+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 3 ve 3

Konu: Şekerci Han

  1. #1
    Müdakkik Üye ErekNUR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Bulunduğu yer
    Van-Horhor
    Yaş
    39
    Mesajlar
    854

    Standart Şekerci Han


    Şekerci Han’ın şeker insanları şimdi neredeler?


    Şekerci Han, Fatih Camii’nin inşası sırasında işçi ve ustaların konaklaması için yapılmış ve daha sonraki dönemlerde İstanbul’un kültür merkezi haline gelmiştir. Mehmet Akif, Eşref Edip, Neyzen Tevfik gibi şair, yazar ve bestekârların uğrak yeri olan ve Bediüzzaman Said Nursi’nin kapısına “Burada hiçbir sual sorulmaz, her suale cevap verilir” levhası astığı hanın günümüzde ne halde olduğunu biliyor musunuz?

    Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u fethettikten sonra şehre kendi ismiyle maruf bir cami yaptırmak ister. Anadolu’nun değişik yerlerinden gelen ustaların kalması ve inşaat malzemelerinin muhafaza edilmesi amacıyla camii inşaatına başlanmadan önce bir han yapılır. Bir rivayete göre hanın yapılış hikâyesi şöyle: İnşaat başladıktan sonra çalışmaları yerinde kontrol eden Padişah, bir işçinin sırtında bir taşla, iskeleden yukarı çıktığını ancak taşı bırakmadan tekrar aşağı indirdiğini, tekrar çıktığını-indiğini görür. Buna bir anlam veremeyen genç padişah işçiye niçin böyle yaptığını sorar. İşçi, "Efendim, ben bu gece rüyamda ‘hamamcı’ olmuşum. Fakat uyandım ki vakit dar, işe geleceğim. Yakınlarda da bir hamam yok ki yıkanıp temizleneyim. Aceleyle işe geldim. Çünkü ekmek parası, çalışmasam gündeliğim gider… Ama taşı oraya koyarsam da, yapılan bir ibadethanedir, abdestsiz taşı oraya koyarsam da Allah'tan korkuyorum" cevabını verir.
    İşçinin bu hassasiyetine hayran kalan genç padişah, hemen caminin inşaat çalışmalarını durdurarak caminin yanında işçilerin konaklayabileceği ve her türlü ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri bir han yaptırır. Fatih Camii’nden önce yaptırılan han daha sonra “Şekerci Han” ismiyle uzun yıllar İstanbul’a hizmet verir.
    Fatih Camii’nin Börekçi Kapısı’ndan çıktıktan sonra Malta Çarşısı olarak bilinen yerde ilk soldaki İslambol Caddesi’nde bulunan Şekerci Han, zamanla İstanbul’un kültür merkezlerinden birisi haline gelir. Handa Anadolu’dan ve devletin dört bir yanından gelenler misafir olur. Kültür Tarihçisi Dursun Gürlek Bey’in bir yazısında belirttiği üzere Osmanlı’nın son zamanlarında Osman Kemâlî Efendi, Kandilli Rasathanesi’nin kuru­cusu ve müdürü Fatih Hoca, Neyzen Tev­fik, Mehmet Akif, Eşref Edip, İmam Hatiplerin kurucusu Celaleddin Ökten bu handa kalan ve kültür toplantılarına katılan isimlerden sadece birkaç tanesidir. Hiç şüphesiz han, tarihi boyunca Fatih Camii’nde namaz kılınmadan önce ve namaz kılındıktan sonra nice sohbetlere ev sahipliği yapmıştır.

