+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 9 ve 9

Konu: Nur ve Ateş Arasında Yüzyıl

  1. #1
    Ehil Üye Meyvenin Zeyli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Mesajlar
    3.341

    Standart

    Şimdi 2007 y?l?nda olduğumuza göre, mâziye uzanarak bundan tam yüz y?l öncesinden, yani 1907'den başlayal?m.

    Bakal?m, son bir as?rl?k zaman içinde ülke ve millet olarak, nesiller ve fertler olarak, nur ve ateş aras?nda neler görüp neler yaşam?ş, nelere katlanm?ş, ne bedeller ödemiş, ne gibi nimetlere mazhar olmuşuz...

    * * *

    Evet, y?l 1907. Yani, bundan tam tam?na yüz sene evvel. Devir, Sultan II. Abdülhamid devri. Rejim ise, "Mutlâk?yet" rejimi. Yani, monarşik sistemin ve "tek adam" iktidar?n?n hükümfermâ olduğu rejimin tâ kendisi.

    O döneme ait önemli bir husus da şudur: O zaman?n "tek adam"? şefkatlidir, merhametlidir; sonradan da mazlûm duruma düşmüş veli–misâl bir padişaht?r.

    Dolay?s?yla, o devrin yak?c?, bunalt?c? ateşlerinden sorumlu yegâne yönetici şah?s değildir. Hiç şüphesiz, başka suç ortaklar? da vard?r.

    Bunlar ise, padişah?n vehimli siyasetinden ve herşeyle bilfiil alâkadar olmaktan kaynaklanan vazife külfetinden istifadeyle fikrî istibdad?n devam?n? isteyen yağc?lar, riyâkârlar ve bir k?s?m totaliter kafal? askerler ile siyasîlerdir.

    ?stibdat koalisyonu, koca bir milleti "sigara kâğ?d? gibi ince" bir dikta perdesi alt?nda inim inim inletiyordu.

    Konuşma hürriyeti, fikir serbestiyeti yoktu. ?damlar yoktu gerçi; ancak, sansür ve sürgün kànunu, bütün kat?l?ğ?yla uygulanmaya devam ediyordu.

    ?şte, otuz y?ldan fazla bir zamand?r süregelen bu "hafif istibdat" yönetimi, perde alt?nda öylesine şedit, öfkeli, garazl? bir muhalif kitleyi besledi ki, ülke siyasetini müthiş bir infilâk?n eşiğine getirdi.

    ?şte, tam bu esnada, Şark'?n yalç?n dağlar? aras?ndan ç?k?p yola düşen Bediüzzaman Said Nursî, yay?nc? Ahmed Râmiz'in tâbiriyle "?stanbul'a bir güneş gibi doğdu."


    Y?ld?z siyaseti ve Bediüzzaman


    Üstad Bediüzzaman'?n 1907 y?l? sonlar?nda memleketi olan Bitlis'ten hareketle, yan?na o tarihte Bitlis valisi olan Tahir Paşan?n padişaha hitaben yazd?ğ? mektubu da alarak ?stanbul'a geliş maksad?n? ve burada baş?na gelenleri Ahmed Râmiz'den dinlemeye devam edelim.

    Divân–? Harb–i Örfî isimli eserin 1957 y?l? teksir nüshas?n?n baş?nda, ilk nâşir olan Ahmed Râmiz'in bu meyandaki sözleri şöyle:

    "Saîd Nûrsî, ?stanbul'a şûrezâr (çorak kalm?ş) Vilâyât-? Şark?yye'nin maârifsizlikle öldürülmek istenilen Y?ld?z siyâsetlerini zelzelelere vermek azmiyle gelmişti.

    "Dahâ ?stanbul'a gelmeden Van'dan, Bitlis'ten, Mardin'den defaâtle nefyolundu. ?stanbul'a gelmesiyle beraber, Sultan Abdülhamîd taraf?ndan da sûret-i mahsûsada tarassud alt?na ald?r?ld?. Birkaç kerre tevkîf edildi.

    "Nihâyet bir gün geldi ki, Saîd Nûrsî'yi de Üsküdâr'a Toptaş?'na yollad?lar. Çünkü, hapishânede îkaz edilecek kimseler bulunmak muhtemeldi.

    "Tîmârhâneden ikide birde ç?kar?l?yor; maâş, rütbe tebşîr ediliyor... Hz. Saîd: 'Ben Vilâyât-? Şark?yye'de medrese, mekteb açt?rmak üzere geldim. Başka bir dileğim yoktur. Bunu isterim, başka bir şey istemem' diyordu."

    ***

    Saltanat makam?na (Sultan Abdülhamid'e) bir dilekçe ile müracaatta bulunan Said Nursî, özellikle Şark vilâyetlerinde uygulanmak üzere gerekli maarif projeleri (mektep ve medrese) için ciddî taleplerde bulunur. Ayr?ca, memleketin genel durumu hakk?nda da baz? teklif ve tavsiyeleri olur.
    Onun bu teklif ve talepleri ise, baş?na çok ciddî işler açar: Padişahtan gelen ihsan ve maaş? kabul etmemesi, her suâle cevap veriyor olmas? ve yönetimi k?zd?racak hürriyetçi bir tav?r sergilemesi yüzünden, Y?ld?z Askerî Mahkemesinde yarg?lan?r.

    Önce t?marhaneye, ard?ndan hapishaneye sevk edilir.

    Ancak, her iki "mektep"ten de beraat ederek kurtulur. Fakat, yine de takip ve tarassut alt?nda tutularak rahatl?k yüzü verilmez.

    Bu dönemde baş?na gelenler ve gördüğü bed muameleler hakk?nda, Üstad Bediüzzaman'?n Ahmed Râmiz'i aynen teyit ve tasdik eden birçok ifadesine rastlamaktay?z.

