+ Konu Cevaplama Paneli
9. Sayfa - Toplam 9 Sayfa var BirinciBirinci ... 7 8 9
Gösterilen sonuçlar: 81 ile 87 ve 87
Like Tree1Beğeni

Konu: Bediüzzaman Said Nursi'nin Hayatının Kronolijisi

  1. #81
    Dost imamhatip öğrencisi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2008
    Bulunduğu yer
    soma/manisa
    Yaş
    23
    Mesajlar
    9

    Standart

    Essalamunaleyküm şakirdler

  2. #82
    Gayyur bilâl-tunç - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2007
    Mesajlar
    50

    Standart

    BEDÎÜZZAMÂN’IN HAYÂTINDAN TESBİTLER

    Bilâl TUNÇ


    Risâle-i Nûr Külliyâtında ve Bedîüzzamân Târihçelerinde ülfetten dolayı pek fark etmediğimiz sehivler, àcilen halli gereken önemli mes’eleler olarak durmaktadır.


    Bedîüzzamân’ın çeşitli hayât safhalarına âid târih farklılıklarının önemli bir kısmı mevcud Belgelerdeki Rûmî târihlerin Mîlâdî’ye çevrilmesinde ortaya çıkmaktadır. Yine; tahkiksizlikten gelen “Sibirya” gibi bilgi yanlışları, “Kiloğrif” gibi baskı hatâları da yarım asrı aşan bir süredir devam ediyor..


    Önemli bir kısmı tashih edilerek, bir kısmı da te’yîden aşağıya çıkarılan tesbitler; Yazar, Araştırmacı ve Yayıncılarımızın tedkiklerine sunulur:


    Târih ve mahall-i velâdeti:

    1- 1295-1293, Hizan kazâsı Nurs karyesi [Dârü’l-Hikmette iken doldurulan nüfus, eşkâl ve ikàmet bilgilerinin bulunduğu 26 Eylül 1337 (26 Eylül 1921) târihli Devlet-i Aliyye-i Osmâniyye Tezkeresi][1]


    2 - “… ya’nî arza bastığın zaman ki, cifirce 1295 Arabî, 93 Rûmî târîhidir ki, târîh-i velâdetine ve Rus Harb-i müdhişine tevâfukla berâber..” [2]

    *1295 Hicrî ile 1293 Rûmî, ancak Mîlâdî (05 Ocak - 12 Mart)1878'de çakışıyor.


    Tahsile başlaması:

    3 – Bedîüzzamân’ın Târihçe-i Hayâtı: 9 yaşında [3]

    4 - Bedîüzzamân Saîd Kürdî’nin Tercüme-i Hâlinden Bir Hülâsadır: 10 yaşında [4]

    *(9-10) yaşlarında.

    5- Mardin Hayâtı:

    M.Selim Mardin’in tesbiti ile, Bedîüzzamân’ın Mardin’e gelişi; 1894-95 (16-17 yaşlarında geldiği nazara alınarak) [3]
    http://www.msmardin.net.ms/

    BTBSN (2006, s.62)’de Mardin’e gelişi 1892 olarak verilmiş(2006, s.62) .

    A. Badıllı ise, önce; ”İnkılâbtan onaltı sene evvel, Mardin cihetlerinde, beni hakka irşâd eden bir zâta rast geldim.
    ” cümlesi üzerinden 1892-93 târîhine ulaşmış (Mufassal T. Hayât, 1998, s.121). İki sayfa sonra, gelişini 1894, Mardin’den Bitlis’e nefyini 1895 olarak vermiş.

    *M.S. Mardin’in tesbiti ile A. Badıllı’nın son tesbitleri dahâ isâbetli. Ama, Üstâd’ın Münâzarât’ta kasdettiği târîhe göre, N. Şahiner’in tesbiti ile A. Badıllı’nın ilk tesbiti de doğru gibi. Münâzarât’taki bu cümleyi nasıl îzah edeceğiz?


    6 - Hasan Paşa?:

    [Bedîüzzamân’ın Târihçe-i Hayâtı’nda [3] “Vanlı Hasan Paşa’nın..”, BTH’ta “Hasan Paşa’nın..” ”dâveti üzerine Van’a gitti” denilirken [Bedîüzzamân Saîd Kürdî’nin Tercüme-i Hâlinden Bir Hülâsadır’da [4], “Hasan Paşa” adı hiç geçmemektedir. Van vâlisi İşkodralı Tâhir Paşa’nın selefleri arasında da, halefleri arasında da “Hasan Paşa” bulunmamaktadır. [5]

    *Hasan Paşa’nın Van vâlisi olmadığı kesin. Kimliği, belirsiz!.

    7 – Bitlis’ten Van’a gidişi:


    BTH dâhil önceki Târihçelerde Van’a gidiş târihi belirtilmiyor. BTBSN’de 1894, MTH’ta 1897 olarak verilmiş.

    *Belge ibrâz edilmiyor. Muhtemelen doğru kabûl edilen doğum târihine göre yaşı üzerinden hesaplamalar yapılmış. 1894’ün doğru olma ihtimâli çok zayıf. 1897’nin 1898 olma ihtimâli kuvvetli.

    8 - İstanbul’a gidişi:

    *Bitlis Vâlisi Tâhir Paşanın Sultan Abdülhamîd'e yazdığı arîzanın târîhi, 03 Teşrînisânî 1323 (16 Kasım 1907). / BTBSN, MTH

    *1907 sonlarında veyâ 1908 başlarında İstanbul’a gelir.