    Her soruya cevap
    Şekerci Han’ın şöhreti Bediüzzaman Said Nursi’nin 1907 yılında İstanbul’a gelmesi ve buraya yerleşmesiyle zirveye çıkar. Doğu’da medrese eğitimini tamamlayarak “Bediüzzaman” sıfatını alan Said Nursî, imparatorluğun payitahtına 1907 yılında gelir. İstanbul'a gelişini gazetelerin 'Şarkın yalçın kayalıklarından bir ateşpare-i zekâ, İstanbul afakında tulû etti' şeklinde duyurduğu bu genç Said, Şekerci Hanı’na yerleşir.
    Bediüzzaman, sadece yerleşmekle kalmaz, hanın kapısına “Burada hiçbir sual sorulmaz, her suale cevap verilir” levhası astırır. Bunu duyan İstanbul uleması ve halkı hana akın ederek Bediüzzaman’a en zor soruları yöneltirler. Muhataplarına hiçbir soru sormayan Said Nursî, kendisine sorulan sorulara muhataplarını tatmin edici cevaplar verir.

    Derin hayal kırıklığı
    Risale-i Nur’ları çocukluk yıllarından okumaya başlayan ve Bediüzzaman’ın hatıralarında Şekerci Han’ın ne kadar büyük ehemmiyeti olduğunu bilen birisi olarak İstanbul’a geldiğimde bu hanı görmek istedim. Hayalimde canlandırdığım manzara şöyleydi: Bir zamanlar İstanbul’un en seçkin mekânlarından birisi olmuş, kültür sohbetlerine ev sahipliği yapmış ve Bediüzzaman’ı ağırlamış bakımlı, temiz, içerisine sürekli birilerinin girip çıktığı bir bina... İnsanlar birbirine bu hanı göstererek “Bak burası Şekerci Han” diyor ve birbirlerine bir şeyler anlatıyorlar...
    Fatih Camii’nin Börekçi Kapısı’ndan çıkıp ilk soldaki sokağa döndüğümde maalesef görmeyi arzu ettiğim şeyi göremedim. Onun yerine sağlı sollu uzanmış dükkânlar ve müşteri bekleyen esnaflar vardı... Eee hani nerede han, hana girip çıkan güzel giyimli, güzel insanlar? Hana benzer bir şey yok etrafta, güzel insanlar da... Yaşadığım hayal kırıklığı ile sokakta yürümeye başladım sağa sola bakarak ve hanın büyük kapısını görmeyi umut ederek. Ancak heyhat, ne han ne de han kapısına benzer bir şey göremedim sokağın öbür ucuna kadar süren gezintimde. “Sora sora Bağdat bulunurmuş” derler ya, ben de en yakındaki esnafa Şekerci Han’ın nerede olduğunu sordum. Eliyle işaret ettiği binaya baktığımda şaka yaptığını sandım. Zira bana gösterdiği binanın duvarları o kadar berbattı ki... Neredeyse yıkılacak gibi duran sıvası dökülmüş, kirli duvarlar, kırılmış pencere camları... Binaya doğru ilerledim ve asıl şaşkınlığımı hanın kapısında yaşadım. Başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Sanırım benim yerimde insaf ve iz’an sahibi kim olsa aynı hayal kırıklığını yaşardı. Hanın kapısında ne yazıyordu biliyor musunuz? Bilemezsiniz, hatta tahmin dahi edemezsiniz! Sıkı durun söylüyorum: “Dikkat köpek var!”
    Evet, yanlış okumadınız! Bir zamanlar “Burada hiçbir sual sorulmaz, her soruya cevap verilir” yazılan kapıda şimdi “Dikkat köpek var” yazıyor. Bu tam anlamıyla bir şok! Hayır, benim yaşadığım şoktan bahsetmiyorum; Türkiye’nin yaşadığı kültür şokundan bahsediyorum! Nereden nereye... Bir zamanlar şeker insanlara kucağını açan, ilmi sohbetlere ev sahipliği yapan, Fatih Camii ile aynı anda yapılan tarihi bir yapının geldiği durum sanırım fazla söze hacet bırakmıyor...
    Yaşadığım ilk şaşkınlık halinden kurtulup kapıdan içeri girdiğimde ise gördüğüm manzarayı anlatmaya kelimeler kifayetsiz kalır. Pislik içinde bir avlu, avlunun içerisine gelişigüzel yerleştirilmiş çevredeki dükkânlara ait olduğu anlaşılan malzemeler, sıvası dökülmüş duvarlar, camları kırılmış pencereler...
    Hanın şu anki durumu, içinde biraz hassasiyet olan insanları kahretmeye yeter de artar bile. Hanın sadece dış duvarlarının değil iç duvarlarının sıvaları da dökülmüş. Avlu çevrede bulunan esnafın deposu olarak kullanılıyor. Odaların bulunduğu kata çıkmak mümkün değil, çünkü demir parmaklıklarla kapatılmış. Odaların pencerelerinin camları kırılmış. Bakımsızlık ve ilgisizlik dizboyu...

