+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 15 Sayfa var 1 2 3 11 ... SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 148

Konu: Bediüzzaman'da Seyyidlik Nişanı

  1. #1
    Ehil Üye Şahide - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    9.664

    Standart Bediüzzaman'da Seyyidlik Nişanı

    Bediüzzaman'da seyyidlik nişanı





    Muhtelif mahfillerde konuşulup tartışılan konulardan biri de, Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin aslen seyyid olup olmadığı hususudur.

    Üstad Bediüzzaman, 1923'ten evvel "Kürdî", bu tarihten sonra ise "Nursî" lâkabını kullanmıştır.

    Hz. Üstad, bunların dışında da imza yerinde bazı lâkap ve ünvanları kullanmıştır: Molla Said, Mehmed Said, Ebu Lâşey, Garibuzzaman, Sin Ayn, vesaire...

    Ancak, 1923'ten tâ vefat tarihi olan 1960'a kadar hasseten kullandığı lâkap ve imza "Nursî"dir.

    Hatta, 1935'teki Eskişehir ve 1944'teki Denizli Mahkemelerinde, onun hakkında Nursî dışındaki lâkapların kullanılmasını yadırgamış ve itiraz etmiştir.

    Meselâ, bir müdafaasında şöyle diyor: "...İsmim Said Nursî iken, her tekrarında 'Said Kürdî' ve 'bu Kürd' diye beni öyle yâd ediyorlar. Bununla, hem âhiret kardeşlerimin hamiyet–i milliyelerine ilişip aleyhime bir his uyandırmak, hem mahkeme ve adâletinin mahiyetine bütün bütün zıd ve muhalif bir cereyan vermektir." (Tarihçe–i Hayat, s. 202)

    Said Nursî ve hatta bütün Nurslular, zahirî tarih nazarında Kürt sayılırlar. Nursluların bugünkü sosyal ve kültürel yaşantılarına bakıldığında da bundan farklı birşey görülmez.

    Ancak, herşey zahirden ibaret değildir. Hemen her meselede olduğunu gibi, helâket ve felâket asrının adamı olan Bediüzzaman Hazretlerinin nesebi konusunun da bir zahirî, bir de hakikî vechesi var.

    Bu iki vecheyi, hikmetiyle birlikte düşünerek değerlendirmek lâzım.

    Açıkça ifade edelim ki, böyle bir değerlerdirmeyi zahirperestler yapamaz. Aynı şekilde, Türkçüler ve Kürtçüler gibi, Vehhabilik yapan Suudî ırkçılar da İlâhî hikmete uygun bir değerlerdirme yapamaz.

    Hz. Bediüzzaman'ın zahirî ve hakikî hüviyetinin ne olduğunu bilecek ve bunun sıhhatli bir tevilini yapacak olanlar ise, ehl–i tahkik olan Nur Talebeleridir.

    Nitekim, onlardan biri olup "Denizli kahramanı" ünvanını kazanan Hasan Feyzi Efendi, sırr–ı teklif ve imtihana taalluk eden bu meselenin perdesini kısmen aralamış ve aynen şu ifadeyi kullanmıştır: "Ona 'Kürdî' denilmesi, ...Kürtçe bilmesi, o kıyafete girmesi ve öyle görünmesi, kendini setr ve ihfâ için olup, hakikî hüviyet ve milliyetini ihlâl ve inkâr mânâ ve maksadıyla değildir." (Emirdağ Lâhikası, s. 75)

    Dikkatle bakılacak olursa, burada bir "setr ve ihfâ" gerçeğinden bahsedildiği ve zahirin dışında ayrıca bir "hakikî hüviyet ve milliyet"ten söz edildiği görülecektir. (Aynı paragrafın başında ise, Hz. Bediüzzaman'ın hem seyyid, hem de şerif olduğu imâsı yapılıyor.)

    Demek ki neymiş? Herşey zahirden ve görünürden ibaret değilmiş...

    Esasında, hikmet–i İlâhiye de, bunun böyle olmasını iktiza ediyor. Tâ ki, sırr–ı teklif ve imtihan bozulmasın ve "maslahat–ı irşad–ı umumî" zayi olmasın.

    İşte, bu muazzam hakikatin izahına dair, Risâle–i Nur'da beş–altı yerde tekrarla nazara verilen ve ezberlenmesi gereken veciz ifadeler: "Evet, izzet ve azamet ister ki, esbâb perdedâr–ı dest–i kudret ola aklın nazarında; tevhid ve celâl ister ki, esbâb ellerini çeksinler tesir–i hakikiden." (Sözler, s. 265)

    Hasan Feyzi'ye ait yukarıdaki sözlerin, bu veciz hakikate bihakkın paralel düştüğünü görmekteyiz.

    Bazı kardeşlerimiz, Üsdat Bediüzzaman'ın sadece "mânen seyyid" olduğunu söylüyor. Bu ise, hakikatin tamamını yansıtmıyor.

