Konu Kapatılmıştır
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 10

Konu: Türk Milletinin Kahramanı: Husrev Altınbaşak

  1. #1
    Pürheves Çeşm-i Giryân - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Bulunduğu yer
    SİDRE
    Mesajlar
    272

    Arrow Türk Milletinin Kahramanı: Husrev Altınbaşak

    Husrev Efendi, 1931’de tam intisap ettiği üstadının en mümtaz yardımcısı olmuştur ve üstadının ifadeleriyle: “Bu zat müstesna ve şirin kalemiyle nurlardan altı yüz risaleye yakın yazmış ve vatanın her tarafına neşrederek komünist perdesi altında dehşetli ifsada çalışan anarşistliği kır(mış) ve tecavüzünü durdur(muş) ve bu mübarek vatanı ve bu kahraman milleti o zehirden kurtarmak için tesirli tiryakları her tarafa yetiştir(miştir). Türk gençlerini ve nesl-i atiyi büyük bir tehlikeden kurtarmağa vesile ol(muştur).”

    Ben dava eder ve ispat ederim ki: Bu soğukta soğuk muamele gören ve millete ve vatana zararlı tevehhüm edilen ve vücutça hastalıklı bulunan Husrev; Türk milletinin manevî büyük bir kahramanı ve bu vatanın bir halaskârıdır ve Türk milleti onun ile iftihar edecek bir hâlis fedakârıdır.” diyordu Bedîüzzaman Hazretleri. Nasıl demesin ki! Millet ve memleketin selameti noktasında her şeye rağmen davasına sahip çıktığı çileli hayatının en yakın omuzdaşı Husrev Efendi olmuştur her zaman. Hem Husrev Efendi, varisi olduğu malının hemen hemen hepsini ve çile içinde geçen ömrünü, -üstadıyla beraber- bu milletin selameti için fedâ etmekten hiçbir zaman kaçınmamıştır.


    MİLLÎ KAHRAMANLIK
    Milletin gerçek kahramanları, milleti millet yapan değerlere sahip çıkan insanlardır. Millet; din, dil ve vatan temel değerlerinde birleşen topluluklara verilen isimdir. Her kim, dinine, diline ve vatanın bölünmez bütünlüğüne –hepsine birden eş zamanlı olarak- sahip çıkıyorsa, ancak o zaman milletinin kahramanıdır. Televizyon dizilerinde verilmeye çalışılan kahramanlık kavramları, faydadan çok zarar verecek türdendir. Zira kahramanlık, bizim haricimizdeki her şeyi düşman veya hain görmek demek değildir.


    Türkler İslâm’la şereflendikten sonra, İslâm’ın en mümtaz taşıyıcıları olmuşlardır. İslâm’a sahip çıktıkları nispette değer kazanmışlar ve bütün dünya Müslümanlarının abisi hükmünde olarak hilafeti deruhte etmişlerdir. Türklüklerini İslâm’a kale yapmışlar, Osmanlı Devleti şahs-ı manevîsi altında muazzam bir organizasyon gerçekleştirmişlerdir. Bu organizasyonda tüm insanların, dinlerin ve dillerin hukuku muhafaza edilmiştir. İslâm’ın saadet halini dünya, bir kez de Osmanlı Devleti’nin
    şahsında görmüştür.


    Merhum Elmalılı Hamdi Yazır, bu mevzu ile alâkalı olarak şöyle diyor: “Önce Araplar, kavimden kavime bu hizmeti yapmışlar, bundan sonra Emeviler’in son zamanlarında olduğu gibi bu hizmet, Arap’tan Acem’e doğru geçmiş, hadîs-i
    şerîfin de gösterdiği üzere Fars kavmi maddî ve manevî olarak İslâm’a çok büyük hizmetler etmiş, sonra bunlar da aynı hale gelmiş, bu defa da Allah Türkleri göndermiş; Arapların, Farsların kıymetini bilemeyip kaybettikleri İslâm devletini ele alarak İstanbul’a ve oradan yeryüzünün her kıtasına yaymışlardır. Şu halde «Ebnâ-i Fâris» hadisinin delaleti ve İstanbul’un fethi ile ilgili hadisin açıklığı ve ‘Umulur ki Allah, bir fetih ihsan eder ve katından bir emir getirir.’ (Maide, 5/52) ilâhî vaadinin mutlak oluşu ve işareti ile Türkler de, müjdesine girmişlerdir. Demek ki, onlar da bu nimetin kadrini, kıymetini bilmez, küfür ve küfrâna doğru giderlerse yerlerini Allah’ın göndereceği diğer bir topluma terketmeye mecbur olacaklardır.” (1)


