+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 4 ve 4

Konu: Bediüzzaman'ın Talebelerinden Mehdi Halıcı

  1. #1
    Ehil Üye Şahide - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    9.198

    Standart Bediüzzaman'ın Talebelerinden Mehdi Halıcı


    ''Said Nursî'nin fikirleri çok orijinal''




    MERHUM MEHD? HALICI, VEFAT ETMEDEN ÖNCE KEND?S?YLE YAPILAN RÖPORTAJDA, SA?D NURSÎ ALEYH?NDE B?L?RK?Ş? RAPORLARI VERD?Ğ? B?L?NEN TARIK ZAFER TUNAYA'NIN, PAR?S'TEYKEN KEND?S?NE ''SA?D NURSî'N?N ÇOK OR?J?NAL F?K?RLER? VAR'' ?T?RAFINDA BULUNDUĞUNU NAKLETM?ŞT?.

    Üstad?m?z?n has talebelerinden, saff-? evvelin fedakâr kahramanlar?ndan Konya'da mukîm, eşraftan, Hal?c? Sabri Ağabeyin oğlu Mehdi Hal?c? Ağabey de, bir bahar günü mübarekler kafilesine kat?larak Hakka yürüdü. Allah gani gani rahmet eylesin. Taksirât?n? affetsin.

    Kendisini dört sene önce ?zmir'deki dostlar?m?zdan Erol ?nce ve Hüseyin Tuna kardeşimizle ziyaret etmiş ve hat?ralar?n? alm?şt?k.

    Ziyaretimiz s?ras?ndaki samimî itiraflar?ndan anlad?ğ?m?za göre, y?llar y?l? Nur câmias?ndan ayr? kalan bu insan, eski hizmet hat?ralar?yla dopdolu ve yap?lan hizmetlerden büyük haz al?yordu.

    'Türkiye Yazarlar Ansiklopedisi'nde Üstad?n isminin olmad?ğ?n? görünce, bir mücadele verip o ansiklopediye Üstad?n ismini ve k?sa da olsa hayat?n? koyduran bir insand?.
    Nur Üstad?n sağl?ğ?nda, maddî ve mânevî bütün varl?ğ?n? Üstad?na amade eden bir baban?n evlâd? olan ve Risâle-i Nur Külliyat?n? Norveç diline tercüme etmek için gayret gösteren bir şahsiyetti.

    Birçok değerli insan ve değerli belgeler elimizin alt?ndan kay?p çoğu meçhûle gidiyor. ?nşallah daha fazlas?n? kaybetmeden sahip ç?kmay? milletçe ve camiâca öğrenme bahtiyarl?ğ?na ereriz.

    Bu münasebetle rahmetli ile yapt?ğ?m?z röportaj ve hat?ralarla sizleri başa baş b?rak?yorum.
    Ruhu şâd, makam? Cennet olsun. Geride kalan dost ve akrabalar?na Cenâb-? Hak sab?rlar versin.


    *Biraz kendinizden bahseder misiniz?

    1927 doğumluyum. Konya'da doğup büyüdüm. 1942 y?llar?nda Risâlelerle ailece tan?şt?k. Babam, Risâlelerde geçen Hal?c? Sabri'dir. Konya'da mesleğimiz hal?c?l?k idi. Babam, ticaret için Isparta'ya gidip gelirken Üstad'la tan?şm?ş. O s?ralarda Üstad orada sürgünmüş.

    ''Hoca efendiyle'' ailece tan?şmam?z babam vas?tas?yla böyle olmuş. O zaman biz ''Üstad'' demezdik. ''Hoca'' derdik. Sonradan ''Üstad'' demeye başlad?k.

    Babam?n ilk olarak Üstad'la tan?şmas? da, Hüsrev Efendi vas?tas?yla olmuş. Malûm; o zamanlar bu eserler elle yaz?larak çoğalt?l?yordu. Matbaalarda çoğalt?lmas? mümkün değildi ve Osmanl?ca olduğu için de yasakt?.

    Hüsrev Efendi vard?. Bir gönül adam?. Kendisini, Üstada ve bu dâvâya vermiş. Çok güzel yaz?s?yla Risâleleri çoğalt?yor. Babam o kanalla Risâleleri Konya'ya getiriyordu.