    Zira, Hz. Bediüzzaman'ın mânen olduğu gibi, neseben de kat'iyyen seyyid olduğunu "Büyük Ruhlu Küçük Ali" beyan ediyor. Kuleönü'lü Küçük Ali, Hz. Üstad'ın hem "ikinci Âl"den, hem de "birinci Âl"den olduğu bizce kat'idir diyor. Ayrıca, Âl–i Beyt'ten oluşunun hakikî bir nişanı/işareti olarak, Hz. Üstad'ın omzunda gördüğü "kadem–i Resûl–i Ekrem"den (asm) bahsediyor. (Bkz: Yeni baskı Lem'alar, 22. Lem'anın son haşiyesi.)

    Küçük Ali, bu iddiasına getirdiği delillerden bir tanesi olarak gördüğü bir "nişan"dan söz ediyor ki, o hususî nişan ve işaretlere, Hz. Bediüzzaman'ın kendisi de perdeli şekilde temas ediyor.

    İşte buna dair kendisi de seyyid olan Bedreli Hoca Sabri'ye (Santral Sabri, İskele memuru, Nur ve gül fabrikasının sahibi, Isparta kahramanı Sabri) hitaben yazılan üç mektuptan, üç kısacık ifade:

    1) "...Sabri ise, fıtraten bende mevcut has bir nişan var; bütün gezdiğim yerde kimsede görmedim. Sabri’de aynı nişan–ı fıtrî var. Bütün talebelerim içinde, karabet–i nesliyeden daha ziyade bir karabet kendinde hissetmiş." (Barla Lâhikası, s. 21)

    2) "Sabri kardeş! Senin cisminde (ayağında) kardeşliğimin sikkesini gördüğüm zaman..." (Kastamonu Lâhikası, s. 28)

    3) "Ey Sabri kardeş! Başın sağ olsun. Cenab–ı Hak, o validemizi mağfiret eylesin, âmin. Benim, karabet–i nesebiyeyi (seyidliği) ihsas eden parmaklarındaki nişan ve bu yedi sekiz sene Abdülmecid’den daha hararetli faalâne kardeşlik vazifesini yaptığınızdan, elbette senin merhume validen benim de validemdir." (Age, s. 155)

    Mâlûm, seyyidlerin ayak parmaklarında bir alâmet–i fârika var. Üstad, bu mektuplarında ondan bahsediyor ve Seyyid Hoca Sabri ile aralarında bir akrabalık (karabet–i nesebiye) bağının olduğunu söylüyor.

    Bunlar gibi, Risâle–i Nur'da Üstad Bediüzzaman'ın seyyidliğine dair daha başka deliller, işaretler de var. Perdeyi büsbütün yırtmamak adına, şimdilik bu kadarlıkla iktifa ederek, son cümleyi ekleyelim...

    Elhasıl: Bediüzzaman Hazretleri seyyittir, evlâd–ı Resûldendir; temsil ettiği dâvâ bunu iktiza ettiği gibi, icrâ ettiği hizmetin tesiri de, muhakkak ki böylesi bir kuvve–i kudsiyeye dayanıyor.


    M. Latif SALİHOĞLU
    Yeni Asya
    08.09.2009
    Konu BiKeS_ tarafından (29.11.09 Saat 23:34 ) değiştirilmiştir.





    Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek
    Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek!

    Mehmed Akif Ersoy


  2. #2
    Pürheves evran - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesajlar
    236

    Standart

    bediüzzaman hz. leri bizzat kendisi açık açık söylememiş kardeşi söylememiş anne babası söylememiş yıllar geçmiş üzerinden akrabaları söylememiş iken insanlara ne oluyorda bediüzzaman hz.lerinin soyu ile alakalı mevzulara giriyorlar.bediüzzaman hz. leri kürdlerdendir.bu onun derecesini küçültmez.O asrının kutbuydu.Ayrıca doğudaki seyyid aileler belli.Doğu halkı seyyidlere çok hürmet ettikleri için bediüzzaman hz.leri seyyid yada şerif olmuş olsaydı mübarek yaşarken bu aşikar olurdu.Veya bu zamana kadar somut delilleri ifşa olurdu.Böyle birilerinin beyanıyla olmaz bu işler.Ve size abi tavsiyesi kimseyi neseb olarak bağlı olmadığı bir nesebe yamamaya çalışmayın ki bu konuda hadis var.ve yaptığınız çok büyük bir ayıp bediüzzaman hz.lerine karşı.O bizim büyüğümüzdür.lütfen böyle lüzumsuz mevzulara girmeyin.Ayrıca bir insanın seyyid yada şerif olduğu şeceresiz olmaz.şeceresi olsa bu zamana kadar çıkardı.şecere lazım.şecere olmadan şu seyyiddir bu şerifdir denemez,denmemeli.
    Konu evran tarafından (29.11.09 Saat 14:11 ) değiştirilmiştir.