    ?şte, kay?tlara geçen o ifadelerden bir kaç?: "Evvel (1908'den evvel) Şark'ta fenal?ğ?n sebebi, Şark'?n uzvu hastalanm?ş zannediyordum. Vaktâ ki, hasta olan ?stanbul’u gördüm, nabz?n? tuttum, teşrih ettim (aç?p bakt?m). Anlad?m ki, kalbindeki hastal?kt?r, her tarafa sirayet eder. Tedâvisine çal?şt?m; bir divânelikle taltif edildim." (Divân–? Harb–i Örfî, s. 87)

    Divânelikle suçlanan Said Nursî, gönderilmiş olduğu Üsküdar Toptaş? Bimarhanesinde karş?s?na geçen doktorlara derdini anlat?rken şunlar? söyler: "Dedim: Ey Tabîb Efendi! Sen dinle ben söyleyeceğim... Cinnetime (deliliğime) bir delîl daha senin eline vereceğim: Suâl olunmadan cevâb... Antika bir dîvânenin sözünü dinlemeyi arzû ederseniz. Muâyenemi muhâkeme sûretinde istiyorum. Senin vicdân?n da hakem olsun. Tabîbe ders-i t?b vermek fuzûlîlik; ammâ, teşhîs-i illete yard?m edecek noktalar hastan?n vazîfesidir. Hem de istikbâl sizi tekzîb etmemek için, dinlemeye lüzûm görmeli, söylediklerimi nazar-? mütâlaaya almal?s?n?z."

    Üstad Bediüzzaman, kendisine yap?lan itham, isnat ve suçlamalara karş? da (özet olarak) şu aç?klamalarda bulunur:

    1) "Kaba olan ahvâlimi, hassas ?stanbul mizân?yla (terazisiyle) tartmamal?s?n?z. Öyle yaparsan?z, Dersaâdet'ten önümüze sed çekmiş olursunuz. Hem de ekser Şarkl? hemşehrilerimi tîmârhâneye sevk etmek lâz?m gelir."

    2) "Ben 'Nemelâz?m, başkas? düşünsün' demem, diyemem. Ben Müslümân?m, ?slâmiyet cihetiyle mânen me'mûrum ve sadâkatle mükellefim.. Millete, dîn ve devlete nâfî (faydal?) olan bir şeyi düşüneceğim."

    3) "Cinnetime hükmeden zevat, tezad içindedir. Zîrâ, ef'alleriyle demişler: 'Dîvânedir; çünkü, her mesâil-i müşkileye cevâb veriyor.' Böyle bir delîl getiren, elbette delidir."

    4) "Eğer müdâhane (yağc?l?k, riyâkârl?k, yaranmak), menfaat-i umûmiyyeyi menfaat-i şahsiyyeye fedâ etmek akl?n muktezâs?ndan addedilmek lâz?m gelirse, şâhid olunuz ben o ak?ldan istifâm? veriyorum. Dîvânelikle iftihâr ediyorum."

    Son olarak, Y?ld?z Hükümetinin "zaptiye nâz?r?" olan paşaya (Şefik Paşa'ya) hiddet edip bağ?rmas? da cinnetine bir başka delil say?lmas? karş?s?nda, Said Nursî şu mealde cevap verir: "O halde zaptiye nâz?r? da divânedir. Zira, o da bağ?rarak konuştu. Demek ki, onun da buraya getirilmesi lâz?m."

    .......................

    Hâmiş: Y?ld?z Askerî Mahkemesinde Üstad Bediüzzaman'?n ifadesini alan şah?s, "Hademe Feriki" Şakir Paşad?r. Bediüzzaman'la hakaretâmiz bir şekilde konuşur ve ayn? dilden cevab?n? da al?r. ?şte bu paşa, "Halikarnas Bal?kç?s?" Cevat Şakir Kabaağaç'?n babas?d?r. Cevat, ayn? zamanda baba katilidir ve annesine ihanet ettiği için babas?n? vurup öldürmüştür.

    Latif Salihoğlu/Yeni Asya
    Konu MuhammedSaid tarafından (23.05.07 Saat 23:18 ) değiştirilmiştir.

    Ve sen yine denendiğinde.. Ve yine kalbin daraldığında.. Ve yine bütün kapılar kapandığında.. Ve yine ne yapman gerektiğini bilemediğinde.. Uzun uzun düşün.. Ve hatırla yaratanını!.. "ALLAH kuluna kafi değil mi?" [Zümer Suresi - 36]


  2. #2
    Ehil Üye Meyvenin Zeyli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Mesajlar
    3.341

    Standart

    Maarifsizlik, vahşet ve keşmekeşi doğuracak



    Mutlak?yet devrinin sonunda, yani Sultan II. Abdülhamid'in baş?nda bulunduğu "Y?ld?z siyaseti"nin hükümfermâ olduğu 1907-8 senelerinde Bediüzzaman Said Nursî'nin baş?na gelen belâ ve musibetler zincirinin ilk halkas?, Mâbeyn Kâtipliğine (Saray–Hükümet Sekreteryas?) verdiği "maarifi talep" dilekçesiyle başlar.

    O dilekçede, yüz y?l sonras?na, yani günümüz gelişmelerine de doğrudan bakan ve bilhassa terörü netice veren ülke genelindeki "vahşet ve keşmekeş"e parmak basan çok çarp?c? hususlar var.

    ?şte, o meşhûr dilekçenin ilk cümlesi: "Millet–i Osmaniye meyan?nda mühim bir unsur teşkil eden Kürdistan (Kürtlerin ekseriyetle yaşad?ğ? coğrafî bölge) ahalisinin ahvali hükûmetçe mâlum ise de, hizmet–i mukaddese–i ilmiyeye dâir baz? metâlibat? (talepleri) arzetmeye müsaade dilerim."

    Dilekçenin devam?nda, bölgede etkili bir eğitim faaliyetinin nas?l olmas? gerektiğine (yani, talep ettikleri maarif program?na) dair detayl? ifadeler yer al?yor.

    Ayn? dilekçede, bu maarif talebinin hakk?yla karş?lanmamas? halinde ise, dehşetli gelişmelerin bizleri beklediğinden haber veriliyor.

