+ Konu Cevaplama Paneli
2. Sayfa - Toplam 15 Sayfa var BirinciBirinci 1 2 3 4 12 ... SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 11 ile 20 ve 148

Konu: Bediüzzaman'da Seyyidlik Nişanı

  1. #11
    Yasaklı Üye bir yolcu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2008
    Mesajlar
    849

    Standart

    Alıntı evran Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    kardeşim ben öz be öz türküm,ve bediüzzaman hz.lerinin kürd olmasından asla ve asla gocunmam.Bizler ırkımızı seçemiyoruz.ve ben asla ırkçıda değilim...sizler neden kürdi olan bediüzzaman hz.lerinin kürd olmasından rahatsız olarak illede seyyid olmadığı halde seyyidlik nesebine dahil ederek sevmeye çalışıyorsunuz üstadı anlamakta zorlanıyorum.bediüzzaman hz.leri manen zaten ehli beyttendi.bizzat kendisi bunu ifade ediyor.seyyidlik hz. hüseyin efendimizin soyundan olana söylenen bir sıfattır şerifliktwe hz. hasan efendimizin soyuna söylenen bir sıfattır. bunun tevili mevili olmaz.ehli beyt kavramı ise içinde selmanı farisinin dahi olduğu neseben ehli beyt olmayan fakat manen ehli beyt olanlar için söylenen bir sıfattır.şerece ille şecere lazımdır seyyid olduğunu söylemek için . Bakınız yıllar olmuş akrabalarından bir tanesi dahi çıkıp biz seyyidiz veya şerifiz dememiştir.doğudaki ailelerin soyu sopu bellidir.seyyid olanlar aşikardır.o yörede herkesler tarafından tanınır ve bilinirler.bediüzzaman hz.lerinin nesebi kürddür. biz onu kürd dahi olsa çok seviyoruz. türk olduğumuz halde.o manen zaten ehli beyttendir ki bu onun için çok kıymetli bir değerdir.Bizim içinde öyle...O seyyid olsada olmasada çok sevdiğimiz bir Zatı şahanedir.lütfen seyyid olmayanlara seyyid demeyelim...seyyid olanlarıda seyyid değildir diye yalanlamayalım.....
    haddimiz olmayarak ve kesinlikle gözden kaçan bir acelecilik hatası olrak düşündüğümüz bir düzeltme.seyyidlik hz.hasan r.a.soyundan gelenler ve şeriflik hz.hüseyin r.a.soyundan gelenlere denir alıntı yaptığımız yazı da ise tam aksi manada söylenmiş.teyid etmek isteyenler hemen bir lügate başvyrabilirler.
    haşiye hem seyyid hem şerif olanlara ise zülcanaheyn denir.AZİZ VE MUAZZEZ ÜSTADIMIZ GİBİ.O KONUŞUNCE HERKES SUSAR ÇÜNKÜ O BEDİÜZZAMANDIR.

  2. #12
    Ehil Üye Şahide - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    9.664

    Standart

    Alıntı evran Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    lütfen seyyid olmayanlara seyyid demeyelim...

    Nefyedenlerin dâvâları sureten bir iken, müteaddittir; birbiriyle ittihad edemez ki kuvvetlensin. İspat edicilerin dâvâları ittihad ediyor, birbirinden kuvvet alır. Çünkü gökteki hilâl-i Ramazan'ı görmeyen der ki: "Benim nazarımda ay yoktur; benim yanımda görünmüyor." Başkası da "Nazarımda yoktur' der. Daha başkası da öyle der. Herbiri kendi nazarında yoktur der. Herbirinin nazarları ayrı ayrı ve nazara perde olan esbab dahi ayrı ayrı olabildiği için, dâvâları da ayrı ayrı olur, birbirine kuvvet veremez. Fakat ispat edenler demiyor ki, "Benim nazarımda ve gözümde hilâl var." Belki "Nefsü'l-emirde, göğün yüzünde hilâl vardır, görünür" der. Görenler bütün aynı dâvâyı ve "Nefsü'l-emirde vardır" der. Demek bütün dâvâlar birdir.