    Neredesiniz?
    Kim bilir 500 sene içerisinde hangi tarihi olaylara şahitlik yaptı o duvarlar? Kaç tane önemli şahsiyeti misafir etti o odalar? Kim bilir kaç gece ilmi ve edebi sohbetler eşliğinde sabahladı insanlar? Dile kolay, tam 500 sene hizmet verdi 100 odalı Şekerci Han İstanbullulara ve İstanbul âşıklarına…
    Peki, bunun karşılığında biz ne yaptık Şekerci Han’a? Hiç... Koskoca bir hiç... “Han bugün metruk bir halde ziyaretçilerini bekliyor” diyemeyeceğim, çünkü ziyaretçisi de yok. Unuttuk Şekerci Han’ı... Yalnızlığa terk ettik. İstanbulluları 500 yıl boyunca misafir eden hanı biz 50 yılda mezbeleliğe çevirdik... Gerçekten inanamıyorum. Bu kadar kısa bir sürede böyle bir tahribatı nasıl yapabildik biz?
    Maalesef bu manzara Avrupa’nın 2010 yılında kültür başkenti olmaya hazırlanan İstanbul’a yakışmıyor. Nasıl bir kültür başkenti ki bir zamanlar kültür merkezi konumunda olan bir han, bugün sahipsiz kalabiliyor? Boğazın incisi İstanbul’a, ‘Altınboynuz’a reva mı bu durum?
    Sadece İstanbul mu? Hayır! Bu manzara Türkiye’ye de yakışmıyor. Kültürlerin beşiği Türkiye’ye, kültürlerin anası Anadolu’ya unutmak, terk etmek, kültür mirasına sahip çıkmamak yakışmıyor.
    Bediüzzaman Said Nursi’nin kapısına astırdığı levha ile gurur duyan birisi olarak “Dikkat, köpek var!” levhası kalbime bir ok gibi saplandı. Bir zamanlar Osman Kemâlî Efendi, Kandilli Rasathanesi’nin kuru­cusu ve müdürü Fatih Hoca, Neyzen Tev­fik, Mehmet Akif, Eşref Edip, İmam Hatiplerin kurucusu Celaleddin Ökten’in gezindiği avluda şimdi köpeklerin gezinmesi beynimi delen bir kurşun gibi tahribat bıraktı bende... Sanırım siz de de...
    Acaba üç beş insanın veya kuruluşun bir araya gelip bu hana sahip çıkması çok mu zor? Futbol, basketbol veya başka bir spor dalına milyonlarca dolar akıtıp sponsor olan kuruluşlar bu han için devreye giremezler mi acaba? Şekerci Han’ı, yeniden şeker insanların mekânı haline getirmek çok mu masraflı?
    Bürokratik engeller bu hanı yeniden kültür merkezi haline getiremeyecek kadar katı mı? Kültür Bakanlığı bu hanı göremeyecek kadar uzakta mı? Sahi, Ankara çok mu uzak İstanbul’a?
    Fert olarak biz neler yapabiliriz? Aslında yapacağımız şey basit: Konunun ilgilisi olan kişi ve kurumları (Başta Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, TBMM, Kültür Bakanlığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Fatih Belediyesi) telefon, mektup veya e-mail ile bilgilendirerek bu konuda adım atmalarını ve bir zamanlar şeker insanların mekânı olmuş Şekerci Han’ı tekrar kültür dünyamıza kazandırmalarını talep etmek. Sanırım hiçbir şey yapamasak da bunu yapabiliriz... Değil mi?
    vanasyanur