    Üstad Bediüzzaman, "maariften mahrûmiyet"in sebep olacağ? sak?ncal? gelişmeleri şu sözlerle zikrediyor: "Bu (maariften mahrûmiyet) ise, vahşeti, keşmekeşi, dolay?s?yla Garb?n şematetini (Avrupa'n?n şamatas?n?) dâvet ediyor."

    Ne kadar mânidar değil mi? Bediüzzaman Said Nursî, adeta bugünleri görüyor gibi konuşuyor.

    Evet, o hamiyet ve basiret sahibi olan zât, bugünleri görür gibi konuşmuş olacak ki, o ayn? dilekçenin sonlar?nda, muhtemel dehşetli gelişmeler karş?s?nda şöyle feryâd ediyor: "Bu (vahşet, keşmekeş, şematet...) ise, ehl–i hamiyeti düşündürüyor. Ve bu üç nokta, Kürtler için müstakbelde bir darbe–i müthişe haz?rl?yor gibi, ehl–i basîreti dağdâr etmiştir." (Bu dilekçe, ayr?ca o günlerde ç?kan Şark ve Kürdistan gazetesinde de neşredildi. Bkz: Agg, 22 Teşrinisâni, 1324; 5 Aral?k 1907.)

    ?şte, tam yüz sene önce sarf edilen bu ifadeler, el–hak bugün dahi yaşad?ğ?m?z ac? manzaray? tarif ediyor: Vahşet, keşmekeşlik ve Bat?l?lar?n şamatas?...




    "Sorun" asl?nda nedir?



    Bak?n, bugün "Kürt sorunu" şeklinde terörize edilerek sahnelenmek istenen dâvâ, gerçekte "Kürt milliyetçiliği" dâvâs? dahi değildir.

    Yani "Kürtlük gurur ve şuuru" diye birşey yok onlarda. Varm?ş gibi gösterenlerin de, tarihî ve siyasî bir dayanağ? bulunmuyor.

    Tarihin levhalar?na bakt?ğ?m?zda ise, karş?m?za daha çok seyyidlik, ?slâmiyet milliyeti, din kardeşliği, ümmet anlay?ş? gibi mukaddes değerler ç?k?yor.

    Üstad Bediüzzaman, Münâzarât isimli eserinde, Kürtlerin Ermeniler kadar olsun "milliyetçi" olamayacaklar?n? da, onlara gerekçesiyle birlikte izah ediyor. Onlar?n "dinî şecaat"te ileri olduğunu söylüyor. (Age, s. 99.)

    Bir başka makalesinde ?slâmiyetle alâkas? kesilen "Kürdlük dâvâs?"n?n "pek mânâs?z bir iddia" olduğunu; çünkü, Kürtlerin "her şeyden önce Müslüman" olduklar?n? (Sebilürreşad, 4 Mart 1920) dile getiren Bediüzzaman Said Nursî, Osmanl?ca "Nutuk" isimli eserinde ise, onlara yüksek sesle hitap ederek, t?pk? ilk dilekçesindeki hakikatlerle harikulâde örtüşen vasiyet derecesinde şöyle bir nasihatte bulunuyor:

    "Ey umum Ekrad!

    "Gözünüzü aç?n, sabah geldi. Ve, müteyakk?z olunuz. Sizin ihtilâf ve keşmekeşliğinizden efkâr–? faside sahibi olanlar istifade etmesin. Bu şanl? olan ittihad–? milleti fenâ bir hastal?ğa hedef etmesinler.

    "Zira, o vakit millet ve ?slâmiyet size dâvâc? olacakt?r.

    "Zaman, size sille vurmakla, o ihtilâf ve keşmekeşi atacakt?r. Nâmusunuzu isterseniz, tokat yemeden (kendiniz) at?n?z." (Age, s. 24.)

    Demek ki, nice zamand?r "Kürt sorunu" diye ortaya at?lan ve kana, şiddete, siyasete, teröre bulaşt?r?lan dâvâ, asl?nda vahşet, keşmekeş, ihtilâf ve şamatadan başka birşey değil.

    Bu meyanda, şunu da ifade edebiliriz ki: "Frenk illeti" diye tâbir edilen ?rkç?l?k hastal?ğ?, bu vatanda önce Türkçülüğü alevlendirdi; Türkçülük, bir nevi "aksülamel" olarak Kürtçülüğü doğurdu; Kürtçülük ise, vahşet ve keşmekeşi netice verdi.

    Şimdi tam mânas?yla anlaş?ld? ki, bunlar ç?kmaz sokakt?r. Hatta, sokaklar?n ve mahallerin ateşe verilmesidir.

    ?şte, bu ateşlere karş? ve bu yang?nlara mukabil bir nur gösterilmesi gerekiyor ki, o da Üstad Bediüzzaman'?n tâ yüz sene öncesinden başlayarak yazd?ğ? mektup, dilekçe, makale ve eserlerde, aç?k bir sûrette ve tam bir vukûfiyet ve basiretlilik içinde verdiği cevaplar ve yapt?ğ? izahlarda mevcuttur.


    "Menfî siyaset" nâr?na karş? nûru göstermek



    Menfî milliyet gibi "menfî siyaset"in de, başta dine ve dindarlara olmak üzere, bütün millete zarar verdiğine işaret eden Üstad Bediüzzaman, Sünûhât isimli eserinde, sözü Sultan Abdülhamid ve sonras?nda tatbik edilen "menfî siyaset"e getirerek şunlar? söyler: "Otuz sene halife olan bir zat, menfî siyaset nam?na istifade edildi zann?yla şeriata gelen tecavüzü gördünüz. Acaba şimdiki (mütareke dönemi) menfî siyasetçilerin fetvâlar?ndan istifade edecek kimdir, bilir misin? Bence ?slâm?n en şedit hasm?d?r ki, hançerini ?slâm?n ciğerine saplam?şt?r." (Age, s. 67.)

