+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 7 ve 7

Konu: Sabri Abi..

  1. #1
    Ehil Üye Bilal-i Sivasi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Bulunduğu yer
    İzmir
    Mesajlar
    1.298

    Standart Sabri Abi..

    Nur'un en önemli iki talebesinden Hulusi-i sani Sabri abi hakkında dataylı bilgi elinde olan kardeşler varsa istirham ediyorum.
    Ey muhataplarım!
    Ben çok bağırıyorum. Zîra, asr-ı salis-i aşrın, yani on üçüncü asrın minaresinin başında durmuşum,

    sûreten medenî ve
    dinde lakayd ve
    fikren mazinin en derin derelerinde olanları
    camie davet ediyorum.


  2. #2
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart Bir zahmet bu linki tıklarmısınız...


  3. #3
    Ehil Üye Bilal-i Sivasi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Bulunduğu yer
    İzmir
    Mesajlar
    1.298

    Standart

    Allah raz? olsun. Çok önemli ama az bilinen birr abi.
    Ey muhataplarım!
    Ben çok bağırıyorum. Zîra, asr-ı salis-i aşrın, yani on üçüncü asrın minaresinin başında durmuşum,

    sûreten medenî ve
    dinde lakayd ve
    fikren mazinin en derin derelerinde olanları
    camie davet ediyorum.


  4. #4
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Alıntı bilal-i sivasi Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Allah razı olsun. Çok önemli ama az bilinen birr abi.
    Demek az zamanda çok büyük hizmetleri olmuş abimizin. Herhalde azami ihlası gereğidir ki Rabbimiz onu vesilelerle gizliyor..

  5. #5
    Pürheves Pir-i Fani - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2008
    Bulunduğu yer
    şehrİSTAN-I BUL
    Mesajlar
    180

    Standart sabri abiden hakime güzel bi cevap

    Konyalı Halıcı Sabri ağabey de gelir giderdi... Üstad Emirdağ'da iken kendisine çevreyi gezsin, dolaşsın diye bir araba almışlardı. Onun için Sabri ağabeyi hâkim sorgulamış ve 'Bediüzzaman'a araba almışsın.' demiş. O da 'Evet aldım.' demiş. Hâkim 'Sen herkese araba alır mısın? Bana da alır mısın mesela?' deyince 'Sen de Bediüzzaman Hazretleri gibi benim kalbimi kazan sana da uçak alayım!' demiş. Demiş ama 1948'deki Afyon Mahkemesi'nde bunun bir rövanşı olarak, Üstad ile beraber idamı istenenlerin içinde Sabri Halıcı ağabeyin de ismi vardı."
    BiR GöNüL İsTeRiM GöNLümE MiRaÇ
    Ben OnA HaSReTiM BeN OnA MuHTaÇ



    Ab-ı ruy-i Habib-i Ekrem için,
    Kerbela'da revan olan dem için,
    Şeb-i firkatte ağlayan göz için,
    Rah-ı aşkında sürünen yüz için.
    Risale-i Nur'a ve üstada ve İslam'zafer ver YA RABBİ..

  6. #6
    Vefakar Üye ÖmerCAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2009
    Bulunduğu yer
    İsparit= Nurlar Diyarı
    Mesajlar
    520

    Standart

    Alıntı Pir-i Fani Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Konyalı Halıcı Sabri ağabey de gelir giderdi... Üstad Emirdağ'da iken kendisine çevreyi gezsin, dolaşsın diye bir araba almışlardı. Onun için Sabri ağabeyi hâkim sorgulamış ve 'Bediüzzaman'a araba almışsın.' demiş. O da 'Evet aldım.' demiş. Hâkim 'Sen herkese araba alır mısın? Bana da alır mısın mesela?' deyince 'Sen de Bediüzzaman Hazretleri gibi benim kalbimi kazan sana da uçak alayım!' demiş. Demiş ama 1948'deki Afyon Mahkemesi'nde bunun bir rövanşı olarak, Üstad ile beraber idamı istenenlerin içinde Sabri Halıcı ağabeyin de ismi vardı."
    Muhterem kardeşim,

    sizin A.Aymaz abimizden alıntı yaptığınız kişi Konyalı Sabri Abimizdir..