    Konya'da ilk önce, bizim evde Risâle okumalar? başlad?. Babam, risâleleri bize de okuyordu. O zaman Osmanl?ca yaz?l?yordu. Hüsrev Efendinin yazd?klar?n?n kenarlar?nda Üstad?n tashih notlar? vard?. Yanl?şlar ve eksikler, Üstad taraf?ndan tashih ediliyordu. Üstad?n bu tashih yaz?lar? büyük büyüktü. Aç?kça belli oluyordu.

    Daha sonra Selahaddin Çelebi teksirle çoğaltt?. Çok zorluklar vard?. Konya'da bu eserler okununca bir canl?l?k geldi gençler aras?nda. O zamandan akl?mda kalan ve Risâlelerle ilgilenen önemli isimlerden Ziya Arun'la kardeş gibiydik. Hayrullah Lim vard?. O s?ralarda toplam otuz kişi kadar olmuştuk. Lisede okuyorduk. Daha yeni yeni bu eserleri okuyup zevk almaya çal?ş?yorduk. ?yi bir grubumuz oluşmuştu.

    Daha sonra ben ?stanbul'a okumaya gittim. ?stanbul'da da mümkün olduğu kadar oradaki üniversite talebeleriyle hizmet etmeye gayret ettik.

    Okul dönüşü tatil zamanlar?nda da Konya�n?n çok güzel seyrangâh? olan Meram Semtinde bu genç arkadaşlar? toplay?p ormanl?k yerlerde abdest al?p namaz k?l?p risâle okuyorduk. Bizi gören halk da ''Bu gençler kim?'' diyerek gelip bize kat?l?yorlard?. Gençlerin namaz k?l?p, dinî eserler okumas? çok farkl? bir hareketti. Halk?n çok hoşuna gidiyordu. Çünkü hiç görülmemiş, farkl? bir hareketti bu.

    O s?ralarda benim çok önemsediğim, Konya'da Ziver (Zübeyir) Gündüzalp'le de irtibat?m?z vard?.


    *Zübeyir Gündüzalp'le ne zaman tan?şt?n?z?


    Ziverle lise y?llar?ndayken tan?şt?k. O postahanede çal?ş?yordu. Risâlelerden filan haberi yoktu. Bat? edebiyat?na ait kitaplar? okuyordu. ?lk olarak Risâle-i Nurlar? ona ben verdim. Tam hat?rlayam?yorum, ama galiba Gençlik Rehberi'ni vermiştim. Kitab? verince Ziver çok çal?şt?. Acayip gayret gösterdi.

    Ziver'e ''Hadi seni Üstada götüreyim'' demiştim. Beraber gittik. Ona kitab? verdikten bir sene sonrayd? Üstad'? ziyaretimiz.

    Üstad, o zaman Emirdağ'da bulunuyordu. Ben de ilk olarak Üstad'a gidecektim. Beraberce gittik. Kap?da bekçi vard?. Üstad?n evine vard?ğ?m?zda tam ikindi namaz? vaktiydi. Üstad odada tek baş?nayd?. Odas? gayet sade ve basitti. Hiçbir konfor yoktu.

    Üstad, bize ''Niye bana geldiniz?'' dedi. Biz de: ''Sizin elinizi öpmeye, ziyaret etmeye geldik'' deyince Üstad: ''Niye bana geldiniz? Risâleleri okusayd?n?z daha iyi olurdu! Zaman kaybetmişsiniz buraya gelene kadar'' dedi
    .
    Sonra da: ''Abdestiniz yoksa abdest al?n, namaz k?lacağ?z'' dedi. Biz zaten abdestliydik...

    Namaz?, Üstad?n imaml?ğ?nda k?ld?k. Bize Mevlânâ Halid'in cübbesini bizzat kendisi tutarak giydirmek istedi, fakat biz müsaade etmedik ve kendimiz giydik.

    Zübeyir Ağabey, namazda devaml? h?çk?rarak ağlam?şt?. Kendini tutamam?şt?. Üstad da ona: ''Keçeli, keçeli niye ağlad?n, bana namaz? bozduracakt?n?'' demişti.

    Ziver, Üstada: ''Ben sizin hizmetkâr?n?z olay?m'' dedi. Çok ?srar etmesine rağmen, Üstad kabul etmedi, bir mazeret buldu. Biz geri dönüşte birbirimize Üstad?n bize olan iltifatlar?ndan bahsederek Konya'ya geldik. Ama bu ziyaretten çok büyük bir haz ald?k.