    Münâzarât isimli eserinde ise, "?slâmiyetin güneş gibi olduğunu, üflemekle sönmeyeceğini" ifade eden Üstad Bediüzzaman, ayr?ca kendisinin her zaman ve her yerde ?slâm?n nurunu göstermeye çal?şt?ğ?n?, ancak baz?lar?n?n bunu nâr, yani ateş diye tarif ettiklerini hat?rlatarak, şöyle bir temsil ile meseleyi vüzûha kavuşturuyor: "Size bir misâl daha söyleyeceğim: Şu sahrâda bir nâr (ateş) görünür. Ben derim nurdur; nâr olsa da, eski nârdan kalma zay?f, yukar? tabakas?d?r. Geliniz, etraf?na halka tutup temâşâ edelim. ?stifaza edip, tâ tabaka-i nâriye y?rt?ls?n, istifade eyleyelim. Eğer dediğim gibi nur ise, zaten istifade edeceğiz. Eğer onlar?n dedikleri gibi nâr olsa, kar?şt?rmad?k ki bizi yaks?n. Onlar diyorlar ki: 'Ateş sûzand?r' (yak?c?d?r.) Eğer, nur olursa kalb ve gözlerini kör eder. Eğer nâr dedikleri nur-u saadet (?slâm?n nuru) dünyan?n hangi taraf?na ç?km?şsa, milyonlarla insan?n tulum gibi kan suyu üzerine boşalt?lm?ş ise söndürülmemiş. Hattâ bu iki senedir mülkümüzde iki-üç defa söndürülmesine teşebbüs edildi. Fakat söndürmek isteyenler kendileri söndüler."

    Bu bahis, şöyle k?sac?k bir suâl–cevap ile bitiyor:


    "Sual: Sen dedin ateş değil; şimdi ateş nazar?yla bak?yorsun.
    "Cevap: Evet, nur, fenâlara nârd?r." (Age, s. 51.)

    Latif Salihoğlu/Yeni Asya
    Konu MuhammedSaid tarafından (23.05.07 Saat 23:19 ) değiştirilmiştir.

    Ve sen yine denendiğinde.. Ve yine kalbin daraldığında.. Ve yine bütün kapılar kapandığında.. Ve yine ne yapman gerektiğini bilemediğinde.. Uzun uzun düşün.. Ve hatırla yaratanını!.. "ALLAH kuluna kafi değil mi?" [Zümer Suresi - 36]


  3. #3
    Pürheves fem_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2007
    Mesajlar
    263

    Standart

    Allah razı olsun,yazılar beni çok etkiledi, sanırım devamı gelecek, 2007 'ye varacak..
    Asya'nın Bahtının Miftahı Meşveret ve Şuradır.

  4. #4
    Ehil Üye elff - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Kocaeli
    Mesajlar
    4.016

    Standart

    Alıntı Meyvenin Zeyli Nickli Üyeden Alıntı


    Üstad Bediüzzaman, kendisine yap?lan itham, isnat ve suçlamalara karş? da (özet olarak) şu aç?klamalarda bulunur:

    1) "Kaba olan ahvâlimi, hassas ?stanbul mizân?yla (terazisiyle) tartmamal?s?n?z. Öyle yaparsan?z, Dersaâdet'ten önümüze sed çekmiş olursunuz. Hem de ekser Şarkl? hemşehrilerimi tîmârhâneye sevk etmek lâz?m gelir."

    2) "Ben 'Nemelâz?m, başkas? düşünsün' demem, diyemem. Ben Müslümân?m, ?slâmiyet cihetiyle mânen me'mûrum ve sadâkatle mükellefim.. Millete, dîn ve devlete nâfî (faydal?) olan bir şeyi düşüneceğim."

    3) "Cinnetime hükmeden zevat, tezad içindedir. Zîrâ, ef'alleriyle demişler: 'Dîvânedir; çünkü, her mesâil-i müşkileye cevâb veriyor.' Böyle bir delîl getiren, elbette delidir."

    4) "Eğer müdâhane (yağc?l?k, riyâkârl?k, yaranmak), menfaat-i umûmiyyeyi menfaat-i şahsiyyeye fedâ etmek akl?n muktezâs?ndan addedilmek lâz?m gelirse, şâhid olunuz ben o ak?ldan istifâm? veriyorum. Dîvânelikle iftihâr ediyorum."

    Son olarak, Y?ld?z Hükümetinin "zaptiye nâz?r?" olan paşaya (Şefik Paşa'ya) hiddet edip bağ?rmas? da cinnetine bir başka delil say?lmas? karş?s?nda, Said Nursî şu mealde cevap verir: "O halde zaptiye nâz?r? da divânedir. Zira, o da bağ?rarak konuştu. Demek ki, onun da buraya getirilmesi lâz?m."
    .................................
    Konu MuhammedSaid tarafından (23.05.07 Saat 23:20 ) değiştirilmiştir.
    İmân, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi İmân ve duâdır.

    ***


    ....Sevgili Üstâdım, evvelce arz ettiğim vech ile, ben artık birşey için yaşadığımı zannediyorum.


    O da, üstâdım olan dellâl-ı Kur'ân'ın vazife-i memuriye-i mânevîsini îfâ etmekle kendilerine pek cüz'î bir yardım ve Kur'ân hesâbına cüz'î bir hizmetkârlıktan ibârettir....



    ***


  5. #5
    Ehil Üye Meyvenin Zeyli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Mesajlar
    3.341

    Standart

    Cehalet, zaruret, ihtilâf

    ve ifsada karş? Medresetüzzehrâ projesi



    Hariçten içimize sokulan ?rkç?l?k fesad?na karş? köklü tedbirler almak, milleti perişan eden mânevî hastal?klarla mücadele etmek ve medeniyet yar?ş?nda terakki edebilmek maksad?yla, Bediüzzaman Said Nursî'nin ortaya koymuş olduğu müşahhas (somut) teklifler ve reçeteler vard?r.

    Bu reçetelerin yaz?ld?ğ? eserlerin baş?nda Münâzarât isimli eser geliyor. Bu eserin en mühim bir bölümünü ise, "Medresetüzzehrâ projesi" teşkil ediyor.