    D. H. Örfî’nin 1328 (1910)[*] târihli ikinci tab’ında Nâşir Ahmed Râmiz tarafından yazılan önsözde O’nun gelişi, kendisine gösterilen alâka ve tavır şöyle ifâde ediliyor:

    323 senesi zarfında idi ki; Kürdistân’ın yalçın, sarp, âhenîn mâverâ-yi şevâhik-ı cibâlinde tulû’ etmiş “Saîd-i Kürdî” isminde nevâdir-i hilkatten ma’dûd bir ateşpâre-i zekânın İstanbul âfâkında rü’yet eylediği haberi etrâfa aksetmiş..”

    9 - Mâbeyn-i Hümâyun'a verdiği Dilekçenin Neşri:

    *19 Teşrînisâni1324 (02 Aralık 1908) / Şark ve Kürdistan Gazetesi, sayı: 1

    10 -
    "HAKÎKAT" isimli yazının neşri:

    *26 Şubat 1324 (11 Mart 1909), Dinî Ceride, no.70

    “Hâşiye: O zaman Meşrûtiyet; şimdi o kelime yerine
    Cumhûriyet konulmuş."


    11 - “YAŞASIN ŞERÎAT-İ GARRÂ!..”nın neşri:

    * 1 Mart 1325 (14 Mart 1909) , Dinî Ceride, no.73


    "Cumhûriyet ve demokrat mânâsındaki.." ibâresi H.Şâmiye’deki yazı aslında bulunmuyor.

    12 - 31 Mart Hâdisesi:

    *31 Mart 1325 (13 Nîsan 1909).

    *Tevkif edilmesi: 17 Nisan 1325 (30 Nîsan 1909). / Cerîde-i Sôfiyye 18 Nisan 1325, MTH.

    *Tahliyesi: 10 Mayıs 1325 (23 mayıs 1909). / Tanîn Gazetesi 11 Mayıs 1325, MTH.

    13- D.H.Örfî'nin neşri:

    * "Eminönü Polis Merkezi" antedli yazıdan 05 Eylül 1325 ( 18 Eylül 1909)'a yakın günlerde neşredildiği anlaşılmaktadır.[*]

    14 - İstanbul'dan Şark'a dönüşü:

    *1910 yılı bahârında İstanbul'dan ayrılarak Batum ve Tiflis yolu ile Van'a gelir. Bu seyâhatinde İnebolu'ya da uğrar. Ahmet Nazif Çelebi'nin Bedîüzamân'la ilk karşılaşması burada our. [**]

    15 - Şam Hutbesi:

    *1327 (1911). / Bakınız H. Şâmiye

    16 - Sultan Reşâd'la Rumeli'ye seyâhat:

    *6 - 26 Hazîran 1911.

    17 - Medresetüzzehrâ'nın Temelinin Atılması:

    *1913 yazı.


    18 - Bitlis müdâfaasında yaralanarak Ruslara esir düşmesi:

    *19 Şubat 1331(03 Mart 1916) / BTBSN

    İşârâtü'l-İ'câz'dan:
    Diyarbekir'de Van Vâlisi Cevdet Beyin evinde 19 Şubat 1330 (doğrusu, *19 Şubat 1331) târîhinde Cum'a gecesi bu tefsîrin ilk Arabî nüshasını tebyiz ederken, şu şekl-i garîb, tevâfukan vâki olmuştur. Ve o gece vukùa gelen Bitlis'in sukùtuyla müellif Bedîüzzamân'ın esâretine rastgelir. Sanki şu şekl-i garîbin, şu mu'cizeler ve hârikalar bahsinde o gece husûle gelmesi, müellifin Ruslara esir düştüğüne ve berâberinde bulunan bâzı talebelerinin şehid olarak kanlarının dökülmesine hârika bir işârettir.
    Saîd'in Küçük Kardeşi,
    Yirmi Senelik Talebesi
    Abdülmecid


    19 - Esâret safhaları:

    *Ali Aras’ın hâtıralarına göre, yaralı olduğu için Ruslar tarafından 2 ay kadar Bitlis’te tedâvî edilir (BTBSN). Muhammed Feyyaz İbrâhim Hakkıoğlu ise, hâtıra notlarında, esâret yolculuğu sırasında 05 Mart 1332 (18 Mart 1916) akşamı Bedîüzzamân’ı Başhan’da gördüğünü yazmaktadır (MTH).

    *Muhtemelen Eylül sonlarına kadar da Tiflis’te tedâvî altında tutulur.[***]

    *Buradan Kostroma’ya bağlı Koloğrif (Kologriv) ’e götürülür. 6 ay kadar sonra Kostroma içlerine en büyük esirler kampına sevkedilir.[****] Burada da 1 yıl kadar kalır. (Süreler takrîbîdir)

    Bu arada Bolşevik İhtilâlinin sebep olduğu karışıklıklardan istifâde ile firar eder.

    20 - Vatana dönüş:

    *Petersburg, Varşova, Viyana, Sofya üzerinden İstanbul’a gelir. / Bedîüzzamân’ın T.Hayâtı (Abdurrahmân) [3] ve Vatana Avdet Belgesi (BTH, BTBSN, MTH)

    *Sofya Askerî Ataşeliğinden verilen “Vatana Avdet Belgesi”nin ön yüzünde; “17 Hazîran 1334” târihi görülüyor. / BTH, BTBSN, MTH


    *Mezkûr Belgenin arka yüzünde “17 Hazîran 1334” ve “17 Juin 1918 târihlerine ilâveten sağ aşağı taraflarda “18 Hazîran” kaşesi görülmektedir. Bu kaşe İstanbul’a geldiğinde vurulmuş olmalıdır.



    * Fotoğrafın sağında aşağıdan yukarı doğru Latin harfleri ile atılan “Abdurrahman” şeklindeki imzânın Bedîüzzamân’ın yeğenine mi âid olduğu tesbit edilemedi.