  3. #3
    Ehil Üye Şahide - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    9.664

    Standart

    Alıntı evran Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    bediüzzaman hz. leri bizzat kendisi açık açık söylememiş kardeşi söylememiş anne babası söylememiş yıllar geçmiş üzerinden akrabaları söylememiş iken insanlara ne oluyorda bediüzzaman hz.lerinin soyu ile alakalı mevzulara giriyorlar.bediüzzaman hz. leri kürdlerdendir.bu onun derecesini küçültmez.O asrının kutbuydu.Ayrıca doğudaki seyyid aileler belli.Doğu halkı seyyidlere çok hürmet ettikleri için bediüzzaman hz.leri seyyid yada şerif olmuş olsaydı mübarek yaşarken bu aşikar olurdu.Veya bu zamana kadar somut delilleri ifşa olurdu.Böyle birilerinin beyanıyla olmaz bu işler.Ve size abi tavsiyesi kimseyi neseb olarak bağlı olmadığı bir nesebe yamamaya çalışmayın ki bu konuda hadis var.ve yaptığınız çok büyük bir ayıp bediüzzaman hz.lerine karşı.O bizim büyüğümüzdür.lütfen böyle lüzumsuz mevzulara girmeyin.Ayrıca bir insanın seyyid yada şerif olduğu şeceresiz olmaz.şeceresi olsa bu zamana kadar çıkardı.şecere lazım.şecere olmadan şu seyyiddir bu şerifdir denemez,denmemeli.
    Söylemesimi gerekiyordu seyyid olduğunu..Şartmıydı..Hem siz neden bu kadar Bediüzzamanın Seyyidliğinden gocunuyorsunuz ben anlamakta güçlük çekiyorum..Bilakis sevinmeniz lazım değilmi..Bence siz Bediüzzamanı kürtçülük damarıyla seviyorsunuz..Seyyidliğini de bundan kabullenemiyorsunuz..Ben Türküm..Bediüzzaman Türklerin içinde gelseydi ve Seyyidliği sonradan ortaya çıksaydı zannediyormusun ki sizin gibi vaveyla edecektim..Zinhar Bediüzzaman Türktür, Seyyid olamaz mı diyecektim..Benim için Bediüzzamanın Seyyidliğinin izhar edilmesi bir şereftir..Bediüzzaman gibi bir zatı seyyidlik gibi bir şerefe layık görememen sizin Bediüzzamanı çokta sevmediğinizi gösterir..Ayrıca şeceresini gören talebeleri var..Siz neye dayanarak bu kadar kesin çizgilerle konuşuyorsunuz..Bediüzzamanın yanındamıydınız..Şeceresinin olup olmadığına dair bir bilginizmi var..Varsa paylaşın bizde öğrenelim..





    Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek
    Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek!

    Mehmed Akif Ersoy


  4. #4
    Ehil Üye Şahide - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    9.664

    Standart

    Bediüzzaman hazretleri, mahkeme müdafaasında “Ben seyyid değilim” der. Üstadın resmi kimliğine baktığımızda Nurs’lu olduğu ve Doğu Bölgesinde dünyaya geldiği anlaşılmaktadır. Bu ifade düşünülürken mahkemedeki şartlar dikkate alınmalıdır. Zira Bediüzzamanın seyyidliğini kabul etmesi, onların nazarında siyasi manada yorumlanacak ve mahkumiyetine sebep olabilecektir. Halbuki Emirdağ Lahikası-I’in son kısma yakın bir mektubunda ise, “Ben kendimi seyyid bilemiyorum. Nesiller bilinmiyor. Ancak ben manevi ehl-i beytten sayılabilirim” der. Son Şahitlerde Salih Özcan’ın hatıralarında, Üstad neslinin hem anne ve hem de baba cihetiyle Hz. Hasan ve Hz. Hüseyine dayandığını bizzat ifade etmiştir.

    Bediüzzaman Hazretlerinin varislerinden Seyyid Salih Özcan'ın naklettiğine göre, bir gün Üstad'la aralarında şu konuşma geçer:"
    - Salih sen seyyidsin, değil mi?
    - Evet! Üstadım.
    - Peki Seyyid Salih, sence ben seyyid olabilir miyim?
    - Muhakkak Üstadım, siz seyyidsiniz.
    - Seyyid Salih, ben anne tarafından Hüseyni, baba tarafından ise Haseni’yim."

    Bununla beraber şarkta seyyidlerin büyük bir yekün teşkil ettiği de bilinmektedir. Kendi şahsiyetini nazara vermeyen, şahsiyetini her zaman şahs-ı manevi içinde eriten ve büyük makamlar bile verilse ihlas sırrıyla bu makamlardan içtinap eden bir üstaddan aşikare eserlerinde seyyid olduğunu beyan etmesi beklenemez.

    “Seyyid olanın seyyid değilim demesi günahtır” ifadesi kanaatimize göre, seyyidliği kesin olarak tescil olunan kişiler hakkında olsa gerektir.