    Nefyedenlerin nazarları ayrı ayrı olduğundan, dâvâları da ayrı ayrı olur. Nefsü'l-emre hükmedemiyorlar. Çünkü nefsü'l-emirde nefiy ispat edilmez.
    Çünkü ihata lâzımdır. bir kaide-i usuldür. Evet, birşeyi dünyada var desen, yalnız o şeyi göstermek kâfi gelir.

    Eğer yok deyip nefyetsen, bütün dünyayı eleyip göstermek lâzım gelir ki, tâ o nefiy ispat edilsin.


    Lemalar





    Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek
    Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek!

    Mehmed Akif Ersoy


  3. #13
    Ehil Üye BiKeS_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Mesajlar
    2.944

    Standart

    Bediüzzaman'ın Seyyidlik Meselesi

    Daha önce serdengeçti kardeşimizde bir başlık açmış..

    Yâ Rab, garibem, bîkesem, zaîfem, nâtüvânem, alîlem, âcizem, ihtiyarem,


    Bî-ihtiyarem, el-aman-gûyem, afv-cûyem, meded-hâhem, zidergâhet İlâhî!




  4. #14
    Pürheves evran - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesajlar
    236

    Standart

    Alıntı bir yolcu Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    haddimiz olmayarak ve kesinlikle gözden kaçan bir acelecilik hatası olrak düşündüğümüz bir düzeltme.seyyidlik hz.hasan r.a.soyundan gelenler ve şeriflik hz.hüseyin r.a.soyundan gelenlere denir alıntı yaptığımız yazı da ise tam aksi manada söylenmiş.teyid etmek isteyenler hemen bir lügate başvyrabilirler.
    haşiye hem seyyid hem şerif olanlara ise zülcanaheyn denir.AZİZ VE MUAZZEZ ÜSTADIMIZ GİBİ.O KONUŞUNCE HERKES SUSAR ÇÜNKÜ O BEDİÜZZAMANDIR.
    kardeşim hz. hüseyin efendimizin çocuklarına seyyid hz. hasan efendimizin çocuklarınada şerif denir....zülcenehayn ise iki kanatlı demektir seyyidlikle ve şeriflikle alakalı değilde zahiri ve batıni ilmi kendinde toplamış alim demektir.

  5. #15
    Pürheves evran - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesajlar
    236

    Standart

    bediüzzaman hz.lerinin şeceresi varmı ?Varsa biri çıkarsın ortayada seyyidmi değilmi ortaya çıksın....Bizzat kendisi seyyid olmadığını ifade ediyor....bu iddialar için şecere lazımdır.şeceresi yoksa bir insanın seyyidim dememelidir.

  6. #16
    Pürheves evran - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesajlar
    236

    Standart

    Seyyid olmaması bediüzzaman hz.lerinin kıymetini düşürmez.

  7. #17
    Ehil Üye Şahide - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    9.664

    Standart

    Alıntı evran Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    bediüzzaman hz.lerinin şeceresi varmı ?Varsa biri çıkarsın ortayada seyyidmi değilmi ortaya çıksın....Bizzat kendisi seyyid olmadığını ifade ediyor....bu iddialar için şecere lazımdır.şeceresi yoksa bir insanın seyyidim dememelidir.
    Barla’ya gelince oğullarından alırım!

    Üstad Barla’ya ilk gelişinde bizim evde aylarca şecere yazılıyor. Galip Hoca, Şamlı Hafız yazıyorlar.

    İkisinin de yazısı çok güzel, kâğıt da Almanya’dan gelen bir metre eninde, kırk metre uzunluğunda rulo halinde özel bir kâğıt. Üstad söylüyor onlar yazıyorlar. Hz. Âdem’den başlıyor, Ehl-i Beyt’e kadar geliyorlar. Sonra araya mahkeme işleri girince Üstad Hazretleri “Bunu sakla! Çocuklarından alırım!” diyor. Babam bir kutu yapıp çatıda saklıyor. Aradan yıllar geçiyor. Babam vefat ediyor. Gerçekten Üstad onu ikinci gelişinde ağabeyimden alıyor.

