+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 15 Sayfa var 1 2 3 11 ... SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 145
Like Tree44Beğeni

Konu: Zübeyir Gündüzalp'in Kaleminden...

  1. #1
    Yönetici HakanBa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Gaziantep
    Yaş
    33
    Mesajlar
    2.566

    Standart Zübeyir Gündüzalp'in Kaleminden...

    ALTIN PRENS?PLER

    Zübeyir GÜNDÜZALP


    Hayat?m?zda vazgeçemiyeceğimiz çok değerli prensipler... Y?llarca Nur Müellifine hizmet etmiş bir dava adam?ndan alt?n değerinde tavsiyeler... Meslek ve aile hayat?m?za ?ş?k tutacak;bizi örnek bir insan ve örnek bir Müslüman haline getirecek sağlam kaideler... Her yaşta ve herkese gereken p?rlanta hükmünde fikirler...




    Gençlik



    -Gençleri imana ve ?slamî hayata heyecan ve aşkla donatmak gerekir. ?deal bir gence yak?şan olgun ve yüksek bir müslüman olmak için ilim ve imana çal?şmak, hayat?n? ?slâm?n yüce prensiplerine göre yaşay?p gençlik günlerini, boşu boşuna kayb olmas?ndan kurtarmakt?r.




    ?lim



    -Tahkiki iman ilmini oku. Hakk? ve hakikat? öğren. Cahil kalma, ayd?n ol. Cahil bir insan ne kadar varl?kl? da olsa yine fakirdir. Geridedir, aşağ?dad?r. Okuyan insan daima ileride, daima yükseklerdedir. Bilgili insan güneş gibi girdiği yeri ayd?nlat?r.



    ?rade Terbiyesi



    -?rade kudreti çok cehd sarf?ndan ziyade zihnin bütün kuvvetinin ayn? gaye ve istikamete doğru sevk edilmesiyle izah edilebilir. Terbiyenin en makbul olan? kendi kendimizi terbiye etmektir.




    Hedefe Varmak



    -Yüksek bir gaye ebedî canl? ve cazip bir maksad. ?şte bütün s?cak heyecan ve fikirlerimizi bunun üzerine çevirmeliyiz. Böylece hedefe varabiliriz.




    Başar?ya götüren Sebepler



    -Herşeyi bugün bilmek. Her an muvaffak ve muzaffer olacağ?m cehdi içinde olmal?s?n. Bir işi bitirmeden başka bir işe el atmamal?s?n. Kalemen, amelen, lisanen çal?ş. Gençlikte insan ne işle meşgul olursa istidatlar? onda inkişaf eder. Deha dikkati değil, dikkat dehay? verir.




    Dikkat ve Haf?za



    -Haf?za zekan?n en büyük sermayesidir. Bir şeyi ne kadar dikkat ve alâkayla anlamaya çal?ş?rsak, bellememiz ihtimali o kadar çok olur. Çok defa kolayca öğrenilen şeyler çabuk unutulur. Anlayarak ve dimağen hazm ederek ezberlemeli. Aynen ezber insanda terakki ve inkişaf için faydal?d?r. Mealen ezber, muhakeme kabiliyetini inkişaf ettirir.




    Kad?nlara Hürmet



    -Cenab-? Hak, kad?nlara lütuf ve ihsan, hay?r ve itidalle muamele etmemizi emreder. Zira, onlar, anneleriniz, k?zlar?n?z ve halalar?n?zd?r. Onlara ne kadar lütf etseniz lây?kt?r. Kad?na yard?m ediniz. Bir millet erkekle terakki eder. Kad?nla tekamül eder. Peygamberimiz kad?n?n namus, şeref ve hukukuna büyük ehemmiyet verirdi. Onlara rikkat ve şefkatle muamele buyururlard?.




    Anne – Baba Haklar?



    -Anne ve babaya hayatlar?nda hizmet ve itaat etmek, onlar?n meşru olan emirlerini yerine getirmek, bir evlat için en büyük vazifedir. Anne ve baban?n iaşesini ve ?st?rahat?n? temin etmek evlad?n en büyük borcudur. Anne ve baban?n r?zas?n? tahsil etmek, onlara hay?r dualar etmek evlad?n en birinci vazifesidir.




    Hizmet Esaslar?



    -Kusurdan kurtulmak istiyorsan?z, evvela kendi kusurunuzu görüp kendinizi kusursuz zannetmekle, kusurlu olduğunuzu müşahede ediniz. Baht’l? ve talihli kimse, başkas?na vaz edilirken ibret aland?r. Kusurlu hatal? bir arkadaş?n?z?n yanl?şlar?n? yumuşakl?kla hürmet ve tevazu ile söyleyiniz. Kabullenmese dahi ikinci bir kimseye onun hakk?nda g?ybet etmeyiniz. Başkalar?n? ?slah için evvela kendimizi ?slah etmek icab eder.




    Merhamet



    -Başkalar?n? s?k s?k af edin. Fakat kendinizi ve nefsinizi asla. Mümine eziyet haramd?r. Merhamet tohumunu eken muhakkak huzur ve saadet meyvesini elde eder. Öfke zaman?nda hürmet ve merhamet ne güzel şeydir.




    ?slâm Gençliğinin Vas?flar?



    -Kur’an talebelerinin hedefi, Kur’an? ve ?slâm? hakikatleri tek kelimeyle ?slâmiyeti bütün ruhuyla kavramak ve ona bağlanmakt?r. Onlar?n yolu mahz-a ?slâmiyettir. Bundan başka herhangi bir yol veya mezhep değildir. Dine hizmeti gaye-i hayal edinenler, Allah’?n emirlerine uyup yasaklar?ndan kaçmay? seve seve can-u gönülden ifa ederler. Kur’an hakikatlerini her tarafa neşredip mü’minlerin iman?n? kurtarmak hizmetinde canla başla çal?ş?rlar.




    Okumak



    -Okudum, okudum, okudukça derin nefesler almaya ve dirilmeye başlad?m. Ruhum ve kalbim huzura kavuştu. Gözlerim dünyay? hakikatleriyle görmeye kulaklar?m hakikat seslerini işitmeye başlad?

    Konu HakanBa tarafından (19.06.07 Saat 19:10 ) değiştirilmiştir.
    "Eğer komünistler mürekkep ve kağıdı yok etmek imkanını da bulsalar, benim gibi birçok gençler ve büyükler fedai olup hakikat hazinesi olan Risale-i Nurun neşri için, mümkün olsa derimizi kağıt, kanımızı mürekkep yapacağız."

    -Zübeyir Gündüzalp-


  2. #2
    Yönetici HakanBa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Gaziantep
    Yaş
    33
    Mesajlar
    2.566

    Standart

    Seni methedenlere aldanma!

    Hâlini, etvârını, gidişatını başkasından dinle. Çünkü senin fenalığın, yanlışlık ve hataların senin nefsine, dostun gözüne iyi görünür. Seni methedenlere aldanma. Senin yanlışlık ve isabetsiz hareketlerini sana söyleyenler, senin hakikî dostlarındır. Hastaya şeker vermek câiz olmayabilir. Onun için acı ilâç faydalıdır.
    Yanlış hatt-ı harekette giden, zararlı hali olan bir kimseye her zaman, “İyi gidiyorsun” demek, onu gaflete düşürmek ve ona zulmetmek olur. “Senin yolunda şöyle bir kuyu var” diyen insan senin hayırhâhındır.

    Münekkit ve kusur sayıcılardan olma!

    * A benim güzel dostum! Çok kere olduğu gibi, bugün gene çok tenkitler ettin. Kusurlar, hatalar saydın. Acaba gıyabında tenkitler yaptığın, gıybetini ettiğin Allah’ın kullarının o yaşa kadar olan iyiliklerinden, hayra hizmetlerinden, güzel huylarından, zararsız hallerinden ne kadarını yâd ettin, kaç tanesini saydın? Münekkit ve kusur sayıcılardan olma. Korkarım ki, zulümkâr olursun. * Çok tenkitçilerin, gıybetçilerin, herkesin kusurlu işlerini sayanların meclislerine yanaşma. Bu kötü ahlâk sana da bulaşır. Hem çabuk bulaşır. Zira bu fena huyun muharriki nefistir. Nefsânî şeyler, nefisleri kolayca harekete geçirir.