    İkinci ve kısa bir cevap:

    Dikkat edilirse Bediüzzaman Hazretleri, "ben ehl-i beytten değilim" demiyor. " ben seyyid değilim" diyor. çünkü, Ehl-i beyt'in farklı bir manası yoktur ve olduğu gibi peygamberimizin ( s.a.v ) soyu kast edilir. ama seyyid kelimesinin, hem " Ehl-i Beyt " ve hem de "bir yerin efendisi" anlamına gelen ve tevile açık yönü olan bir kavram olduğu malumdur. bu nedenle risalelerde geçen " ben seyyid değilim " ifadesi, şöylece tevil edilebilir:
    "ben bir yerin efendisi ve idarecisi değilim."

    http://www.sorularlarisale.com/subpa...ticle&aid=1553





    Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek
    Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek!

    Mehmed Akif Ersoy


  5. #5
    Ehil Üye nurhanali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Bulunduğu yer
    istanbul
    Mesajlar
    3.846

    Standart

    Alıntı evran Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    bediüzzaman hz. leri bizzat kendisi açık açık söylememiş kardeşi söylememiş anne babası söylememiş yıllar geçmiş üzerinden akrabaları söylememiş iken insanlara ne oluyorda bediüzzaman hz.lerinin soyu ile alakalı mevzulara giriyorlar.bediüzzaman hz. leri kürdlerdendir.bu onun derecesini küçültmez.O asrının kutbuydu.Ayrıca doğudaki seyyid aileler belli.Doğu halkı seyyidlere çok hürmet ettikleri için bediüzzaman hz.leri seyyid yada şerif olmuş olsaydı mübarek yaşarken bu aşikar olurdu.Veya bu zamana kadar somut delilleri ifşa olurdu.Böyle birilerinin beyanıyla olmaz bu işler.Ve size abi tavsiyesi kimseyi neseb olarak bağlı olmadığı bir nesebe yamamaya çalışmayın ki bu konuda hadis var.ve yaptığınız çok büyük bir ayıp bediüzzaman hz.lerine karşı.O bizim büyüğümüzdür.lütfen böyle lüzumsuz mevzulara girmeyin.Ayrıca bir insanın seyyid yada şerif olduğu şeceresiz olmaz.şeceresi olsa bu zamana kadar çıkardı.şecere lazım.şecere olmadan şu seyyiddir bu şerifdir denemez,denmemeli.
    Acipdir siz üstadın ailesi ile görüştünüzmü de bunları yazabiliyorsunuz.Yaşarken aşikar olmadığını nerden bildiniz sadece üstad bazı hikmetlere binaen gizlemesi olmadığı manasını taşırmı.Üstadın nesli hakkında Badıllı abinin hazırladığı mufassal tarihçe-i hayatta yakınlarından delillerle nakiller vardır isteyen bakabilir.
    Madem seyyid olmadığını iddia ediyorsunuz deliliniz nedir.Mesela ben hoca kayser den ( seyyiddir) bizzat dinlemişim askerliğini bitirdiğinde nurs köyüne ziyarete gidiyor ve üstadın halasıyla görüşüyor.Hem üstadın halasının hemde üstadın seyyid olduğunu söylüyor.
    Saçma sapan hezeyanlarla yazıp durmayın.Yazacaksanız yazacaklarınız ilmi olsun delilli olsun hezeyanlarınızla forumu meşgul etmeyin.
    Hem seyyid olmadığını isbat için kürddür demişsiniz herhalde bu mektubu okumadınız.

    Ona "Kürdî" denilmesi ve Kaside-i Hazret-i İmam-ı Ali'de (R.A.) görülen يَا مُدْرِكًا kelimesinin hazf ve kalbiyle "Kürd" îma ve işaretinin bulunması, gerçekten Kürdlüğüne delalet etmez ve onun manevî silsile-i şerafet ve siyadetten tenzil ve teb'idini îcab ettirmez. Bu isnad ve izafe, Kürdistan'da doğup büyüyen ve bu lakabla maruf ve meşhur olan bu zâtın Risalet-in Nur'un tercümanı olduğunu sırf âleme ilân etmek içindir; yoksa Kürdlüğünü isbat etmek için değildir. Kürdçe bilmesi, o kıyafete girmesi ve öyle görünmesi, kendini setr ü ihfa için olup, hakikî hüviyet ve milliyetini ihlâl ve inkâr mana ve maksadıyla değildir diye düşünüyorum. Âlem-i İslâmiyet ve insaniyete ve Haremeyn-i Şerifeyn'e asırlarca hizmet eden bu kahraman Türk Milletini onun çok sevmesinde ve hayatının mühim bir kısmını hep Türklerle meskûn olan bu havalide geçirmesinde büyük hikmetler, mana ve mülahazalar olsa gerektir.
    (Emirdağ - 1 - 85)

    Kimlerle uğraşıyoruz üstad hakkında hiç bir bilgisi olmadan ve eserlerini okumadan yazanlara ne demeli bilmemki.
    Risale-i nur bir imtihan kitabıdır.
    Davasına sadık olmayan insanların başarı ihtimali yoktur.