    Coğrafî olarak da Müslüman topluluklar?n (Türk, Kürt, Arap, Acem...) merkezi noktalar?ndan biri olan Van'da inşa edilmesini istediği ve 55 y?l müddetle tahakkukuna bilfiil çal?şt?ğ? bu "maarif projesi"yle, cemiyeti içten içe kemiren "cehalet, zaruret, ihtilâf" gibi hastal?klar?n tedâvi edilmesinin yan? s?ra, ilim ve irfan sahas?nda da dünya çap?nda söz sahibi olacak ilim adamlar?n?n yetiştirilmesi hedefleniyordu.

    Said Nursî, ?slâm birliğini (ittihad–? ?slâm) de netice verecek olan bu temel hedefinden hiç vazgeçmedi ve bunun ileride tahakkuk ettirilmesini talebelerine vasiyet ederek ayr?ld? dünyadan. Bu Medresetüzzehrâ projesinin içinde, hem "Dârüttâlim" (ilk/orta eğitim) vard?, hem de "Dârülfünûn" (üniversite.)


    Hükümetlerin gündeminde


    Medresetüzzehrâ idalini, ilk kez 1907'de Sultan Abdülhamid'in iktidar döneminde izah ederek "mutlak?yet hükümet"inin gündemine getiren Bediüzzaman Said Nursî, daha sonra kurulan hükümetler nezdinde de ayn? maksatl? teşebbüslerine devam eder.

    Medresetüzzehrâ'n?n inşas? için Sultan Reşad zaman?nda ?ttihat–Terakki hükümeti (1912) ve M. Kemal'in reisi olduğu Ankara'daki Birinci Meclis'ten de (1923) gerekli tahsisat?n (ödeneğin) ayr?lmas?n? sağlayan Üstad Bediüzzaman, 1950'lerde iktidara gelen Demokrat Partili yöneticilere de bu mesele hakk?ndaki kararl? tutumunu hat?rlatarak onlar?n desteğini taleb eder.

    Ayr?ca, ?slâm topluluklar? için zaruri gördüğü bu dâvâya onlar?n sahip ç?kmalar?n? ister. O günlerin bir vesikas? hükmünde, Üstad Bediüzzaman'?n halen hayatta olan talebesi Mustafa Sungur'un DP'li mebuslara takdim ettiği mektubun bir bölümü şöyledir:

    "Üstad?m?z, elli beş seneden beri âzamî gayretle ve müteaddit vesilelerle Şarkî Anadolu’da Câmiü’l-Ezher’e muvaf?k Medresetü’z-Zehra nam?yla bir ?slâm üniversitesinin kurulmas? için çal?şm?ş ve bunun kat’î lüzumunu daima ileri sürmüştür. Reisicumhura ve Başvekile hitaben, onlar? bu meseleden tebrik eden Üstad?m?z?n yaz?s?nda denildiği gibi, 'Şark Darülfünunu' âlem-i ?slâm?n bir nevi merkezinde olarak beyne’l-?slâm medar-? iftihar bir makam kazanacakt?r." (Emirdağ Lâhikas?, s. 410.)

    * * *

    * Üstad Bediüzzaman'?n Medresetüzzehrâ için yap?t?ğ? ilk teşebbüs (1907), hapis ve t?marhane cezas?yla mukabele gördü.

    * ?kinci teşebbüs ve hatta fiilî çal?şma hengâm?nda (1914), Birinci Dünya Savaş? patlak verdi.

    * Üçüncü teşebbüsten (1923) sonra ise, medreseler kapat?ld?ğ? için, imzalanan ödenek verilmedi.

    * Dördüncü teşebbüs k?smen tahakkuk etti. Isparta ve Anadolu "mânen" bir Medresetüzzehrâ oldu; ayr?ca, Şark'ta üniversiteler aç?lmaya başland?.

    Latif Salihoğlu/Yeni Asya
    Konu MuhammedSaid tarafından (23.05.07 Saat 23:20 ) değiştirilmiştir.

    Ve sen yine denendiğinde.. Ve yine kalbin daraldığında.. Ve yine bütün kapılar kapandığında.. Ve yine ne yapman gerektiğini bilemediğinde.. Uzun uzun düşün.. Ve hatırla yaratanını!.. "ALLAH kuluna kafi değil mi?" [Zümer Suresi - 36]


  6. #6
    Ehil Üye Meyvenin Zeyli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Mesajlar
    3.341

    Standart

    Medresetüzzehrâ'n?n meyvesi


    Şark memleketlerinde yaşayanlar?n "medrese" ismine daha s?cak bakmalar? hasebiyle, Üstad Bediüzzaman da maarifi, yani eğitim ve öğretimi bölge genelinde bu isimle yaymak ve yayg?nlaşt?rmak istiyor.

    Ayr?ca, bu tarz bir eğitim–öğretim projesinin, çok güzel ve faydal? meyveler vereceğini tekrar be–tekrar dile getiriyor. ?şte, bu noktada yapt?ğ? tahşidâttan sadece Münâzarât'ta zikrolunan iki–üç paragrafl?k bir özet bilgi:

    1) "Şu medrese, neşredeceği semeratla, tâmim edeceği (yayacağ?) ziya ile, ?slâmiyete edeceği hizmetle ukûl (ak?llar) yan?nda en âlâ bir mektep olduğu gibi, kulûb (kalpler) yan?nda en ekmel bir medrese, vicdanlar nazar?nda en mukaddes bir zâviyeyi temsil edecektir. Nas?l medrese, öyle de mektep, öyle de tekke..."

    2) "Sual: Bunun semerat? (meyvesi) nedir ki, on, belki elli beş seneden beri bağ?r?yorsun?

    "Cevap: ?cmâli: Kürt ve Türk ulemâs?n?n istikbâlini temin. Ve maarifi, Kürdistan’a medrese kap?s?yla sokmak. Ve meşrûtiyetin ve hürriyetin mehasinini (güzelliklerini) göstermek ve ondan istifade ettirmektir."

    3) "Şu Medresetüzzehrâ’ya dair mebâhisi (konuyu), Hürriyetin üçüncü senesinde (1910) nutuk suretiyle Bitlis’te, Van’da, Diyarbak?r’da, daha birçok yerlerde ahaliye ders verdim. Umumen dediler: 'Hakikattir, hem mümkündür.' Demek diyebilirim ki, ben bu meselede onlar?n tercüman?y?m." (Age, s 130–131)


    Savaş yang?nlar? başl?yor


    Devir, 10 y?ll?k II. Meşrûtiyet devri. Yani, 1908–1918 y?llar?.