    Kusur arayıcı ve gıybetçi olmak felâketi
    Tenkitçi, kusurları piyasaya çıkarıcı kimselerin dostluğunda bulunup da, eğer ona kapılmamışsan; ahlâk-ı Muhammediye (a.s.m.), evliyâ, suleha ve ulemanın İslâm ahlâkı ve edebi hakkındaki eserlerini mütalâa ettikten, ilim ve hikmet tetebbuâtında bulunduktan sonra onların hâl ve kallerini, düşünce ve zihniyetlerini, hısım, akraba, çoluk çocuklarına karşı muamelelerini, din kardeşleri ve dâvâ arkadaşlarına olan hatt-ı hareketlerini, ibadet, itaat ve takva hususundaki vaziyetlerini tetkik et ve gör. Eğer sen ilim, irfan, kemâlât, fazilet, edep, terbiye, ahlâk ve hayâ, azimet ve takva ehli olarak o eserlerinden müstefid olmuşsan, hemen dergâh-ı İlâhîye el açıp “Aman yâ Rab, tenkitçi, kusur arayıcı, kusur görücü, gıybetçi olmak felâketinden Sana sığınıyorum. Beni bu âfetlerden muhafaza eyle. Âmin” diyerek gözyaşları dökeceksin.

    Ahlâk-ı âliye erbabı ile sohbet et!

    Ey ehl-i İslâm ve irfan! Din kardeşlerimin ayıplarını, kusur ve hatalarını sayıp dökmekte, bakıyorum ki, çok mahirsin. Acaba bir o kadar veya onun yarısı kadar olsun kendi ayıplarını, kendi kusur ve yanlışlarını, isabetsiz hareketlerini, seni dinleyenlere aynı iştihâ, aynı maharetle sayıp döktün mü? Korkarım ki, zulümkâr olmuş olmayasın. Güzel huyları anlatanı dinle. Güzel huylu ol. Nefsini zemmeden, kusurlarını itiraf eden, din ve dâvâ arkadaşlarını metheden ahlâk-ı âliye erbabı ile sohbet et. Ahlâk-ı âliye ile yükselmek aşkına düşersin. “Tahallakû bi ahlâkillah” emr-i cemîline inkıyad şerefiyle şereflenirsin. Bir ve beraber olduğun hizmet ve dâvâ arkadaşlarının gönlünü kırma. Senin gönlünü kıran olursa, “Buna benim nefsim müstehaktır” de ve gönlünü kıranın gönlünü hoşnut eyle.

    Kendini mihenk yapıp, başkalarını tenkit etme

    Herkes yükü kendi gücü kadar çekebilir. Öyle ise sen kendi gücünün başardığı şeyleri, başkalarında görmezsen, kendini mihenk yapıp onları tenkit etmemelisin. Kendinde bir üstünlük vehmedip gurura düşmemelisin. Onlar kabiliyetlerine göre ne kadar hizmet görseler ind-i İlâhîde ihlâsa binâen makbuldür. Ey ferâsetli ve müdebbir ehl-i hizmet! Omuz omuza verip çalışmaya çok muhtaç olduğunu, tek başına veya ekalliyette kaldığın zaman muvaffakiyetsizliğe düşeceğini her gün hatırla ve bu hakikati bir karta yazıp cebine koy ki, günde on defa nefsine ihtar edebilesin.

    Hizmette bulunanlar hürmete lâyıktır

    Böyle bir zamanda, böyle bir kudsî iman hizmetinde çalışanlara karşı durumumuz şudur: Bir zerre hizmet bir dağ, bir dirhem hizmet bir batmandır. Bu Nur hizmetinde az dahi olsa bulunanlar, çok hürmet, muhabbet ve şefkate lâyıktır. “Dane taşıyan bir karıncayı bile incitme.” Halk nazarında nice itibarsız, hakîr görünen Müslümanlar ve İslâma hizmet edenler vardır ki, onlar insanlardan takdir, hürmet ve muhabbet beklemezler. Onlar ehl-i imana hürmetkâr ve merhametli olurlar. Onlara Allah’ın rızası kâfi gelir.

    Kusursuz arkadaş arayan arkadaş bulamaz

    Dostunu şiddet ve minnet içinde tutarsan, bir daha senin suratını bile görmek istemez.
    Sen bir mü’mine “fenadır” diye kötü zanda bulunabilirsin, halbuki o kimse Allah’ın makbûlüdür.
    Arkadaş, gül padişahının yanında silâha davranmış diken var.
    Dikensiz gül, kusursuz arkadaş arayan kusurundan habersiz kimse, arkadaş bulamaz. Bağışlamak, affetmek ve müsamaha göstermek, başkalarının hatalarından ziyade kendi hatalarını aramak, bulmak ve kurtulmaya çalışmak, olgunluğun, kâmilliğin şiârıdır. Peygamber ahlâkıyla ahlâklanmaktır.

    Kendi fikrinin isabetsizliğine ihtimal verebilmek

    En büyük gaflet örneklerinden: Müdavele-i efkârda bir işi isabetsiz veya zararlı bulduğunu arkadaşına söylerken, edep, terbiye, hürmet gibi yüksek ahlâkı çiğneyerek tehevvürle, şiddetle söylemesi, karşısındakinin izzetini kırması, İslâmî terbiye ve ahlâka sırt çevirmek olduğu halde, bunu hiç nazara almayarak, “Bana böyle dedi şöyle dedi” gibi, hiddetle mukabele etmesidir. Dehşetli zararlarda kendisinin dahli olmadığına, ya cehl-i mürekkeple veya gururla iddiada bulunmasıdır. Halbuki mesai arkadaşlarına hürmetle mukabele edip, kendi fikirlerinin isabetsiz olabileceğine ihtimal vererek, yirmi meselede hiç olmazsa on adedini arkadaşlarının kanaatlerine münasip bulup iş yapmasıyla fikirlere menfî hislerin karışmadığı anlaşılmış olur.

    Gücenen ve gücendirenlerden olmayınız

    En büyük gaflet örneklerinden:
    Müteaddit defalar bir iş hususunda münakaşa edilir, meşveret ve müdavele-i efkâr adı ile söze oturulur. Münakaşa ve kavga ile kalkılır. Bu kavgamsı konuşmada herkes heyecanlanır. Hisler heyecana gelir. Biri diğerine, diğeri ötekine hakaretli sözler sarf eder. İlk defa birisi hakaret eder, diğeri de misilleme yapar. Hakaret edip kalb kıranı kasdederek, “Birinci bana böyle dedi, ben de ona öyle dedim” der. Bu beş-altı defa tekerrür edince, artık en yakın dâvâ arkadaşına küskün durur. Bu küskünlüğü gören ikinci birinciden soğur. İkinci ile üçüncü birleşir. Birincinin gıyabında konuşa konuşa, artık o da haricîlerin müşfiki, can kardeşine küsücü olmuştur. Artık birincinin hakkında tenkitler ve kusurları sayıp dökmeler başlamıştır. Nur-u Kur'ân hizmetinde bir ve beraber çalıştığınız kardeşler ve ehl-i iman içinde gücenen ve küsen, gücendiren ve küstürenlerden olmayınız. “Değmiyor bu dünya böyle şeylere.”

    Şefkat ve merhamet

    * İnsanlara merhamet etmeyen kimseye, Allah merhamet etmez.
    * Rıfk ve merhametten mahrum olan kimse, bütün hayırlardan, iyiliklerden mahrum olabilir ve olur. * Şefkatten daha hayırlı bir şey yoktur.
    Konu Meyvenin Zeyli tarafından (22.05.07 Saat 19:21 ) değiştirilmiştir.
    "Eğer komünistler mürekkep ve kağıdı yok etmek imkanını da bulsalar, benim gibi birçok gençler ve büyükler fedai olup hakikat hazinesi olan Risale-i Nurun neşri için, mümkün olsa derimizi kağıt, kanımızı mürekkep yapacağız."