    *İstanbul'a esâret sonrası dönüşü, 18 Haziran 1334 (18 Haziran 1918) / Vatana Avdet Belgesi (BTH, BTBSN, MTH)

    *03 Mart 1916’da esir düştüğü târihten 18 Haziran 1918’de Yurda dönünceye kadar geçen süre: 2 sene, 3 ay, 15 gün.

    21 - Bedîüzzamân’ın İstanbul’a gelişini haber yapan Tanin Gazetesinin târihi:

    *16 Ramazan 1336, 25 Haziran 1334 (25 Haziran 1918)

    22 - Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiyye a'zâlığına ta'yîni:

    *26 Şevvâl 1336, 04 Ağustos 1334 (04 Ağustos 1918) târihli İrâde-i Seniyye ile.[1]

    23 - Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiyyenin resm-i küşâdı:

    *4 Zilka'de 1336 ve 12 Ağustos 1334 (12 Ağustos 1918) [1]

    24 - “Mahrec” pâyesi ile taltîfi için Şeyhülislâm Mûsâ Kâzım Efendi tarafından yazılan İrâde-i Seniyye Lâyihası:

    *17 Zilka’de 1336, 24 ağustos 1334 (24 ağustos 1918) [1]

    25 - “Mahrec” pâyesine dâir İrâde-i Seniyye: [1]



    Bâb-ı Fetvâ
    DÂİRE-İ MEŞÎHAT
    Mehmed Vahîdüddîn


    DÂRÜ’L-HİKMETİ’L-İSLÂMİYYE A’ZÂSINDAN BEDÎÜZZAMÂN SAÎD EFENDİYE

    MAHREC PÂYESİ TEVCÎH OLUNMUŞTUR.

    BU İRÂDE-İ SENİYYE’NİN İCRÂSINA MEŞÎHAT ME’MÛRDUR.

    *18 Zilka’de 1336 / 26 Ağustos 1334 (26 Ağustos 1918)


    ŞEYHÜLİSLÂM
    Mûsâ Kâzım



    26 - “Mahrec” pâyesinin tebliğ vesîkası:


    Bâb-ı Fetvâ

    DÂİRE-İ MEŞÎHAT-İ İSLÂMİYYE

    Mektûbî Kalemi

    aded

    124

    DÂRÜ’L-HİKMETİ' L-İSLÂMİYYE A’ZÂSINDAN FAZÎLETLÛ SAÎD EFENDİYE



    FAZÎLETLÛ EFENDİ
    UHDE-İ FÂZILÂNELERİNE MAHREC PÂYESİ TEVCÎHİ LEDE’L-ARZ 18 ZİLKA’DE
    1336 TÂRİHİNDE İRÂDE-İ SENİYYE-İ HAZRET-İ HİLÂFETPENÂHÎYE İKTİRÂN
    EYLEDİĞİNİN BEYÂNI SİYÂKINDA TEZKERE-İ MUHIBBÎ TERKÎM KILINDI.
    *22 Zilka’de 1336 / 29 Ağustos 1334 (29 Ağustos 1918)
    ŞEYHÜLİSLÂM
    Fetvâ Emîni

    27 - Mâzeret Dilekçesi:

    *19 Nisan 1335 (19 Nisan 1919) [1]
    28 – Bir başka mâzeret dilekçesi:

    *13 Eylül 1337 (13 Eylül 1921) [1]


    29 - Dârü’l-Hikmette iken doldurulan nüfus, eşkâl ve ikàmet bilgilerinin bulunduğu Devlet-i Aliyye-i Osmâniyye Tezkeresi:[1]

    MÂLİYE NEZÂRETİ, EVRÂK-I NAKDÎ VE LEVÂZIM MÜDÎRİYETİ
    ŞÛRÂ-YI DEVLETİN GAYRİ DEVÂİRDEN MESÂLİH-İ ŞAHSİYEYE
    DÂİR VERİLEN MAZBATAYA MAHSUS VARAKADIR
    Kıymeti Beş Kuruştur


    DEVLET-İ ALİYYE-İ OSMÂNİYYE TEZKERESİDİR

    İsim ve şöhreti: Bedîüzzaman Said Efendi.
    Pederi ismiyle mahall-i ikàmeti: Müteveffa Mirza Efendi.
    Validesi ismi: Müteveffiye Nuriye Hanım.
    Tarih ve mahall-i veladeti: 1295(bin iki yüz doksan beş) ve 1293(bin iki yüz doksan üç). Hizan Kazâsı, Nurs Karyesi.
    Milleti: Müslim.
    San'at ve sıfat ve intihab selahiyeti: Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiyye a’zâsından.
    Müteehhil ve zevcesi olup olmadığı: Mücerred.
    Derecat ve sınıf-ı asliyesi: -


    EŞKÂLİ, SİCİL-İ NÜFUSA KAYID OLUNAN MAHALLLİ
    Boy: Orta. - Göz: Elâ. - Sîmâ: Buğday. Alâmet-i fârika-i sâbite: Tam.

    Vilâyeti: İstanbul. - Kazâsı: Beyoğlu, Rumili, Boğaziçi.
    Mahalle ve Karyesi: Sarıyâr. - Sokağı: Fıstıklı Bağlar.
    Mesken Numarası: 18/11. - Mesken Nev'i: Yabancı.
    Esas kaydı: Bitlis Vilâyeti, Hizan Kazâsı, Nurs Karyesi.

    Bâlâda isim ve şöhreti, hâl ve sıfatı muharrer olan Bedîüzzaman Said Efendi,
    Devlet-i Aliyye-i Osmâniyye tebâiyetini hâiz olup ol suretle
    cerîde-i nüfusta mukayyed olduğunu müş’ir işbu tezkere i’tâ kılındı.