    Bediüzzaman Said Nursî, millet ve memleketin mukadderat?yla ilgili olarak hummal? bir gayret ve faaliyet içindedir. Geceli gündüzlü hiç durmaks?z?n çal?ş?yor.

    ?stanbul'da iki–üç sene gördüğü ezâ ve cefâdan sonra ayr?l?yor, Şark'a gidiyor. Aşiretleri dolaş?yor. Oradan Şâm–? Şerif'e doğru yol al?yor.

    Gittiği her yerde, t?pk? ?stanbul'da yapt?ğ? gibi yine hürriyeti, meşrûtiyeti anlat?yor, uhuvvetin, ittihad?n, maarifin ehemmiyetini ders veriyor.

    Bir yandan nesilleri cehâletten, dahilî husûmetten ve fikrî kargaşadan muhafaza etmek için eğitim–öğretim projelerini geliştiriyor, bir yandan da ?slâm milletinin mâruz kald?ğ? çeşit çeşit sosyal ve ahlâkî hastal?klar?n tedâvisi için reçeteler yazmakla meşgul oluyor.

    Münâzarât, Muhakemât, Hutbe–i Şâmiye isimli eserler, bu olağanüstü gayretin ilk meyvelerini teşkil ediyor.

    Tam da s?ra bir büyük projeye, yani Kur'ân'?n î'câz?n? gösterecek harikulâde bir tefsir (?şarâtü'l–?'caz) yazmaya gelmişti ki, Osmanl? ülkesinde yak?c? alevler yükselmeye başlad?.

    Önce, ?talyanlarla Libya ve Ege'de (12 Ada) savaş, hemen ard?ndan Birinci–?kinci Balkan Harpleri (1912–13 ve henüz bu y?k?mlar?n tamiri yap?lamadan Osmanl?'y? dört bir yandan saran Birinci Dünya Harbinin yang?nlar? başlad?.

    Said Nursî, ?şarâtü'l–?'caz nâm tefsirini harp cephesinde, şehitler aras?nda ikmâl eder.

    Bu esnada acze düşen ?ttihat–Terakki hükümeti ise, dahilde rakip siyasîleri bast?r?p sindirmeye, hariçte ise vargücüyle savaşmaya gayret ediyor.

    Tehcir Kànunuyla, Türkiye'nin baş?n? bugün de ağr?tmaya devam eden "Ermeni meselesi"nin başlang?c? da yine bu tarihe (May?s 1915) dayan?yor.


    Destanlaşan hizmetler


    Bediüzzaman Said Nursî ise, o ölüm kusan savaş şartlar?nda, destans? üç muazzam hizmete imza at?yor.

    Birincisi: Vatan ve millet müdafaas? yolunda, Gönüllü Alay Kumandan? s?fat?yla, talebeleri ve emrindeki milis kuvvetiyle birlikte canla, başla düşmana karş? mücadele veriyor: Bu bir millî kahramanl?kt?r.

    ?kincisi: Şartlar?n bir mektup yazmaya dahi elverişli olmad?ğ? o k?yâmetler içinde bile, ilmî eser telif ederek istikbâldeki neslin imân?n?, saadetini düşünüyor: Bu bir ilmî kahramanl?kt?r.

    Üçüncüsü: Savaşt?ğ? cephede esir düşen Ermenilerin kad?nlar?n?, çocuklar?n? ve diğer mâsumlar?n? koruma alt?na al?yor ve yine koruma alt?nda onlar? götürüp Rus taraf?ndaki ailelerine teslim ettiriyor: Bu da bir insanî kahramanl?kt?r. (Ayn? zamanda "soyk?r?m" iddias?n? da temelinden çürüten bir davran?şt?r. Bizim devletlûlerin kulaklar? ç?nlas?n.)

    ?şte, Üstad Bediüzzaman'?n, sadece yaşad?ğ? zamanla s?n?rl? tutulamayan, geleceğe, hatta günümüze ve geleceğe dahi ?ş?k tutan takdire şâyân hizmet ve faaliyetlerinden sadece birkaç?...

    Latif Salihoğlu/Yeni Asya
    Konu MuhammedSaid tarafından (23.05.07 Saat 23:21 ) değiştirilmiştir.

    Ve sen yine denendiğinde.. Ve yine kalbin daraldığında.. Ve yine bütün kapılar kapandığında.. Ve yine ne yapman gerektiğini bilemediğinde.. Uzun uzun düşün.. Ve hatırla yaratanını!.. "ALLAH kuluna kafi değil mi?" [Zümer Suresi - 36]


  7. #7
    Pürheves fem_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2007
    Mesajlar
    263

    Standart

    Bediüzzaman'?n hayat?n?n herbir devresi mücadele ile geçmiş.Normalin aksine hep çareler üretmiş, eleştirip yanl?şlar? söyleyip b?rakmam?ş.Düzeltmek için ömrünü feda etmiş.

    Konunun başl?ğ? çok yerinde, gerçekten Nur ve Ateş aras?nda..
    Konu MuhammedSaid tarafından (23.05.07 Saat 23:21 ) değiştirilmiştir.
    Asya'nın Bahtının Miftahı Meşveret ve Şuradır.

  8. #8
    Ehil Üye Meyvenin Zeyli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Mesajlar
    3.341

    Standart

    Maddî savaş bitiyor, mücadele ise devam ediyor



    Vatan müdafaas? uğrunda yaral? halde Ruslar'a esir düşen Bediüzzaman Said Nursî'nin esaret hayat? iki buçuk sene sürer.

    Rusya'n?n tâ kutup bölgesinden, Kostroma taraflar?ndan firar ederek uzun bir seyrüseferden sonra 1918 y?l? Haziran'?nda ?stanbul'a gelen Üstad Bediüzzaman, yeni bir Türkiye manzaras?yla karş?laş?r.

