Bediüzzaman Hazretlerinin “yorulmaz ve usanmaz, ciddi, samimi kardeş (Hüsrev)! Tevafukta muvaffakiyetli kalemin ile yazılan i’caz-ı Kur’anın ahirinde senin hakkında (Allah’ım! Onu hizmet-i imaniye ve Kur’aniyede muvaffak eyle) olan dua, bu defa şübhem kalmadı ki, tam kabul olmuş” diye bahsettiği talebesi, en yakın arkadaşı, “Türk milletinin manevi büyük bir kahramanı ve bu vatanın bir halaskarı” diye tarif ettiği Hüsrev Efendi, “yaz emrinin buyrulmasıyla Levh-i Mahfuz’daki Kur’an gibi yazılması”na muvaffak olmuştur.

Bazı ehl-i kalb ve ehl-i hakikatin “bu tarz yazı, Levh-i Mahfuz’un yazısına benziyor diye hükmettikleri” gibi insanlığın hizmetine takdim edilmesiyle, üzeri küllendirilmeye çalışılan Kur’an ve hakikatleri kendisini, Hüsrev Efendi’nin yazdığı bu nüshayla bütün insanlığa göstermiştir.
Davasını “Kur’an’ın sönmez ve söndürülmez bir nur olduğunu dünyaya göstereceğim ve isbat edeceğim” diye tarif eden Bediüzzaman Hazretleri, hakikatlerini inkar edenlere karşı, telif ettiği Risale-i Nur ile; aklı gözüne inenlere karşı da, Hüsrev Efendi’ye yazdırdığı Tevafuklu Kur’an-ı Kerim ile, bu davasını gerçekleştirmiştir.