    *Afyon Mahkemesinde siz de bulundunuz mu?


    1948 y?l?nda babam tutuklanarak, Üstad ve talebeleriyle Afyon hapsine konmuştu. Ben de o zaman ?stanbul Hukuk Fakültesinde talebeydim. Bunu duyunca, babam?; ''Sen medrese-yi nuriyeye girdin, sana orada büyük dereceler vard?r. Sab?rl? ol. Kendini üzme!'' şeklinde tebrik ettim ve Afyon Hapishanesine bir mektup gönderdim.

    O zaman Afyon savc?s? olan Abdullah ad?ndaki savc? da, bu mektubu görünce, ''mevcut olan bir suçu teşvik ve iştirak'' maddesine tutturarak g?yab?m?zda tutuklama karar? ç?kard?. Böyle bir suç yok ama maksat bizi ?stanbul'da yapt?ğ?m?z Nurculuk faaliyetlerinden al?koymak.

    O y?llarda ?stanbul'da s?k?yönetim vard?. Ben talebe yurdunda kal?yordum. Yurt, Aksaray'da Langa Kilisesinin yan?ndayd?. Onun yan?nda da bir cami vard?. Ben her yats? namaz?ndan sonra, oradaki bütün Nur talebelerini topluyordum. Camide ders yap?yorduk. S?k?yönetim olduğu için, caminin hocas? da ders bitinceye kadar bizim için minareden gözcülük ve bekçilik yapard?.

    O s?rada askerî t?pta okuyan talebelerle de irtibat kurmuştum. Oradan gelenlerle birlikte 20-25 kişi kadar genç, risâle okumak için toplan?yorduk. Çok aşkl? şevkli günlerimiz oluyordu. ?şte bizim bu faaliyetlerimiz emniyet taraf?ndan bilindiği için gizlice takip ediliyorduk.

    Bunun neticesinde, Savc? Abdullah Bey, iddiânâmeyle bizim için de tutuklama emri ç?karm?ş. Benim de o s?rada Ceza Usûlü Hukuku Kanunundan imtihan?m vard?. Süleymaniye Camii ile Üniversite aras?nda bir kütüphanede dersime çal?ş?yordum. ?ki tane tan?mad?ğ?m iri yap?l? adam geldi. ''Biz sana babandan selâm getirdik'' diye beni al?p tutuklayarak, Sultanahmet Cezaevi'ne götürdüler.

    Bu arada, bizim camiye gelenlerden Mustafa Ramazanoğlu'nu da yakalam?şlar. Karş?laş?nca; ''Seni neden yakalad?lar?'' dedim. O da, ''Senin mektubun yüzünden!'' dedi.

    Naim Müslümtürk de arkadaş?m?zd?. Mustafa Ramazanoğlu, Fatih Talebe yurdunda kal?yordu. Orada 7-8 talebe Nurcuydu. ?kimizi tutuklay?p ceza evine koydular.

    Ben de hapishane müdürüne; ''Bizi çabuk nereye gideceksek gönderin, bizim imtihanlar?m?z var'' dedim.

    Müdür, ''Ankara'dan tahsisât gelecek. O da ancak üç ay sonra gelir. Ama paran?z varsa hemen sizi Afyonlu iki jandarmayla gönderirim'' dedi. Ben de; ''Var'' dedim. Paray? verdim. Bizim baş?m?zda ''bit'' falan var diye saçlar?m?z? kestiler. Israrlar?m?za rağmen bir iğne de vurdular.

    O zaman haftada üç defa Afyon'a tren vard?. Ve Afyon çok soğuktu. Ben paray? verdim. ?ki tane de asker verdiler. Tramvayla Haydarpaşa'ya geldik. Bakt?k, iki jandarma bizi bekliyor. Hemen o s?rada, gördüğüm rüya akl?ma geldi.

    Rüyamda, o iki jandarma bize silâhlar?n? vermişler ve uyumuşlard?. Biz de onlara herhangi bir hainlik etmemiş ve Afyon'a gelmiştik. Orada hapishaneye varm?şt?k. Ve Üstad bizi karş?lam?şt?. Hastanenin üst kat?ndaki pencerenin üstünde bir Osmanl? tuğras? vard?. Üstad bizi o pencereden eliyle selâmlam?şt?. Daha sonra da bize ''Hoş geldin'' demişti.