    Osmanl?, savaştan mağlup ç?km?ş, büyük toprak kayb?na uğram?ş, Anadolu'nun pekçok yeri yeni işgallere hedef olmuştur.

    Nitekim, ayn? y?l?n Ekim ay?ndan itibaren işgaller başlar. Bu arada, devletin kalbi hükmünde olan ?stanbul da işgale uğrar.

    Buna mukabil, milletin hür vicdan?ndan ç?kan bir "Millî Mücadele" hareketi başlar. Said Nursî de, ?stanbul'da bu hareketin en büyük destekçilerinden biri olur. Hayat?n? tehlikeye atarak, mağrur ve zalim işgalcilerin yüzüne tükürürcesine ilmî/fikrî neşriyat yapar. (Bugün bunun aksini iddia edenleri Allah'a havale ediyoruz.)

    Nursî, ayn? zamanda başka dinî/ilmî eserler neşreder ve o zaman?n en popüler ?slâm Akademisinde (Dârülhikmet) üç y?l müddetle hizmet eder. Ayr?ca, içki ve alkol istilâs?na karş? kurulan Yeşilay Cemiyetinde kurucu üye s?fat?yla çal?ş?r.

    ?şte, bütün bunlar gösteriyor ki, tehlike nereden geliyorsa, Said Nursî orada bütün himmetiyle varl?ğ?n? siper etmiştir. Kezâ, yang?n nerede varsa, kösteklemelere rağmen koşarak, hatta kendini tehlikeye atarak, o yang?n? söndürmeye çal?şm?şt?r.

    Gerçek şu ki, bundan sonraki hayat? da ayn? seyir ve istikamet üzere devam edip gidecekti.

    Nitekim, aynen öyle oldu.


    Mânevî cihad devresi "Yeni bir Said, yeni bir hayat, yeni bir hizmet" ile başl?yor



    Millî Mücadele zaferle neticelenince, Said Nursî de takdir edilmek üzere Ankara'da yeni teşkil olunan Meclis'e dâvet edildi. Meclis başkan?ndan gelen ?srarl? dâvetler üzerine Ankara'ya gitti. Meclis'te zafer için duâ etti, mebuslara hitaben konuşma yapt?, beyannâme neşretti, yeni baz? eserler telif etti.

    Ne var ki, Ankara'da umduğu havay? bulamad?. Bakt? gördü ki, biten maddî savaş?n yerini, mânevî dehşetli bir belâ almaya haz?rlan?yor. "Eyvah!" diyor, "Bu ejderha, imân?n erkân?na ilişecek" diye feryâd ediyor.

    Fakat, vâ–esefâ ki, onun bu feryâd?n? duyan, anlayan, yahut kulak veren olmuyor. Ayr?ca, samimî birkaç dostunun (Ali Şükrü Bey, Hüseyin Avni Bey, Kara Kâz?m...) da topun ağz?nda olduğunu görüyor. Hatta, kendisi bile, iki defa sûikastla burun buruna geliyor. (Zehirleme ve öldürme teşebbüsü.)

    Bu esnada ülkenin ve Avrupa'n?n gündeminde "Lozan görüşmeleri" var. En büyük s?k?nt? ise, gizli oturumlar?n ana maddesi olan "Türkiye'de din öldürülecektir" şeklindeki ikili görüşme/anlaşma hadisesinden kaynaklan?yor.

    Bütün bu gelişmeler gösteriyordu ki, art?k maddî savaş dönemi kapand?, yeni ve mânevî bir mücadele dönemi başlad?.

    Bu realite karş?s?nda Ankara'dan ayr?lmaya karar veren Üstad Bediüzzaman, "Yeni Said" olarak uzun vâdeli bir "ilmî mücahede"nin içine girdi.

    Evet, Yeni Said için, art?k yeni bir hizmet, yeni bir hayat ve yeni bir mücadele devresi başlam?şt?.

    Üstad Bediüzzaman, bu yeni devrenin hizmet stratejisini "Mânevî bir cihad-? dinî, iman-? tahkikî k?l?c?yla olacak" şeklindeki hükmî ifadelerle özetliyor. (Bkz: Asâ-y? Mûsa, s. 79)

    Bakal?m, Yeni Said, yeni Türkiye'de ne gibi zorluklarla karş?laşt?, ne gibi buhranlarla mücadele etti, ne tür bask?lara, zulümlere mâruz kald?, ne tür kundaklamalara şahit oldu ve hangi çeşit mânevî yang?nlarla, belâlarla, tâun ve tağutlarla mücadele etti...

    Dahas?, bakal?m Yeni Said yeni nesillere nas?l bir yol haritas? çizdi ve karanl?ktan ayd?nl?ğa yol açmak ad?na, elli sene sonra, yüz sene sonra gelecek istikbâl nesli için nas?l bir nuranî miras b?rakt?...

    M. Latif Salihoğlu
    Konu MuhammedSaid tarafından (23.05.07 Saat 23:21 ) değiştirilmiştir.

    Ve sen yine denendiğinde.. Ve yine kalbin daraldığında.. Ve yine bütün kapılar kapandığında.. Ve yine ne yapman gerektiğini bilemediğinde.. Uzun uzun düşün.. Ve hatırla yaratanını!.. "ALLAH kuluna kafi değil mi?" [Zümer Suresi - 36]


  9. #9
    Ehil Üye Meyvenin Zeyli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Mesajlar
    3.341

    Standart

    Farkl? zamanlarda iki oturumlu olarak gerçekleştirilen "Lozan Konferans?" esnas?nda (1922 sonu, 1923 ortalar?), yeni Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurulmas? haz?rl?klar? da devam ediyordu.

    Lozan'a kat?lan ecnebi delegasyonu, yapt?klar? gizli görüşmelerde, yeni kurulacak devletin "dinsiz" olmas?n? ve dinle, mâneviyatla alâkas? olmayan yeni bir neslin yetiştirilmesini istiyordu.