  6. #6
    Pürheves evran - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesajlar
    236

    Standart

    Alıntı Şahide Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Söylemesimi gerekiyordu seyyid olduğunu..Şartmıydı..Hem siz neden bu kadar Bediüzzamanın Seyyidliğinden gocunuyorsunuz ben anlamakta güçlük çekiyorum..Bilakis sevinmeniz lazım değilmi..Bence siz Bediüzzamanı kürtçülük damarıyla seviyorsunuz..Seyyidliğini de bundan kabullenemiyorsunuz..Ben Türküm..Bediüzzaman Türklerin içinde gelseydi ve Seyyidliği sonradan ortaya çıksaydı zannediyormusun ki sizin gibi vaveyla edecektim..Zinhar Bediüzzaman Türktür, Seyyid olamaz mı diyecektim..Benim için Bediüzzamanın Seyyidliğinin izhar edilmesi bir şereftir..Bediüzzaman gibi bir zatı seyyidlik gibi bir şerefe layık görememen sizin Bediüzzamanı çokta sevmediğinizi gösterir..Ayrıca şeceresini gören talebeleri var..Siz neye dayanarak bu kadar kesin çizgilerle konuşuyorsunuz..Bediüzzamanın yanındamıydınız..Şeceresinin olup olmadığına dair bir bilginizmi var..Varsa paylaşın bizde öğrenelim..
    kardeşim ben öz be öz türküm,ve bediüzzaman hz.lerinin kürd olmasından asla ve asla gocunmam.Bizler ırkımızı seçemiyoruz.ve ben asla ırkçıda değilim...sizler neden kürdi olan bediüzzaman hz.lerinin kürd olmasından rahatsız olarak illede seyyid olmadığı halde seyyidlik nesebine dahil ederek sevmeye çalışıyorsunuz üstadı anlamakta zorlanıyorum.bediüzzaman hz.leri manen zaten ehli beyttendi.bizzat kendisi bunu ifade ediyor.seyyidlik hz. hüseyin efendimizin soyundan olana söylenen bir sıfattır şerifliktwe hz. hasan efendimizin soyuna söylenen bir sıfattır. bunun tevili mevili olmaz.ehli beyt kavramı ise içinde selmanı farisinin dahi olduğu neseben ehli beyt olmayan fakat manen ehli beyt olanlar için söylenen bir sıfattır.şerece ille şecere lazımdır seyyid olduğunu söylemek için . Bakınız yıllar olmuş akrabalarından bir tanesi dahi çıkıp biz seyyidiz veya şerifiz dememiştir.doğudaki ailelerin soyu sopu bellidir.seyyid olanlar aşikardır.o yörede herkesler tarafından tanınır ve bilinirler.bediüzzaman hz.lerinin nesebi kürddür. biz onu kürd dahi olsa çok seviyoruz. türk olduğumuz halde.o manen zaten ehli beyttendir ki bu onun için çok kıymetli bir değerdir.Bizim içinde öyle...O seyyid olsada olmasada çok sevdiğimiz bir Zatı şahanedir.lütfen seyyid olmayanlara seyyid demeyelim...seyyid olanlarıda seyyid değildir diye yalanlamayalım.....

  7. #7
    Pürheves evran - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesajlar
    236

    Standart

    Alıntı nurhanali Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster

    Kimlerle uğraşıyoruz üstad hakkında hiç bir bilgisi olmadan ve eserlerini okumadan yazanlara ne demeli bilmemki.
    üstadı en iyi anlayanlardan biri benim....bediüzzaman hz.lerinin "sen benim birinci sınıf talebemsin ilk saftasın " dediği bir talebesiyle beraber yaşıyorum....Yani 2. kuşaktanım ..bizzat bediüzzaman hz.lerini ondan tanıyorum.beni tanımadan bilmeden öyle önyargılısın ki ayıp ediyorsun.Sizin niyetinizi biliyorum kardeşim.Ne niyetle bediüzzaman hz.lerini seyyid yapmaya çalıştığınızıda....Taassub çok yanlış bir yoldur.

  8. #8
    Pürheves evran - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesajlar
    236

    Standart

    Mesele okuduklarını anlamaktır....

  9. #9
    Yasaklı Üye hotmail - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesajlar
    63

    Standart

    VAN ARVAS SEYYİDLER DİYARI

    Bağdat 1200’lü yıllarda sadece hilafet merkezi değil bir ilim ve kültür şehridir. Dicle kenarında vezinli kubbeler yükselir, yeryüzünün en mahir şairleri, en usta hattatları efsunlu beldeyi mekan edinir.
    Fakihler, muhaddisler, müfessirler Bağdat’ta buluşurlar, dervişler, talebeler Bağdat’a koşarlar.
    Şehir yeşil mi yeşildir, hurmalıklar çöle taşar.
    Nitekim Seyyid Kâsım Bağdadi öncülüğündeki seyyidler de bereketli beldeye gelir, Mescid-i mercan (ve civarındaki mahalleye) yerleşirler.
    Bu coğrafyada Abdülkadir-i Geylani hazretlerinin çok büyük bir tesiri vardır, onlar dahi Kadirî tarikatı üzerine ilim edep öğretir; talipleri manevi makamlarla tanıştırırlar.
    Kapılarını sadece Iraklılar değil, Mısır, Suriye ve Hicaz’dan gelen Hak âşıkları da çalar.