    Risale-i Nur bir derece muvaffak oluyorsa,
    bunun sırrı işte budur. Said yoktur.
    Said’in kudret ve ehliyeti de yoktur.
    Konuşan yalnız hakikattir,
    hakikat-i imaniyedir
    çünkü DAVAM DEVAM iledir
    vanasyanur


  2. #2
    Yasaklı Üye tename - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2009
    Mesajlar
    295

    Standart “Bizim mi? Önemli değil!”




    “Bizim mi? Önemli değil!”



    İstanbul’un en eski çarşılarından biri olan tarihi Şekerci Han, çökme tehlikesiyle karşı karşıya… 1459 yılında Fatih Camii inşaatına şantiye mekânı olarak yapılan ve Fatih Camii Börekçiler Kapısı çıkışına 50 metre mesafede bulunan Han’da, geçen onca yıla rağmen herhangi bir tadilat çalışması yapılmadı.

    MEHMET BAYDEMİR / İSTANBUL

    Fatih Malta Çarşısı’nda bulunan tarihi Şekerci Han, diğer eserlerimiz gibi yok olmaya terk edildi.. 1459 yılında Fatih Camii şantiye mekânı olarak yapılan ve Fatih Camii Börekçiler çıkışına 50 metre mesafede bulunun Han’da, geçen onca yıla rağmen herhangi bir restorasyon ve onarım çalışması yapılmadı. İstanbul’un en eski çarşılarından biri olan Han, çökme tehlikesiyle karşı karşıya… Öte yandan 14 dükkân bulunan Han’ın mülkiyeti Vakıflar tarafından şahsa satılmış.

    Mahalle muhtarının isyanı

    Kırmasti Mahallesi Muhtarı İsmail Oktay, Şekerci Han ile alakalı her hangi bir çalışmanın başlatılmamış olmasına dikkat çekerek. Yetkilileri göreve davet etti.

    Tarihi Hanın kurtarılması için bir çok kez yetkili yerlere başvuruda bulunduğuna dikkat çeken Muhtar Oktay, “Tarihimizi anlatan ve önemli simaların kaldığı bu Han yıllardır harabe bir halde duruyor” dedi. Bu tarihi Han’ın bir an önce tadilat yapılarak ilçeye ve tarihimize yakışır bir görünüme kazandırılmasını isteyen Mahalle Muhtarı Oktay, “Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir, geçtiğimiz yıl, ‘Muhtarım, Şekerci Han kentsel dönüşüm projesi çerçevesinde değerlendireceğim’ diyerek bana Han’la alakalı çalışmalara başlanacağını söylemişti” ifadelerini kullandı.

    Meclis kararına rağmen

    Eskimiş, yıpranmış duvarlarından tarih fışkıran bu Han’ın Kasım 2006’da İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclisi’nin oy birliğiyle aldığı kararla,

    “Tarihi ticaret alanı”ndan çıkarılarak, “Belediye kültür tesis alanı”na dönüştürülmesi kararlaştırılmıştı. Alınan bu kararla, bin 130 metrekarelik Han’ın kültür tesis alanı olması, çevresinin korunmasını da sağlayacaktı. Aradan geçen 3 aylık süreye rağmen herhangi bir çalışma başlatılmadı.

