***
    Mübarekler heyetiyle nur ve gül fabrikası,
    Kalemleri kılınç gibi, zamanın hârikası.
    Hapishane dedikleri oldu birer medrese,
    Genç, ihtiyar, kadın, erkek, koşuyorlar bu derse.
    ***
    Tamam otuz beş senedir küfürle etti cihad,
    Tarih-i İslâmda pek ender görünür bu sebat.
    Ey nurcular! Ey nurcular! Ey mübarek kardeşler!
    Her an sizden razı olsun Allah ile peygamber.

  2. #2
    DELİZEYBEK
    Guest DELİZEYBEK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    CEYLAN ÇALIŞKAN
    Abdülkadir Ceylân Çalışkan l929 yılında Emirdağ'da dünyaya gelmişti.
    Babası Mehmed Çalışkan, annesi ise Ayşe Çalışkan'dı.Yıllarca Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin hizmetinde bulundu.1963 yılında acı bir trafik kazası ile vefat etti.
    Küçük yaşta annesini kaybeden Ceylân Çalışkan annesiz, öksüz olarak büyüyordu.

    l944'ün yaz sonlarında Emirdağ'a gelen Üstada bütün Çalışkan ailesi yardıma ve hizmete koşmuştu.
    Mehmed Çalışkan, oğlu Ceylân'la birlikte Üstada nasıl gittiğini şöyle anlatmaktadır:
    "Bir gün Ceylân'la beraber Üstadı ziyarete gitmiştim. Üstad:
    "Oğlun mu?'
    "Evet.'
    "Fırsat düşmüşken çocuğun mektep işini danışayım dedim:
    "Efendim, çocuk çalışkan ve zeki, onu yüksek mekteplere vermek istiyorum, ne buyurursunuz?"
    "İyi! Zeki ve çalışkan olduğu için evvelâ benden iman dersi alsın, sonra yüksek mektebe devam etsin' diye buyurdu.
    "Böyle bir cevap beklememekle beraber, hemen razı oldum. Zaten Üstadın her emrini yerine getirmeye çalışırdık. Ev işlerimizi olduğu gibi, hususî meselelerimizi dahi hep kendisine danışırdık.
    "Ceylân'a verdiği ilk ders: Sıdk!
    "Buyurdu ki:
    "Daima doğru olacaksın. Hiç yalan söylemeyeceksin. Sana bir milyon lira verirler, sen bana ihanet edebilirsin, fakat ismin ebediyyen kötü anılır.'

    "Ceylân'ın askerlik çağı geldiğinde, Üstad onun biraz geç asker olmasını istemişti. Müracaatlarımızı yapamadık ve Ceylân asker oldu.
    "Üstadına 'Allaha ısmarladık' diye veda ederken, hakikaten maddi-manevî hastalıklarımızın derin ilmiyle ve derya gibi olan şefkatiyle tedavi eden Nur'ların Müellifi yavruma şu nasihatı vermişti:
    'Sen Risale-i Nur'un esaslarını hareketlerinle yaşa!"
    "Sonra bir not verdi. Bu notlarda, 'Benim şarktaki dostlarıma ve talebelerime selâm olsun!' diye yazmıştı.
    "Ceylân Urfa'ya gidince bunu bir Nakşî şeyhine verince, şeyh kağıdı cebine koymuş. 'Bunu benim için yazmış' demiş.
    "Aradan epeyce zaman geçti. Ceylân, usta asker oldu. izin sırası gelince iznini almış, fakat zekâ ve çalışkanlığından dolayı, mükâfat izniyle beraber iki ay! Durumu bana bildirdi, 'Baba, ne yapayım?' diye soruyordu. Tabiî, biz de Üstada sorduk.
    "Tamam tamam kardaşım, Ceylân Urfa medresesinde kalsın' diyerek cevap vermişti.
    "Biz biraz üzüldük. Aylar sonra çocuğu görecektik, o da olmadı. Tabiî emir Üstadımızındı. Ceylân Urfa medresesinde kalmıştı.
    "Bir ara o medreseye polisler gelip Ceylân'ın ifadesini almışlarsa da neticede birşey çıkmadı.
    "Nihayet askerliğini bitirdi ve geldi. Bir gece evde kaldıktan sonra ertesi gün, Üstad.
    "Bak kardaşım, senin çok evlâdın var; bunu da bana ver' dedi.
    "Üstadım, biz Ceylân'ı daha evvel size vermiştik' dedim.
    "Böylece, Ceylân yatağını evden toplayıp, Üstadın yanına gitti."

