+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 ve 2

Konu: Hatıralar-İsmail Anbarlı

  1. #1
    Ehil Üye alanyali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    Alanya
    Mesajlar
    2.491

    Standart Hatıralar-İsmail Anbarlı

    1959’da Bediüzzaman’ın Ankara’ya ikinci gelişinde Risale-i Nur’larla tanışan İsmail Anbarlı, bu uğurda mahkemeden mahkemeye koşup prangaya vurulan iki kişiden birisi... Aksiyon dergisi yazarlarından Cemal A. Kalyoncu'nun, bu derginin 642. sayısında yayınlanan yazısını sunuyoruz.

    ...
    1965-66 seneleri, her zamankinden daha hareketli geçer. Anbarlı, gittiği yerlerde bir taraftan dersler yapmakta bir yandan da ziyaretler gerçekleştirmektedir. Bu dönemde Konya’da 6-7 nur talebesinin karakola götürüldüğünü öğrenir. Onlara yardımcı olmak maksadıyla ziyaretlerine gittiğinde ise karakolda münakaşa yaşar. Yanında Kur’an-ı Kerim, risale ve cevşen olmadan gezmeyen biridir. O anda üzerinden Münazarat çıkınca ‘dinî propaganda yapıyor’ denilerek o da içeri atılır. Bir gün hapishane müdürü ile bir hadise yaşar. O da, kendisini çağıran müdürün “Risaleleri niye böyle toplu halde okuyorsunuz? Bak burada da Risale-i Nur var. Kimse suç diye beni götürmüyor” sorusu üzerine gelişir. Anbarlı “Bu sorunun cevabını biraz evvel sorgu hâkimliğinde verdim.” deyince müdür onu “Hapishane içerisinde hapishane var.” diyerek tehdit eder.

    Anbarlı, daha sonra koğuşta birlikte kaldığı bazı kişilerle haklı bir tartışmaya karışınca elleri arkadan sıkı sıkıya kelepçelenir ve hücreye atılır. Hücre, iki buçuk adıma bir metreden müteşekkil, karanlık, rutubetli, su ve tuvaletin olmadığı, farelerin cirit attığı bir yerdir. Hücreye atılmadan evvel ikindi vakti girdiği için gardiyanlara, abdesti olduğunu, namazı kılmak istediğini söylese de nafiledir: “Esas, ruhuma ağır gelen, içeride Kur’an-ı Kerim ve cevşenimi almayın dediğim halde almaları idi. Kelepçeli olarak okuyamazsam da kolumun değmesi bana huzur veriyordu. Hücrede duvardan teyemmüm edeceksin; fakat o imkân yok. Elin arkadan kelepçeli. Çok uzaktan ezan sesi gelmesine rağmen namazı kılamıyorsun. Aman ya Rabbi! İnsanın ruhuna öyle bir azap, öyle bir acı çöküyor ki. Uyumamak için gayret ediyordum ama bazen işte dalıveriyordum. O zaman abdest gidiyordu.”

    YERE YIĞILDIM, BAŞLADIM AĞLAMAYA…

    Kelepçenin verdiği sıkıntı öyle bir noktaya varır ki, üçüncü gün, dayanılmaz acılar hissettiği sağ eli morarır. O anda daha evvel Kore’de savaşmış Bayram Yüksel Ağabey’in Bediüzzaman’la ilgili anlattığı hadiseyi hatırlar: “Düşünüyorum ki yahu beni dinleseler ‘bunlar mı Kur’an’ın fedakârları, hizmetkârları? Nihayet alt tarafı bir zincir vurmuşuz eline. O kelepçeye dayanamıyor.’ diyecekler.’ İnilti çıkarmamam lazım diye kendimi sıkıyorum. Bayram Ağabey’in Kore’ye gitmeden evvel Emirdağ’da Üstad’ı ziyarete gidince Üstad da ‘Cevşen’i hiç eksik etme. Sekine’yi devamlı oku. Müşkül duruma düşersen beni çağır. Allah’ın izni ile ben gelirim’ diyor. Bayram Ağabey cephede böyle sıkıştığı bir anda ‘Üstadım yetiş’ diyor, iki defa. Ve Üstad’ın siluetini görüyor, Fatih Camii’nde dua eder şekliyle. Üstad konuşmayıp eliyle ona ‘gel’ diyor. Ve Çinlilerin çok yakınından geçerek Üstad’ın yol göstermesiyle kendi birliğini buluyor. Ve Üstad o an kayboluyor. Şimdi hücrede üçüncü gün; benim elim çok şişip morarınca bunu hatırladım ve ‘Sen talebelerini yalnız bırakmazsın. Üstad imdadıma yetiş’ dedim. O zindanlık yerin sanki böyle artık bana aydınlandığı gibi, kapının orada Üstad’ı gördüm. Bana gülümseyerek bakıyor. Ben ‘Allahü ekber’ dedim ve o an yere yığıldım. Oturuyordum zaten. Ve benim sağ elim kelepçeden çıktı. Başladım ağlamaya. Ve rabbime hamd ettim. Hemen teyemmüm ederek abdest aldım. Hayatımın en feyizli teheccüd ve sabah namazlarını ağlayarak kıldım. Sabahleyin kapı açıldıktan sonra elimi tekrar kelepçeye sokmak istedim. Fakat girmedi. Elim arkadan sanki kelepçeli imiş gibi çıktım. Arkama gelerek kelepçemi açan gardiyan ‘bunun kelepçeleri çıkmış’ demedi. Demek dost birisiydi.”
    ...
    1967’nin yazında adlî tatil devreye girdiği için mahkeme günü epey uzaktır. Bu süreyi 4444 defa Salat-ı Nariye, yani tefriciye okumakla geçirmeye karar verirler. Fakat içlerinden Mustafa Özsoy hariç hepsi tefriciyeyi yarım bırakır. Eğer bir suç varsa ve bu suç da ortaksa ya hepsi içerde kalmaya devam edecek veya hepsi birden serbest kalacaktır. Adlî tatil olduğu için bir seferliğine başka hâkimlerin baktığı davada sadece Mustafa Özsoy tahliye edilir.


    * Bu haber Risale-i Nur Araştırma Merkezi tarafından hazırlanmıştır. Kaynak gösterilerek veya izin alınarak yayınlanabilir.



    cehennem ağzını açmış, bekliyor; cennet ise ağuş-u nazdaranesini açmış, gözlüyor.

  2. #2
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Sağol aziz kardeşim.Güzel bir hatıra iklimiydi...

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Hatıralar…
    By BiRDüNYaUMuT in forum Edebiyat
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 22.09.13, 20:17
  2. Üstadımızdan Hatıralar....
    By gamze-i_dilruzum in forum Bediüzzaman'ın Hayatı (Eski, Yeni ve Üçüncü Said Dönemleri)
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 12.09.13, 12:41
  3. Latifeli Hatıralar..
    By VbDeSTabe in forum Mizah
    Cevaplar: 24
    Son Mesaj: 12.12.08, 17:14
  4. Ağabeylerden Hatıralar
    By muhibbülkurra in forum Bediüzzaman'ın Talebeleri
    Cevaplar: 13
    Son Mesaj: 21.08.08, 10:27
  5. Hekimoğlu İsmail Ağabeyden Hatıralar
    By akıncı in forum Klip, Video, Film ve Animasyon
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 07.07.08, 16:46

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0