+ Konu Cevaplama Paneli
3. Sayfa - Toplam 4 Sayfa var BirinciBirinci 1 2 3 4 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 21 ile 30 ve 34

Konu: Mufassal Tarihçe-i Hayat'tan Üstadın Güzel Hatıraları

  1. #21
    Vefakar Üye Sağ Yolun Yolcusu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    Bazen Giresun; Bazen Manisa
    Mesajlar
    502

    Standart

    Bir gün'de Şeyhül İslam bir mesele hakkında yanlış bir fetva vermiş. Bunu duyan Bediüzzaman doğruca Meşihat dairesine gitmiş. O zamanlar Şeyhül İslamı görebilmek hayli merasimden geçmek icab ediyordu.. Bediüzzaman aşağı kapıdaki nöbetçilere: "Bana Şeyhül İslamı gönderin” der.
    Nöbetçiler: "Git oğlum işine! başımıza bela olma! Şeyhül İslamı görebilmen için daha on yerden geçmen gerek.Sen ise Şeyhül İslamı ayağına çağırıyorsun” demişler.
    Tam bu esnada Şeyhül İslam Bediüzzamanı pencereden görüyor. "Yine her halde yanlış bir iş yaptık” diyerek aşağıya iniyor ve hürmetle Bediüzzamanı alıp yukarı götürüyor. Bediüzzaman, verilen fetvadaki sehivleri ona bildirmiş. Oda fetvasını düzeltmiş.

    Ey nefsim! Bir dakika gülmeye bedel on saat ağlıyorsun.


  2. #22
    Ehil Üye ŞİMŞEK MUSTAFA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Bulunduğu yer
    AYDIN
    Mesajlar
    1.817

    Standart

    Evet kardeşim mufassal tarihçe-i hayat kitabında Badıllı Ağabey gerçekten çok tefarrutlı bir anlatım yolu seçmiş ve özellikle tarih ve hatıraları aktarırken sıhhatlerine çok dikkat etmiş...
    TEK YOL DEVRİM

  3. #23
    Vefakar Üye Sağ Yolun Yolcusu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    Bazen Giresun; Bazen Manisa
    Mesajlar
    502

    Standart

    Eski Diyanet İşleri Müşavere Kurulu Reisi, muhterem ve merhum Hasan Fehmi Başoğlu, Bediüzzaman Hazretleri ile tanışmasını şöyle anlatıyor:

    Ben, zaman-ı Meşrutiyet'te Fâtih medresesinde okurken, Bediüzzaman Hazretlerinin İstanbul'a gelip, bir handa yerleştiğini ve hatta odasının kapısında "Burada her müşkül hal olunur, her mes'eleye cevab verilir. Fakat sual sorulmaz" diye levha asıldığını işittim.. Ve bir türlü akıl erdiremiyerek böyle bir Ievhayı asanın mecnun olması lâzım geldiğini düşünüyordum. Hazret-i Bediüzzaman hakkında sitayişkâr sözleri kabul etmek istemezdim. Fakat tevalî edegelen tavsiye ve cemaatlarla Ulema ve talebe gruplarının kendisini ziyaret ve hayranlıklarını işittikçe, bende de bir ziyaret arzusu uyandı. Ve kat'i karar verdim ki; en güç ve ince meselelerden sualler tertip edip sorayım. Ben de o zaman medresenin ileri gelenlerinden sayılıyordum. Nihayet bir gece ulûm-u İlâhiye mebhasından gayet derin ve bir kaç kitapta izah ve ifade edilebilen bir mevzu' ve ayrıca bir iki mevzu daha seçerek sual halinde hazırladım. Ferdası gün, kendisini ziyarete gittim. Suallerimi tevcih ettim. Aldığım cevablar çok acib ve harika olmuştu. Aynen benim hazırladığım tarzda, sanki o akşam beraber imişiz ve kitaba beraber bakıyormuşuz gibi cevablar verdi. Ben tam mutmain oldum... Ve bizzat anladım ki; onun ilmi, bizimki gibi kesbi değil, vehbîdîr. Sonra bir harita çıkararak, Şark'ta dar-ül fünûn açılmasını ve bunun ehemmiyetini izah etti. O zaman Şark'ta Hamidiye Alayları vardı. O suretle idare ediliyordu.
    Bu suretle tarz-ı idaresinin noksaniyetlerini ifade ile, maarif, san'at ve fünûn noktasından Şark'ın uyandırılması lâzım geldiğini mukni’ olarak bize izah ile, bu gayesinin tahakkuku için İstanbul'a geldiğini anlattı... Ve diyordu ki:
    "VİCDANIN ZİYASI ULÛM-U DİNİYEDİR. AKLIN NURU FÜNUN-U MEDENİYEDİR:'

    Ey nefsim! Bir dakika gülmeye bedel on saat ağlıyorsun.


  4. #24
    Vefakar Üye Sağ Yolun Yolcusu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    Bazen Giresun; Bazen Manisa
    Mesajlar
    502

    Standart

    Bediüzzaman'ın tımarhane tabibi ile şu geçen muhaveresinden sonra,doktor raporu veya N.Şahiner'in yazdığı:" Eğer Bediüzzaman'da zerre kadar mecnunluk eseri varsa, dünyada akıllı adam yoktur." şeklindeki raporu üzerine, Bediüzzaman'ı alelacele tımarhaneden çıkararak tevkifhanede nezaret altına alırlar. İşte Bediüzzaman burada iken, Zabtiye Nazırı Şefik Paşa'nın, Padişah namına getirdiği teberru' para, maaş ve selamını reddederek paşa, ile hapishanenin hususi görüşme odasında şu gelecek konuşmayı yaparlar: (Üstadın Kaleminden)

    Devr-i İstibdadta tımarhaneden sonra tevkifhanede iken Zabtiye Nâzırı Şefik Paşa ile muhaveredir.