    * 26 Eylül 1337 (26 Eylül 1921)
    Nezâret-i Umûr-i Dâhiliye


    30 - Terceme-i Hâl Varakası:




    Terceme-i Hâl Varakasında “onyedi aded te’lîfâtım vardır” şeklinde beyân ettiği âsârı:

    İşârâtü’l İ’câz
    Ta’lîkàt
    Kızıl Îcâz
    El-Hutbetü’ş-Şâmiyye
    Nokta
    Şuâât
    Sünûhât
    Münâzarât
    Muhâkemât
    Tulûât
    Lemaât
    Rumûz
    İşârât
    Hutuvât-ı Sitte
    İki Musîbetin Şehâdetnâmesi
    Hakîkat Çekirdekleri

    *17 Teşrînievvel 1337 (17 Ekim 1921) [1]

    31 - TBMMde "Hoşgeldin Merâsimi" ile karşılanması:


    *09 Teşrînisânî 1338 (09 Kasım 1922) / TBMM Zabıt Cerîdesi (BTBSN, MTH)


    32 - Beyannâme:

    *19 Kânûnisânî 1339 (19 Ocak 1923) / BTBSN, MTH

    33 - *Ankara’dan ayrılışındaki tren biletinden: / BTH, BTBSN, MTH





    Ankara mevkıfından Gebze (Gekbôze, Gekbûze, Genbûze, ..) mevkıfına..[6]

    21/4/39 (21/4/1923) târihine kadar mu’teberdir.

    Saîd Kürdî Efendi’ye mahsustur.

    Yalnız – bir - kişi içün mu’teberdir.

    17/4/39 (17/4/1923) târîhinde i’tâ olunmuştur.

    Hâmilin imzâsı

    SAÎD

    *****



    BTH: Büyük TÂRİHÇE-İ HAYÂT
    BTBSN: Bilinmeyen Tarafları ile Bedîüzzamân Saîd Nursî, 2006
    MTH: MUFASSAL TÂRİHÇE-İ HAYÂT, 1998

    [1] DÂRÜ’L-HİKMETİ’L-İSLÂMİYYE, Sâdık Albayrak, 1973 – İkinci Baskı -, Yeni Asya Yayınları.
    [2] 28. Lem’a’nın 2. Emâresinin hâşiyesi.
    [3] Abdurrahman, 1335 (1919)/ İctimâî Reçeteler–I, Tenvir Neşriyat, 1990
    [4] Müküslü Hamza / İctimâî Reçeteler – II, Tenvir Neşriyat, 1990
    [5] Abdülhamid’in Vâlîleri, Abdülhamit Kırmızı, 2007 s. 89 ve 90
    [6] http://tr.wikipedia.org/wiki/Gebze

    [*]: Bir hatırlatma: Dîvân-ı Harb-i Örfî’nin basım târîhi belki de ilk def’a doğru olarak zikredilmektedir. Şimdiye kadar ilk baskı 1911, ikinci baskı 1912 olarak biliniyordu. Çünki, ilk baskının üzerindeki 1327 ve ikinci baskının üzerindeki 1328 târihleri Rûmî olarak alınıyordu. Köprü’nün 2004/86 sayısındaki ve BTBSN ‘nin 2006 baskısının sonlarındaki belgeler tedkik edildiğinde 1327 ve 1328 târihlerinin Hicrî olduğu, yâni ilk baskının 1909’da, ikinci baskının 1910’da yapıldığı ortaya çıkıyor.

    Eminönü Polis Merkezi:
    İstanbul Polis Müdürlüğüne,
    "İki Mekteb-i Musibetin Şehâdetnâmesi" yahud "Divân-ı Harb-i Örfî" ve "Said-i Kürdî" nâm risâle münderecâtı câlib-i nazar-ı dikkat tefevvühât ve terhâtı cami' görülmekle ifây-ı muktezâsı zımnında leffen takdim kılındı. 5 Eylül 1325 (18 Eylül 1909)
    Eminönü Merkez Me'mûru
    Efkâr-ı Umûmiyeyi tehyic edecek bir takım ibârâtı havî olan risâle-i mezkure takdim kılınmış olmakla ve Divân-ı Harbî Örfiye tevdiiyle beraber bu risâlelerin toplattırılması hakkında emr-i iş'arı istirhamıyla Emniyet-i Umûmiye Müdüriyeti'ne arz ve tefhim olunur. 10 Eylül 1325/23 Eylül 1909.
    Hareket Ordusu Kumandanlığı'na yazılmıştır: 10 Eylül 1325
    DH.EUM.THR., nr.5/7-3, 8 Ramazan 1327

    [**]: "Risale-i Nur tercümanı ve müellif ve sahibi bulunan zât, bin üç yüz yirmi dört (1324) ve yirmi beş (25) Rumî senelerinde, İstanbul’da iştiharla, “Bediüzzaman” namı ve lâkabı altında matbuatın sitayişle neşriyatından mütehassis olarak, o zaman on yedi yaşımda bulunduğum ve çok cahil ve çocukluk devresinde iken, bu mübarek isim kalbimde yer tutmuş. Ve bu kalbî muhabbet hürmeti için olacak ki, bin üç yüz yirmi altı (1326) senesinde Hazret-i Üstadın, Bediüzzaman Said-i Kürdî lâkabı altında Karadeniz seyahatinde iki hizmetkârıyla İnebolu’yu ziyaret ederek, o zaman İnebolu’nun meşhur ulemasından Hacı Ziya ve diğer ulema arasında vapura teşyi edildiği sırada tesadüfen çarşıda karşılaştığım ve çok derin muhabbet hissiyle bu mübarek zâta selâm durarak mütebessim ve nuranî simalarıyla ve keskin nazarlarıyla selâmlarına ve mânevî nazarlarıyla iltifatlarına mazhar olduğum günden beri artan muhabbet ve alâkamı, otuz senelik hatırımdan kat’iyen silinmediğini aynelyakîn görüyordum." / bknz. A. Nazîf'in Bir Fıkrasıdır, http://www.sorularlarisaleinur.com/s...yat&risale=666