    -Zübeyir Gündüzalp-


  3. #3
    Yönetici HakanBa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Gaziantep
    Yaş
    33
    Mesajlar
    2.566

    Standart

    Başkalarını affedin ama nefsinizi asla!



    * Başkalarını sık sık affedin, fakat kendinizi ve nefsinizi asla.
    * Rıfk, mülâyemet, nezaketle muamele. Bunun zıddı huşûnet ve sertliktir. Rıfktan mahrum olan, hayırlardan mahrum bulunur.
    * Mü’mine eziyet haramdır.
    * Lütuf; güzellik, tevazu ve mahviyetle, gönül alarak yapılan muameledir. Temiz kalplilik ve yüksek insanlık hislerinin eseridir. * Allah, yumuşak huylu, din kardeşlerine şefkat ve merhamet eden kulu sever.

    İslâm, hamiyet hissinin kaynağıdır


    * Yerde olanlara merhamet ediniz ki, size de gökte olanlar merhamet etsin.
    * İslâm dini, hamiyet hissinin kaynağıdır. Her Müslüman, iman ve İslâmiyeti, namus ve haysiyetini, hizbü’l-Kur’ân müntesiblerini, birbirlerini dinsizlere karşı korumak, müdafaa etmek, ihtimam göstermekle mükelleftir. * İnsaf dinin yarısıdır.

    Dâvâ adamı olabilmek


    * Mağrib tarafındaki tövbe kapısı, halk için kıyamete kadar açıktır.
    * Mesai arkadaşlarına hürmet ve sevgi beslemeyenler, dâvâ ve idare adamı olamazlar. Sevgi, şefkat, müsamaha, hürmet; müdebbir ve muvaffakiyetlere namzet bir dâvâ adamının mümtaz hasletleridir. * Hiçbir şey ilim ve hilimden daha efdal olarak toplanmış değildir.

    Hizmet arkadaşlarına şefkat ve hürmet etmek


    * Cemaatin bütün düzen ve âhengi, cemaat fertlerinin yekdiğerine şefkat, merhamet, sevgi, hürmetkâr münasebetiyle mümkündür. * Allah’ın rızasını kazanmak, aziz ve muhterem olmak istersen, din hizmetinde devamlı muvaffak olmanın sırrını ararsan, hizmet arkadaşlarının hürmete şayan olduklarını bil ve hürmet et. Onlara şefkat, müsamaha, muhabbet ve merhamet et.

    Merhamet eken, huzur biçer


    * Merhamet tohumunu eken, muhakkak huzur ve saadet meyvesini elde eder.
    * Allah merhamet edenlere merhamet eder. Sen de merhamet et ki; Allah’ın merhametine nail olasın. * Sulh, cenkten daha iyidir.

    Dâvâ arkadaşlarına tatlılıkla muâmele etmek


    * Dâvâ arkadaşlarınla ve ehl-i imanla bir iş göreceğin zaman tatlılıkla, mülâyemetle, mahviyet ve tevazu ile muamele et. Bu güzel ahlâklara riâyetle hâsıl olacak bir hizmette, sertlik, şiddet, hiddet, inatçılık göstermek mânâsız, hattâ ahmaklık olur. * İslâm düşmanları karşısında çarpışan yiğitlere şefkat, muhabbet ve hürmet et. Tâ ki, Kur’ân ve iman hizmeti yolunda başını koyarlarken, senden zorluk çekmesinler.

    Babam bana “Oğlum!” dediğinde...

    Babam beni “Oğlum!” diye kucakladığı zaman, kendimi taçlı bir padişah sanırdım.
    Din kardeşlerine elinden geldiği kadar merhamet et ki, Allah da sana merhamet etsin.
    Bir kitapta, “Kerem, iyilik, merhamet, ihsan büyüklerin âdetidir” diye okumuştum. Hayır, yanlış söyledim, peygamberlerin âdetidir. Âciz kimsenin beline kuvvetli yumruğunu vurma. Olur ki, bir gün onun ayağına düşersin.

    Herkesin mizacı bir olmaz
    Hizmet-i iman meydanına yeni girenlerin veya fıtrî hususiyet taşıyanların iplerini uzat. Onları pek sıkma, kabiliyetine göre kaldırabileceği bir hizmet göster. Herkesin mizacı bir olmaz. Bu dirayet ve feraseti, müsamaha ve şefkati gösteremezsen, onun ipini koparmış, kaçırmış, bir adam kaybetmiş olursun. Bu acemilik, bu hamlık ve idaresizliği yapmamak için sık sık kendinle konuş, idare ve müsamaha icaplarını zaman zaman oku ve kendine ihtar et.


    Allah bir kapı kaparsa, başka bir kapı açar

    Cenâb-ı Hak, hikmeti olarak bir kapıyı kaparsa, fazl-u keremiyle başka kapı açar.
    Muarız; lütuf, kerem, semahat görürse, artık ondan kötülük gelmez.
    Kötülük etme, sonra iyi dosttan dahi kötülük görürsün. Ferasetli ve iyi adam, kötülerin bir iyi tarafını bulur, o iyiliği takdir eder. Şerri ve kötülüğünü hafifletmeye veya gidermeye böylece muvaffak olur. Zira köpek bile ekmeğini yediği takdirde seni muhafaza eder.

    Öfke zamanında merhamet etmek

    Erler, hizmet ve dâvâ arkadaşlarını kendilere tercih etmekle muvaffakiyete berdevam olmuşlardır.
    Kötülük düşünen, kötü kimsenin gönlünü iltifatla kap.
    Öfke zamanında hürmet ve merhamet ne güzel şeydir.
    Din ve dâvâ kardeşlerinden gelen acı tatlıdır; hakaret takdir; tokat, şefkattir; tükrük misk-ü amberdir. Bu da Nur-u Kur’ân hizmetkârlığının şiarı ve şe’nidir. Dünyada mağrur olan kimse, din yolunda selâmetli gidemez. Kendini gören kişi hakkı göremez.

    Başkalarını büyük, kendini küçük görmek

    Alçakların yaptığı gibi din ve dâvâdaki kardeşlerine hakaret gözüyle bakma, onları küçük görme; onları büyük, kendini küçük gör. Eğer yaşlı isen iman ve İslâmiyet davasında çalışan, Nur Risâleleriyle nurlanan gençleri, yaşı küçük ruhu büyük bil. Bu güzel ahlâk, ne güzel ahlâk... Merhametsizliğin bir alâmeti, nisyan-ı nefisle (kendi nefsini unutarak) kendi kusurlarını unutmakla din kardeşlerinin her birinde bir kusur bulmak, onlara karşı sevgisini ve merhametini kaybederek tenkit gözlüğünü takınmaktır. Kendi kusurlarına, yakını uzaklaştırıcı, sisli gösterici âletle bakıp, din kardeşlerinin kusurlarına ise, mikroskopla bakmaktır. Kendi kusurlarını gören, kardeşlerininkini örten, kendi kabahatini büyük, din ve dava kardeşinin kabahatini küçük gören, hattâ göremeyen Müslümanlar, Allah ve Resûlullahın rahmet ve mağfiretine nail olan, yüksek ahlâklı, yüksek seciyeli Müslümanlardır. Ehl-i iman nişanını taşıyan dindarlardır. Öyle fertlerden müteşekkil azlar çoktur, küçükler büyüktür, zayıflar kuvvetlidir.
    Konu Meyvenin Zeyli tarafından (22.05.07 Saat 19:26 ) değiştirilmiştir.
    "Eğer komünistler mürekkep ve kağıdı yok etmek imkanını da bulsalar, benim gibi birçok gençler ve büyükler fedai olup hakikat hazinesi olan Risale-i Nurun neşri için, mümkün olsa derimizi kağıt, kanımızı mürekkep yapacağız."