    Abim asker dönüşü Isparta’da Üstadı ziyaret ediyor ve şecereyi hatırlatıyor. “Belî, gelince alacağım!” diyor Üstad.

    Ben Üstadı ziyaretimde Isparta’daki evde odasında o şecereyi gördüm, ama vefatından sonra kayboldu. Nerdedir bilmem. (Şecere ile ilgili Barla Lâhika’sında (s. 167) bir bölüm bulunmakta.)

    Mehmed Güvenç


    Eylül 2003 tarihli Bizim Aile dergisinde kendisiyle yapılan röportajdan..





    Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek
    Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek!

    Mehmed Akif Ersoy


  8. #18
    Ehil Üye Şahide - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    9.664

    Standart

    Salisen: Hazret-i Zât-ı Ahmediye (Aleyhisselâm) nasıl bir şecere-i tûbâ olduğunu ve asfiya ve evliya ve sıddıkîn, o şecere-i nuraniyenin meyveleri ve mesâlik ve turuk onun dalları olduğunu gösterir bir silsile-i azîme, eskiden kalma ve eskimiş bir silsilename yanımda var. Onu güzelce tebyiz etmek için hattı güzel, cetvelde mehareti bulunan zatları istiyorum. Şimdilik Hüsrev'le Tenekeci Mehmed Efendi, Bekir Ağada bulunan ölçüyle on beş tabaka kâğıt beraber, Hâfız Ali'nin haber gönderdiği vakit gelsinler.

    Barla Lâhikası 167





    Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek
    Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek!

    Mehmed Akif Ersoy


  9. #19
    Ehil Üye Şahide - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    9.664

    Standart

    Şahsi kemalatı perdeleme hikmeti (1)



    Hayatındaki harikalıkları ve başına gelen olağanüstü halleri mümkün mertebe gizlemeye, yahut perdelemeye çalışan Bediüzzaman Said Nursi, iradesi dışında gelişen bu harikuladeliklere uzun yıllar kendisinin de hayret ettiğini beyan ediyor. Yetmiş-seksen senelik ömrünün sonunda—Cenab-ı Hakk`ın inayetiyle—bu işin hikmetini bir derece öğrendiğini ifade eden Üstad Bediüzzaman, kaleme aldığı uzunca bir mektubunda, yaşamış olduğu o harika hallerden birkaç tanesini nümune kabilinden zikrederek hikmetlerini gayet veciz ve manidar şekilde izah ediyor. (Bkz: Emirdağ Lahikası, 311-314. Aynı mektup, ehemmiyetine binaen Nur Aleminin Bir Anahtarı isimli eserin de sonuna derc edilmiş.)
    * * *

    Üstad Bediüzzaman`ın yaşadığı harikalıklar ve başına gelen olağanüstü haller, yazılanlarla, anlatılanlarla sınırlı değil. Duydukça, öğrendikçe insanı hayretten dehşete düşüren harikulade halleri var. Kendisi ise, olabildiğince bu halleri setretmeye, perdelemeye çalışmış. Ta ki, dikkatler fani şahsına değil, eserlerine ve baki olan davasına odaklansın. O, bu vaziyeti bütün hayatı boyunca vazgeçilmez, terk edilmez bir prensip şeklinde telakki edip aynen uygulamış. Ona göre, baki olan davaya bağlılık, fani şahıslarla bağlılıktan daha mühim, daha tutarlı ve daha evladır. Bediüzzaman, talebelerinin de böylesi bir telakki içinde kalarak hizmet etmelerini istediği için, kendi hayatı hakkında birer biyografik eser olarak hazırlanan eski ve yeni Tarihçe-i Hayat isimli eserlerde bile, yine aynı hassasiyete riayet edilmesini istemiş. Nitekim, 1920`de telif edilen orta hacimli ilk Tarihçe-i Hayat`ından `Rusya`dan firar ve esaretten kurtuluş` macerasının yer almasını arzu etmemiş, çıkarılsın demiş. Bu eserin müellifi olan öz yeğeni Abdurrahman, amcasının bu hayat devresinde yaşamış olduğu olağanüstü hallerin bir kısmını yazdığını, ancak buna müsaade etmedikleri için çıkarmak durumunda kaldığını ifade ediyor. (Bkz: İçtimai Reçeler, s. 28.)