    HUSREV, TÜRK MİLLETİNİN VE BU VATANIN BİR HALASKÂRIDIR
    Hz. Ali (kv), bütün İslâm tarihi boyunca İslâm’a zarar verecek manevî iki büyük hadiseden bahseder. (2) Birincisinden daha büyük ve tehlikeli olan ikinci hadise, 1900’lü yılların ikinci çeyreğine rastlamaktadır. 1800’lerden itibaren tecdit hareketlerinin başlamasıyla, bütün alem-i İslâm’ın abisi hükmünde olan Osmanlı, nazarını Avrupa’ya çevirmiş, terakki ve tekamülün Avrupa’ya benzemek olduğu yanlışına kapılmıştır. “Alış-verişi” onlar gibi olmak zannıyla karıştırmak bu millete çok pahalıya mal olmuştur. Tekâmül ve ilerleme hırsı, bize âit ne varsa alıp götürmüştür adeta. Özellikle de harf ve lisanımızın değişmesiyle, millet olmanın temelindeki unsurlardan en önemlisi kaybedilmiştir. Bütün nazarlar düşmandan kurtulmaya odaklandığı 1922’li yıllarda ise, dine zarar verecek efkarın toplum içerisinde hızla yayılıyor olması gözlerden kaçırılmıştır. Millet olmak, düşmandan kurtulmakla eşdeğer kabul edilmiştir. O gün bu gündür –politik, siyasi, vatanperverlik adına- milliyet, İslâm’dan önde tutulur olmuştur.


    Halbuki hakiki milliyetimiz İslâmiyetimizdir. İslâmiyetini kaybeden Türk topluluklarının, Türklüklerini de kaybettikleri vakıadır. (Budizmi kabul eden Tabgaçlar, Museviliği kabul eden Hazarlar ve Hunlar gibi.) İşte Husrev Efendi, 1931’de tam intisap ettiği üstadının en mümtaz yardımcısı olmuştur ve üstadının ifadeleriyle: “Bu zat müstesna ve şirin kalemiyle nurlardan altı yüz risaleye yakın yazmış ve vatanın her tarafına neşrederek komünist perdesi altında dehşetli ifsada çalışan anarşistliği kır(mış) ve tecavüzünü durdur(muş) ve bu mübarek vatanı ve bu kahraman milleti o zehirden kurtarmak için tesirli tiryakları her tarafa yetiştir(miştir). Türk gençlerini ve nesl-i atiyi büyük bir tehlikeden kurtarmağa vesile
    ol(muştur).” (3)


    EY TÜRK MİLLETİ!
    Bugün var olmaktan bahsedebiliyorsak bu manevî kahramanlar ve hizmetleri sayesinde olduğunu hatırımızdan çıkarmayalım. Bilelim ki, herbir eşyanın bir ismi, bir tanımı ve vazifesi vardır. Milletlerin isimlerinin, tanım ve tanınma için olduğunu Kur’an söylüyor. Vazifelerine gelince: Bazıları vazifelerini bitirir, kullanılmayan eşyaların bir köşeye kaldırıldığı gibi, tarih olur gider. Bazılarının vazifeleri ise, devam eder; isimleri, dahil oldukalrı şahs-ı manevî içerisinde ebediyen yaşar.