    "Ceylân'ı dünyaya vermeyeceğim
    Üstad, Ceylân'dan çok memnundu. "Ceylân kabiliyetli bir genç. Dünya işini de yapar, ahiret işini de. Fakat onu dünyaya vermeyeceğim" derdi.
    Bir gün "Ceylân, senin hayatın uhrevîdir. Eğer dünyevî olsa pek azdır!" diyen Üstad, babası Mehmed Çalışkan'a ise, "Bu oğlunun iyiliği, babanın sana ettiği dualarının neticesidir" demişti.

    "Ben oklava yedim"
    üstad bir yanlışlıktan dolayı hiddet edip, küçük kulunç değneği ile vurduktan sonra, "Size baklava alacağım yemeniz için" deyince, "Ben oklava yedim Üstadım" diye, yine üstadı tebessüm ettirmiş.

    Üstadın Ceylân'a ikazları
    Ceylân Çalışkan küçük yaşta Üstadın hizmetine girdiği zaman bilemediği bazı noktalarda Üstad yazdığı pusulalarla kendisini ikaz ediyordu:
    "Ceylan! Zaman naziktir. Nur'ların faaliyeti vaktin çok dikkat lâzımdır.
    "Nur'un ve bizim Nurcuların selâmeti ve münafıkların şerrinden kurtulması için sen bu üç maddeyi bil:
    "Birincisi: iktisada tam riayet etmek lâzımdır. Tâ validen ve baban senden gücenip hizmet-i Nuriyeye zarar gelmesin. Dükkâncılık eden mertlik etmez. On paraya dikkat eder. Mal senin değil. İkram etsen caiz değil.
    "İkincisi: Şimdilik nazar-ı dikkati kendine celb etme ve gösteriş yapmaya çalışma. Tâ senin elindeki Nur emanetlerine zarar gelmesin. Hevesatını, faidesiz eğlencelerini bırak. Hizmet-i Nuriyenin sana verdiği zevkler yeter.
    Üçüncüsü: Bize gelmek için buraya gelenlerden herkese açılma. Lüzumsuz onlara esrarımızı bildirme. Çünkü içlerinden ya safdil veya kurnaz veya aptal bulunabilir, ifşa eder, habbeyi kubbe yapar. Ondan da münafıklar ve casuslar istifade eder. Hususan bu kasabada daha çok dikkat ve ihtiyat lâzımdır."