    Bu rüyan?n ayn?s?n?, saat saat, gün gün yaşad?k. Bunu psikologlar yorumlas?n. Bunu da Üstad?n kesin bir kerâmeti olarak bizzat yaşad?m. Ben daha önce Afyon�a filan gitmiş değildim. Üstad bizi daha önceden haberi varm?ş gibi karş?lam?şt?. Aynen rüyamda gördüğümü, canl? olarak yaşad?m.

    Biz orada k?rk yedi gün tutuklu kald?k. Sonra bizi, talebe olmam?z sebebiyle serbest b?rakt?lar. Ama ben hukuk talebesi olduğum için Üstad benden bir müdafaa istedi. Ben de 7-8 sayfal?k bir müdafaa haz?rlad?m. Bu müdafaada ''TCCK'nun falanca maddesine göre filan'' diye, ''bizim işlediğimiz suçlar bunlara girmez'' şeklinde bir avukat?n yapacağ? gibi bir müdafaa haz?rlad?m. Üstada gönderdim. Üstaddan bu konuda bana olumlu olumsuz hiçbir şey gelmedi. Daha sonraki mahkeme safhas?nda talebeleriyle muhakeme olan Üstad?n kendi yapt?ğ? müdafaay? biliyorsunuz. ''Saçlar?m adedince başlar?m olsa, her gün biri kesilse, hakka eğilen bu baş z?nd?kaya teslim olmayacakt?r'' şeklinde cereyan etmişti.

    Meğer Üstad benden öyle bir müdafaa bekliyormuş. Biz gençlik, heyecan ve risâle bilgisinden yoksun olduğumuz için bunu kavrayamam?ş?z.

    O zamanlar sorgu hâkimliği vard?. O hakimlerin de ayr? bir özelliği vard?. ?nsanlar? re'sen tutuklayabiliyorlard?. O an, oradaki sorgu hâkimi de karş?s?na gelen çoğu zanl?y? tutuklayarak, jandarmayla kendisi hapishaneye götüren ve bundan da zevk alan birisiydi. Bunu bütün mahkûmlar biliyordu. Nitekim benim g?yabî tutuklamam?, vicahîye o çevirmişti. Her tutuklanan? jandarmayla gönderirdi.

    Cezaeviyle mahkeme yak?nd?. ?şte bu adam eziyet olsun diye Zübeyir Ağabeyi tutuklamam?ş. Zübeyir Ağabey de defalarca gidip ''Beni de tutukla, arkadaşlar?m gibi ayn? suçu işledim'' dediği halde onu tutuklam?yor. O, çok istediği için hâkim onun aksini yaparak ona mânevî ceza veriyor. Bir de ''Zaten bunlar nas?l olsa tutuklanacaklar. Mahkeme karar verince tutuklans?nlar'' diye ona mânevî ve kas?tl? bir işkence yap?yor. Sokakta kals?n ve eziyet çeksin diye.

    Fakat hadiselerin bu safhalar?yla ilgili bir de çok çarp?c? bir olaya şahit olduk. Bizi tutuklayan sonra da serbest b?rakan Savc? Abdullah beyle ilgili çok enteresan bir hat?ram var. Bu adam bizim sal?verilmemiz hakk?nda da müsbet mânâda tesiri olduğu kanaatindeyim. Aradan ne kadar zaman geçti bilemiyorum. Biz ?stanbul'da okumaya devam ederken, bir gün, bir genç, bir mektupla bize geldi. Kendini takdim etti.

    Meğer Afyon Savc?s? Abdullah beyin oğluymuş. Mektupta: ''Bu benim evlâd?md?r. Bununla ilgilenin, bu gence sahip ç?k?n. Yard?mc? olun!'' diyordu. Ben de; ''Senin baban bize düşmand?, çok k?z?yordu. Neden seni bize gönderdi?'' deyince, genç: ''Babam sizin ahlâk?n?zdan çok etkilenmiş. ?stanbul gibi bir yerde, beni ancak sizin gibi temiz ve ahlâkl? gençlerin muhafaza edebileceğine güvenerek beni size gönderdi.Onlarla beraber ol. Onlardan ayr?lma'' dedi demişti. O savc?, bir nev'î insafa gelmiş. Bu bize çok tesir etti.