    Kaderin ve tarihin ve daha bir çok unsurun, Türk Milleti’nin omuzuna yüklediği İslâm’a hizmet vazifesinin elan devam ettiği aşikardır. Bu millet sadece kendisine değil, bütün insanlığa hizmet edecektir inşaallah. Bu da herkesi kuşatan ve kucaklayan bir nazar ve sistemle olmalıdır ki, o da ancak İslâmiyet’tir. Ve bu vazifeyi bu zamanda en mükemmel surette yapan, Risâle-i Nûr’dur.


    Evet, bütün hayatını bütün dünyanın selametine vesile olacak bir hizmete vakfeden ve bütün ömrünce hiç tereddütsüz, Allah için insanlığın selametine sarfeden bu isimsiz hakiki kahramanlar, elbette ki hatırlanacak, hizmetleri herkes tarafından bilinecektir. Hazineyi uzakta aramaya gerek yok. Motivasyon istiyorsanız, işte Çanakkale. Hedef istiyorsanız, Allah’ın rızasından gayrısı yalan. Kudret istiyorsanız, kalbinize bakınız. İmanınınzın üstündeki külleri üfleyiniz.
    Sizler Allah’ın kullarısınız. Herbiriniz -müslüman olmak kaydıyla- dünyalara bedelsiniz.
    Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, c: 8, sh:
    Geniş bilgi için: Said Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybi Mecmuası, 18. Lema, sh: 132
    Said Nursi, Şualar II Mecmuası, sh: 547

    AHMET HUSREV ALTINBAŞAK HAZRETLERİ (RH)
    1899 yılında Isparta’da dünyaya geldi. İdâdi mektebini bitirdikten sonra, teğmen rütbesiyle Batı Cephesinde Kurtuluş savaşına katıldı. 1931 yılında Bedîüzzaman Hazretleri ile tanışması, hayatının en büyük dönüm noktası oldu.
    1926 yılında sürgün olarak Isparta’ya gelip Barla’da ikamet etmekte olan Bedîüzzaman Hazretleri ile tanıştıktan sonra, artık hayatını îman ve Kur’ân
    dâvâsına vakfederek Onun en sâdık talebesi, ve en samimi dava arkadaşı olmuştu. O yıllarda,
    Kur’ân-ı Kerîm’in tevâfuklu olarak yazılması vazifesi açılmış, ve bu büyük vazife on kişi içerisinde kendisine tevdî edilmişti.
    Husrev Efendi, üzerinde kırk sene çalışarak, Kur’ân-ı
    Kerîm’i dokuz defa yazdı. O, aynı zamanda, kaleminden nurlar saçan, yorulmaz bir Risâle-i Nûr Kâtibi idi.
    Hayatı, Üstadının hayatı gibi çilelerle dolu geçti. Eskişehir (1935), Denizli (1944), Afyon (1948), Isparta (1960), Eskisehir (1971) tevkif ve mahkemeleri ile
    Bursa, Bergama, İzmir ve Buca cezaevlerinde yedi yıl hapis yatmıştı. Husrev Efendi, çile ve mücadele dolu bir hayat sonunda, 1977 yılı Ramazan ayında, 19 Ağustos’ta İstanbul’da Hakk’ın rahmetine kavuştu.
    Geride, yazdığı Tevâfuklu Kur’ân-ı Kerîm, yazdığı binlerce nüsha Nur Risâleleri yanında, yetiştirdiği çok sayıda talebeleri gibi büyük eserler bıraktı. Allah Ondan razı olsun! Sahip olduğu iman şuuru ve ihlâstan bizleri de nasipdar eylesin! (Âmîn)

    İngiliz kralı, sömürgeler bakanına sorar: “Sence sömürgeler mi önemlidir, yoksa donanma mı?” Bakan, “donanma” diye cevap verir. “Zira sömürgeler kaybedilebilir, fakat donanmanız varsa yeni sömürgeler elde edebilirsiniz.” Kral bu kez, “Peki, asker mi önemlidir, donanma mı?” diye sorar. Bakan, “Asker daha önemlidir. Çünkü, donanma harap olup eskiyebilir, fakat askeriniz olursa yenisini inşa etmek mümkündür.” der. Kral son olarak: “Asker mi önemlidir, Şekspir mi?” der. Bakan hiç tereddüt etmeden “Şekspir” diye cevap verir. Kral “neden?” der. Bakan: “Çünkü askerleriniz ölebilir, kaybolabilir. Fakat elinizde Şekspirinki gibi bir eser olursa, İngiliz ruhuna uygun yeni askerler yetiştirebilirsiniz” diye cevap vermiştir.