    "Ceylan! Dün posta için sabahtan akşama kadar seni bekledim, görünmedin. Kalben dedim, 'Eğer Risale-i Nur'un hizmetiyle ve okunmasıyla meşgul olmuş ise aff edilir. Yoksa onun hayatı Risale-i Nur'a aittir. Hevesatına sarf etse şiddetli tokat yiyecek. Acaba o mânâsız gezmeyi bu soğukta sen mi yaptın? Yoksa başkası mı hatıra getirdi? Hem yanınızda daha kim vardı? Risale-i Nur hesabına merak ediyorum. Dikkat et, çocukluk yapma, tokat yiyenler pek çok.
    "Ceylân! Sen bahtiyardın ki, bu acib zamanda Risale-i Nur'un ehemmiyetli bir hizmeti ve onun manevî hazinesinin bir anahtarını aldın. Benim de anahtarımı aldın. Ve küçük bir Abdurrahman ve küçücük bir Husrev namını aldın. Bu kudsî ve ehemmiyetli vazifeye lâyık olacağını gayet kuvvetli bir sadakat ve metanet ve ihtiyat ile isbat edersin. Gerçi çocuksun, fakat sende kuvvetli bir sadakat hissettiğimizden küçülmüş kuvvetli bir ihtiyar nazarıyla bakıyoruz.
    "Sen de dikkat et! Çocukluk hevesatına aldanma, kapılma! On adamın şimdiki benim hizmetimde vazifeleri mecburiyetle sana yüklenmiş. Az bir yanlışın büyük bir zarar verir. Bunu kat'iyyen bil ki, senin hizmet ettiğin hakikatın sana vereceği hem dünyada, hem âhirette menfaate mukabil dünyada hiçbir şey gelemez. Tâ ki, bir elmas hazinesini şişe gibi çabucak kırılacak fâni dünya lezzetleriyle kaçırma. Çocukluk kulağıyla cin, ins şeytanlarının vesveselerine kapılma."
    İslâm fedaisi Ceylân Çalışkan acı bir trafik kazasından sonra ebediyete intikal edince, 3l Ağustos l963 tarihinde Emirdağ'da Osman Aydın "Şehit kardeşimiz Ceylân Çalışkan'ın ruhuna ithaf" ettiği "Çok selâm söyle" başlıklı manzumesinde hislerini şu mısralarla ifade ediyordu:
    "Acı haberlerin kalbimi yaktı.
    Kardeşim, üstada çok selâm söyle
    Nurculara derin acı bıraktı
    Kardeşim, Üstada çok selâm söyle
    Yüreğim yanıyor, gözlerimde yaş,
    Nur'un hizmetinde her zaman bir baş
    Kederli günlerde vefalı kardaş,
    Kardeşim, üstada çok selâm söyle.
    Üstad daim sana şefkatle baktı,
    Firakın kalbimi nasıl da yaktı
    Büyük Ceylân diye ismini taktı
    Kardeşim, Üstada çok selâm söyle.
    Yürür Nur kervanı her an ileri,
    Hizmet-i Kur'ân'da kalır mı geri,
    Bir gül bahçesi mi yattığın yeri
    Orada Üstada çok selâm söyle..
    .................................................. ...

    Ceylân ağabey Ağustos l963'te Bakırköy istikametinde meydana gelen trafik kazasında, bindiği minibüste vefat ettiğinde nüfus cüzdanının arasından şu vesika çıkmıştı:
    "Ceylân benim vekilimdir.
    Nur'a ait işleri benim hesabıma yapar." Said Nursî

  3. #3
    Ehil Üye ŞİMŞEK MUSTAFA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Bulunduğu yer
    AYDIN
    Mesajlar
    1.598