    Bahsi geçen kişi ise Eğirdir'li (Barla-Bedre-li) Sabri Abimizdir...selamlarımla...

    Nur iskele memuru Sabri-Sıddık Sabri

    Üstadla kardeşlik sikkesi

    "Sıddık Sabri! Senin cisminde (ayağında) kardeşliğimin sikesini gördüğüm zaman bir hiss-i kablelvuku ile kalbime geldi: Bu zat mühim bir vakitte bana çok ehemmiyetli bir kardeşlik edecek. Ve muvaffak oldun, yaptın. Allah senden ebeden razı olsun."[1]

    Sabri Hocanın da ayak parmaklarının ikinci ve üçüncüsü, Bediüzzaman'ın ayak parmakları gibi birbirine yapışık bir şekildeymiş.

    Kastamonu mektuplarındaki cisminde (ayağında) kardeşliğimin sikkesi" mezkûr mânaya işaret etmektedir.

    Nur iskele memuru

    Hacı Sabri Efendi, Nur Risalelerinin ilk neşir senelerinde santrallık vazifesini hakkıyla yapmıştı. Etraf köylere Nurları yaymıştı. Barla'da bulunan Bediüzzaman'la bir santral gibi irtibat kurmuştu.

    Eğirdir Gölü sahillerinde her köyün, nahiye ve kazalarının iskeleleri vardır. Bedre, İlama ve Barla iskeleleri birbirini takip ederek sahil boyunca uzanır. Sabri Efendi, bulunduğu Bedre köyünde "Nur iskele memuru" olarak da vazifesini yapmıştı. Nurları Bedre iskelesinden diğer köylere tevzi ederdi. Sadakat ve bağlılığının bir nişanesi olarak Bediüzzaman kendisine "Sıddık Sabri" diyordu. Albay Hacı Hulusi Yahyagil'e nisbet ediyor; "Hulusi-i Sani" yani "ikinci Hulusi" diyordu Bediüzzaman.[2]

    Eğirdir Gölünün güzel sahillerinde Nur iskele memuru Santral Sabri'nin aziz hatıraları dillerde söylenir durur. Dilden dile naklolan bu hatıralardan birinde şunları tesbit etmiştik:

    Bediüzzaman'ın cübbesi ile yangını söndürdü.

    Bediüzzaman'ın Barla'da Nur Risalelerini telif ettiği senelerde, yani l926 ve l934 seneleri arasında Bedre yakınlarındaki bir korulukta yangın çıkıyor. Sabri Efendi bu alevleri ne yaptıysa söndüremiyor, önleyemiyor. Neticede sırtında Üstadından yadigar olarak bulunan cübbeyi çıkartarak alevlere doğru uzatıyor, dalga dalga yayılmak istidadı gösteren kızıl alevlere hitap ediyor: "Yak işte yakalabilirsen, işte bu Bediüzzaman'ın cübbesi!"

    Az sonra alevler çekiliyor, ferini kaybediyor ve nihayet sönüp gidiyor.
    Bu hâdise Bediüzzaman'a intikal edince, Nurlu Üstad tebessüm ederek

    Sıddık Sabri Efendiye hitaben:
    "Keçeli, beni orman koruyucusu mu yaptın!" diye latife yapıyor.
    Sabri Efendi gibi mübarek zatların en zor şartlar altındaki hizmetleri sayesinde, Nur Risaleleri bugün iman ve irfan ufkumuzu güneşler gibi aydınlatmaktadır. Allah onlardan ebediyyen razı olsun.

    [1] Kastamonu Lahikası, s23
    [2] Bu malumatların bir kısmını Hacı Sabri Efendinin Bedre'de bulunan oüğlu Yaşar Bey vermiştir.