    -Zübeyir Gündüzalp-


  4. #4
    Yönetici HakanBa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Gaziantep
    Yaş
    33
    Mesajlar
    2.566

    Standart

    Merhametsizlik eden merhametsizlik bulur

    Merhametsizlikten, münekkitlikten kurtulma yolunda ilerle ey kardeş! Aksi halde, ya yakında, ya uzakta, ya dünyada, ya Haktan, ya halktan inmesin sana adem-i merhamet. Zira, “Men dakka dukka.” (Eden bulur.) Merhametsizlik etme, sonra merhametli dosttan dahi merhametsizlik görürsün. Ger görmezsen dünyada mukabil, ukbada görürsün muzaaf ceza, bunu bil.

    Merhametsizliği körükleyen, hürmetsizliği alevlendiren öfke zamanında hürmet ve muhabbet, cennetmekân kimselerin güzelliklerindendir.
    Öfke zamanında hürmet ve merhamet ne güzel ahlâktır. Merhamet tohumunu eken, muhakkak huzur ve saadet harmanını elde eder.

    Nisyan-ı nefis illeti

    Güya kendisi kusurdan müberra olmuş, hattâ hata ve yanlışlarından kurtulmuş gibi, çoklarının ve içinde yaşadığı muhitteki ehl-i imanın kusurları ile fiilen, amelen ve hayalen uğraşmak, merhametsizliktir. Bu fena huya sahip olanlar, bu tehlikeli merhametsizliği işleyenler, nisyan-ı nefis illetine tutulmuş ve nefsinin şımarmış olma ihtimalinden titresinler. Ey nefsim, sen titre, kendine bak, kendini gör, kendini bil, kendini anla, kendini tecessüs et! Ancak nefsine müfettiş, nefs-i emmarene murakıp olma yüksekliğine çık.

    Rıfk ile davranmak

    Cennete giren fazilet sahiplerine melekler sorarlar:
    “Faziletiniz nedir?”
    Onlar cevap verirler:
    “Zulme uğradığımız vakit sabrederdik, bize kötülük edilince de, rıfk (yumuşak huyluluk) ile davranırdırk.” (Hadis meâli)
    Allahü Teâlâ sertlik ve kabalığa vermediği ecir, sevap ve mükâfatları, rıfk ve mülâyemete verir. Rıfktan mahrum olan ev halkı, çok şeylerden mahrum kalırlar. (Hadis meâli)
    Rıfktan, şefkatten mahrum olanlar, hayırdan, sevaplı amellerden mahrum kalırlar. (Hadis meâli) Hiddete getirilince kızmayıp, hilm ve sabır gösteren kimse, Allah’ın sevgisine mazhar olur. (Hadis meâli)

    Kur’ân talebelerinin hedefi
    Kur’ân talebelerinin hedefi, Kur’ânî ve İslâmî hakikatleri tek kelime ile, İslâmiyeti bütün ruhuyla kavramak ve ona bağlanmaktır. Onların yolu mahza İslâmiyettir. Bundan başka herhangi bir yol veya mezhep değildir. Dine hizmeti gaye-i hayat edinirler. Allah’ın emirlerine uyup yasaklarından kaçmayı seve seve, cân ü gönülden ifa ederler. Kur’ân hakikatlerini her tarafa neşredip mü’minlerin imanını kurtarmak hizmetinde canla başla çalışırlar.

    Dine hizmeti gaye edinen güzide topluluk
    Her asırda İslâmiyete hizmet eden güzide bir kavmi Cenâb-ı Hak, İslâmlar içinde meydana getirir. Bunları hizmet-i diniyede muvaffak kılar. Bu ehl-i hizmet, Cenab-ı Hak indinde çok makbuldür. Ve Allah Teâlâ’nın sevgisine mazhardır. Bunlar hakkında dünyevî ve uhrevî hayır ve saadetleri irade buyurur. O muhterem ve muazzez topluluk da Cenab-ı Hakkı sever. Dine hizmeti gaye-i hayat edinir. Halık-ı Kerim’e ibadet ve taâatı ve nehy-i İlâhîden (Allah’ın koyduğu yasaklardan), masiyet ve günahlardan kaçmayı seve seve, can ve gönülden îfâ ederler. Sahip oldukları tahkikî iman kuvvetiyle bunda müstesna bir sûrette muvaffak olurlar.

    İman ve Kur’ân hizmetkârları

    Her asırda İslâmiyete hizmet eden güzide bir kavmi Cenâb-ı Hak, İslâmlar içinde meydana getirir. İşte bu zamanda da o kavim, Kur’ân’ın parlak ve nurlu tefsirini kendilerine mürşid ve rehber edinen talebelerdir. Bunlar Kur’ân’ın hakikatlarıyla iman merâtibinde (mertebelerinde) terakkî eden ve onları her tarafa neşredip mü’minlerin imanlarını kurtarmak hizmetinde canla başla çalışan, aşk ve şevkle gayret ve faaliyette bulunan Kur’ân ve iman hizmetkârlarıdır.
    Hedefleri sadece iman ve İslâmiyeti kuvvetlendirmek ve yükseltmektir. Kur’ânî, dinî, imanî ve İslâmî hakikatları, tek kelime ile, İslâmiyeti bütün ruhuyla kavramak ve ona bağlanmaktır. İslâm kardeşliğini, vahdet-i İslâmı (İslâm birliğini) parçalamak kasd-ı mahsusuyla birtakım dinsizler tarafından uydurulup neşredilen lâflara beş para ehemmiyet vermezler. Onların yolu mahza İslâmiyettir, bizatihî Kur’ân caddesidir. Bundan başka herhangi bir yol veya mezhep değildir

    En yüksek gayemiz
    En üstün gayemiz rıza-yı İlâhîdir. Bizim en birinci ve en yüksek gayemiz, bütün maddî ve manevî makam ve mertebelerden ve menfaatlerden vazgeçerek ve onlardan yüz çevirerek, Kur’ân-ı Azîmüşşan’da en yüksek makam olarak gösterilen “Rıza” makamına erişmektir. Rıza-yı İlâhî yolunda cehd etmektir. Bunun çare-i yegânesi de her ameli Allah rızası için işlemektir. Yani, ihlâstır.
    Konu Meyvenin Zeyli tarafından (22.05.07 Saat 19:27 ) değiştirilmiştir.
    "Eğer komünistler mürekkep ve kağıdı yok etmek imkanını da bulsalar, benim gibi birçok gençler ve büyükler fedai olup hakikat hazinesi olan Risale-i Nurun neşri için, mümkün olsa derimizi kağıt, kanımızı mürekkep yapacağız."

    -Zübeyir Gündüzalp-


  5. #5
    Yönetici HakanBa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Gaziantep
    Yaş
    33
    Mesajlar
    2.566

    Standart

    Kur’ân talebelerinin özellikleri

    *Pısırık insanlar dine ve dünyaya yaramazlar. Onun için, Kur’ân hakikatlarından ders alan bu güzide talebeler, gözü pek, müteşebbis ve atılgandırlar. Tuttukları işi başarır ve yaşatırlar. Dâvâlarını en müşkil şartlar içinde yürütürler. Saf ve samimî însanlardır. İmanî ve İslâmî hususlarda gayet sağlam ve metindirler. Onlar için hizmet sahası her zaman açıktır. Serbest zaman beklemeye tenezzül etmezler.

    *Aile hayatlarında mes’ut ve bahtiyardılar. Müdebbir ve zekîdirler. Müteşebbis ve hakikatlı insanlardır ve hamlecidirler. Muvaffak olmak için daima meşrû yollardan yürürler. Tedbirli ve ihtiyatlıdırlar. İhtiyat içinde faal ve hamlecidirler.
    Meşreb ve ahlâkça kuvvetlidirler.
    Her hareketlerinde ekseriya muvaffak olurlar. Manevî servet ve devlete naildirler. Muvaffak olmayınca sarsılmazlar, yıkılmazlar. Bilâkis, daha fazla hamle ve harekete doğru yürürler. Azimli ve sebatlıdırlar.