    Standart

    Ceylan Çalışkan ve Çalışkan Hanedanı
    GÜNÜN YAZILARI
    Terörün bitmesi için şeffaflık MEHMET KAMIŞ Bayrak olarak Cumhuriyet MUSTAFA ÜNAL 'Rus Ergenekoncu'nun ilginç U dönüşü! ABDÜLHAMİT BİLİCİ Frankfurt Kitap Fuarı izlenimleri (2) HİLMİ YAVUZ AB olmadı Akdeniz verelim... FİKRİ TÜRKEL Döviz, elinizi yakmasın! SAMİ USLU Yanlış okuma! ALİ BULAÇ Kaymaklı ekmek kadayıfı A. TURAN ALKAN Üzgünüm, ağzım kulaklarımda... NİHAL B. KARACA Ligi Anadolu ateşi ısıtıyor! ZEKİ ÇOL En büyük pişmanlığımız gafletimizden mi olacak? AHMED ŞAHİN İhsan Atasoy "Bediüzzaman'ın Dersinde Yetişen Bir Kahraman; Ceylan Çalışkan ve Çalışkan Hanedanı" isimli kitabında, iman ve Kur'an hizmetine ve onun başında bulunan Bediüzzaman Hazretleri'ne Emirdağ'da sahip çıkan bu fedakâr hânedanı ve içlerinden çıkan ateşin zekâ, hazır cevap ve mert fıtrat Ceylan Çalışkan'ı anlatıyor.
    Allah râzı olsun, Necmeddin Şâhiner, "Son Şâhitler Bediüzzaman Said Nursi'yi Anlatıyor" isimli kitaplarında gerçekten ufuklarımızı açacak bilgileri bize takdim etmiştir. İhsan Atasoy ve Ahmet Özer gibi arkadaşlarımız da meseleleri daha da sistemleştirip derinleştirerek bizlerin istifadesine sunma gayreti göstermektedirler.
    Bediüzzaman Hazretleri, Emirdağ'a geldiği günlerde bir şeyini kaybetmiş gibi, yanına gelenlere "Bana Ceylan'ı bulun" der. Abdülkadir Geylânî Hazretleri'nin o civarda bir makamı bulunduğu için Ceylan (Geylânî) ismi çok yaygındır. Onun için getirilen "Ceylan"lar için "Benim aradığım bu değil." der. Belli ki, manevî âlemde işaret edileni aramaktadır. Sonunda asıl adı Abdülkadir olan bir çocuk huzuruna getirilir. Onu görür görmez "Tamam benim aradığım Ceylan işte budur." der. Ondan sonra Abdülkadir ismi unutulur, hep Ceylan olarak anılmaya başlar. Üstad Hazretleri ona "Ceylan! Senin hayatın Nurlara aittir. Seni dünyaya vermeyeceğim. Eğer sen dünyaya dönersen, senin hayatın pek kısa olacaktır!" der. Nitekim bir gün Üstad'la Isparta'dan Barla'ya giderken bir şantiyeye uğrarlar. Ceylan bir ara gözden kaybolur. Hemen greyderlerden birinin üstüne çıkar, sürücüsünü de ikna ederek koca aracı kullanmaya başlar! Bu manzarayı gören Üstad: "Fesübhânallah! Ceylan, seni dünyaya vermeyeceğim!" der.
    Üstad'ın vefatından sonra Ceylan Çalışkan, himmetini ticari alana kaydırır ve İstanbul'a gelir, "Bu zamanda i'lâ'yı-kelimetullah maddeten terakkiye bağlıdır." sözüne uyarak, bol kazanıp, hizmeti ve hizmet ehlini muhtaç durumdan kurtarmak emelindedir. Bu maksatla iş hayatına atılır. Hatta bazı yakınlarını organize edip, imkanlarını seferber eder. İstanbul'da, minibüsçüleri ilk defa teşkilatlandıran odur. Kısa zamanda büyük gelişme sağlar. Aldığı hatlı bir minibüsün borcunu öderken, ikincisini satın alarak çalıştırmaya başlar. Âdetâ Ceylan Çalışkan'ın her tuttuğu altın olmakta, işleri hızla ilerlemektedir... Bu arada evlenir, dünyaevine girer. Fakat altı ay gibi kısa bir zaman sonra, doğacak biricik kızını dahi göremeden dünyaya vedâ eder! Böylece, geleceği hakkında Üstad'ın "Ceylan senin hayatın uhrevîdir, dünyevî olsa pek kısadır!" sözünü doğrulamış olur. Dünyanın kendisine gülmeye başladığı bir anda, tam cennet yaşı olan "otuz üç"ünde bu âlemden ayrılır...
    Trafik kazasında vefatından sonra İstanbul Bakırköy Hastanesi'nde, mübarek naaşını gören Ziya Arun, üzerine kapanıp "Üstad seni dünyaya vermeyeceğim demişti!" diyerek hüngür hüngür ağlar... Ceylan Çalışkan'ın cebinden, o güne kadar kimsenin bilmediği ve görmediği Üstad Hazretleri'nin bizzat el yazısı ile yazılmış bir yazı çıkar: "Ceylan, benim vekilimdir. Nur'a ait işleri benim hesabıma yapar. Said Nursi." Bu hayat hikayesi, gerçekten, kendisini iman ve Kur'an hizmetine adayanlar için ibret doludur. Çünkü onlar bütün himmet ve gayretleriyle Allah rızasına kilitlenip devamlı gaye-i hayalleri istikametinde yürümek zorundadırlar. Aynen Üstad Hazretleri'nin dediği gibi, "Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. İçinde evladım yanıyor, îmanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmaya koşuyorum." diyerek, siyasî, ticarî, hatta dünyevî ve uhrevî bütün isteklerden sıyrılarak hedefe doğru gitmeleri gerekir...

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 20.11.13, 20:54
  2. Kaside-i İstanbul
    By Şahide in forum Şiirler
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 06.09.08, 16:09
  3. Kaside
    By akıncı in forum Şiirler
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 15.07.08, 00:12
  4. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 06.04.08, 14:30

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0