    Afyon Mahkemesi celsesinde benim olmad?ğ?m bir zamanda Üstad?n bu savc?ya anlaml? bir hareketini de babamdan duymuştum. Ama detay?n? şimdi bilemiyorum.



    *Daha sonraki hayat?n?zda, hizmette hiç korkunuz oldu mu?

    Yok. Hiç çekinmeden dâvâya devam ettik. Korkma, çekilme olmad?. O s?k? ve diktatörlük devirleri geride kald?.
    Sonralar?, 1953 senesinde Osmanl? Muhasebesi hakk?nda doktora yapmak için Fransa'ya gittim. Orada Shorbon Üniversitesinde alt? sene de doktoram? bitirdim.

    Paris'te bulunduğum s?rada meşhur ilim adam? profesörlerden Tar?k Zafer Tunaya Hocayla üç ay kadar çok s?k? arkadaşl?ğ?m?z oldu. Onunla bir hat?ram var.

    Tar?k Hoca, o s?rada, Paris'te ''Osmanl? ?mparatorluğunda Siyasî Hareketler'' konusunda araşt?rmalar yap?yordu. Ben de kendisine yard?mc? oldum. Samimî sohbetlerimiz oldu. Bir gün kendisine çay içerken bir soru sordum:

    ''Hocam, siz de Bediüzzaman ve kitaplar? hakk?nda aleyhte raporlar vermişsiniz, bu hukuk aç?s?ndan doğru mu?''
    Aleyhte verdiği raporlar? doğrulad?. Fakat ''Bediüzzaman'?n çok orijinal fikirleri var. Çok güzel misâller veriyor'' diyerek ona resmen ve zorakî haks?zl?k edildiğini de kabul etti.

    Ben Fransa'dan sonra 1974'te Norveç'e gittim. On dört sene kald?m. Kooperatifçilik üzerine akademik çal?şmalar yapt?m. Orada evlendim ve iki çocuğum oldu.

    Norveç'e bütün Risâle-i Nur Külliyat?n? götürdüm. Tercümeye başlad?m. Böyle çal?şmalar?m var.



    *Şu anki Nur hizmetlerini nas?l değerlendiriyorsunuz?

    Babam Sabri Hal?c? zaman?ndaki aşk ve şevki göremiyorum. Bu konuda biraz daha gayret etmemiz gerekir. O zaman çok h?zl? bir hizmet vard?. Ama şimdi o h?z yok maalesef.

    Birleştirici ve kucaklay?c? olmak da çok önemli. Bu konularda Zübeyir Ağabeyin bambaşka bir yeri vard?. O, bu tür konulara çok eğilir, gayret gösterirdi. Çok defa cemaati teskin etti. Çok birleştirici rol üstlenirdi.

    Ceylan'? da tan?r?m ben. Trafik kazas?nda vefat etti. Üstad?n vefat?ndan sonra bizim eve uğrad?. Üstaddan sonra cemaatin parçalanmamas? için çok ihtimam gösteriyordu. Çok aceleci ve heyecanl? bir mizac? vard?. Bir daha görüşemedik. Çok muazzam ve faal bir insand?.

    Burada, ?zmir'de bir profesör dostum daha var. Saffet Solak diye. O da Fatih Talebe Yurdunda kalm?ş. O da bizim talebelik zaman?m?zda Nurlara alâka duymuş, daha sonra da Alaaddin Beyle akraba olmuşlar. Alaaddin Bey'de, talebelik y?llar?nda yapt?ğ?m?z o nur sohbetlerinin ne kadar önemli olduğunu y?llar sonra da olsa görmenin mutluluğunu yaşad?m.

    Bir başka konuyu da size aktaray?m:
    ?hsan Iş?k, Türkiye Yazarlar Ansiklopedisi yazarlar?ndand?r. Üç bask? yapm?ş. Ansiklopedide 5786 edebiyatç?ya yer verilmiş. Her birine birer tane bunlardan göndermiş. Bana da bilgi olarak gönderince, bakt?m ki o ansiklopedide Üstada yer vermemiş. Üstad hakk?nda k?sa ve özlü bilgi yazd?m ve gönderdim.