    *Nur-u Kur’ân, tahkikî iman ve İslâmiyet, şefkat ve merhamet, adalet ve hakkaniyet, hak ve hakikat dersi alan bu talebeler, hadisât ve vukuatın mahiyet ve künhüne, menşe ve menbaına nüfuz etmekte ve vâkıf olmakta fevkalâde bir şuur ve ferasete, dirayet ve kıyasete, tedbir ve temkine mazhardırlar. Zira tahkikî ilm-i iman ve marifetullah dersleri, iman ve İslâmiyeti, fehm ve feraseti, basiret ve iz’anı inkişaf ettirir. Muhakeme ve muvazene melekesini ihya eder ve kuvvetlendirir. Buna binaen, Kur’ân hizmetkârlarının mücadelesi, müsbet metodların tatbikatından ibarettir. Onlar çok masumların kanını ve hukukunu zayi eden fitnelere girmezler. Kur’ân talebeleri fitnelere zıt ve emniyet ve asayişi temine medardırlar.


    *Bütün himmetlerini hakaik-ı imaniyenin (iman hakikatlarının) ve akaid-i İslâmiyenin (İslâm inançlarının) takviyesine sarf ederler. Çünkü saadet-i ebediyenin medarı onlardır. Onlarda kusur edilse, şekavet-i ebediyeye sebebiyet verir.
    Kur’ân talebeleri uhuvvet (kardeşlik) ve ihlâs düsturlarına riâyet ederek, birbirlerini tenkit etmezler. Birbirlerine yaşça ve faziletçe, mânen büyük de olsa, pederâne, mürşidane muamelede bulunmazlar.


    *Kusurları örterler, nâhoş halleri teşhir etmezler, yaymazlar. Kendi kusurlarıyla meşgul olmayı birinci vazife bilirler. Birbirlerinin gönlünü hoş edecek, ruhunu ferahlandıracak şekilde, görüşme ve konuşma kaidesine dikkat ederler. Daima iman ve İslâmiyetle meşgul olur, meşgul oldukları nurlu meselelerin haricine çıkmadan sohbet etmek arzusunu taşırlar.

    *Onlar, “Hizmet-i imaniye uğrunda can verirsem şehidim, böyle bir şehitliğin izzetiyle ölmeyi zilletle yaşamaya tercih ederim” diyen İslâm fedaileridir. Evet, Allah yolunda hayatlarını feda eden şehitlerin yüksek mertebelerini ve ebedî bir hayata mazhar olacağını Kur’an-ı Kerim bizlere müjdeliyor. Dinî cihadda ölenler, ölmezler. Onlar, Rabbı Rahimilerinin nezd-i manevîsinde ebedî bir hayata nailiyet içinde diridirler.
    Konu Meyvenin Zeyli tarafından (22.05.07 Saat 19:27 ) değiştirilmiştir.
    "Eğer komünistler mürekkep ve kağıdı yok etmek imkanını da bulsalar, benim gibi birçok gençler ve büyükler fedai olup hakikat hazinesi olan Risale-i Nurun neşri için, mümkün olsa derimizi kağıt, kanımızı mürekkep yapacağız."

    -Zübeyir Gündüzalp-


  6. #6
    Yönetici HakanBa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Gaziantep
    Yaş
    33
    Mesajlar
    2.566

    Standart

    Kur’ân talebelerinin özellikleri-Devam?
    *Onlar Cenâb-? Hakk’a mânen kurbiyet (yak?nl?k) şeref-i âlîsi ve nimet-i uzmâs? içinde mesrur ve memnundurlar. Lüzumunda şehit olmak iştiyak?yla yanmaktad?rlar.
    Her gün ilm-i iman ve marifet-i ?lâhiyenin kaynağ? ve hazinesi olan parlak tefsir-i Kur’ân’? büyük bir şevkle ve derin bir zevkle ve sevgiyle okumaktad?rlar. Okudukça tefekkür kabiliyetleri tekâmül etmektedir. Marifet-i ?lâhiyenin hadsiz mertebelerinde ve nihayetsiz ezvak?nda (zevklerinde) ve envâr?nda (nurlar?nda) ilerleme ve yükselmeye mazhar olurlar. Hak ve hakikat yolunu güneş gibi ayd?nlatan bu ?lâhî meş’alenin şuâ ve ziyalar?yla (?ş?klar?yla) nurland?kça, dalâlet ve bid’at karanl?klar?na, şüphe ve vesvese girdab?na düşmekten kurtulurlar.
    *Kur’ân talebeleri tahkikî iman ilmiyle imanlar?n? taklitten kurtar?rlar. Kuvvetli bir imana sahip olarak, ilmiyle âmil olmaya çal?ş?rlar. “Amelin ruhu ihlâst?r, ihlâs?n ruhu niyettir” hakikat?na bağl? olarak, ihlâs ve takva? kazanmaya cehd ederler. ?man ve ?slâmiyetin en hakikî ve fedai hizmetkârlar?d?rlar.
    *Bu as?rda iman ve ?slâmiyetin fedakâr hizmetçileri olan bu Kurân talebeleri, Kur’ân’?n emirleri mucibince mü’minlere şefkat ve merhametle muamelede bulunurlar. Din kardeşleri karş?s?nda tevazû ve mahviyetle hareket eder, fakat ?slâm düşmanlar? taraf?ndan zulme giriftar edilip sigaya çekildikleri vakit, o din y?k?c?lar?na mukabil izzet-i diniyeyi muhafaza aderler. O zalim dinsizlere karş? her birisi âdeta Allah’?n arslan? kesilerek, ölümü hiçe sayarak, hak ve hakikat? izzetle müdafaa ederler. *Hizb-i Kur’ân’?n muazzez efrad? olmak şerefi ve nimetine erişen bu fedakâr insanlar, dinlerinde salâbet ve maharet sahibidirler. Din düşmanlar?ndan korkmazlar. Onlara sinek kanad? kadar k?ymet ve ehemmiyet vermezler. Yayd?klar? dedikodu ve iftiralara k?ymet vermezler. O yaygaralardan teessür duyup sars?larak hizmetlerini b?rakmazlar. Bu yüksek vas?flar o bahtiyar insanlara bir lütf-u Rabbânî ve fazl-? ?lâhîdir. Eltâf-? sübhaniyeye (Allah’?n lütuflar?na) mazhar olan bu halis talebeler, ömürleri boyunca iman ve ?slâmiyeti vatan?m?z?n en ücra köşelerine kadar aktar-? dünyada (dünyan?n her yerinde) neşretmeye çal?ş?rlar.
    *Cenâb-? Hakka hadsiz şükürler olsun, ziyaret ettiğim Anadolu’nun güzide beldelerinde öyle halis, öyle fedakâr Kur’ân talebeleri gördüm ki, ihlâs s?rr?n? muhafaza ediyorlar. ?slâm düşmanlar? ve onlar?n desiselerine aldanan muar?zlar? gizliden gizliye sûret-i haktan görünerek o kadar tefrika vermeye çal?şt?klar? halde, bunlar harika bir şekilde vahdet ve tesanüdlerini muhafaza ediyorlar.
    Muvakkat iftira ve dedikodular?, ald?klar? dersle reddederek ve kas?tl? ittihamlardan ibaret olduğunu keskin ferasetleriyle anlayarak tesanüd ve teavünlerini kaybetmediklerini gördüm. Hakikî bir tesanüdle birbiriyle el ele, omuz omuza, baş başa vererek Kur’ân’?n nurlu hakikatlar?n? en ücra yerlere kadar yayd?klar?na kemal-i şükranla şahit oldum. Müstesna bir mahviyet içinde ihlâslar?yla, Kur’ân’?n hizmetine cansiperâne koştuklar?na takdir ve tahsin hisleri içinde vâk?f oldum. Yüksek bir ihlâs ve mahviyetle mü’min kardeşlerine hürmet ve merhametle muâmele ederek harika bir ittihad ve ittifak? vücuda getirdiklerini gözlerimle görerek, Cenâb-? Hakka nâmütenâhî şükürler ettim.
    Nur-u Kur’ân hizmetini dünyada herşeye tercihan, hayat?n?n en büyük maksad? olarak, fedai ve fedakâr rehberlerini nümune edinerek ve ona uyarak, Kur’ân ve iman hakikatlar? hesab?na hadsiz sürur ve şükürler ederek sohbet ettim. Onlar?n yüksek seviye ve harika fedakârl?klar?ndan ders alarak istifade ettim.
    Konu HakanBa tarafından (19.06.07 Saat 19:11 ) değiştirilmiştir.
    "Eğer komünistler mürekkep ve kağıdı yok etmek imkanını da bulsalar, benim gibi birçok gençler ve büyükler fedai olup hakikat hazinesi olan Risale-i Nurun neşri için, mümkün olsa derimizi kağıt, kanımızı mürekkep yapacağız."