    [***]: Bitlis vâli vekili Memduh Bey’in Tiflis’te bulunan esir me’murlara maaş gönderilmesi sadedinde, Bedîüzzaman için de bir miktar meblağ talebine [09 ağustos 1332 (22 Ağustos 1916)], Hilâl-i Ahmer vâsıtasıyle 60 liranın gönderildiği [28 Ağustos 1332 (10 Eylül 1916)], Dâhiliye Nâzırı Talât Bey’in Hilâl-i Ahmer Reîsine mezkûr meblağın mümkün olan sür’atle Bedîüzzamân’a ulaştırılıp netîceden kendisine bilgi verilmesine dâir 07 Eylül 1332 (20 Eylül 1916) târihli tezkere ve Hilâl-i Ahmer Reîsi Besim Ömer Bey’in, me’mûr-u mahsusla gönderilen meblağın karşılığı 1254 markın Tiflis’te bulunan Bedîüzzamân’a gönderildiğine dâir 10 Eylül 1332 (23 Eylül 1916) târihli cevâbî yazılarından (BTBSN ve MTH), Üstâd’ın Eylül 1916 sonlarına kadar Tiflis’te kaldığı düşünülebilir.

    [****]: Dr. M. Âsaf Dişçi'nin hâtırâlarına göre Üstâd esâret süresinin 6 ay kadarını burada geçirmiş: "İşte Bedîüzzamân'ı orada gördüm. Kosturma eyâletinin Kilogrif (doğrusu, Kologrif- B.T.-) kasabasındaydı. Dahâ sonra onu içerlere, büyük esirler kampına, Kosturma içlerine sevkettiler. Birlikte altı ay kadar kalmıştık." ("Son Şâhidler-I" N. Şahiner)

    İnternetteki şekliyle “Kologriv”, Abdurrahmân Nursî’nin hazırladığı “Târihçe-i Hayât” ve Osmanlıca teksir, “Bedîüzzamân’ın Târîhçe-i Hayâtından: Afyon Mahkemesi Müdâfaâtının Birinci Zeylinin Zeyli, S:49.”da “Koloğrif ”. Kostroma’ya bağlı. Volga’nın büyük bir kolu olan Unzha (Unja) Nehri kıyısında küçük bir kasaba.. Burada adı geçen yerlerin Sibirya ile hiçbir alâkaları bulunmamaktadır. (bknz: http://www.risaletashih.com/index.php/tashih-cesitlemeleri/109-uestad-sibiryada-kald-m )



    http://www.risaletashih.com/index.ph...indan-tesbtler
    Konu Yonetici tarafından (16.02.09 Saat 12:41 ) değiştirilmiştir.

  3. #83
    Dost gulumcan55 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Bulunduğu yer
    Kütahya
    Mesajlar
    14

    Standart

    Gulsah arkadaşım keşke parça parça vermeseydin... Şahsen takip etmekte zorlandım..
    Ama yine de güzel paylaşım oLmuş..
    Allah razı oLsun..

    Tomurcuk derdinde olmayan ağaç, odundur..


    [ N.F.K ]


  4. #84
    Vefakar Üye ahsen-i takvim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Mesajlar
    517

    Standart



    Bediüzzaman'la helalleşme

    Ölüsüne tahammül edemeyenler, hayatta olsaydı kim bilir ne yaparladı ! Diriler ölenlere haklarını helal ederler. Evet şimdi helalleşme vakti. O mu bizden helallik istemeli yoksa biz mi ondan helallik istemeliyiz? Herkesin bir mezarı varken, biz onun mezarına bile sahip çıkamadık. Mevla'mız onu sonsuz rahmetinde saklasın.


    Said Nursi, üç devri yaşamış bir ihtiyar: Meşrutiyet, İttihat ve Terakki ve Cumhuriyet. Bu üç devir büyük devrilişlerle dolu. Yıkılmayan kalmamış. Yalnız bir adam var, o ayakta!" Merhum Osman Yüksel Serdengeçti onu anlatan makalesine bu cümlelerle başlıyor, sonra her üç devirde "kaya gibi iradesi", "şimşek gibi zekâsıyla" yaptığı önemli çalışmalarını anıyordu.



    Son dönem tarihini çalışan bir başka yazar, Kadir Mısıroğlu dergisinin kapağına vurduğu resminin altına, kitap çapında bir tespitle; "Dinsizlerin Türkiye'deki planlarını altüst eden adam!" yazmıştı. İslam'a karşı olanlarla mücadele eden başka şahsiyetler de olmuştur, fakat belli ki yazarın maksadı, bu zatın onların başında geldiğini vurgulamaktır.

    Gerçekten o, büyük olmanın başlıca ölçülerine sahip idi: Her şeyden önce alim idi. Alimliği Osmanlı Devleti'nin son döneminde kurulan İslam İlimleri Akademisi'ne (Daru'l-Hikmeti'l-İslamiyye) üye seçilmesi ile sabittir (Diyanet İslam Ansiklopedisi, c.35, s.566). Bu kurulda E.Şeyhülislam Mustafa Sabri, Elmalılı M. Hamdi, İzmirli İsmail Hakkı, Arapkirli Hüseyin Avni gibi zevatla çalışmıştı. Şeyhülislam Musa Kazım tarafından mahreç mevleviyetliği payesine yükseltilmiş, Sultan M. Vahidüddin tarafından da onaylanmıştır (O dönemde bu makam kibar-ı müderrisînden (büyük profesörler) üstün olup bilad-ı hamse (Mısır, Şam, Bursa, Edirne, Filibe) kadılıklarından hemen sonra gelen bir makam idi).