    Halbuki hakiki milliyetimiz İslâmiyetimizdir. İslâmiyetini kaybeden Türk topluluklarının, Türklüklerini de kaybettikleri vakıadır.



    Metin Said SERDENGEÇTİ

    Sual: En mühim hakaik-i Kur’âniye ve îmaniye ile meşgul olduğun halde neden onu muvakkaten bırakıp en ziyade mânâdan uzak olan huruf-u hecâiyenin adedlerinden bahsediyorsun?


    El-cevab: Çünkü Bu meş’um zamanda Kur’ân’ın bir temel taşı olan hurûfuna hücum ediliyor ve onun tebdiline çalışılıyor!


    (Rumuzat-i Semaniye, 50)


  2. #2
    Dost Ozani - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    1

    Standart

    Allah Hüsrev Abimizden raz? olsun üstad?m?z?n vefat?ndan sonra o olmasayd? belki de memleketimizde islam hurufu yokolmaya yüz tutacakt?....

  3. #3
    Ehil Üye _MerHeM_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Bulunduğu yer
    Alem-i şehadet
    Mesajlar
    2.225

    Standart

    lemalar..dan bir fıkra


    Eğer, meâni-i elfaz işârât-ı harfiyeye münasip gelse ve işaretle bahsedilen insanların ahvali o mânâya mutabık ve muvafık olsa, o işaret o vakit delâlet derecesine çıkar. Eğer altı-yedi vecihle tevafukla beraber, mânâ-yı kelimat, işaret-i harfiyeye muvafık gelse ve mukteza-yı hâle de mutabık olsa o delâlet o vakit sarahat derecesine çıkar. İşte bu düstura binaen, Şeyh-i Geylânî o meşhur kasidesinde sarahat derecesinde Hizbü'l-Kur'ân'dan bahsettiği gibi, Virdü'l-İşâ münâcâtında dahi mezkûr âyete istinaden hizbü'l-Kur'ân'ın bir hâdimini tasrihen ve arkadaşlarını da işaret derecesinde haber veriyor.
    Gavs-ı âzamın istikbalden haber verdiği nev'inden, meşhur Şeyhülislâm Ahmed Câmi dahi İmam-ı Rabbânî (r.a.) olan Ahmed-i Farukî'den haber verdiği gibi, Celâleddin-i Rumî Nakşibendîlerden haber vermiş. Daha bu neviden çok evliyalar, vâkıa mutabık haber vermişler; fakat onların bir kısmı sarahate yakın haber vermişler. Diğer bir kısmı haberleri çendan bir derece müphem mutlaktır; fakat bahsettikleri zatlar makam sahibi ve büyük olduklarından, büyüklükleri ve taayyünleri cihetiyle o müphem ihbar-ı gaybîyi, bil'istihkak kendilerine almışlar. Meselâ, Ahmed Câmi (k.s.) demiş ki: "Her dört yüz sene başında mühim bir Ahmed gelir. Bin tarihi başındaki Ahmed en mühimidir." Yani o elfin müceddididir. İşte böyle mutlak bir surette söylediği halde, İmam-ı Rabbânînin (k.s.) büyüklüğü ve taşahhusu, o haber-i gaybîyi kat'iyen kendine almış. Hazret-i Mevlâna Celâleddin-i Rumî de (k.s.) Nakşibendîden müphem bir surette bahsetmiş; fakat Nakşîlerin büyüklüğü ve yüksekliği ve teşahhusları o haberi de bil'istihkak kendilerine almışlar. ''lemalar


    İMAM RABBANÎ HAZRETLERİ (R.A) (1564-1624)

