Hamdi Sağlamer anlatıyor:


Zamanla yarış:

'Rizede bir kardeşin mahkemesine girmiştik. Duruşmadan sonra beraat kararıyla o kardeşi hapisten çıkardık. Oradan uçağa yetişmek üzere hemen Trabzona hareket ettik. Çok kısıtlı bir zamanımız vardı. Âdeta zamanla yarışıyorduk. Bir yere geldik, kırmızı bayrak bize dur işareti yaptı. Yol yapımı için dinamit patlatılacaktı! Geçmemiz tehlikeli ve yasaktı.

Bekir Ağabey, Uçağa yetişemezsek, ertesi gün Çanakkale deki mahkemeye yetişemem. deyip şoföre Sür! dedi. Şoför gaza bastı. İşçilerin bağırıp çaırmaları arasında ilerledik. Ardımızdan korkunç bir gürültü işitildi. Geri dönüp baktığımızda, sanki da yerinden kopmuş, siyah bir bulut gibi üstümüze geliyordu. Kıl payı kurtulmuştuk! Toz toprak parçaları, aracımızın üstüne serpilmişti. Eğer dursaydık, gerçekten uçağa yetişemeyecektik; çünkü Bekir Ağabey, ancak son çağrı ile uçağa binebildi!

Ertesi gün, Çanakkaledeki mahkemeye yetiştiğini ve oradaki maznunları da hapisten çıkarttığını haber aldık.'



Gözleri yaşardı:


'Çorumda bir davadan sonra Amasyaya geçtik. O zaman ortaokul talebesi olan Halit Yolcu isimli bir genci kurtarmaya gitmiştik. Bazı makamlara yazdığı mektup lâikliğe aykırı bulunmuş ve hapse konulmuştu. Çocuğun annesi babası fakir, perişan, korkudan ziyaretine bile gidemiyorlardı.

Duruşma beraatle neticelendi. Hemen hapishaneye gittik. Çocuk kısa pantolonlu, lâstik ayakkabılı. Günlerdir su yüzü görmemiş perişan bir hâlde idi. Onun bu hâlini görünce Bekir Ağabeyin gözleri doldu. Hemen birisine ayakkabı aldırttı. Anne babasına götürdük.

O annenin o luna sarılıp a laması ve Bekir Ağabeye duaları hâlâ gözümün önündedir! Bekir Ağabey, o zaman küçük Halite, Sen mutlaka okuyup büyük adam olmalısın, bunlardan öcünü ancak böyle almalısın! diye nasihatta bulundu.

Gerçekten Halit, bu nasihati tuttu. Okudu, öğretmen oldu. Yıllar sonra yolum Amasyaya uğradığında, sevilen ve başarılı bir eğitimci olarak etrafını gençlerin sardı ğnı gördüm. Çok mutlu oldum ve Bekir Ağabeyin yıllar önce kendisine yaptıı nasihati hatırladım! '


Girdiği yere hâkim olurdu:


'O, girdiği yere hâkim olurdu. Burası bir mahkeme salonu, bir konferans salonu veya dostlar meclisi veya bir lokanta ve mahalle dahi olsa bu değişmezdi.

Urfada dergâhın yanında bir lokantaya girmiştik. Duvarlarda uygun olmayan resimler vardı. Bunları elleriyle söktükten sonra dükkânın sahibine, Halil İbrahim Dergâhına komşu olan bu dükkâna ancak Kâbe resimlerinin yakışacağını çok kibarca söyledi. Adam hiç itiraz etmeden kabul etti.

Hatta gitti imiz içkili lokantalardan kaç defa içkiyi kaldırttığını bilirim! Başkası dese, Sana ne! derler. Ama ona itiraz etmezlerdi. Aynı şeyi biz yapsak mutlaka kavga çıkardı. Manevî bir ağırlığı vardı. Beyefendi, nazik ve modern bir görüntüsü vardı. Muhataplarını etki altına alırdı.'



'Hayatını Davasına Adayan Adam: Bekir Berk' kitabından