    Sözle, kalemle yaptığı cihadın yanında fiilen de halkın önüne geçmişti: 1920'de İngilizlerin İstanbul'u işgali döneminde, ses çıkarmanın insanın canına mal olduğu sırada, dikkat çeken bir sima olmasına rağmen Hutuvat-ı Sitte adıyla yazıp bastırdığı, sonra fiilen dağıttığı kitapçığında sinsi İngiliz siyasetinin arkasındaki gerçek hedefleri analiz ederek milleti uyarıyordu. İngiliz komutanı idam etmeyi düşünmüş ise de nüfuzu ve Batı'da-Doğu'da çok sevilmesi sebebiyle halkın büyük infialini hesaba katarak vazgeçmiştir.

    Mütareke sırasında Şeyhülislam Dürrizade Abdullah Efendi, Anadolu'da başlatılan istiklal hareketi aleyhinde fetva vermişti. Fakat Said Nursi düşmana karşı koyanların asi olmadıklarını, bunun baskı altında verilmiş olması sebebiyle geçerli fetva sayılamayacağını ilan etti[1]. Kuvay-ı Milliye'de beraber çalışma davetine karşı "avcı hattında mücadeleyi tercih etmesi sebebiyle" çalışmasını İstanbul'dan yürüteceğini bildirdi. Zaferden sonra, bu hizmetlerinden ötürü Türkiye Büyük Millet Meclisi 9 Kasım 1922'de "hoşamedi" (resmi karşılama merasimi) programı ile Ankara'ya davet etti. Meclis'te milletvekillerine konuşma yapması rica edildi.

    Ümmetten geleni yine ümmete iade...

    İlmiyye sınıfında olması hasebiyle askerlikten muaf olmasına rağmen 1. Cihan Savaşı'nda, cepheye koşup kurduğu, 4.000 kadar askerden oluşan gönüllü milis alay komutanı olarak Van, Muş, Bitlis bölgesinde vatan savunmasında yer aldı. Birçok yararlık gösterdikten sonra Ruslara esir düştü. Cihad esnasında at üstünde iken, düşmandan fırsat bulduğu sıralarda İşaratu'l-İ'caz tefsirini imla(dikte) tarzında talebesine yazdırıyordu. Fatiha ile Bakara Sûresi'nin ilk kısmına dair olan bu tefsir kitabını dikkatle okuyan her uzman, onun Kur'an ilimlerine ve i'cazına Arap dili ve edebiyatı, Arap belagati çerçevesinde vukufunun pek üstün seviyede olduğunu teslim etmektedir.

    Cumhuriyet'ten sonra devlet makamlarını ele geçiren bir kısım kimselerle görüş ayrılığında olduğunu anlayınca siyaset alanında hizmetin zorlaştığını görerek memleketinde inzivaya çekilmeyi düşündü. Şeyh Said isyanı ile hiç ilgisi olmadığı halde, o bahane ile -muhtemelen nüfuzu sebebiyle potansiyel tehlike olabilir vehmi ile- olağanüstü hal yetkilileri onu, inzivasından çıkararak Van'dan, önce Burdur'a, sonra Isparta'nın küçük bir dağ köyü olan Barla'ya sürdüler.

    Yeni nesillerin İslam'dan habersiz yetiştirilme programına karşı, irşad ve eğitim hizmetine ağırlık vermek üzere Risale-i Nur Külliyatı adı altında kitaplar yazmaya başladı. Bu dağ köyünde imla tarzında talebelerine yazdırdığı Sözler, Mektubat, Lem'alar, Şua'lar gibi kitaplar yayınlanamıyor, el ile, zahmetle çıkarılan nüshalar çok sınırlı şekilde dağılabiliyordu. Yanında parmakla sayılabilecek miktardaki talebeleri: "Hocam bunlar güzel, önemli kitaplar, ama ne yazık ki basılamıyor, yayılamıyor." deyince: "Vakti gelince daha fazla yayılacak, hatta radyoda da okunacak inşallah." diyordu. O zaman için radyo, dünyadaki en ileri yayın ve iletişim aracı idi. 1949'da Afyon Ağır Ceza mahkeme savcısının beş yüz bin Risale'nin yayıldığı şeklindeki tespitine bakılacak olursa, el ile çoğaltılan bu kitapların, bu baskı ve takip döneminde bu derecede yayılmasının harikulade olduğunu söyleyebiliriz. Son dönemde kitap, dergi, radyo, TV kanalları, MP3, MP4 gibi cihazlarla dünyanın yedi kıtasına nasıl bir ağ şeklinde yayıldığını gözlemliyoruz.