    Nakşibendiyye tarikatının Müceddidiyye kolunun baş mimarı.
    14 Şevval 971 "de (26 Mayıs 1564) Doğu Pencap"taki Sirhind"de (Serhind) doğdu. Nakşibendiyye tarikatı mensupları arasın­da, İmâm-ı Rabbânî (ilâhî bilgilere sahip âlim) ve "müceddid-i elf-i sânî" (hicrî binyılın müceddidi) unvanlarıyla tanınır.
    Soyunun ikinci halifeye dayandığını söyleyen Kabil asıllı bir aileye mensuptur. Ta­savvufa ve özellikle vahdet-i vücûda dair birkaç risalenin müellifi olan babası, Çiştiyye ve Kâdirî şeyhi idi.
    Ahmed-i Farukî Hazretleri, ilk tahsiline babasının yanında başladı. Küçük yaşta Çiştiyye ve Kâdiriyye tarikatlarına intisap etti. Son­raki yıllarda eleştirdiği vahdet-i vücûdu babasından büyük bir şevkle öğrendi. Siyâlkût"a giderek Şeyh Yakub Keşmîrî"den hadis, Kadı Behlûl Bedahşânî"den tefsir, Mevlânâ Kemal Keşmîrî"den aklî ilimler okudu. Bu sırada Kübrevî şeyhi olan ho­cası Yakub Keşmîrî"ye intisap etti.


    AHMET HUSREV ALTINBAŞAK HAZRETLERİ (RH)
    1899 yılında Isparta’da dünyaya geldi. İdâdi mektebini bitirdikten sonra, teğmen rütbesiyle Batı Cephesinde Kurtuluş savaşına katıldı. 1931 yılında Bedîüzzaman Hazretleri ile tanışması, hayatının en büyük dönüm noktası oldu.
    1926 yılında sürgün olarak Isparta’ya gelip Barla’da ikamet etmekte olan Bedîüzzaman Hazretleri ile tanıştıktan sonra, artık hayatını îman ve Kur’ân
    dâvâsına vakfederek Onun en sâdık talebesi, ve en samimi dava arkadaşı olmuştu. O yıllarda,
    Kur’ân-ı Kerîm’in tevâfuklu olarak yazılması vazifesi açılmış, ve bu büyük vazife on kişi içerisinde kendisine tevdî edilmişti.
    Husrev Efendi, üzerinde kırk sene çalışarak, Kur’ân-ı
    Kerîm’i dokuz defa yazdı. O, aynı zamanda, kaleminden nurlar saçan, yorulmaz bir Risâle-i Nûr Kâtibi idi.
    Hayatı, Üstadının hayatı gibi çilelerle dolu geçti. Eskişehir (1935), Denizli (1944), Afyon (1948), Isparta (1960), Eskisehir (1971) tevkif ve mahkemeleri ile
    Bursa, Bergama, İzmir ve Buca cezaevlerinde yedi yıl hapis yatmıştı. Husrev Efendi, çile ve mücadele dolu bir hayat sonunda, 1977 yılı Ramazan ayında, 19 Ağustos’ta İstanbul’da Hakk’ın rahmetine kavuştu.

    Amelinizde rıza-yı İlâhî olmalı.

    Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok.

    Eğer O kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok.


  4. #4
    Gayyur berraki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2007
    Bulunduğu yer
    ankara
    Mesajlar
    100

    Standart

    allah hüsrev üstad?m?zdan ebeden raz? olsun
    bizlerede onlardan istifade etmeye nasib eylesin amin

  5. #5
    Dost betulum - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2007
    Mesajlar
    21

    Standart

    amin inşaallah

  6. #6
    Müdakkik Üye terennüm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    910

    Standart

    Alıntı mevdüdi Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    allah hüsrev üstadımızdan ebeden razı olsun
    bizlerede onlardan istifade etmeye nasib eylesin amin
    hüsrev abi ve üstadımızdan demek istediniz inşallah...

  7. #7
    Pürheves Çeşm-i Giryân - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Bulunduğu yer
    SİDRE
    Mesajlar
    272

    Standart

    Alıntı terennüm Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    hüsrev abi ve üstadımızdan demek istediniz inşallah...

