+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 14

Konu: Cesarette Bihemta Bir Zat ( Bediüzzaman)

  1. #1
    Ehil Üye Şahide - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    9.198

    Standart Cesarette Bihemta Bir Zat ( Bediüzzaman)

    “Paşalar, kumandanlar ve meb’uslar Atatürk’ün karşısında değil sertçe konuşmak, belki bazıları titrerlerken; Üstâd Hazretleri ise, bir çocuğu azarlar gibi onu azarlardı.”

    Abdulgani Ensari





    Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek
    Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek!

    Mehmed Akif Ersoy


  2. #2
    Ehil Üye Şahide - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    9.198

    Standart

    “M. Kemal Paşa, heykelini yaptırmaya ilk teşebbüs ettiği sıralarda, Üstad Hazretleri ona hitaben uzun bir mektup yazdı ve Paşa’nın yâverine verdi, M. Kemal Paşa’ya vermesini söyledi. O mektubu ben de görmüş ve çok korkmuştum. Hatırımda kalan birkaç cümlesi şöyle idi:

    ‘Nasıl ki mestûr olduğu zaman, sair insan ve mahlûkat görmezler. Amma eğer insan avret yerini açar, dolaşırsa; o zaman herkese maskara olur. Aynen öyle de, bu sanem ve heykel dahi, âlem-i İslâm’ın bin seneden beri bayraktarlığını yapmış bu milleti temsil etmediği gibi, gayet ahmak ve divane birisinin avret yerini açarak halka teşhir eder misüllü bir hamakat ve maskaralıktır. Bu millet için yapılacak heykel; yol, köprü, mektep vesâire gibi hizmetlerdir.’”


    Abdulgani Ensari





    Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek
    Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek!

    Mehmed Akif Ersoy


  3. #3
    Ehil Üye Şahide - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    9.198

    Standart

    O Bediüzzaman ki…


    İkinci Meşrutiyet’in 1909 yılında ilânından hemen sonra, Şark aşiretlerini ziyareti sırasında, Üstad Bediüzzaman Ermeniler de dahil olmak üzere bütün gayr-i Müslimlere sağlanacak hak ve hürriyetlerle ilgili olarak yöneltilen tenkidleri cevaplamıştı. Osmanlı Devleti çatısı altındaki tüm unsurların ve milletlerin ittihadını sağlama ve korumaya yönelik kanaatlerini Birinci Dünya Savaşının başlamasına kadar devam ettirmişti. Ermenilerin büyük çoğunluğunun işgalci Ruslarla işbirliği yapması ve onların geniş katılımlı isyanlar başlatmaları üzerine, yapılması gereken neyse onu yaptı; takip edilmesi gerekli yol ve yöntem hangisiyse onu takip etti.


    Örneğin Ermeni çetecilerin saldırılarının başlaması ve tehlikenin hızla artması karşısında, hiç gecikmeden talebesi Molla Habib’le birlikte gönüllü alay komutanı olarak orduya yazıldılar. Van fırkasında (33. fırka) görevlendirildikten sonra Erzurum Cephesi’ne gönderildiler. Said Nursî, çoğunluğunu kendi talebelerinin teşkil ettiği gönüllülerle birlikte tüm askerî hizmetlerde, “hizmet-i müftehire” (övünülecek hizmet) için mücahedeye başladı.