    (Son Şahitler, Necmeddin Şahiner)
    ***Her kim hayat-ı fâniyeyi esas maksat yapsa, zahiren bir cennet içinde olsa da, mânen cehennemdedir. Ve her kim hayat-ı bâkıyeye ciddî müteveccih ise, saadet-i dâreyne mazhardır***

    ***mescid-i aksa'yı gezelim..http://www.360tr.com/kudus/mescidiaksa_tr/index.html***

    ***Evet, bu zamanda siyaset, kalbleri ifsad eder ve asabî ruhları azap içinde bırakır. Selâmet-i kalb ve istirahat-i ruh isteyen adam, siyaseti bırakmalı***

  7. #7
    Vefakar Üye ÖmerCAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2009
    Bulunduğu yer
    İsparit= Nurlar Diyarı
    Mesajlar
    520

    Standart

    konu ile ilgili bir araştırma alıntı yapıyorum..

    Rabbim (cc) cennetiyle cemaliyle müşerref eylesin... şefaatlerine nail olanlardan, onlara layık kardeş olanlardan eylesin...

    Ne mutlu ki onlar Üstada (RA) layık talebe oldular, hizmetlerini yaparak Rahmet-i Rahmana (C)) ruhlarına teslim ettiler... selamlar olsun bu güzide, aziz ve mübarek abilerimize...

    Adı: Sabri.
    Soyadı: Arseven.

    Sıfatları: Sıddık, santral, Nurun iskele memuru, Hulusi-i sani, büyük alim. Adını ailesi, soyadını devlet vermiş ona, sıfatlarını ise Bediüzzaman Said Nursi. Herkes, yaşadığı zaman içinde olduğu kadar, öldükten sonra da adı, soyadı ve bazı lakapları ile bilinirken, o adının sonuna eklenen soyadından ziyade, önüne getirilen sıfatlarla tanınmış.

    Normal şartlarda insanlar bir veya iki sıfat taşırken onun hoca, imam gibi resmi unvanların veya mahalli lakapların dışında beş tane ayrı sıfat taşıması, çok yönlü mahir bir insan olduğunu göstermeye yetiyor. Öyle olmasaydı böyle taltifkar sıfatlar alır mıydı hiç? Hem de Bediüzzaman gibi bir insan-ı kamilin dilinden.

    *** Nurların intişarında gösterdiği istikrarın ifadesi bu sıfatlar. Üstadına hizmetteki samimiyetin de neticesi. Said Nursi`nin nazarında onun en dikkat çeken hususiyeti, sadakati olmalı ki, ona önce `sıddık` sıfatını vermiş. Aslında o günün şartlarında kolayca alınan veya verilen bir sıfat değildi bu.

    Bilhassa Bediüzzaman medar-ı bahs olduğu zaman, böyle şahsi yakınlıklar kurup samimi sıfatlar almayı göze almak bile, halk tabiriyle `mangal gibi yürek isteyen` tehlikeli bir işti. Çünkü Şeyh Said isyanı bahane edilerek Şarktan Burdur`a, Isparta`ya ve Barla`ya sürgün edilen Bediüzzaman, mütegalibeler ve onlara kayıtsız şartsız itaat eden memurlar tarafından tam bir tecrid-i mutlak altında tutulmak istenmişti. Bunu yaparken ahalinin dikkatini çekmemek için hakkında pek çok asılsız şayialar uydurulmuş, devleti yıkıp milleti parçalayarak vatanı bölmeye teşebbüs etme ihtimalinden söz edilmiş ve köylülerin, değil yanına gidip yardım etmeleri, selam vermeleri bile yasaklanmıştı.

    Ahalinin gözünü korkutarak insanları ondan iyice uzaklaştırmak için yolda, sokakta, mescitte rastladıkça selam veren merhametli kişiler veya öyle bir niyetleri olmadığı halde onun bulunduğu yerden geçip ondan tarafa bakanlar, herkesin gözü önünde tartaklanarak alınıp götürülmüşlerdi. O günlerde öyle zulümleri çok gördükleri ve havadan, sudan bahanelerle insanların çeşitli hakaretlere, eziyetlere maruz bırakıldıklarına defalarca şahit olduklarından onlar bu kadarına razı idiler.