    * * *

    Yine, 1960`tan evvel neşredilen otobiyografik eser olan Tarihçe-i Hayat`ın hazırlık aşamasında da Üstad Bediüzzaman`ın büyük çapta müdahalesi olmuş ve bilhassa şahsi fedakarlığı, kahramanlığı ve olağanüstü kemalat ve meziyetlerini anlatan kısımların eserden çıkarılması istenmiş. Öyle ki, bu eser hakkında Ali Ulvi Kurucu`ya yazdırılan `Önsöz` kısmı için dahi, aynı hassasiyetin gösterilmesini isteyen Üstad Bediüzzaman, `Ali Ulvi Efendi, benden çok Risale-i Nur`u övmüş. Eğer beni fazla övseydi, bu önsözü kabul etmeyecektim` demiştir. (Son Şahitler–4/297, s. 158) Bu Tarihçe-i Hayat isimli eserin münderecatına baktığımızda da görüyoruz ki, Üstad Bediüzzaman, hayat macerasından ziyade muhtelif devrelere yine Nur Külliyatından bazı bölümler, pasajlar, mektuplar, müdafaalar, makaleler serpiştirmiş. Bütün bunlar gösteriyor ki, Bediüzzaman Said Nursi, şahsi olan kemalat, keramat ve harikuladelikleri, bir maksada matuf ve bir hikmete mebni olarak setredip gizlemiş. Bu işin sırr-ı hikmetini derk edemeyen bazı kimseler ise, öğrenmek ve anlamaya gayret etmek yerine, ellerinde yalın kılıçla sırr-ı teklif ve imtihan üzerindeki tesettür perdesini yırtmaya, parçalamaya uğraşıyor. Bu da, beraberinde bir dizi mahzuru tartışma gündemine getiriyor. Onun için, bu gibi meselelerde muhakkak surette dikkatli, ihtiyatlı davranmak gerekiyor.

    * * *

    İstikbalden bahseden hadis-i şeriflerin yorum ve izahında dikkat edilmesi gereken usul ve esaslar hakkında tatminkar bilgiler sunan Üstad Bediüzzaman, 24. Söz`ün 3. Dal`ında yaptığı girizgahta şunları ifade ediyor:

    Kıyamet alametlerinden ve ahirzaman vukuatından bahseden ehadis-i şerife güzelce anlaşılmadığından, akıllarına güvenen bir kısım ehl-i ilim, onların bir kısmına zayıf veya mevzu demişler. İmanı zayıf ve enaniyeti kavi bir kısım da inkara kadar gitmişler.

    Bu veciz hatırlatmadan hemen sonra ise, yazımızın ana konusu olan `şahsi harikuladelikleri perdeleme hikmetine` uygun düşen ve sarsılmaz bir ölçü teşkil eden şu hikmetli ifadeler sıralanıyor: `Din bir imtihandır, bir tecrübedir; ervah-ı aliyeyi ervah-ı safileden tefrik eder. `Öyleyse (hadisler, rivayetler), ileride herkese gözle görülecek vukuatı öyle bir tarzda bahsedecek ki, ne bütün bütün meçhul kalsın, ne de bedihi olup herkes ister istemez tasdike mecbur kalsın. Akla kapı açacak, ihtiyarı elinden almayacak. Zira, eğer tamamen bedahet derecesinde bir alamet-i kıyamet görülse, herkes tasdike muztar olsa, o vakit kömür gibi bir istidat, elmas gibi bir istidatla beraber kalır. Sırr-ı teklif ve netice-i imtihan zayi olur.