    -Zübeyir Gündüzalp-


  7. #7
    Yönetici HakanBa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Gaziantep
    Yaş
    33
    Mesajlar
    2.566

    Standart

    Kur’ân hizmetkâr? olmak


    Said Nursî, Kur’ân ve imâna hizmet mesleğini ihtiyâr edip, hiçbir maddî ve mânevî menfaat, salâhat ve velîlik gibi mânevî makamlar? maksad ve gàye etmeden, s?rf Cenâb-? Hakk?n r?zâs? için hizmet yapm?şt?r. Basîretli ehl-i ilim taraf?ndan bütün Müslümanlarca “Zuhuru beklenen siyasî ve dinî bir halâskârd?r” gibi şahs?na verilen yüksek mertebeyi Bediüzzaman hiddetle reddetmiş, kendisinin ancak Kur’ân’?n bir hizmetkâr? ve Risâle-i Nur Talebelerinin bir ders arkadaş? olduğuna inanm?ş ve beyân etmiştir.

    Bediüzzaman nâdire-i hilkattir


    Millî Müdâfaa Vekâletinde yirmi beş sene hizmet görmüş muhterem, âlim bir zât?n, bir k?s?m arkadaşlar?m?zla ziyâretine gittiğimiz vakit, Bediüzzaman Hazretleri hakk?nda demişti ki: “Bediüzzaman’?n nas?l bir zât olduğunu anlayabilmek için Risâle-i Nur külliyât?n? dikkatle, sebatla okumak kâfidir. Size bir misâl olarak, yaln?z dünyevî iktidâr? bak?m?ndan derim ki: Bediüzzaman, Risâle-i Nur’un şahs-? mânevîsiyle yaln?z bir devleti değil, dünya yüzündeki milletlerin idâresi ona verilse, onlar? selâmet ve saadet içinde idâre edecek bir iktidar ve inâyete mâliktir.”
    Evet, Bediüzzaman nâdire-i hilkattir. Fakat, yirmi beş senedir hem kendini, hem talebelerini siyâsetten men etmiştir, dünyevî işlerle meşgul değildir. Bediüzzaman’?n Risâle-i Nur’u telif ettiği zamanlarda ve hizmet-i Kur’âniyede istihdam edildiği anlarda; zekâs?, fetâneti, akl?, mant?ğ?, zihni, hayâli, hâf?zas?, teemmülü, ferâseti, seziş ve kavray?ş?, sür’at-i intikali ve rûhî, kalbî, vicdânî hâsseleri, duygular? ve mânevî letâifinin emsâlsiz bir tarzda olmas?, istihdam edildiğine âşikâr bir delildir ki, kendi ihtiyâr?yla, keyfiyle değil, inâyet-i ?lâhiye ile Kur’ân’a hizmetkârl?k etmiş bir derecede olduğu, basîretli ehl-i ilim ve ehl-i kalbçe musaddak ve müstahsendir.


    Risâle-i Nur, ?slâm?n elmas k?l?c?d?r


    Risâle-i Nur, ?slâmiyetin gayet keskin ve elmas bir k?l?c?d?r. Bu hakikatlere bir delil ise, Bediüzzaman’?n zâlim hükümdarlara ve kumandanlara, ölümü istihkâr ederek, hakikati pervâs?zca tebliğ etmesi ve dünyay? saran dinsizlik kuvvetine mukabil hakàik-? Kur’âniye ve imâniyeyi, kendini fedâ ederek, istibdâd?n en koyu devrinde neşretmesi ve bu kudsî hakikate, cansiperâne hizmet etmesídir.


    Dinamik ve enerjik bir zât


    Bir müdde-i umumi, iddiânâmesinde, “Bediüzzaman, ihtiyarlad?kça artan enerjisiyle dinî faaliyete devam etmektedir”; Denizli mahkemesi ehl-i vukuf raporunda, “Evet, Said Nursî’de bir enerji vard?r. Fakat bu enerjisini tarîkat veya bir cemiyet kurmakta sarf etmemiş, Kur’ân hakikatlerini beyân ve dine hizmete sarf ettiği kanaatine var?lm?şt?r” denilmektedir. Din aleyhindeki eski hükümetlerin vekillerinden birisi, antidemokratik kanunlar?n Millet Meclisinde müzâkeresi esnâs?nda, “Bediüzzaman Said-i Nursî’nin dinî faaliyetine, yirmi beş seneden beri mâni olam?yoruz” demiştir.
    Biz de deriz ki: Evet, Said Nursî Hazretleri, emsâli görülmemiş dinamik ve enerjik bir zâtt?r. Bediüzzaman’?n hârika bir insan olduğunu, din düşmanlar? olan muâr?zlar? dahi kalben tasdik ve takdir etmektedirler.


    Bediüzzaman böyle derse...


    Said Nursî, bâzan bir talebesine Risâle-i Nur’dan okuyuvermek nimetini lûtfettiği zaman der ki: “Bu benim dersimdir. Ben kendim için okuyorum. Bu risâleyi şimdiye kadar belki yüz defa okumuşum. Fakat, şimdi yeni görüyorum gibi tekrar okumaya ihtiyaç ve iştiyâk?m var.”
    Hem yine der ki: “Ben başkalar? için kitap yazmam?ş?m. Kendim için yazm?ş?m. Kur’ân’dan bulduğum bu devâlar?m? arzu edenler okuyabilir.”
    Evet, Bediüzzaman itikad ediyor ve diyor ki: “Ben, derse, terbiyeye ve nefsimi ?slâha muhtac?m.” Bediüzzaman gibi bir zât böyle derse, bizim bu eserlere ne kadar muhtaç olduğumuz art?k k?yas edilsin.

    Bediüzzaman şöhretten kaçt?kça...


    Bediüzzaman Said Nursî, bütün hayat?nda şan ve şöhretten, hürmetten kaçm?ş ve insanlardan istiğnâ etmiştir. Arabî bir eserinde, şöhret hakk?nda diyor ki: “Şöhret ayn-? riyâd?r ve kalbi öldüren zehirli bir bald?r. ?nsan?, insanlara abd ve köle yapar. Yani, nâm ve şöhret isteyen adam, halklara kendini beğendirmek, sevdirmek için, insanlara riyâkârl?k, dalkavukluk yapar. Tasannûkâr tav?rlar tak?n?r. O belâ ve musîbete düşersen, ‘?nnâ lillah ve innâ ileyhi râciûn’ de.”
    Üstad, şöhretten fiilen ve hâlen bu kadar kaçmas?na rağmen, her ne hikmetse, insanlar âdetâ bir sevk-i ?lâhî varm?ş gibi, istimdatkârâne ona koşmuşlard?r ve ona ak?n etmektedirler. Ve onun mahz-? hak olan bu kudsî seciyesi, Risâle-i Nur gibi cihanşümûl bir esere hâdim olmuştur.