    Fakat yapılanlar o kadarla kalmamıştı. Karakolda önce tabanları şişinceye kadar dövülmüşler, ardından nezarethaneye atılıp tabanlarının şişi inene dek bekletilmişler ve ancak ondan sonra serbest bırakılmışlardı. Bunlardan daha kötüsü, yapılanların her vesile ile her yerde anlatılarak birer cani, birer mücrim muamelesi görmeleri ve kendi aile fertlerinin nazarında bile suçlu gösterilmek istenmeleriydi. O şartlar altında Said Nursi`ye yakın olmak, yanına gidip yardım etmek için bu ve benzeri muameleleri, zulümleri, eziyetleri göze almak gerekirdi. Barla ve çevresinde az da olsa öyle insanlar vardı ve Sabri Arseven de zaman zaman onun ziyaretine gidip hizmet edenlerden biriydi. Hem de hizmetini sadakatle yapıp `sıddık` sıfatını alanlardandı.

    *** Eğirdir`e bağlı Bedre köyünde yaşıyordu Sıddık Sabri. Bedre, Barla`ya oldukça uzak bir yerdi. Fakat bu uzaklık yakın olmaya mani bir hal değildi. Hatta, sık sık ortalarda görünerek dikkat çekmediğinden, gidip gelmeyi kolaylaştıran bir şans da sayılabilirdi. Sabri bu şansı sadece şahsi yakınlığı için kullanmadı. Çevrede Bediüzzaman`ın varlığından haberdar olan ve ziyaret etmek isteyen pek çok insanın olduğunu bildiği, hatta o maksatla uzak yerlerden gelenlere de şahit olduğu için onlara da yardım etmeye çalıştı. Çünkü hem jandarmalar etrafı çok sıkı kontrol altında tutuyor, hem de hükümet hafiyeleri harıl harıl çalışıyordu.

    Bunlara, Said Nursi`nin her zaman ziyaretçi kabul etmemesi de eklenince, görüşmek oldukça zorlaşıyordu. Yolu yordamı bilip fırsatları değerlendirerek onunla ziyaretçiler arasındaki irtibatı sağlayan Sabri Hoca, onların zarar görmeden ziyaretlerini yapmalarına ve sorularını sorup cevaplarını alarak gitmelerine yardımcı oldu. Zamanla ziyaretçiler de, onları bekleyen tehlikeler de bir hayli artmasına rağmen, adeta bir santral vazifesi yapıp kimseyi sıkıntıya sokmadan irtibatı sağladı ve Bediüzzaman`dan maharetine münasip yeni bir sıfat daha aldı: Santral Sabri... O bu gibi taltifkar ifadelere mazhar oldukça hizmetlerini daha büyük bir hassasiyetle yapmaya çalışırken, tayini çıkan Albay Hulusi Bey oradan ayrılınca bir başka hususiyeti daha tezahür etti. Zira o zamana kadar Bediüzzaman`ı sık sık ziyaret edip sorular soran Hulusi Bey ayrılınca, onun yerini Sabri Hoca aldı. Her vesile ile ziyaretine geldi, imani ve İslami meseleler üzerinde çeşitli sorular sordu. Soruların çoğu, kendisinin bilmediği ve merak ettiği meselelerdi.

    Fakat bazılarını da çevresindeki insanlar sormuşlardı. Cevaplarını bildiği halde mukni bir şekilde izah edeceğinden emin olmadığı için ona tevcih ediyordu. Verilen cevapları bazen kendisi yazıyor, bazen de o anda orada bulunan Hafız Tevfik, Muallim Galip gibi hızlı ve güzel yazan bir başka katibin tuttuğu notlardan istinsah ederek götürüyordu. O da tıpkı Albay Hulusi Bey gibi sorularla muğlak meselelerin vuzuha kavuşmasına vesile olup bazı Risalelerin telifine zemin izhar ettiği için, Bediüzzaman onun bu vasfını da `Hulusi-i Sani` yani ikinci Hulusi diyerek taltif etti. Bediüzzaman, Sabri Hocanın sorduğu soruların ekseriyetinin çeşitli ilmi meseleleri ihtiva ettiğini ve içtimai hususları havi olduğunu görünce, gıyabında `Büyük bir alim` tabirini kullanarak onun ilmi yönünü de nazara verdi. Bu kadar farklı meziyetlere sahip olan ve diğer latifeleri, kabiliyetleri gibi onları da Nur hizmetinde kullanmaktan çekinmeyen bir insan, gerektiğinde aynı maksatla başka işler de yapabilirdi. Nitekim yaptı da.