    İ
    şte, bunun için, Mehdi ve Süfyan meseleleri gibi çok meselelerde çok ihtilaf olmuş. Hem rivayat dahi çok muhteliftir; birbirine zıt hükümler olmuş.` Evet, dün olduğu gibi, bugün de bu gibi meselelerde ihtilaf olmuş ve olmaktadır. Herkes dilediğince bu konularda yazmakta, konuşmakta, hatta ahkam kesmektedir. Biz ise, asrın müceddidi olduğuna kanaat getirdiğimiz Bediüzzaman Said Nursi`nin, Kur`an`ın feyziyle ilhamen ortaya koyduğu ölçü prensipler ışığında bakarak meseleyi tahlil etmeye çalışıyoruz. Yarın, kısmetse `perdeleme hikmeti`ne uygun şekilde Lahikalarda yer alan bazı harikuladelikleri misal vererek konuyu toparlayalım.

    M. Latif Salihoğlu
    2005-06-08
    Yeni Asya





    Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek
    Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek!

    Mehmed Akif Ersoy


  10. #20
    Ehil Üye Şahide - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    9.664

    Standart

    Şahsi kemalatı perdeleme hikmeti (2)


    Nur Külliyatının muhtelif risalelerindeki ilgili bahisleri okuyanlar, mesela ahirzaman şahısları, olayları ve kıyamet vukuatı hakkında söylenmiş hemen bütün kudsi rivayetlerin teşbihli (müteşabihat) olduğu, derin manaları üzerinde hikmetli perdeler bulunduğu ve asıl manalarının anlaşılması için de, bunların mutlak surette tevil edilmesi, yorumlanması gerektiği şeklindeki izahlarla, ifadelerle karşılaşır. Tıpkı, `Beşinci Şua`nın yer aldığı Şualar 497, 498 ve 510. sayfalarda zikredilen şu hakikatli ifadeler gibi: *


    Ahirzamanda vukua gelecek hadisata dair hadislerin bir kısmı, müteşabihat-ı Kur`aniye gibi, derin manaları var. Muhkemat gibi tefsir edilmez ve herkes bilemez. Belki tefsir yerinde tevil ederler.

    İman ve teklif, ihtiyar dairesinde bir imtihan, bir tecrübe, bir müsabaka olduğundan, perdeli ve derin ve tetkik ve tecrübeye muhtaç olan nazari meseleleri elbette bedihi olmaz. Ve herkes ister istemez tasdik edecek derecede zaruri olmaz.` * İhtiyar kalmazsa teklif olamaz. Hem, dar-ı teklifte gözle görünecek olan alamet-i kıyamet ve eşrat-ı saat, bir kısım müteşabihat-ı Kur`aniye gibi kapalı ve tevilli oluyor.`

    Evet, demek ki, ahirzaman şahısları ile kıyamet alametleri hakkındaki hadislerin, rivayetlerin, kişiyi teslime mecbur etmeyecek ve kainatta geçerli adetullah kanunlarına ters düşmeyecek şekilde örtülü, perdeli, yani teşbihli ifade edilmesi gerekiyor. Ta ki teklif ve imtihan sırrı bozulmasın. Risale-i Nur`da geçen bütün bu tarz izahlar arasında sadece bir tek istisna vardır ki, o da `güneşin batıdan doğuşu` hakkındaki rivayetle ilgilidir. Yani, hiçbir yoruma, hiçbir tevile ihtiyacı olmayan sadece ve sadece `şemsin mağripten tuluu`na dair hadistir ki, manası zahirdir, açıktır. Ve, bundan dolayı da, paydos düdüğü çalar, imtihan süresi biter, tevbe kapısı kapanır; böylece, insanlık camiasının dünya misafirhanesindeki bekleyişi de sona ermiş olur. İşte, yine Beşinci Şuanın aynı sayfalarında geçen konuyla ilgili iki-üç cümle:



