Ankara'daki hayatına dair Risale-i Nur'dan bir parça
(Yirmiüçüncü Lem'a "Tabiat Risalesi"nden)

... 1338'de Ankara'ya gittim. İslâm ordusunun Yunan'a galebesinden neş'e alan ehl-i imanın kuvvetli efkârı içinde, gayet müdhiş bir zındıka fikri, içine girmek ve bozmak ve zehirlendirmek için dessasane çalıştığını gördüm. Eyvah dedim, bu ejderha imanın erkânına ilişecek! O vakit, şu âyet-i kerimenin bedahet derecesinde vücud ve vahdaniyeti ifham ettiği cihetle ondan istimdad edip, o zındıkanın başını dağıtacak derecede Kur'an-ı Hakîm'den alınan kuvvetli bir bürhanı, Arabî bir risalede yazdım. Ankara'da, Yeni Gün Matbaası'nda tab'ettirmiştim. Fakat maatteessüf Arabî bilen az ve ehemmiyetle bakanlar da nadir olmakla beraber, gayet muhtasar ve mücmel bir surette o kuvvetli bürhan tesirini göstermedi. Maatteessüf, o dinsizlik fikri hem inkişaf etti, hem kuvvet buldu...
Tarihçe-i Hayat


Risale-i Nur: Nur risalesi. Bediüzzaman Said Nursinin(ra) Kur’anın imanla ilgili ayetlerini kaynak alarak imanın bütün şartlarını açıklayıp delillerle ispat ettiği çok değerli eserlerinin hepsine birden verilen isim.
Galebe: Yenme, galip gelme, üstün gelme.
Ehl-i iman: İman edenler, inananlar.
Efkâr: Fikirler, düşünceler.
Müdhiş: Dehşetli, dehşet veren, korkutan.
Zındıka: Dinsizlik, kafirlik.
Dessasane: Çok aldatırcasına, çok hile edercesine.
Erkân: Rükünler, esaslar, temeller.
Bedahet: Açıklık, apaçıklık, bellilik.
Vahdaniyet: Birlik, Allah’ın(cc) birliği.
İfham: Anlatma, bildirme. * Susturma, ikna edip susturma.
Cihet: Yön, taraf.
İstimdad: Medet isteme, yardım isteme.
Zındıka: Dinsizlik, kafirlik.
Kur'an-ı Hakîm: Hikmetlerle dolu Kur’an.
Bürhan: Kesin delil, ispat vasıtası.
Arabî: Arapça.
Risale: Küçük kitap, ilmi konuda yazılmış küçük kitap.
Maatteessüf: Ne yazık ki, teessüfle beraber.
Ehemmiyetle: Önemle.
Nadir: Az bulunur, az rastlanır, seyrek.
Muhtasar: Kısa, öz.
Mücmel: Öz, özet.
Suret: Biçim, görünüş, şekil, tarz.
Fikr: Düşünce, düşünme.
İnkişaf: Açılma, meydana çıkma, gelişme, ilerleme.