    Bediüzzaman bu gelişmelerin hemen başında “beş-altı mavzer tüfeği” satın aldı. Bunu da, yine kendi ifadesiyle “kanaat ve iktisadın bereketi”1 sayesinde gerçekleştirdi. Talebelerine dinî ilimlerin yanı sıra silah eğitimi de vermeye başladı. Onları dağlara götürüyor ve talim yaptırıyordu. Mesela hedefe yumurta koyuyor, yumurtaya kim isabet ettirirse ona ödül olarak bir mecidiye (gümüş para) veriyordu. Bu şekilde eğitim gören talebeler, kısa zamanda ustalaştılar ve cesaret kazandılar. Kısa zamanda şöhretleri etrafa yayıldı. Hattâ bu yüzden, talim için dağa gittikleri vakit, Ermeni çeteciler hemen gizleniyorlar veya başka bir yere gidiyorlardı.2


    Yıllar sonra, talebelerinin bu özelliklerini, bir eserinde şöyle dile getirmişti: “O eski zamanda, Eski Said’in talebeleri üstadlarıyla şiddet-i alakaları fedailik derecesine geldiğinden, Van, Bitlis tarafında Ermeni komitesi, Taşnak fedaileri çok faaliyette bulunmasıyla Eski Said onlara karşı duruyordu, bir derece susturuyordu. Kendi talebelerine mavzer tüfekleri bulup medresesi bir vakit asker kışlası gibi silahlar, kitaplarla beraber bulunduğu vakit, bir asker feriki geldi, gördü, dedi: ‘Bu medrese değil, kışladır.’ Bitlis Hadisesi münasebetiyle evhama düştü, emretti: ‘Onun silahlarını alınız.’ Bizden ellerine geçen on beş mavzerimizi aldılar. Bir iki ay sonra Harb-i Umumî patladı. Ben tüfeklerimi geri aldım.”3


    Said Nursî, Emirdağ Lahikası, s. 433, Yeni Asya Neşriyat

    2.Said Nursî, Şûâlar, s.447

    3.Said Nursî, Şualar, s. 447.







    Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek
    Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek!

    Mehmed Akif Ersoy


  4. #4
    Ehil Üye Şahide - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    9.198

    Standart

    Emsalsiz cesaret ve kahramanlık örneği


    O Bediüzzaman ki, cesaret ve kahramanlıkta çok ileri seviyelerdeydi. Said Nursî, talebelerinden meydana gelen milis alayının başında Ruslarla savaşırken nadiren sipere giriyor; savaş hattında at üzerinde dolaşıyor ve her defasında cephenin en önünde yer alıyordu. Bu dönemi, bir başka eserinde şöyle aktarır:


    “Eski Harb-i Umumî’de Pasinler Cephesi’nde şehit merhum Molla Habib’le beraber Rusya’ya hücum niyetiyle gidiyorduk. Onların topçuları bir-iki dakika fasılayla bize üç top güllesi atıyordu. Üç gülle tam başımızın iki metre üstünden geçip, arkada dere içine saklanan askerimiz görünmedikleri hâlde geri kaçtılar. Tecrübe için dedim: ‘Molla Habib, ne dersin, ben bu gâvurun güllesine gizlenmeyeceğim.’ O da dedi: ‘Ben de senin arkandan çekilmeyeceğim.’


    “İkinci top güllesi pek yakınımızda düştü. Hıfz-ı İlâhî bizi muhafaza ettiğine kanaatle Molla Habib’e dedim: ‘Haydi ileri! Gâvurun top güllesi bizi öldüremez. Geri çekilmeye tenezzül etmeyeceğiz’ dedim.4


    O Bediüzzaman ki, mermilerin uçuştuğu, top güllelerininin peşisıra patladığı savaş ortamında dahi talebelerine ders vermeyi, ilim tahsilini aksatmamıştı.


    Pasinler Cephesi’nde Said Nursî’nin emri altında cihad eden Mustafa Yal*çın ibret dolu bir tablo aktarır:


    “Başımızda Molla Said vardı. Ruslar ve Ermeni çeteleri durmadan saldırıyorlardı. Molla Said bize o zaman ‘Tıfılya’ dediğimiz dersler veriyordu. Bu dersler geceleri hep devam ediyordu. Hasankale’de Molla Said’le birlikte Ruslara karşı amansızca savaştık. Hocanın başında önce sarık vardı. Ama savaş sırasında ‘keçe kalpak’ dediğimiz başlığı giyiyordu… Sonunda yaralandım, beni geri aldılar. Molla Said savaşa devam ediyordu…