    Ah o Hülâgû
    Bunlar güzel günlerdir ancaaak...
    Ancak Hülâgû’nun Bağdât’ı istilâsı ile yörede huzur, düzen kalmaz. Sarı suratlı katiller çekirge sürüsü gibi şehre yağar, Abbasi Halifesi Mutasım’ı hapse tıkarlar. Sonrasını biliyorsunuz işte camileri medreseleri yıkar, ele geçmez kitapları nehre atarlar.
    “İslam’ı nasıl neşretmeli” kaygısıyla kıvranan seyyidler bir başka coğrafyaya yerleşmeyi düşünür olurlar.
    Ama onlar başlarına buyruk değildirler, gelir Abdülkadir-i Geylani hazretlerinin kabrini ziyaret eder, usulünce izin alırlar. Gördükleri manevi işaretler üzerine içleri rahatlar. Kaldı ki Gavs-ül azamın torunlarından Seyyid Abdürrezzak da onları hicrete teşvik eder ve bir an evvel ateş çemberinden çıkmalarını arzular.
    Dergahtaki 3 bin değerli kitabı da yanlarına alır, kuzeye doğru uzanırlar. Abdülkadir-i Geylani hazretlerinin himmeti ile nice tehlikeleri aşar, Musul’a vasıl olurlar. Musul henüz sakindir, bu şirin kentte Ulucami’yi (ünlü bir Emevi eseridir) mekan edinir, bilahare Cami-i Kebir Mahallesinde medrese ve hânegâh kurarlar. Yetiştirdikleri mollaları Urfa, Bitlis, Şirvan taraflarına yollarlar. Civar illerde yeni yeni kandiller yanar.
    Göçler, çalkantılar derken bu kez Diyar-ı Bekr’e yerleşir, talebe okuturlar. Şehirdeki Müslümanların kalitesini yükseltmekle kalmaz, gayrimüslimleri de kazanırlar. Düşünün sadece 6 yıl evvel ekseriyette olan Hristiyanlar, parmakla sayılırlar.
    Ailenin reisi Seyyid Kâsım Bağdadî, Osmanlı’ya sadıktır, nitekim yanına oğlu Muhammed Kutub’u da alır ve Bursa’ya gidip Orhan Gazi ile tanışırlar. Padişah, evlad-ı resule çok hürmet eder, hatta onları 8 saatlik yoldan karşılar.
    Seyyid Kasım Bağdadî, Diyar-ı Bekr’de tedrisata devam ederken oğlu ve halifesi Muhammed Kutub’u da Hakkari’ye yollar.
    Feraşin Dağlarında yıllarca çile çeken Muhammed Kutub, Hızır Aleyhisselamla yakinen görüşmeye başlar... Bir gün rüyasında Efendimizi (sallallahü aleyhi ve sellem) görür, ona “Şu meyveleri Hakkari Emiri İbrahim Han’a ver” diye emir buyururlar. Uyanınca yanında bir sepet görür ki içinde nar vardır, incir vardır, salatalık vardır... Bu mevsimde altın dökülse yaz meyvesi bulunmaz.
    Aylar evvel bilinmez hastalıklara yakalanan ve yatağında mecalsiz yatan Hakkari Beyi boş adam değildir, Muhammed Kutub yaklaştıkça bir hoş olur, “Ehl-i beyti nebevinin kokusu geliyor” diye fısıldar. Muhammed Kutub’u kapılarda karşılar ve sultanlar gibi ağırlar. Nitekim sevimli misafirin sunduğu meyveler şifa olur, zerre kadar ıstırabı kalmaz.
    Bu nurlu seyyide, kızı Fatıma’yı verir, dahası “beyliğimi gezin, dolaşın, nerede istiyorsanız dergahınızı kurayım” gibi bir teklif yapar.
    Muhammed Kutub hazretlerinin, Van Gölünün güneyindeki kuytuluğa kanı kaynar. Gevaş, Çatak, Hizan, Pervari arasındaki vadi “onuncu gezegen” gibidir, yerlileri kendi halinde bir hayat tuttururlar. Kışı sert mi serttir, kar yolları kapar ve en az 6 ay içine kapanık yaşar.
    İbrahim Han, damadının arzusunu mâkul bulur, bugünkü Arvas köyünün bulunduğu yere, iki katlı bir cami, hanegâh ve medrese yapmayı planlar. Şu ihlasa bakın ki “ben emirim beyim” demez sırtında taş taşır ve bundan şeref duyar. Dahası civar arazileri, mamur dutlukları, cevizleri medreseye bağışlar. Bağdat’tan getirilen kitapları da kütüphaneye dizer, halkın istifadesine sunarlar. Hasılı Arvas çok geçmeden pırlanta gibi parıldamaya başlar, üç kıtadan yüzlerce Hak aşığı yöreye gelir, ilim ve edep imbiklemeye çalışırlar.
    Düşünün ki Şemseddîn Buhârî, taa Buhârâ’dan nâmını duyar. Arvas’a gelir, Muhammed Velî hazretlerinin huzurunda diz kırar.
    Oğlu Seyyid Kemâleddîn ve torunu Seyyid Cemâleddîn de dedelerinin izinde gider ve nöbeti devralırlar.
    Kerkük ve Süleymaniye havalisinde çok hatırları vardır. Ahali seyyidleri hem çok sever, hem de üzmekten kırmaktan korkar.
    Miskler diyarı anlamına gelen Müküs (Bahçesaray) muhabbet kokar, yöre sakinleri yalan, dolan, gıybet, hased gibi kelimeleri unuturlar. Günlük hesapları bırakır, Allah dostlarını örnek alırlar. İşte o gün bu gündür (takriben 8 asır) Arvas bir meşale olur, Ehl-i beyt âşıklarını kucaklar.
    Arvas seyyidleri Şâfiî olmalarına rağmen diğer üç mezhebin fıkhını da bilir ve okuturlar.