    ?stiğna sahibi bir zat


    Bediüzzaman, küçük yaş?ndan beri halklar?n mukabilsiz hediyelerinden istiğnâ etmiştir. Hediye kabul etmemeyi meslek edinmiştir. Zindandan zindana, memleketten memlekete sürgün edildiği zamanlarda, ihtiyarl?ğ?n tahmîl ettiği zarûretler içinde dahi, bu seksen senelik istiğnâ düsturunu bozmam?şt?r. En has bir talebesi, bir lokma bir şey hediye etse, mukabilini verir; vermese dokunur.
    Neden hediye kabul etmediğinin sebeplerinden birisi olarak der ki: “Bu zaman, eski zaman gibi değildir. Eski zamanda imân? kurtaran on el varsa, şimdi bire inmiş. ?mâns?zl?ğa sevk eden sebepler eskiden on ise, şimdi yüze ç?km?ş. ?şte böyle bir zamanda imâna hizmet için, dünyaya el atmad?m, dünyay? terk ettim. Hizmet-i imâniyemi hiçbir şeye âlet etmeyeceğim” der.
    Hazret-i Üstad, kendi şahs? için birisi zahmet çekse, bir hizmetini görse, mukabilinde bir ücret, bir teberrük verir. Aksi halde, ruhuna ağ?r gelir, hoşuna gitmez.
    Konu HakanBa tarafından (19.06.07 Saat 19:12 ) değiştirilmiştir.
    "Eğer komünistler mürekkep ve kağıdı yok etmek imkanını da bulsalar, benim gibi birçok gençler ve büyükler fedai olup hakikat hazinesi olan Risale-i Nurun neşri için, mümkün olsa derimizi kağıt, kanımızı mürekkep yapacağız."

    -Zübeyir Gündüzalp-


  8. #8
    Ehil Üye aşur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    1.446

    Standart

    Şimdi oku. Kabirde okuyamazsın
    Konu Meyvenin Zeyli tarafından (22.05.07 Saat 19:30 ) değiştirilmiştir.

  9. #9
    Yönetici HakanBa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Gaziantep
    Yaş
    33
    Mesajlar
    2.566

    Standart

    Hakikati hiçbir şeye âlet etmeyen bir zat


    Bediüzzaman Said Nursî, Kur’ân, imân ve dine yapt?ğ? hizmetinde, senelerden beri, mütemâdî bir tarassud ve tecessüs, tâkibât ve tetkîkat alt?nda bulundurulmuştur. Yaln?z ve yaln?z r?zâ-i ?lâhî için, yaln?z ve yaln?z hakikat için ?slâmiyete hizmet ettiği ve hizmet-i Kur’âniyesini hiçbir şeye âlet etmediği müteaddit mahkemelerde de sabit olmuştur.
    Eğer bu mezkûr hakikatlere ve eserlerindeki hak ve hakikati gören hakperestlerin Bediüzzaman ve eserlerinde gördükleri ve neşrettikleri âlî meziyet ve yüksek hakikate mugâyir en küçük bir şey olsa idi, en büyük ilâvelerle, şâşaalarla ve yaygaralarla, bu yirmi beş sene içinde, din düşmanlar? taraf?ndan dünyaya ilân edilecekti.
    Nitekim, bütün bütün iftira ve ittihamlarla, cebbâr, müstebid din düşmanlar?n?n tahrikat?yla mahkemelere sevk edildiği zaman, gazetelerin birinci sayfalar?nda, bire yüz ilâvelerle teşhir ettirilmesi, tahkîkat ve muhâkeme neticesinde hiçbir suç olmad?ğ? tahakkuk ederek, beraat ettiği vakit sükût edilmesi, bu hakikatin âşikâr çok delillerinden bir tanesidir.

    O, âlem-i ?slâm?n ?zt?rab?yla muztaripti


    Bediüzzaman, din kardeşlerine ziyâde şefkatlidir. Onlar?n elemleriyle elem çektiği, ?slâm dünyas?nda hürriyet ve istiklâl için can veren, fedâi ?slâm mücâhidlerinin ac?lar?yla muztarip olduğu, Kur’ân ve ?slâmiyete yap?lan darbeler ân?nda çok ?zt?raplar çektiği, böyle ac? ac?lar?n tesirât?yla, zâten pek az yediği bir parça çorbas?n? da yiyemediği çok defa görülmüş ve görülmektedir.
    Ekser günleri hastal?klar ve s?k?nt?larla geçmektedir. Bir Nur Talebesinin yazd?ğ? gibi, “Ey millet-i ?slâm?n ebedî refah ve saadeti için, dünyada rahatl?k görmeyen müşfik Üstâd?m! Senin devam eden hastal?klar?n cismânî değildir. Dinimize icrâ edilen istibdad ve zulüm sona ermedikçe, âlem-i ?slâm kurtulmad?kça senin ?zt?râb?n dinmeyecektir.” Evet biz de bu kanaatteyiz.


    Çare-i yegâne Kur’ân’a sar?lmak


    O elîm ac?lar, Bediüzzaman’? aslâ yeise düşürmemiş, bilâkis öyle küllî ve umumî bir dinî cihâda ve duâ ve ubûdiyete sevk etmiştir ki: “Kurtuluşun çare-i yegânesi, Kur’ân’a sar?lmakt?r” demiş ve sar?lm?ş. Kur’ân’da bulduğu devâ ve dermanlar? kaleme alarak, bu zamanda bir halâskâr-? ?slâm ve nev-i beşerin saadetine medâr olan Risâle-i Nur eserlerini meydana getirmiştir.

    Mezalimi tesirsiz b?rakan azim himmet


    Hunhar din düşmanlar?n?n, dünyevî satvet ve şevketleri Bediüzzaman’? katiyen atâlete düşürtememiştir. “Vazifem Kur’ân’a hizmettir. Galip etmek, mağlûp etmek Cenâb-? Hakka âittir” diye imân ederek, bir an bile faaliyetten geri kalmam?şt?r. Evet, Hazret-i Üstad öyle bir himmet-i azîmeye mâliktir ki, ona icrâ edilen müthiş mezâlim, bu himmetin mukabilinde tesirsiz kalmaya mahkûm olmuştur.

    Bediüzzaman’?n tefekkürü


    Bediüzzaman, arz ve semâvâttaki mevcudât? hayret ve istihsanla temâşâ eder, k?rlarda ve dağlarda husûsan bahar mevsiminde çok gezinti yapar, o seyrangâhlarda zihnen meşguliyet ve dakîk bir tefekkür ve dâimî bir huzur hâlindedir. Ağaç ve nebâtât ve çiçekleri, Mâşâallah, Barekâllah, Fetebârekâllahu Ahsenü’l-Hâl?kîn “Ne güzel yarat?lm?şlar” diyerek, ibret nazar?yla onlar? seyreder, kâinat kitab?n? okur. Her âzâ ve hâsseleri gibi, gözünü de dâimâ Cenâb-? Hak hesâb?na ve izni dairesinde çal?şt?r?r. Gözü, şu kitâb-? kebîr-i kâinat?n bir mütâlâac?s? ve şu âlemdeki mu’cizât-? san’at-? Rabbâniyenin bir seyircisidir. Ve şu küre-i arz bahçesindeki rahmet çiçeklerinin bir mübârek ar?s? derecesindedir.

    Hem mütevazi, hem vakur


    Üstad Bediüzzaman, hususî hayat?nda mütevâzi, vazife baş?nda vakurdur. Tevâzu ve mahviyette numûne-i misâl olacak bir mertebededir. Bu mevzuda der ki: “Bir nefer nöbette iken, başkumandan da gelse, silâh?n? b?rakmayacak. Ben Kur’ân’?n bir hizmetkâr? ve bir neferiyim. Vazife baş?nda iken karş?ma kim ç?karsa ç?ks?n, ‘Hak budur’ derim, baş?m? eğmem.”