    “Sonra o cehennemî savaş içinde at üzerinde kitap yazıyordu. Yazdıklarını talebeleri, gençler de yazıyorlardı…


    “Bize her gece yazdığı kitaplardan okuyordu. Ben câhil olduğum için, pek bir şey anlamıyordum. Ama Molla Said’i görünce cesaretim had safhaya çıkıyordu. Heybetli bir insandı. Bize karşı da çok müşfik davranıyordu.”5

    5.Necmeddin Şahiner, Son Şahitler Bediüzzaman Said Nursi’yi Anlatıyor, “Mustafa Yalçın” maddesi, Nesil Yayınları, İstanbul 2005, 1:82-86.






    Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek
    Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek!

    Mehmed Akif Ersoy


  5. #5
    Ehil Üye Şahide - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    9.198

    Standart

    Emsalsiz adalet örneği


    O Bediüzzaman ki, alenî cinayetleri karşısında bile Ermeni çetecilerle olan mücadelesini adaletten bir milim dahi sapmadan yerine getiriyordu. Gelen tehlikenin ve hücum eden düşmanın ardındaki asıl probleme dikkat çekmeye çalışıyordu. Tıpkı Münazarat isimli eserinde yer alan şu ifadelerinde olduğu gibi:


    “Hem de bizim düşmanımız ve bizi mahveden cehalet ağa ve oğlu zaruret efendi; ve hafidi husumet beydir. Ermeniler bize düşmanlık etmişlerse, şu üç müfsidin kumandası altında yapmışlar.”


    O Bediüzzaman ki, yetiştirdiği talebeleri ilmî yönden çok ileri seviyelere ulaşmalarının yanı sıra, birer cesaret ve kahramanlık timsaliydiler.


    Daima ordunun önünde gider; hep ön safta çarpışırlardı. Onlar Keçe Külahlılar olarak anılıyorlardı.


    Ruslar “Keçe Külahlılar geliyor!” denilince nereye kaçacaklarını bilmezler, neye uğradıklarını anlayamazlardı. O zaman elimizdeki kılıçlar ancak savunmak içindi. Hâlbuki onlar, at üzerinde silah kullanırlar ve attıklarını vururlardı. Üzerlerinde beyaz bir pelerin bulunurdu. Bu yolla karlı araziye uyarlar ve düşman tarafından fark edilemezlerdi. Atın dizginini bir koluna atar; yahut dizgini atın boynuna bağlar, hayvanı tamamen serbest bırakırlar ve süratle giderken, seri olarak ateş ederlerdi. Çok keskin nişancıydılar. Boşa ateş etmezler; her attıklarını vururlardı. Kumandanları, onları harbe teşvik için konuşmalar yapar; bu konuşma sırasında askerler heyecandan yerinde duramaz; “Hazıro! Hazıro! Hazıro!” diye naralar atarlardı. Hareket emri verilince de, uçarcasına atlara atlayıp, düşman üzerine giderlerdi.7


    7.Necmeddin Şahiner, Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursî, Nesil Yayınları, İstanbul 2005, s. 163.






    Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek
    Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek!

    Mehmed Akif Ersoy


  6. #6
    Ehil Üye Şahide - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    9.198

    Standart

    “Top mermisi insanı öldürmez”


    1916 yılının ilk ayları. Rus güçleri Bitlis’e üç koldan saldırıya geçmiş vaziyette.


    Rus ordusu üç koldan saldırdı. Ancak, Dideban Dağındaki savunma hattında büyük bir direnişle karşılaştı. Gönüllü kuvvetler Rusların ilerlemesini bir süre için durdurdu. Bu savaş sırasında Said Nursî ve askerleri, Bitlis’in yakınlarında bulunan dar geçitte tuzağa düşürüldü. Buna rağmen kaçmayı başardılar.