    Zor yıllar
    İlerleyen yıllarda Doğu Bâyezîd, Hakkâri ve Hizan’a dağılır, civar beldeleri aydınlatırlar. Zaman zaman Acemler yörede güç kazansalar da şahın daileri Arvas seyyidleri karşısında çaresiz kalırlar. Güneydoğu Anadolu halkı reyini Osmanlı’dan yana kullanır, Tahran’ın vaadlerine kulak tıkar.
    Eskiden beri Doğu Anadolu üzerinde hesabı olan Ermeniler de Seyyidlerin itibarından rahatsızdırlar. Nitekim Rus işgali ile maskelerini atar, Müslümanlara akıl almaz eziyetler yaparlar. Cihan harbinin sürdüğü günlerde ne cami, ne medrese bırakır, seyyid Fehim Hazretlerinin mezar taşını bile kırarlar. Hülagû’nun elinden kurtarılan (ki en yenisi 8 asırlık) el yazmalarının bulunduğu kütüphaneyi cayır cayır yakar, ilim âlemine büyük bir darbe vururlar.
    Sonrası yine göçler, sürgünler...
    Dayanılmaz acılar...

  10. #10
    Ehil Üye Şahide - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    9.664

    Standart

    Seyyidler sülâlesinden bir hanedan



    Nursî hanedanının nesep ve sülâlesi ile alâkalı olarak anlatılan hatıra ve telakkilerden bazıları şöyledir:


    Bediüzzaman Hazretlerine “Hanedan” olarak Emirdağ’da yıllarca hizmet etme bahtiyarlığına eren Emirdağlı Çalışkan Ailesinden Mehmed Çalışkan bir hatırasında şunları anlatır:

    “Bir defa Ahmed Feyzi Kul (Bediüzzaman’ın eski talebelerinden) Emirdağ’a gelmişti. Sohbet etti. Üstadımızın büyük evsâfını, yüce makamlarını, riyâzî ve cifrî tevafuklarla açıklıyordu.

    “Biraderim Osman Çalışkan’ın kalbine gelir ki: ‘Biz Üstadımızı Şarklı olarak biliyoruz. Ahmet Feyzi Efendinin anlattığı büyük müceddit ise Âl-i Beyt-i Nebevî’den olacaktır.’ Bu kalbî mülâhazadan sonra Üstad Hazretlerinin beni çağırdığını söylediler. Gittim. Üstad bana; ‘Kardeşim ben hem Hasanî’yim, hem de Hüseynî’yim. Ahmet Feyzi’nin bütün söylediğini kabul ediyorum. Haydi git’ dedi.” (Son Şahitler, c. 2, s. 360)

    Urfalı Salih Özcan’ın da bu meyanda bir hatırası vardır:

    “Bir defa Üstad Hazretlerini ziyarete gitmiştim. Nesebimi sordu. Ben de ‘Seyyidim’ demiştim. Üstad, ‘Hasanî misin? Hüseynî misin?’ diye sordu. Ben, ‘Hüseynîyim’ dedim. Bunun üzerine Üstad, ‘Kardeşim, ben hem Hüseynîyim, hem Hasanîyim’ buyurmuşlardı.” (Son Şahitler, c. 3, s. 235)

    Aynı konuyla alâkalı olarak Eskişehirli Muhiddin Yürüten isimli şahıs şunları anlatır: “Ziyaretlerimden birisinde (Üstad’ın yanında) Salih Özcan da bulunuyordu. Üstad ona ‘Kardeşim Salih! Sen hakikî seyyidsin. Nuriye (Üstadın annesi) de seyyid, Mirza (Üstadın babası) da seyyid’ dedi.” (Son Şahitler, c.3, s. 201)

    Buraya kadar anlatılanlardan anlaşılan şudur ki, Nursî Ailesinin nesebi ve sülâlesi tamamen seyyiddir ve Âl-i Beyt’tendir. Bu bakımdan, Bediüzzaman Hazretleri’nin, Risâle-i Nurların “Âl-i Beyt ve İmam-ı Ali’nin (r.a) mânevî bir hediyesi ve eseri” olduğunu söylemesi mânidardır. (Emirdağ Lâhikası, s. 143)

    VELİLERİN TELÂKKÎLERİ

    Bediüzzaman’ın dünyaya geleceğini keşfen hissedip haber veren büyük velî insanların telâkkileri de, Nursî ailesinin nesep ve sülâlesinin mübarek ve eşsiz bir silsileye dayandığına işaret etmektedir.