    *** Barla`da Nur`ların telif edildiği yıllardı. Yazılan her Risale, genellikle aynı günün akşamı Eğirdir ve Isparta taraflarındaki köylere, bilhassa Sav`a, İslamköy`e, Kuleönü`ne ulaştırılıyor, gece boyu onlarca evde istinsah ediliyordu. İkinci günün sabahı tashih edilmek üzere tekrar Barla`ya getirilen Risaleler, tashihlerini müteakip yine aynı yolla geri gönderiliyordu. O zaman Eğirdir Gölünün çevresindeki kasaba ve köylerde iptidai de olsa birer iskele vardı ve yerleşim birimlerinin bağlantısı o iskeleler arasında işletilen kayıklar vasıtasıyla sağlanırdı. Sandalların ekserisi kürek çekilerek hareket ettiğinden ulaşım oldukça zordu. Onların içinde Barla en uç noktada ve biraz da içerde olduğundan oraya gidip gelmek hepsinden müşküldü. Bütün iskeleler ve yaya yolları jandarmalar tarafından çok sıkı kontrol altında tutulduğundan, kanunen yasak sayılan cisimlerin veya eşyaların bir yerden diğerine götürülmesi neredeyse imkansızdı. Bu engelleri aşmak için Bediüzzaman`ın, `Velayetin kerameti olduğu gibi niyet-i halisenin ve samimiyetin dahi kerameti vardır` sözleri ile ifade ettiği keramet kuvvetine sahip iyi niyetli ve samimi insanların olması gerekiyordu.

    Bedre`nin, Barla`yı Eğirdir`e, Isparta`ya bağlayan yol üzerinde olması; orada da Sıddık Sabri gibi mezkur özellikleri haiz bir insanın bulunması, nakliyatı büyük ölçüde kolaylaştırıyordu. Zamanla hem Risalelerin sayısı arttı, hem yazılan eserlerin miktarı çoğaldı, hem de Isparta dışından da talepler gelmeye başladı. Fakat Sabri Hoca, işini iyi yapan mahir bir iskele memuru maharetiyle hareket ettiğinden, her paket zamanında gideceği yere ulaştırılıyordu. Böylece, yaptığı hizmete münasip bir sıfat daha kazandı:

    Nurun İskele memuru Sabri... Gerçi onun Nurlarla meşguliyeti yalnız bunlardan ibaret değildi. O aynı zamanda son derece dikkatli bir okuyucu ve maharetli bir müstensihti. Eline geçen her Risaleyi önce dikkatle okuyor, sonra da kalemini kağıdını alıp itina ile birkaç nüsha istinsah ediyordu. Bediüzzaman`a yazdığı bir mektubunda, `Gönlüm ister ki, hemen Risaletü`n-Nur`un umumunu yazıversem de mamelekimde bulunan dürr-i yektaları istidadım nisbetinde mütalaaya başlasam` şeklinde de ifade ettiği gibi bunları yapmaktan da apayrı bir haz ve lezzet alıyordu. Sıddık Sabri de, diğer `Isparta Kahramanları` da yıllarca her an hayati tehlikelerle karşı karşıya kalmalarına rağmen, hizmetlerinin iktizası olan işleri ve Üstadlarının verdiği sıfatların icaplarını hakkıyla yerine getirdiler.

    Nitekim, `Büyük bir alim` sıfatını taşıdığı halde, küçük bir köyde imamlık yapan Sabri Hoca, samimi faaliyetleri ve cesur gayretleri neticesinde hem hizmetinin hududunu yaşadığı mahallin dışına taşıdı, hem de amirlerinin bile yapamadığı işleri yaptı. Mesela mezkur sıfatına menşe olan meziyetleri sayesinde, Kur`an`ın hükmüyle değil, mütegallibelerin emriyle hareket eden Eğirdir müftüsünün Said Nursi`ye yaptığını yapmadı. Hatta onun `yap` dediğini de yapmadı. Aksine müftünün, sıfatı ve vazifesi icabı yapması gerektiği halde yapmadığı hareketleri yaptı ve çağın tefsiri olarak adlandırılan Risalelerin bazılarının telifine vesile oldu, istinsahına çalıştı, intişarına yardım etti. Bu itibarla, Risale-i Nur Külliyatı durduğu müddetçe, onun adı da yaşayacaktır. Hem de bizzat müellifinin verdiği sıfatlarla. Çünkü, bu sıfatlar onun hayatının yegane meyvesi ve medar-ı iftiharıydı.