    Geceleri de devam eden çarpışmalar tam yedi gün sürdü. Her zamanki gibi, Said Nursî, askerlerinin moralini yüksek tutmak ve onlara cesaret vermek için sipere girmiyor; atını cephe hattında ileri-geri, dörtnala koşturuyordu. Bu sırada kendisine dört kurşun isabet etmesine rağmen, geriye çekilmedi. Fevkalâde bir inayetle, kurşunlardan birisi hançerinin sapına; diğeri, tütün kutusuna; üçüncüsü, sigara ağızlığına isabet etti. Dördüncüsü ise, sol omzunu sıyırıp geçti. Hemen hemen ciddi bir yara almamıştı.8 Kel Ali, bunu gördü ve mermilerin neden ona tesir etmediğini sordu. Said Nursî’nin cevabı şöyle oldu: “Bu kafirlerin güllesi beni öldürmeyecek!”9

    8.Abdurrahman, Bediüzzaman’ın Tarihçe-i Hayatı, s. 37.
    9. Said Nursî, Tarihçe-i Hayatı,s. 100

    Veli Sırım
    Genç Yaklaşım Dergisi





    Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek
    Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek!

    Mehmed Akif Ersoy


  7. #7
    Ehil Üye Şahide - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    9.198

    Standart

    Ermeni fedaileri meşhurdur; hatta öyle rivayet ederler ki, “Fedailerin yüzleri, kızarmış kömür üstüne tutulup gözleri patlama derecesine gelse dahi, yine sır vermezler.” İşte Ruslar o zaman diyorlardı ki: “Bediüzzaman’ın gönüllüleri, Ermeni fedailerinin fevkindedir! Bunun içindir ki, bizim Kazaklarımızı imhada fazla muvaffak olmuşlardır.”

    Bediüzzaman’ı esirler kampına götürürler. Burada şu şekilde şayan-ı takdir bir hadise cereyan eder. Şöyle ki:

    Bir gün Rus Başkumandanı esirleri teftişe gelir. Teftiş esnasında Bediüzzaman kumandana selam vermez ve yerinden kalkmaz; kumandan kızar. “Belki tanımamıştır” diyerek tekrar önünden geçtiği zaman yine yerinden kalkmayınca, kumandan, tercüman vasıtasıyla der: “Beni herhalde tanımadılar?”

    Bediüzzaman: “Tanıyorum, Nikola Nikolaviç’tir.”

    Kumandan: “Şu halde Rus ordusuna, dolayısıyla Rus çarına hakaret ediyorlar.”

    Bediüzzaman: “Hakaret etmedim. Ben bir Müslüman alimiyim. İmanlı bir kimse, Cenab-ı Hakk’ı tanımayan bir adamdan üstündür. Binaenaleyh, ben sana kıyam etmem” der.

    Bunun üzerine Bediüzzaman divan-ı harbe verilir. Birkaç zabit arkadaşı, hemen özür dileyerek vahim neticenin önlenmesine çalışmasını istirham ederler.

    Fakat Bediüzzaman, “Bunların idam kararı, benim ebedî aleme seyahat etmem için bir pasaport hükmündedir” deyip, kemal-i izzet ve şecaatle hiç ehemmiyet vermez.

    Nihayet idamına karar verilir. Hüküm infaz edileceği vakit, namaz kılmak için müsaade ister; vazife-i diniyesini ifadan sonra, atılacak kurşunlara göğsünü gereceğini beyan eder. Tam bu esnada, namazını eda ederken, Rus kumandanı gelerek Bediüzzaman’dan özür dileyip, “O hareketinizin mukaddesatınıza olan bağlılıktan ileri geldiğine kanaat getirdim, rica ederim, beni affediniz” diyerek, verilen idam hükmünü geri aldırır.


    Tarihçe-i Hayatı, s. 103.





    Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek
    Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek!