    Bediüzzaman Said Nursi Üstadımız ve Ahmed Husrev Üstadımızdan ALLAH razı olsun. Bunda ne var ki?

    Sual: En mühim hakaik-i Kur’âniye ve îmaniye ile meşgul olduğun halde neden onu muvakkaten bırakıp en ziyade mânâdan uzak olan huruf-u hecâiyenin adedlerinden bahsediyorsun?


    El-cevab: Çünkü Bu meş’um zamanda Kur’ân’ın bir temel taşı olan hurûfuna hücum ediliyor ve onun tebdiline çalışılıyor!


    (Rumuzat-i Semaniye, 50)


  8. #8
    Ehil Üye nurhanali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Bulunduğu yer
    istanbul
    Mesajlar
    3.463

    Standart

    Alıntı Çeşm-i Giryân Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Bediüzzaman Said Nursi Üstadımız ve Ahmed Husrev Üstadımızdan ALLAH razı olsun. Bunda ne var ki?
    Üstad bir tane olmazmı Öyle olursa herkes abisine (hocasına) üstad deme hakkı doğmazmı O zaman ortalık üstad olur.Senin üstadın benim üstadın.Gider de gider.
    Risale-i nur bir imtihan kitabıdır.
    Davasına sadık olmayan insanların başarı ihtimali yoktur.



  9. #9
    Pürheves Çeşm-i Giryân - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Bulunduğu yer
    SİDRE
    Mesajlar
    272

    Standart

    Alıntı nurhanali Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Üstad bir tane olmazmı Öyle olursa herkes abisine (hocasına) üstad deme hakkı doğmazmı O zaman ortalık üstad olur.Senin üstadın benim üstadın.Gider de gider.

    Evet kardeşim bizim üstadımız bir tanedir o da peygamber efendimiz dir.
    şimdi anladın mı?

    Sual: En mühim hakaik-i Kur’âniye ve îmaniye ile meşgul olduğun halde neden onu muvakkaten bırakıp en ziyade mânâdan uzak olan huruf-u hecâiyenin adedlerinden bahsediyorsun?


    El-cevab: Çünkü Bu meş’um zamanda Kur’ân’ın bir temel taşı olan hurûfuna hücum ediliyor ve onun tebdiline çalışılıyor!


    (Rumuzat-i Semaniye, 50)


  10. #10
    Ehil Üye nurhanali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Bulunduğu yer
    istanbul
    Mesajlar
    3.463

    Standart

    Alıntı Çeşm-i Giryân Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Evet kardeşim bizim üstadımız bir tanedir o da peygamber efendimiz dir.
    şimdi anladın mı?
    Alıntı çeşm-i Giryan Nickli Üyeden Alıntı
    Bediüzzaman Said Nursi Üstadımız ve Ahmed Husrev Üstadımızdan ALLAH razı olsun. Bunda ne var ki?

    Yukarıda öylemi yazdınız Niye kızıyorsunuz ki Bunu benmi yazdım.
    Risale-i nur bir imtihan kitabıdır.
    Davasına sadık olmayan insanların başarı ihtimali yoktur.



Konu Kapatılmıştır

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Yahudi Milletinin Ancak Yaşayacak Kadar Rızık Bulması
    By BiKeS_ in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 04.01.10, 01:33
  2. Tevâfuk, Husrev’in Tarzındadır
    By Hamdım.Pişdim.Yandım in forum Bediüzzaman'ın Talebeleri
    Cevaplar: 17
    Son Mesaj: 03.03.09, 15:27
  3. Türk Ordusundan Hesap Soran Bir Türk Annesi
    By Şahide in forum Gündem
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 18.12.08, 19:23
  4. Türk Hacker'ı, FBI'daki Türk Ajan Yakalamış
    By ender in forum Bilişim Haberleri ve Bilimsel Makaleler
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 07.07.08, 23:20
  5. Siyah Türk, Beyaz Türk Sorunu!
    By Kur'aniyyun in forum Mizah
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 19.12.07, 19:49

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0