    Ekserisinin tezahürlerini hayatı boyunca taşıdı ise de bazısı Bediüzzaman`ın Barla`da yaşadığı zamana münhasır kaldı. `Nurun iskele memuru` sıfatı da onlardan biriydi. Bediüzzaman Barla`dan Isparta`ya sürüldükten sonra Risaleler oralarda telif edilmeye başlandığı için, iskele memurluğu vazifesi büyük ölçüde azaldı. O talebeleri ile birlikte önce Eskişehir hapishanesine atıldığı, ardından da Kastamonu`ya götürüldüğü için o sıfatın yerini yakıcı bir hasret hissi aldı. Yıllarca bu hasretin ateş-i suzanı ile yandı. Bazen söndürmek ümidiyle günlerce yol alarak onun bulunduğu diyarlara gitti ise de, o ya zindanda ya tecritte olduğundan, görüşüp hasreti dindiremedi. Maksatları başka, niyetleri habis de olsa, onları ayıranlar yıllar sonra Said Nursi`yi Kastamonu`dan, Sıddık Sabri`yi Bedre`den, diğer hasretlikleri de bulundukları beldelerden alıp getirdiler ve Denizli Hapishanesine hapsettiler. Neticede vuslat, yine hapishanede müyesser oldu.

    *** 1954 yılının 20 Şubat`ıydı. Bu sefer araya başka bir hasret ve hicran hali girdi. Eğirdir`in Pazar köyünden Bedre`ye dönen Sıddık Sabri, bindiği kamyonun buzlu yolda kayarak devrilmesi üzerine başından ağır bir yara aldı. Kısa bir süre sonra da beyin kanaması geçirerek vefat etti. Daha önce, her zaman o Üstadının yanına gider, hizmetlerini görür, sohbet ederdi. Bu sefer Üstadı onun yanına geldi, cemaatle birlikte cenaze namazını kıldı ve dua ederek ebedi aleme uğurladı. Aradan tam elli bir yıl geçti. Onun, uğruna hayatını vakfettiği dava her sahada hızla yayılıyor. İntişarına yardımcı olduğu Nur Risaleleri memleketin her yerinde ve dünyanın dört bir yanında basılıyor, yayılıyor, okunuyor, okutuluyor.

    Sabri Hoca da hala Said Nursi`nin verdiği sıfatlarla biliniyor, anılıyor. Salih ve abid mü`minler, vefat ettikleri zaman kabir hayatlarında dünyada yapmaktan zevk aldıkları çalışmalarla vakit geçirdiklerine göre, Sıddık Sabri dünyada olduğu gibi orada da aynı şekilde Nur hizmetlerine devam ediyor olmalı. Berzah aleminde aynı sıfatlarla anıldığı muhakkak. Muhtemelen Cennette de o sıfatlarla iştihar edecek.

    20.02.2005 E-Posta: islamyasar@yeniasya.com.tr

    ***Her kim hayat-ı fâniyeyi esas maksat yapsa, zahiren bir cennet içinde olsa da, mânen cehennemdedir. Ve her kim hayat-ı bâkıyeye ciddî müteveccih ise, saadet-i dâreyne mazhardır***

    ***mescid-i aksa'yı gezelim..http://www.360tr.com/kudus/mescidiaksa_tr/index.html***

    ***Evet, bu zamanda siyaset, kalbleri ifsad eder ve asabî ruhları azap içinde bırakır. Selâmet-i kalb ve istirahat-i ruh isteyen adam, siyaseti bırakmalı***

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Üstadın Yeğeni Sabri Okurdan Sadeleştirme hareketi
    By yozgati in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 22.10.15, 18:24
  2. Üstad'ın Akrabası Sabri Okur'un Mısır Seyahati
    By SeRDeNGeCTi in forum Bediüzzaman'ın Talebeleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 14.12.06, 11:13

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0