    Ünlü simalar ikamet etmişti

    Tarihi Han’da seçkin şahsiyetler bir dönem ikamet etmişti. Dönemin önde gelen Osmanlı aydınlarının buluşma yeri olmasıyla ünlü olan Han’ın en önemli misafirleri arasında Mehmet Akif Ersoy, Ahmet Hamdi Tanpınar, Said Nursi ve Neyzen Tevfik de bulunuyor. Bir rivayete göre de şekerci Han’a yerleşen Nursi, Han’daki odasının kapısına öyle bir levha asar: “Burada her suale cevap verilir, her müşkil halledilir, fakat sual sorulmaz.” Nursi’nin İstanbul’a geliş amacının ise Fen bilimleri adına Batı'dan gelecek dalâletlere karşı koymak üzere ideal edindiği üniversiteyi Van’da veya Diyarbakır'da açmak için girişimde bulunmak olduğu vurgulanıyor.

    19 ŞUBAT 2007

  3. #3
    Yasaklı Üye tename - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2009
    Mesajlar
    295

    Standart Said Nursi ve İstanbul

    Said Nursi ve İstanbul


    Mayıs`ın son günlerinde ise sıra İstanbul`un fethini manasına münasip faaliyetlerle kutlamaya gelirdi. Ayın yirmi dokuzunda Edirnekapı`daki Mihrimah Sultan Camii`nde kıldığımız sabah namazının akabinde başlayan fetih yürüyüşümüz, yedi tepe üzerindeki muhteşem mabedlerde verdiğimiz dualı, ibadetli, ziyafetli fasıllarıyla devam eder ve akşama doğru Sarayburnu`ndaki çay faslı ile sona ererdi.

    Fakat bu yıl o mutad adetimizi değiştirdik. 1953 Mayısında İstanbul`a gelen Bediüzzaman Said Nursi`nin hem şehri gezip hem Fethin Beş Yüzüncü Yılı kutlamalarına katılmasının Elli Üçüncü Yılı vesilesiyle İstanbul`daki Nur menzillerini gezmeye karar verdik.

    Said Nursi gençlik yıllarından itibaren çeşitli vesilelerle İstanbul`a gelip pek çok yerinde kaldığı için şehrin her yeri bir nevi Nur Menzili sayılabilirdi. Onların hepsi de seyahate oradan başlamayı gerektirecek kadar güzel yerlerdi. Lakin biz geziye Fatih`ten başladık. Zira Said Nursi`nin, o seyahati sırasında belli bir mekan içinde resminin çekildiği tek yer Fatih Camii`nin avlusu idi. Üstelik bu fotoğrafta caminin ve çınar ağacının yanı sıra bir de küçük çocuk vardı.

    Bir Cuma günü, Fatih Camii`nin sağ tarafındaki bahçede, abdest musluklarının önündeki çınar ağacının altında toplandığımızda, hepimiz mütecessis bir nazarla Bediüzzaman`ın dua edişini seyreden o çocuğun hissiyatı içindeydik. Gezinin hatırasını yalnız hafızalarımızda değil, albümlerimizde de yaşatmak için çoğalttığımız o resimden herkese birer tane verince duygularımız dalgalandı, hislerimiz hareketlendi. Hepimiz çınarın dibine oturup elimizdeki resme bakarak o tarihi tabloyu muhayyilemize nakşetmeye çalıştık. Ancak, minarelerden yükselen Cuma salasının sadası sayesinde çıktık daldığımız uhrevi alemden.

    Artık Bediüzzaman`ın izini takip etme zamanı gelmişti. Onun için biz de hemen camiye girdik ve hünkar mahfeline çıkıp oturduk. Çünkü o zaman Gönenli Mehmed Efendinin daveti üzerine, onun talebelerinin hafız cemiyetini takip etmek için gelen Said Nursi, müezzinler tarafından hünkar mahfeline alınmış ve üç saat kadar orada kalarak hem namazını kılmış, hem de hafızların verdiği Kur`an ziyafetini takip etmişti. Mahfel tezyinatıyla, tefrişatıyla ve mekana hakimiyetiyle gerçekten muhteşemdi.