    *Baban?zla ile ilgili unutamayacağ?n?z bir hat?ra var m??


    Çok var da, bir tanesi:
    Üstada üç bin TL vererek bir araba ald?lar. Babam da katk?da bulunmuş, iki-üç tüccarla birlikte alm?şlard?. Bunu Üstad reddetti. Çünkü Üstad bu gibi şeylere karş?yd?. Hiç hediye kabul etmezdi.

    NEJAT EREN
    15.04.2008
    YEN? ASYA





    Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek
    Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek!

    Mehmed Akif Ersoy


  2. #2
    Ehil Üye Şahide - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    9.198

    Standart

    Halil USLU
    Mehdi Halıcı Ağabeyin vasiyeti vardı



    81 yaşında aramızdan ayrılan ve Hakka vuslat eden Avukat Dr. Mehdi Halıcı Ağabeyle tanışmamız küçük yaşlarıma dayanır. Aynı şehir, aynı mahalle ve aynı çarşıda bulunmamız ve inanç mefkûresinde mazide bir olmamız, bizi birbirimize çok yakın eylemişti. Takdir-i İlâhî böyle tecellî etmişti. Hayatı sırlarla dolu ve maceralarla yüklü nezih ve kibar bir şahsiyetti. Kitaplara sığmayacak kadar hatıralar, hadiseler hep onun mazisindeydi. Fakat bütün zor tablolara rağmen o tebessümünden hiçbir şey kaybetmezdi, sevgi dolu idi.

    Düşünün! 1950 öncesi üç üniversitesi bulunan bir Türkiye'de, bir Hukuk Fakültesi öğrencisi olarak babasına yazdığı ''sadakat ve sabır'' mektubundan dolayı İstanbul'da tutuklanıp, Nurculuktan tutuklu babası muhterem Sabri Halıcının bulunduğu Afyon Cezaevine 1948 yıllarında gönderilir.

    Bütün bunlara rağmen o, tebessümünden ve iyi niyetliliğinden hiçbir şey kaybetmiyor. Yalnız okulunda sekiz dersten kalıyor. Çok sevdiği Hz. Bediüzzaman'a, tahliye olacağı 48. günde bu durumu söyler ve elini öper. Koca sultan da ''Evlâdım, imtihana girdiğinde bizi hatırla, duâmdasın, sınıfı geçeceksin'' der ve imtihan günü, suâllerin cevabı karşısına gelir''

    Kendileri ile çok hukukumuz vardı. 1966 yıllarında 163'ncü maddeden yargılandığımızda vekâlet verdiğimiz dört avukatımızdan biri o idi.
    Özellikle ve defalarca şahsıma hitaben ''Cenazemi mutlaka sen ve arkadaşların kaldırsın''derdi.

    Vaktâ ki son dönemlerde ikamet ettiği İzmir'de ağır hasta idi, bazı dönemlerde yazı ile konuşuyordu, son 20 gün ve hele son 5 gün tam sekerâtta idi. Ben düşünüyor ve vefatı olursa nasıl ulaşacağım diyordum. Sırlar âlemi!..

    Tam bu arada Ege'den Kutlu Doğum ve emsâli seminer ve konferanslar için davetler aldım. Denizli, Muğla, Nazilli, Ödemiş bitti sırada İzmir-Tire vardı. Salı günü boş idi. Ödemiş'te ikamet eden, beni hiç yalnız bırakmayan İzmir eski milletvekili Mehmet Özkan Beye Pazartesi akşamı dedim ki:
    ''Av. Mehdi Halıcı Ağabey hasta, her an Hakka göçebilir, yarın mümkünse İzmir�e gidip ziyaret edelim, Konya'dan da bu niyet ve bu sözle çıkmıştım, can dostları biliyorlar''..

    ''Tamam, sabah olsun bir çare düşünelim'' dediler. Salı sabahı saat 8'de vakıf binasında ''Ege'de Kutlu Doğum'' makalemi yazarken, cep telefonum çaldı. Arayan Av. Mehdi Halıcı'nın son eşi Ayla Halıcı yengemiz idi ve Ayla hanımın ilk sözleri:
    ''Ağabeyinizi, Mehdi Beyi kaybettik. Cenaze namazı Beşikçioğlu Camii'nde kılınacak...