    Onun geleceğine ve mahiyetine işaret eden büyük zatların bazılarının telâkkilerini kısaca anlatalım:

    BİRİNCİSİ:

    “Bitlisli Kevser Hoca, 11.12.1983’te İstanbul Bahçelievler semtinde bir evde, büyük bir cemaatin huzurunda aşağıdaki hatırayı anlatmıştı: ‘Ben kırk sene kadar meşhur Gavs-ı Hizan’ın köyü olan Gayda’da (Hizan’a bağlıdır) imamlık yapmış olan Molla Hacı Efendi’den bizzat duydum. O da Gavs-ı Hizan’ın halifelerinden Molla Halid-i Eruki’den duymuş. Molla Hacı dedi ki: ‘Molla Said, henüz dünyaya gelmeden Gavs-ı Hizan’ın müritlerinden olan babası Sofi Mirza bir gün Gayda’dan geçerken, Gavs’ı ziyaret etmek istemiş. Müritleri de ‘Gavs şu anda kimseyi kabul etmez. Hususî sohbettedir’ demişler. Sofi Mirza da ‘Eğer siz şimdi Gavs’a haber vermezseniz, ben kendim gidip kapıyı çalacağım’ demiş. Müritleri ‘Hadi git öyleyse çal’ demişler. Sofi Mirza gidip kapıyı çalarak içeri girmiş. Gavs Hazretleri, Sofi Mirza’yı görür görmez ayağa kalkmış ve hürmetle karşılayıp onu kucaklamış, koluna girmiş, getirip kendi yerine oturtmuş. Birtakım şeyler konuşmuşlar. Sofi Mirza Efendi, ne demişse, Gavs Hazretleri de onu ‘Belî, belî..’ diyerek tasdik etmiş. Sonra bu durumu anlatan Gavs Hazretleri, müritlerine hitaben şunları söylemiş: ‘Efendiler bu fakir sofinin sulbundan öyle bir çocuk dünyaya gelecektir ki, yüz kutbiyet onun derecesine yetişemez.’” (Mufassal Tarihçe-i Hayat, A. Kadir Badıllı, Timaş Yay., c. 1., s. 23)

    İKİNCİSİ:

    “Denizli vilâyetinde yaşamış büyük evliyâlardan Hacı Hasan Feyzi isminde bir zât, bir gün talebelerine: ‘Bugün Kürdistan’da (Şark vilâyetlerine o zaman verilen ad) büyük bir velî dünyaya geldi. Bu zât, zamanın sahibi, asrın vekilidir’ buyurmuştur.” Büyük zatların, Bediüzzaman Hazretleri daha dünyaya teşrif etmeden onunla alâkalı olarak verdikleri gaybî işaretlerin yanı sıra, bunlardan daha kuvvetli işârî ve cifrî haberler, Risâle-i Nur’un muhtelif eserlerinde, bilhassa Sikke-i Tasdik-i Gaybî’de mevcuttur.

    Âl-i Beyt’ten oluşuna Risâle-i Nur’dan bir delil

    “Ona ‘Kürdî’ denilmesi ve kaside-i Hazret-i İmam-ı Ali’de (r.a.) görülen ‘Yâ Müdriken’ kelimesinin hazf ve kalbiyle ‘Kürt’ ima ve işaretinin bulunması, gerçekten Kürtlüğüne delâlet etmez ve onun mânevi silsile-i şerâfet ve siyâdetten tenzil ve teb'idini icap ettirmez. Bu isnad ve izafe, Kürdistan’da doğup büyüyen ve bu lâkapla maruf ve meşhur olan bu zatın Risâletin-Nur’un tercümanı olduğunu sırf âleme ilân etmek içindir; yoksa Kürtlüğünü ispat etmek için değildir. Kürtçe bilmesi, o kıyafete girmesi ve öyle görünmesi, kendini setr ve ihfa için olup, hakikî hüviyet ve milliyetini ihlâl ve inkâr mânâ ve maksadıyla değildir diye düşünüyorum.”

    (Emirdağ Lâhikası, s. 75, Hasan Feyzi’nin mektubundan...)

    Mustafa Öztürkçü
    28.03.2008
    Yeni Asya





    Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek
    Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek!

    Mehmed Akif Ersoy


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Yüzdeki Secde Nişanı
    By sükran in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 9
    Son Mesaj: 04.12.08, 20:00
  2. Bediüzzaman'ın Gençliği, Gençliğin Bediüzzaman'ı
    By EnVaR in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 17
    Son Mesaj: 02.01.08, 19:19
  3. Bediüzzaman
    By almorlila in forum Şiirler
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 05.11.07, 18:15
  4. Bediüzzaman'ın Seyyidlik Meselesi
    By SeRDeNGeCTi in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 03.04.07, 00:52

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0