    Yalnız, güneşin mağripten çıkması bedahet derecesinde herkesi tasdike mecbur ettiğinden, tevbe kapısı kapanır, daha tevbe ve iman makbul olmaz. `Güneşin mağripten tuluu ise, bedahet derecesinde bir alamet-i kıyamettir. Ve bedaheti için, aklın ihtiyarı ile bağlı olan tevbe kapısını kapayan bir hadise-i semaviye olduğundan, tefsiri ve manası zahirdir, tevile ihtiyacı yoktur.` Hülasa, rivayetlere konu olan kıyamete veya ahirzamana ait diğer alametler de böyle güneş gibi açık ve zahir surette görülecek olsaydı şayet, herhalde onların her biri için de tevbe kapısının kapanması gerekecekti. Her ne ise...

    * * *

    Yaşadığımız zamanın—müddeti uzun—ahirzaman olduğu, içinde bulunduğumuz asrın da helaket ve felaket asrı olduğunu, özellikle Risale-i Nur okuyucuları gayet iyi bilir. Yine, gayet iyi bilindiği gibi, Sünuhat`taki `Rüyada bir hitabe` bölümünde `Ey helaket ve felaket asrın adamı!` diye hitap edilen Üstad Bediüzzaman, bu zaman da mukadderat-ı İslam için `rey sahibidir` ve i`caz-ı Kur`an`ı beyan etmekle tavzif edilmiş en büyük namzettir. Üstelik, sadık rüyalarda `amirane hitap` ile onu tavzif eden de Resul-i Ekrem Aleyhissalatüvesselamdır. Fakat Bediüzzaman, gerek Resulullah`tan ve gerekse diğer maneviyat kahramanları tarafından intikal eden şahsıyla ilgili bütün manevi işaret ve beşaretleri `hikmet-i ipham` sırrına uygun şekilde gizlemeye, perdelemeye çalışmış. Öyle ki, mesela kendisine `Sen Seyyidsin`, yahut `Sen Mehdi`sin` denildiğinde, Bediüzzaman, muarızı olan düşmanlarını susturacak, dostlarını ise düşünmeye sevk edecek tarzda hikmetli cevaplar vermiş. İşte, bunun misalleri...

    Birinci misal: Sene, 1944. Yer, Denizli. Gerisini Üstad Bediüzzaman`ın ifadesinden okuyalım: `Denizli`deki ehl-i vukuf, `Said Mehdiliğini ortaya atsa, bütün şakirtleri kabul edecek` dediklerine mukabil, Said demiş: `Ben Seyyid değilim. Mehdi, Seyyid olacak` diye, onları reddetmiş.` (Şualar, Yeni Asya Neşriyat, Haziran 2004 baskısı, sayfa 334.) Demek ki ne yapmış Üstad? `Onları reddetmiş.` Aynı mevzu ve aynı hadise ile alakalı olarak Emirdağ Lahikası`ndaki bir mektubunda ise, Üstad, verdiği cevaptan sonra `O ehl-i vukuf sustu` diyor. (S. 233.) Peki, Üstad neden o ehl-i vukufu reddedip susturucu cevaplar veriyor? Çünkü, yine kendi tabiriyle, o bir `vukufsuz ehl-i vukuf`tur. Ayrıca, Risale-i Nur hakkındaki raporlarını bütünüyle reddeden Bediüzzaman, bu `vukufsuz ehl-i vukuf`un Mehdilik meselesini ortaya atmasındaki asıl maksatlarını da şu sözlerle deşifre ediyor: `Bazı emarelerle bildim ki, gizli düşmanlarımız Nurun kıymetini düşürmek fikriyle, siyaset manasını hatırlatan mehdilik davasını tevehhüm ile, çok asılsız bahaneleri araştırıyorlar.` (Şualar, s. 336.)