    İhlas ve fedakârlık açısından bakacak olursak onun, din hizmeti karşılığında hiçbir maddî ücret veya yardım almadan ve beklemeden, tam bir istiğna ile, yoksul bir tarzda hizmetini sürdürdüğünü, meşru olan hediyeyi bile kabulden kaçındığını herkes bilmektedir. Daru'l-Hikmet'te yüksek maaş alırken, gelirinin çok az kısmı ile geçinip geri kalanı biriktirme cihetine gitmemiş, yazdığı bazı kitapları bastırarak parasız dağıtmış, böylece "Ümmetin parasını, yine ümmete iade görevini" yerine getirdiğini ifade etmişti. Ömrünün son döneminde Külliyatı, serbestçe basılmaya başlandı. İsteseydi onlardan meşru olarak alacağı telif ücretiyle zengin olabilirdi. Fakat o , kanaatle yaşamaya devam etti. Urfa'da vefat ettiğinde tereke hakiminin tespitine göre üzerindeki saat, cübbe, seccade gibi zati eşyadan başka mal bırakmadı, bunlara 551 TL değer biçti ( Mary F.Weld (vefat tarihindeki gazetelerden naklen), Bediüzzaman Said Nursi, İstanbul, 2006, s.422). Dine ve millete hizmetten, evlenmeye, aile kurmaya bile fırsat bulamadı. Müsamaha yönünden ona bakacak olursak, 50 yaşından ömrünün sonuna kadar 30 yıl boyunca sürgün ve zindan hayatı yaşattılar. Şimdiki normal hapishanelerde değil, en temel ihtiyaçları karşılamaktan uzak hücre hapsinde tutukladılar. Sonu beraatla neticelendi, ama mahkûm edilmiş gibi çile çekti. Kendisine katil muamelesi yapanlara bile hakkını helal etti (Dr. Tahsin Tola-Said Özdemir, B. Said Nursi'nin Tarihçe-i Hayatı, Eşref Edip'le Röportaj, Şahdamar Yay., İstanbul, 2007, s616). Bu, hoşgörünün zirvesidir ki ancak ahir zaman Peygamberi sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in vârisliğinden nasibi bol olan bir zat bu dereceye erişebilir. O Mekke'yi fethettiği gün, kendisine ve Müslümanlara yapmadıkları işkenceyi bırakmayan Mekkelileri cezalandırmamış, bağışlayarak, en yüksek bir müsamaha örneği vermişti. Hoşgörü, dile kolaydır. İnsanı canından bezdiren 30 yıllık işkenceye maruz kalan milyonda bir insan bile bedduadan vazgeçmez, hele hakkını helal etmez.

    Müslümanların birliğine son derece önem verirdi. Müslümanlardan, kendi hizmeti aleyhinde olanlar hakkında bile talebelerine tavsiyesi; "Onlara, bizim ehl-i imanla bir davamız yok, biz sizinle kardeşiz, sadece dinsizlik akımına karşı Kur'an hizmeti ile meşgulüz." demeleri olmuştur. Müslümanlarla ittifakın, Cenab-ı Allah'ın tevfikinin (muvaffak kılmasının) şartı ve vesilesi olduğunu vurgulamıştır. Said Nursi, ölüm yıldönümünden yüz yıl önce Volkan gazetesinde, 23 Mart 1909 (11 Mart 1325) tarihinde "Bediüzzaman'ın Fihriste-i Efkarıdır" başlıklı bir makale yayınlamıştı (B. Said Nursi, Asar-ı Bdiiyye, İstanbul, İttihat Yay., 1999, s.819-820). (Makalenin tamamı bu eserin s.817-826 bölümünde iktibas edilmiştir). Burada adeta hayat programını özetlemişti. Yazının 2. maddesinde hülasa olarak şöyle diyordu: Müslümanların belli başlı ilim, fikir ve maneviyat merkezleri medrese, mektep ve tekkelerdir. Bunlardan her birinin kendisine mahsus çalışma alanları vardır. Fakat bir koordinasyon ile belirli zamanlarda bir araya gelip müşterek gayeye hizmet etmeleri gerekir. Bu koordinasyonu, üç ayrı odasının ortadaki büyük salona açıldığı bir eve benzetir. Muayyen zamanlarda dinî ilimler (medrese), modern bilimler (mektep) ve maneviyat eğitimi (tekke) mensupları orta salona çıkarak ortak hizmeti planlamalıdır. Medresenin sağlam ilim ölçüleri, mektebin öğrettiği çağdaş bilimler, tekkenin işlevi olan nefis terbiyesi ve manevî eğitim vazgeçilmez kurumlar olarak Müslüman toplum içinde yerlerini almalıdır.

    Telegrafik başlıklarla, ciltlere sığmayan bereketli bir ömrün faaliyetlerini özetlemeye çalışan bu kısa makalemizin sonuna doğru, merhumun çok önem verdiği bir prensibe daha değinelim: O da bilimsel çevrelerde "hürriyet"i şart görmesidir. Az önce adı geçen programın 3. maddesinde bunu vurgular ve hürriyetin, olmazsa olmaz bir ilke olduğunu bildirirken devam ve özetle şöyle der: "Yönetimde kuvvet kanunda olmalıdır. İlimde de kuvvet, hakta ve hakikatte olmalıdır. Yoksa istibdad (despotluk) hakim olur." Bu programının baş tarafında, ilim erbabından dikkatli okuma ve anlayış beklediğini söyler. "Yoksa sathi nazardan hasıl olan yanlış anlamanızı ve su-i zannınızı helal etmem." der.