    Dâhî bir müellif


    Bediüzzaman, ihlâs-? tâmmeye mâlik, hârikulâde, hakiki bir müfessir-i Kur’ân’d?r. Hem ihlâs-? etemme vâs?l olmuş, kahraman ve yektâ bir hâdim-i Kur’ân’d?r. Risâle-i Nur’un müellifi olmak itibâriyle hem bir mütekellim-i âzamd?r, hem ilimde gayet derecede mütebahhir ve râsih, muhakkik ve müdakkik bir allâmedir, hem ilm-i mant?ğ?n yüksek, nazîrsiz bir üstâd?d?r.
    Ta’lîkat nâm?ndaki telifât?, mant?kta bir şâheserdir. Hem mümtaz ve hakperest ve hakikatbîn bir dâhîdir, hem Kur’ân’la bar?ş?k müstakîm felsefenin hakîkatperver bir feylesofudur, hem nazîrsiz bir sosyolog (içtimâiyatç?) ve bir psikolog (ruhiyâtç?) ve bir pedagogdur (terbiyeci), hem dâimâ hakikat terennüm etmiş ve eden, yüksek ve emsâlsiz ve dâhî bir müellif ve edibdir.
    Konu HakanBa tarafından (19.06.07 Saat 19:12 ) değiştirilmiştir.
    "Eğer komünistler mürekkep ve kağıdı yok etmek imkanını da bulsalar, benim gibi birçok gençler ve büyükler fedai olup hakikat hazinesi olan Risale-i Nurun neşri için, mümkün olsa derimizi kağıt, kanımızı mürekkep yapacağız."

    -Zübeyir Gündüzalp-


  10. #10
    Yönetici HakanBa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Gaziantep
    Yaş
    33
    Mesajlar
    2.566

    Standart

    Âlem-i ?slâm, Risâle-i Nur gibi bir eseri bekliyordu


    Bediüzzaman’?n öyle bir ilim ve s?fata mâlik olduğuna en mûteber ve en birinci ve en hakikî delilimiz, Bediüzzaman Said Nursî’dir. Kimin şüphesi varsa, Risâle-i Nur’u okusun. Evet, biz zikrettiğimiz ve edeceğimiz bu hakâik-? uzmây?, bütün ?slâm dünyas?na ve umum beşeriyet âlemine ifşâ ve ilân ediyoruz. Evet, bin seneden beri âlem-i ?slâmiyet ve insâniyet, Risâle-i Nur gibi bir esere intizar ediyordu.

    ‘Zaman, imân? kurtarmak zaman?d?r’


    Bediüzzaman Said Nursî, çok ilimlerde müstesnâ birer eser yazabilirdi. Fakat o “Zaman, imân? kurtarmak zaman?d?r” demiş ve bütün himmet ve mesâisini ve hayat?n? ulûm-u imâniyenin telif ve neşrine hasretmiştir. Evet, Hazret-i Üstad, ulûm-u imâniyeyi neşretmekle, âlem-i ?slâm ve âlem-i insaniyeti hayattar ve ziyâdar eylemiştir. Cenâb-? Hak, o büyük Üstaddan ebediyen râz? olsun, uzun ömürler versin. Âmin, âmin, âmin.


    Risâle-i Nur kalplerin fatihidir


    Risâle-i Nur, Kur’ân-? Mu’cizü’l-Beyân?n bu as?rda bir mu’cize-i mâneviyesi olan yüksek ve parlak bir tefsirdir. Evet, Risâle-i Nur kalblerin fâtihi ve mahbubu, ruhlar?n sultân?, ak?llar?n muallimi, nefislerin mürebbî ve müzekkîsidir.

    Risâle-i Nur, uzun yolu k?salt?yor


    Risâle-i Nur’un bir hususiyeti de, Mektubât’?n birinci cildinin yüz yirmi dokuzuncu sayfas?ndaki şu bahistir:
    “Bâz? Sözlerde, ulemâ-i ilm-i kelâm?n mesleğiyle, Kur’ân’dan al?nan minhâc-? hakikînin farklar? hakk?nda şöyle bir temsil söylemişiz ki, meselâ, bir su getirmek için, bâz?lar? küngân (su borusu) ile uzak yerden, dağlar alt?nda kazar, su getirir. Bir k?sm? da her yerde kuyu kazar, su ç?kar?r. Birinci k?s?m çok zahmetlidir; t?kan?r, kesilir. Fakat, her yerde kuyular kaz?p su ç?karmaya ehil olanlar, zahmetsiz, herbir yerde suyu bulduklar? gibi; aynen öyle de, ulemâ-i ilm-i kelâm, esbâb? nihayet-i âlemde teselsül ve devrin muhâliyeti ile kesip, sonra Vâcibü’l-Vücudun vücudunu onunla ispat ediyorlar. Uzun bir yolda gidiliyor. Ammâ, Kur’ân-? Hakîmin minhâc-? hakikîsi ise, her yerde suyu buluyor, ç?kar?yor. Herbir âyeti, birer asâ-i Mûsâ gibi, nereye vursa âb-? hayat f?şk?rt?yor. ‘Ve fî külli şey’in lehû âyetün tedüllü alâ ennehû vahid’ düsturunu her şeye okutturuyor.
    “Hem, imân yaln?z ilim ile değil, imânda çok letâifin hisseleri var. Nas?l ki bir yemek mideye girse, o yemek muhtelif âsâba, muhtelif bir sûrette ink?sam edip tevzî olunuyor. ?lim ile gelen mesâil-i imâniye dahi, ak?l midesine girdikten sonra, derecâta göre ruh, kalb, s?r, nefis ve hâkezâ, letâif kendine göre birer hisse al?r, masseder. Eğer onlar?n hissesi olmazsa, noksand?r.”
    ?şte, Risâle-i Nur her yerde suyu buluyor, ç?kart?yor. Evvelce gidilen uzun yolu k?salt?yor ve müstakîm ve selâmetli yap?yor.
    Eski hükemâ, ahkâm-? şer'iyeden ve akàid-i imâniyeden bâz?lar? için, "Bu nakildir, imân ederiz, ak?l buna yetişmez" demişler. Halbuki, bu as?rda ak?l hükmediyor. Bediüzzaman Said Nursî ise, "Bütün ahkâm-? şer'iye ve hakàik-? imâniye aklîdir. Aklî olduğunu ispata haz?r?m" demiş ve Risâle-i Nur'da ispat etmiştir.

    Risâle-i Nur’da, müstesnâ bir edebiyat ve belâgat vard?r


    Risâle-i Nur’da, müstesnâ bir edebiyat ve belâgat ve îcâz, nazîrsiz, câzib ve orijinal bir üslûp vard?r. Evet, Bediüzzaman zât?na mahsus bir üslûba mâliktir. Onun üslûbu, başka üslûplarla muvâzene ve mukayese edilemez. Eserlerin bâz? yerlerinde, edebiyat kaidesine veya başka üslûplara nazaran pek münâsip düşmemiş gibi zannedilen bir noktaya rastlan?rsa, orada gayet ince bir nükte, bir îmâ veya ince bir mânâ veya hikmet vard?r. Ve o beyân tarz?, oraya tam muvâf?kt?r. Fakat, o ince inceliği âlimler de birden pek anlamad?klar?n? itiraf etmişlerdir. Bunun için, Bediüzzaman’?n eserlerindeki hususiyet ve incelikleri Risâle-i Nur’la fazla iştigal etmemiş olanlar, birden intikal edemezler.
    Büyük şâirimiz, edebiyat?m?z?n medâr-? iftihâr? merhum Mehmed Akif, bir üdebâ meclisinde, “Victor Hugo’lar, Shakespeare’ler, Descartes’lar, edebiyatta ve felsefede Bediüzzaman’?n bir talebesi olabilirler” demiştir.
    Konu HakanBa tarafından (19.06.07 Saat 19:13 ) değiştirilmiştir.
    "Eğer komünistler mürekkep ve kağıdı yok etmek imkanını da bulsalar, benim gibi birçok gençler ve büyükler fedai olup hakikat hazinesi olan Risale-i Nurun neşri için, mümkün olsa derimizi kağıt, kanımızı mürekkep yapacağız."

    -Zübeyir Gündüzalp-


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Nasihatler...Zübeyir Gündüzalp
    By istiğna in forum Bediüzzaman'ın Talebeleri
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj: 20.01.09, 15:18
  2. Zübeyir Gündüzalp
    By Ebu Hasan in forum Bediüzzaman'ın Talebeleri
    Cevaplar: 9
    Son Mesaj: 12.04.07, 09:53
  3. Zübeyir Gündüzalp
    By aşur in forum Bediüzzaman'ın Talebeleri
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 22.10.06, 15:35

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0