    İkinci misal: Sene, yine 1944 ve yer yine Denizli. Denizli kahramanı Hasan Feyzi, aynı sene içinde intisap ettiği Risale-i Nur müellifi Üstad Bediüzzaman`ın hem Seyyid, hem de Şerif olduğunu, yazdığı mektubunda beyan ediyor. Ayrıca, zahiren `Kürdi` olmasına rağmen, `hakiki hüviyet ve milliyeti`nin başka olduğuna inandığını söylüyor. (Bkz: Emirdağ Lahikası, s. 75.) Acaba, Üstad Bediüzzaman`ın `Kürdilik perdesi` altındaki `hakiki hüviyet ve milliyeti` ne ola ki? Bunun perdeli izahını `silsile-i şerafet ve siyadet` tabiriyle ifade eden merhum Hasan Feyzi`nin aynı mektubunu, Üstad Bediüzzaman da tensip ile Lahikaya dahil ediyor. Üçüncü misal: Zaman, mekan ve şahıslar yine Denizli ile alakalı, bağlantılı. Yine Emirdağ Lahikası 172. sayfada yer alan sadık Nur talebesi Halil İbrahim`in mektubunda Üstad`a hitaben şu ifadeleri okumaktayız:

    `Muhterem Efendim. Mesmuatıma nazaran (duyduğuma göre), Denizli`de, bundan yetmiş seksen sene evvel (Rumi 1293, Miladi 1877) büyük bir evliyadan Hasan Feyzi isminde bir zat, bir gün talebelerine, `Bugün Kürdistan da bir evliya dünyaya geldi` diye beşarette bulunmakla zat-ı devletlerini işaret buyurmuş.` Sizce, şahsi kemalata temas eden bu mektuptaki müjdeli ifadede bir `perdeleme` tadilatı var mı, yok mu? Biz meseleyi tahkik ettik, Denizli`ye gidip canlı şahitlerle de konuştuk ve neticede şu kanaate vardık ki, söz ve yazı ile vaki olan bu müjdeli rivayet, tam da `hikmet-i ipham`a uygun şekilde, hasseten `evliya` tabiri tadil edilerek Lahikaya konmuş...

    O halde, perdeyi yırtmamak ve sadece birazcık aralamak mülahazasıyla, şöyle bir suali zihinlerinize havale ederek geçelim: Sizce, bir insan dünyaya `evliya` veya `alim` olarak gelir mi? Yoksa, gelmesi beklenen, müjdelenen, yani tavzif edilen zatlar için mi şurada, şu gün, yahut şu sene dünyaya geldi denilir? Şayet, bu ve benzeri suallerin hikmetli cevabını bulabilirsek, Üstad Bediüzzaman`ın şahsi kemalatına dair izahları yaparken, neden perdeli bir üslup (hatta bazan, mesela muarızları susturucu, reddedici veya şaşırtıcı bir üslup) kullanmayı ihtiyar ettiğini de bir derece anlamış oluruz. Başkasının meseleyi başka türlü anlaması/anlatması, kanaatinin şöyle veya böyle olması, bizi fazla enterese etmemeli diye düşünüyoruz. Zira, herkes durumuna ve derecesine göre bir imtihana tabidir. Cenabı Hak, bizleri en emin ve istikametli yol olan `cadde-i kübra-yı Kur`aniye`den ayırmasın ve muhafaza buyursun.

    M.Latif Salihoğlu
    09.06.2005

    Yeni Asya





    Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek
    Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek!

    Mehmed Akif Ersoy


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Yüzdeki Secde Nişanı
    By sükran in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 9
    Son Mesaj: 04.12.08, 20:00
  2. Bediüzzaman'ın Gençliği, Gençliğin Bediüzzaman'ı
    By EnVaR in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 17
    Son Mesaj: 02.01.08, 19:19
  3. Bediüzzaman
    By almorlila in forum Şiirler
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 05.11.07, 18:15
  4. Bediüzzaman'ın Seyyidlik Meselesi
    By SeRDeNGeCTi in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 03.04.07, 00:52

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0