    Aydın olmak cesaret ister

    İlim ve hizmet hayatını özetlediğim bu alim, mütefekkir ve mücahidi, hiç kimsenin ilim adına yok saymaya hakkı olamaz. İlmi ve hizmeti Türkiye'ye sığmayıp, İslam dünyasına, hatta dünya ülkelerinin çoğuna ulaşan bu değerimizi görmezden gelmek, kimseye bir şey kazandırmaz. Takdir edenler ise aşikar bir fazileti kabul ettiklerini dile getirmiş olur, yoksa ona bir değer katmış olmazlar. Bu vesile ile yeri gelmişken İSAM'ın (İslam Araştırmaları Merkezi) yayınladığı İslam Ansiklopedisi'nin 35. cildinde (2008) "Said Nursi" maddesinde, onun hayatının, eserlerinin, şahsiyetinin ve hizmetlerinin objektif bir tarzda tanıtılmasını, acizane takdir ve tebrik etmekten kendimi alamadığımı belirtmek isterim. Bu kurumun, vazifesini yaptığı, özel bir tebrike gerek olmadığı söylenebilir ve doğrudur. Fakat bazı ilim çevrelerinde bu zatın adını tabu haline getirenlerin hâlâ bulunduğu göz önüne alınacak olursa, ansiklopedinin bu yayını oldukça önemsenmeye değer. Zira 2003 yılında yayınladığım "Oryantalistlerin Yanılgıları" kitabımda yazdığım üzere bu ansiklopedi, ilmî yönden asrımız Müslümanlarının yüz akıdır ve Türkiye'deki ilahiyat fakültelerinin ve İslamî öğretimin ortak birikimidir. Dolayısıyla, bu birikimin ve şahs-ı manevinin bu yayınının, bazı münferit yok saymalara yeterli bir cevap teşkil edeceğini umarım. Merhumun, tam yüz sene önce temenni ettiği hürriyet atmosferini uygulayan 'Ansiklopedi Kurulu'na "Barekallah!". Aydın olmak, cesaret ister. Yoksa, fikri analiz etmeden, sadece isimlere takılanlar, alim saymadıkları kişinin, yüzlerce yıl gerisinde kalırlar. Kaldı ki bu zatın eserleri defalarca Diyanet İşleri Başkanlığı'ndan, bilirkişilerden, yüzlerce mahkeme hey'etinden, zaman içinde hep olumlu kararlar almıştır. Bazı dindar ilim mensupları cesaretsizlikleri, bazı hissiyatları veya incelememeleri sebebiyle ondan uzak durmuşlardır. Bu, işin özel bir tarafıdır. Ama bir de, hürriyet ve demokrasiyi, insan haklarını hazmedemeyen ve aslında İslam aleyhinde olduklarından ona karşı çıkanlar vardır. Ölümünden 50 yıl kadar geçtiği halde, bunlar hâlâ ona karşı kinlerini dışa vururlar.

    Merhumun bazı yönleri gibi, şu yönü ile de Bediüzzaman (yani zamanın nadiratından) olduğunu, zaman gösterdi. Haklar ve hürriyetler asrında, 20. asrın son yarısında, güvenlik kuvvetlerinin müthiş bir çemberi altında 12 Temmuz 1960'ta geceleyin Urfa'daki mezarı açılarak cesedi meçhul bir yere götürüldü. Allah'tan, 27 Mayıs 1960 darbesinden iki ay kadar önce vefat etmişti. Ölüsüne tahammül edemeyenler, hayatta olsaydı kim bilir ne yaparlardı! Diriler, ölenlere haklarını helal ederler. Evet şimdi helalleşme vakti. O mu bizden helallik istemeli, yoksa biz mi ondan helallik istemeliyiz? Herkesin bir mezarı varken, biz onun kabrini bile koruyamadık. Mevlâ'mız onu sonsuz rahmetinde saklasın.


    PROF. DR. SUAT YILDIRIM (zaman)
    EN GÜR SADA İSLAM'IN OLACAKTIR

    ŞU ZAMANDA MÜHİM VAZİFE,İMANA HİZMETTİR. İMAN, SAADET-İ EBEDİYENİN ANAHTARIDIR.

  5. #85
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.691

    Standart

    Diyanet Vakfı İslam Ansiklopesinin yeni çıkan 35. cildinde 565-572 sahifeler arasında Alpaslan Açıkgenç tarafından yazılan "Said Nursi" maddesi ele alınmıştır.Yorumlarında "fihi nazar" denilecek noktalar var.Bunları inş. Bilahare yazacağım.
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  6. #86
    Dost saideyn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2011
    Mesajlar
    34

    Standart

    Ümidim kavidir ki, çok masumların kalblerinden hararet-i hüzünle tebahhur eden "Ay!", "Vay!" ve "Ah!"lar rahmetli bir bulut teşkil edecektir. Ve alem-i İslamdaki yeni yeni İslam devletlerinin teşekkülleriyle, o rahmetli bulut teşekküle başlamıştır.
    Eğer medeniyet böyle haysiyet kırıcı tecavüzlere ve nifak verici iftiralara ve insafsızcasına intikam fikirlerine ve şeytancasına mugalatalara ve diyanette laübalicesine hareketlere müsait bir zemin ise, herkes şahit olsun ki, o "saadetsaray-ı medeniyet" tesmiye olunan böyle mahall-i ağraza bedel, kürdistanın hürriyet-i mutlakanın meydanı olan yüksek dağlarındaki bedeviyet ve vahşet çadırlarını tercih ediyorum. Zîra bu "mim'siz medeniyet"te görmediğim hürriyet-i fikir ve serbestî-i kelam ve hüsn-ü niyet ve selamet-i kalb, kürdistanın dağlarında tam manasıyla hükümfermadır.
    _ŞuA_ bunu beğendi.

  7. #87
    Dost saideyn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2011
    Mesajlar
    34

    Standart

    slm.alkm.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Bediüzzaman Said Nursi
    By TEMELYILMAZ in forum İstek, Öneri ve Forum Yardımı
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 18.02.14, 11:46
  2. Bediüzzaman Said Nursi ve ABD
    By Bîçare S.V. in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 24.01.09, 20:43
  3. Bediüzzaman`ın Hayatının William Wallace Kadar Sinemasal Kıymeti Yok mu?
    By ŞİMŞEK MUSTAFA in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 31.10.08, 04:46
  4. Bediüzzaman'ın Hayatının Kronolojisi
    By HakanBa in forum Bediüzzaman'ın Hayatı (Eski, Yeni ve Üçüncü Said Dönemleri)
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 01.09.07, 17:33

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0