    Üstadın o zaman nereye oturduğunu bilmiyorduk ama bilsek de hepimiz oraya sığmayacağımızdan müsait yerlere yerleşip hutbeyi dinlemeye koyulduk. İmamın sesi gür, hitabı düzgündü. Uzun uzun Müslümanların kardeşliğinden bahsedip birleşmeleri gerektiğini, bunu yapmayıp münferit hareket ettikleri takdirde terakki edemeyeceklerini anlattı. Namazı müteakip orta kapıya yönelmemize rağmen cemaat kalabalık olduğu için biraz geç çıktığımızdan orada fazla oyalanmadık.

    Bahçeyi geçip Malta Çarşısı tarafına döndük ve İslambol Caddesi üzerindeki Şekerci Han`ın önünde durduk. Hanın dışı harabe, içi metruktu. Zemindeki dükkanların depo olarak kullanıldığı, üst kattaki odalarda da evi barkı olmayan gurbetçilerin kaldığı anlaşılıyordu. Bazı han sakinlerinin homurdanmalarına aldırmadan mezbeleliği andıran yerlerden geçerek hanı iyice gezdik ama

    Bediüzzaman`a ait herhangi bir ize rastlamadık. Halbuki İstanbul`a ilk geldiği zaman bu handa kalan Bediüzzaman, odasının kapısına `Burada her soruya cevap verilir, her müşkül halledilir, lakin sual sorulmaz` ifadesini yazmıştı. Gerçekten de sorulan her soruya cevap vermekle kalmamış, bazı insanların zihninden geçen istifhamları bile cevaplandırarak fevkalbeşer haller yaşamıştı.

    Bugün hepsi Nur Talebelerinden müteşekkil ondan fazla cemaat, Risale-i Nurları neşreden bir o kadar yayınevi ve geçimini bu yolla sağlayan yüzlerce de insan vardı. Onun adına kurulan vakıfların, derneklerin ve benzeri kuruluşların sayısı da ondan az değildi. Nur cemaatleri, hiç değilse bu meselede birlikte hareket etseler ve Şekerci Han`ı kiralayıp imar etseler diğer yerleri ticarethane olarak kullanırken Bediüzzaman`ın kaldığı tahmin edilen odayı mescit veya dershane şeklinde tanzim etseler; bir kenarına da onun çocukluk yıllarında Peygamberimizi (a.s.m.) rüyasında görünce ondan ilim talep ettiğini,

    `Ümmetimden sual sormamak şartıyla sana ilm-i Kur`an verilecektir` cevabını alınca hayatı boyunca kimseye soru sormadığını, sorulan her soruya da cevap verdiğini anlatan bir levha asarak o fevkalbeşer hadiseyi bizzat mekanında yaşatsalar ne kadar güzel olurdu.

    Şekerci Han`ı öyle perişan bir halde görüp de Akif`in, Fatih Kürsüsü`nde yazdığı gibi esef etmemek mümkün değildi: `Neden uhuvvetiniz böyle münhasır namaza? Çıkınca avluya herkes niçin boğaz boğaza?`

    Bu soru hala cevabını bulmuş değildi. Gidişatına bakılırsa daha uzun zaman da bulacağa benzemiyordu. Bunu hissettiğimizden olsa gerek, orada daha fazla kalamadık ve Sahn-ı Seman`ın tetimmelerinin, yani medreseye hazırlık eğitiminin verildiği binalar yıkılarak açılan Akdeniz Caddesine indik.

    İslam Yaşar


    Konu tename tarafından (07.05.09 Saat 20:54 ) değiştirilmiştir.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Şekerci Handa Sual Sormaya Gelenler
    By tename in forum Bediüzzaman'ın Hayatı (Eski, Yeni ve Üçüncü Said Dönemleri)
    Cevaplar: 24
    Son Mesaj: 13.05.09, 22:13
  2. Şekerci Handa Sorulan Sualler Nelerdir?
    By tename in forum Bediüzzaman'ın Hayatı (Eski, Yeni ve Üçüncü Said Dönemleri)
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 07.05.09, 18:44
  3. Şekerci Hanı'nın Şeker İnsanları...
    By SeRDeNGeCTi in forum Tarih
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 23.06.07, 02:31

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0