    Yaşlı gözlerle, başta İzmir'deki Hz. Bediüzzaman'ın yaşayan talebelerinden Selahaddin Akyıl Ağabeyleri, Hüseyin kardeşleri aradım. Ardından eski milletvekilimizi aradım, hayrette kaldı ve yollara düştük.

    Mezkûr camiye intikal ettik. Bütün can dostu kardeşlerimiz ve oğlu doktor Hakan Halıcı, Ayla yengemiz ve aile dostları ile hep beraber namaz kılarak, onu bir saatlik mesafedeki Karşıyaka - Doğançay Mezarlığı'na, ellerimizle indirdik ve Fatihalarla, Yasinlerle defnettik.

    ''Cenazemi mutlaka sen ve arkadaşların kaldırsın'' vasiyeti bir sırr-ı azîm ve bir müthiş tevafuklar zinciri ile tahakkuk etmişti. Sonradan duyan, Bediüzzaman�ın talebeleri hep bir ağızdan ''Neden bize haber vermedin ve keşke biz de o namazda bulunsaydık'' dediler. 7 gün o bölgede nasıl kaldım, beni orada kim durdurdu? Salı günü neden herkese ''Gidelim'' dedim.. Hepsi sırlar âlemi... Yaşlı gözlerle, bu muhteşem hadisâtın tesiri altındayım. O kadar acîp ki; sordum Ayla Halıcı yengemize: ''Nasıl arayıp buldun beni?'' Cevap çok manidar: ''Bir anda aklıma, kalbime sen geldin. Mehdi Beyin telefon defterini karıştırdım, senin cebini buldum ve seni aradım, çünkü sana daima ''Halilullah'' derdi ve sizi çok severdi..

    Merhum Mehdi Halıcı Ağabey, hayatı çok renkli ve merakâver. Fakat benim ve yakın arkadaşlarımın unutamadığı ve inkâr etmediği bir hakikat şudur: O, her zaman ve her zeminde, çağın Mevlânâ'sı Hz. Bediüzzaman'ı ve Risâle-i Nurları övmüş, sahip çıkmış ve toz kondurmamıştı. Nitekim son günlerinde bir nev'î sekaratta iken başında duran yeğeni Prof. Çelebi'ye gözünü açıp demiş ki: ''Bediüzzaman Said Nursî çok büyük bir insan.''

    Demek, Hz. Üstad'ın himmeti nâil olmuş ki; bizler ihtiyarımızın dışında oralara sevk olunmuşuz, görev yapılmıştır inşallah.
    Ruhu şâd olsun, Halıcı ailesinin başı sağ olsun.

    18.04.2008
    YENİ ASYA





    Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek
    Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek!

    Mehmed Akif Ersoy


  3. #3
    Ehil Üye Selim Akif - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    istanbul
    Mesajlar
    2.965

    Standart

    Allah Rahmet eylesin...
    ve
    Üstad?n orjinal fikirleri olduğunu anlamak için Risaleden küçük bir yer okumak yeterli....Bunu geç anlayanlar?n sebebi , ancak inat doğrultusunda okumamakl?ğ?ndan, kaynaklanan bir körlük...
    şimdi ise herkes kabul ediyor.

    Bismillahirrahmanirrahim


    Elif, Lâm, Mîm.
    İnsanlar, imtihandan geçirilmeden,
    sadece "İman ettik" demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar?


    Do men think that they will be left alone on saying,
    "We believe", and that they will not be tested?


  4. #4
    Ehil Üye Müellif-e - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    Zindan-ı dünya'da bir garib yolcu
    Mesajlar
    4.073

    Standart

    Ruhu şâd olsun, Halıcı ailesinin başı sağ olsun.Allah ondan ebeden razı olsun...Amin!...

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Bediüzzaman Said Nursi’nin talebelerinden ‘siyaset’ açıklaması!
    By yozgati in forum Bediüzzaman'ın Talebeleri
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj: 03.01.14, 16:29
  2. Bediüzzaman'ın müjdelediği Hz. Mehdi (a.s.)
    By love_62127 in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj: 27.07.12, 22:51
  3. Bediüzzaman'ın Talebelerinden Hasan Okur Ağabey...
    By FurkanDemir in forum Sesli ve Görüntülü Risale-i Nur Sohbetleri
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 27.03.08, 01:54

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0