    Zira, mâneviyat? yerinde olan milletten hem korkuyorlard?, hem de "hak din"e olan "ezelî husûmet"lerinden dolay?, Türkiye'deki bilumum mukaddes değerlerin "yerlebir" edilmesini arzuluyorlard?. Buna mukabil ise, anlaşma şartlar?n?n kolayca sağlanacağ?n? bizimkilere iletiyorlard?.

    Konferans?n birinci celsesinde kat'i bir netice al?namay?nca, tekrar toplanmak üzere görüşmelere ara verildi.

    Yeni hükümet merkezi Ankara ise, bu zaman zarf?nda mânen çalkaland?kça çalkaland?. Zira, o menhus talepler getirtilip milletin iradesine dayat?lm?ş durumdayd?: Prutluk (protestanl?k), tabiatperestlik, dinde reform, eğitim sisteminin dinden s?yr?lmas?, her yönüyle bozulmuş Avrupailik dayatmas?...

    ?şte, o tarihte Ankara'da bulunan Bediüzzaman Said Nursî, hissettiği o bozuk hava ve dayat?lmak istenen o menhus talepler karş?s?nda şunlar? söyler: "1338’de (1923) Ankara’ya gittim. ?slâm ordusunun Yunan’a galebesinden neş’e alan ehl-i imân?n kuvvetli efkâr? içinde, gayet müthiş bir z?nd?ka fikri, içine girmek ve bozmak ve zehirlendirmek için dessâsâne çal?şt?ğ?n? gördüm. 'Eyvah' dedim. 'Bu ejderha imân?n erkân?na ilişecek!" (Lem'alar, s. 181.)

    Sinsice taarruza geçen o ejderhan?n tahribat?na karş? kaleme sar?lan Üstad Bediüzzaman, Arapça "Tabiat Risâlesi"ni telif eder. Bu risâleyi Ali Şükrü Beye ait Tan Matbaas?nda tâbettirir.

    Ne var ki, Arapça bilenlerin az ve ehemmiyetle bakanlar?n da nâdir olmas? yüzünden, o risâlenin tesiri de zay?f ve s?n?rl? kal?r.

    Bu sebeple "Maatteessüf, o dinsizlik fikri hem inkişaf etti, hem kuvvet buldu" diyen Said Nursî, yeni nesillere hizmet ad?na o risâledeki hakikatleri daha sonra Türkçe olarak beyan eder.

    Nursî, bu yeni tanzimli risâlenin baş k?sm?na ise, dikkat çekici şu notu ilâve eder: "Bu risâlenin sebeb-i telifi, gayet mütecavizâne ve gayet çirkin bir tarzla, hakaik-i imaniyeyi tezyif edip, bozulmuş akl? yetişmediği şeye hurafe deyip, dinsizliği tabiata bağlayarak, Kur’ân’a hücum edilmesidir." (Age, s. 180.)

    Evet, dinsizliği tabiata bağlayarak Kur'ân'a hücum edenler, ne yaz?k ki 1923 y?l?ndan itibaren kuvvet buldular ve önemli ölçüde mesafe alarak tatbikatta k?smen başar?l? da oldular.

    Ancak, şükürler olsun ki, onlar?n karş?s?na Risâle–i Nur gibi kuvvetli imanî ve Kur'ânî hakikatlerle ç?k?ld?.

    ?şte, o sars?lmaz hakikatler sayesindedir ki, âdeta uyuşturulmak sûretiyle dinden, imandan, ahlâktan bütünüyle kopart?lmak istenen nesiller, bir müddet sonra yeniden uyand? ve bilumum mukaddes değerlerine dört elle sar?lmaya başlad?.

    Böylelikle, son yüz y?ll?k "nur ve ateş" aras?ndaki amans?z mücadelenin de en çetin ve en dehşetli devresine girilmiş oldu.

    1924'ün başlar?ndan itibaren, dinî eğitim, terbiye ve tedrisat?n verilmiş olduğu bütün kurum ve kuruluşlar kapat?ld?. Yeni nesiller, dinden ve mâneviyattan tamam?yla yoksun b?rak?ld?. Her yönüyle Avrupaî bir hayat tazr?na zoraki şekilde geçiş yap?ld?.

    1928'e gelindiğinde ise, bin y?ll?k Kur'ân yaz?s? kökten yasakland?. Böylelikle, yeni yetişen nesiller karanl?klar içinde yol almaya çal?şt?.

    Buna mukabil, Kur'ân şâkirdleri de, Kur'ân'?n hem hatt?n? muhafazaya, hem de Risâle–i Nur ile Kur'ân'?n mânas?n? neşr ve ilân etmeye canla başla çal?şt?lar.

    Nur ve ateş aras?ndaki mücadele, 1930'larda doruk noktas?na ç?kt?. Zira, Muhammedî ezan okumak ve hatta "Allahu ekber" demek dahi yasakland?.

    Nur'un şâkirdleri ise, bu yasağa da boyun eğmedi ve hapis, sürgün, zindan... her türlü ezây?, cefây? göze alarak, ?slâm?n bu en yayg?n "şeâir"ini yaşamaya/yaşatmaya devam ettiler.

    M. Latif Salihoğlu
    Konu MuhammedSaid tarafından (23.05.07 Saat 23:22 ) değiştirilmiştir.

    Ve sen yine denendiğinde.. Ve yine kalbin daraldığında.. Ve yine bütün kapılar kapandığında.. Ve yine ne yapman gerektiğini bilemediğinde.. Uzun uzun düşün.. Ve hatırla yaratanını!.. "ALLAH kuluna kafi değil mi?" [Zümer Suresi - 36]


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Asrın Müceddidi Risale-i Nurdur 21nci YüzYıl Dahil :)
    By saidler in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 14
    Son Mesaj: 27.08.15, 11:44
  2. Bir Top Ateş
    By *SAHRA* in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 15.02.13, 14:23
  3. Bir Top Ateş
    By *SAHRA* in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 22.09.11, 00:01
  4. Su, Ateş ve Aşk
    By DÜNYA in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 16.01.09, 23:27
  5. 21. Yüzyıl İslâmın Asrı Olacak
    By Şahide in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 19.09.08, 14:19

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0