    Mehmed Akif Ersoy


  8. #8
    Vefakar Üye mealebrar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Bulunduğu yer
    cibal-i toros
    Yaş
    44
    Mesajlar
    426

    Standart

    HAVF hissiyatı Üstadın elinden hiç tutamamış yüzbin maşaallah
    السلام عليكم و رحمة الله ابدا دائما

  9. #9
    Ehil Üye Şahide - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    9.198

    Standart

    Namazın hukuku

    Gerçekte hiçbir suçları olmadığı halde, sırf iman ve Kur’an’a dair eserleri okudukları ve yazdıkları için tutuklanmış, Afyon Cezaevine konmuşlardı.

    54 kişiydiler Mahkemeleri de tutuklu olarak devam ediyordu.Oturumlar saatlerce sürüyordu.

    Mahkeme sırasında Bediüzzaman ve talebeleri şahane savunmalar yapıyorlardı.Mahkemeyi Nur dershanesine çevirmişlerdi.Savunma olarak Risale-i Nur’dan bölümler okuyorlardı.

    Son oturumlardan biri yine çok uzun sürmüştü Akşam namazı vakti girmişti.Hâkimin ara verme gibi bir düşüncesi yoktu.

    Bediüzzaman oturduğu yerden kalktı ve:

    – Müsaade ederseniz ben namaz kılacağım, dedi.

    Savcıyla hâkim göz göze geldiler Savcı homurdandı:

    – Olmaz efendim, usule aykırıdır, dedi.

    Hâkim de savcıyla aynı fikirdeydi:

    – Sonra kaza edersiniz, şimdi mahkemeye ara veremeyiz, dedi.

    Bediüzzaman’ın gözleri şimşek gibi çaktı, alnındaki damarlar kabardı Celalli bir şekilde:

    – Kaza olmaz, ben namaz kılacağım, dedi Biz namazın hukukunu müdafaa için burada bulunuyoruz ve bizim bundan başka da suçumuz yoktur.

    Yürüdü, gitti Belinden seccadesini çıkarıp koridora serdi, namazını kıldı Mahkemeye de mecburen ara verildi.
    Konu Şahide tarafından (13.01.10 Saat 18:50 ) değiştirilmiştir.





    Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek
    Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek!

    Mehmed Akif Ersoy


  10. #10
    Ehil Üye Şahide - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    9.198

    Standart

    Tarih, 20 Eylül 1943. Sekiz yıldır Kastamonu'da sürgün bulunan Bediüzzaman Said Nursî, polis nezaretinde Çankırı yoluyla Ankara'ya getirtilir. Buradan Denizli Ağır Ceza Mahkemesine sevk edilecek.

    Ankara'nın iki numaralı adamı, 14 yıllık Vali Tandoğan, Üstad Bediüzzaman'ı cebren makamına getirtir. Gayesi, başındaki sarığı çıkarttırmak ve başına fötr şapkayı zorla geçirmek.

    Nitekim, bu maksatla fiilî teşebbüste bulunur. Ancak, buna muvaffak olamaz. Şapkayı Vali Tandoğan'ın elinden alan Said Nursî, ona şöyle seslenir:

    "Bu sarık bu başla beraber çıkar. Ben sizin bin senelik ecdadınızı temsil ediyorum. Başından bulasın Nevzat!"





    Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek
    Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek!

    Mehmed Akif Ersoy


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Adı Bediüzzaman
    By gamze-i_dilruzum in forum Şiirler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 29.06.13, 10:23
  2. Bediüzzaman ve NUR
    By gamze-i_dilruzum in forum Şiirler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 21.05.13, 11:14
  3. Bediüzzaman'ın Gençliği, Gençliğin Bediüzzaman'ı
    By EnVaR in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 17
    Son Mesaj: 02.01.08, 19:19
  4. Bediüzzaman
    By almorlila in forum Şiirler
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 05.11.07, 18:15

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0