    Zabtiye Nazırı: -Padişah sana selâm etmiş.. Bin kuruş da maaş bağlamış. Sonra da yirmi otuz lira yapacak dedi.
    Cevaben: Ben maaş dilencisi değilim. Bin lira da olsa kabul edemem. Kendim için gelmedim. Milletim için geldim. Hem de bana vermek istediğiniz, rüşvet ve hakk-ı sükûttur.
    Nazır: -İradeyi reddediyorsun. İrade red olunmaz.
    Cevaben dedim: Reddediyorum; Tâ ki padişah darılsın, beni çağırsın. Ben de doğrusunu söyliyeyim.
    Nazır: -Neticesi vahimdir!.
    Cevaben: Neticesi deniz olsa, geniş bir kabirdir. İ'dam olunsam bir milletin kalbinde yatacağım. Hem de İstanbul'a geldiğim vakit, hayatımı rüşvet getirmişim. Ne ederseniz ediniz!..
    Bunu da ciddi söylüyorum; ben isterim ki ebna-i cinsimi bilfiil ikaz edeyim ki, devlete intisap, hizmet etmek içindir. Maaşı kapmak için değildir. Hem de benim gibi bir adamın millete ve devlete hizmeti nasihatladır. O da hüsn-ü te'sir iledir. O da hasbîlikledir, bu da garazsızlık, o da ivazsızlık, o da terk-i menafi-i şahsiye iledir. Binaenaleyh, ben maaşın kabulunde ma'zurum.
    Nazır: -Senin Kürdistan'da neşr-i ma'arif olan maksadın Meclis-i Vükela'da derdest-i tezekkürdür.
    Cevaben: Acaba ma'arifi te'hir, maaşı ta'cil edersiniz, ne kaide iledir. Menfaat-i şahsiyyemi menfaat-ı umumiye-i millete tercih ediyorsunuz.
    Nazır hiddet etti!..
    Ben dedim: Ben hür yaşamışım. Hürriyet-i mutlakanın meydanı olan Kürdistan dağlarında büyümüşüm. Bana hiddet faide vermez. Nafile yorulmayınız!.. Beni nefiy edin, Fizan olsun, Yemen olsun razıyım. Siz de, pineduzluktan ve yamacılıktan kurtulursunuz. Ben de yüksekten düşmekle incinmekten kurtulurum.
    Nazır: -Ne demek istiyorsun?
    Cevaben dedim: Sigara kâğıdı kadar ince ve nizam namiyle bir perdeyi bu kadar feveran-ı efkâr ve hissiyata karşı herkesin üstüne örtmüşsünüz. Herkes altında sizin tazyikatınızla meyyit-i müteharrik gibi inliyor. Ben acemî idim, altına girmedim. Üstüne düştüm. Suret-i telebbüsüm gibi ahlâkım da sakil idi. Bir kere Mabeyn de yırtıldı. Şişli'de bir ...... 'nin evine düştüm. Orada da yırtıldı. Şekerci Hanı'na düştüm, orada da yırtıldı. Tımarhaneye düştûm. Şimdi de tarassuthaneye düşmüşüm.
    Hasılı : Siz de o kadar yamacılık yapamazsınız . Ben de incinirim Hem de Kürdistan'da iken sizi iyi bilirdim. Bu ahval sizin serairinizi bana iyi öğretti.
    Bâhusus tımarhane bu metinleri bana iyi şerhetti.. Hem de bu hallere teşekkür ederim. Zira sui zan makamında hûsn-û zan ederdim.

    Ey nefsim! Bir dakika gülmeye bedel on saat ağlıyorsun.


  5. #25
    Vefakar Üye Sağ Yolun Yolcusu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    Bazen Giresun; Bazen Manisa
    Mesajlar
    502

    Standart

    Av.Gültekin Sarıgül kanalıyla gelen mühim bir hatıra
    "Bizim Antalya Halk kütüphanesi eski müdürü Sıdkı Tekeli isminde bir zattı. geniş bilgi ve ma'lumata sahipti. Birgün bize: "Kur'anı elif lam mim”in belki kırkbin ayrı manasının bulunduğunu.. ve bu manaları bu zamanda bilse bilse, ancak Bediüzzamanın bilebileceğini söyledi. Bunun üzerine, ben kendisene Bediüzzamanı tanıyıp tanımadığını sordum.
    Cevaben:
    "Ben Bediüzzamanı gençlik yıllarından tanırım. Beyazıt camii dibinde bir kahvehane vardı. Oraya gelirdi. Bende bazen sohbetinde bulunurdum. Korkunç bir hafızaya mâlikti. Hafızasını tecrübe için birgün elime. o zamanların nâşır-ı efkârı Sabah gazetesini verdim. Gazete on sayfadan ibaret ve her sayfası da bugünkülerden ebadça büyüktü. Hazret, gazetenin sayfalarına on dakika kadar baktı, bana iade etti. Kendilerine merakla: "Üstadım okudunuzmu?” diye sordum. "Tecrübe edebilirsiniz buyurdular”
    Gazetede yer alan tali derecedeki haber ve mevzuları sordum. Hiç yanılmadan olduğu gibi cevapladı. Hatta matbaanın isminide söylediler.
    On dakika zarfında gazetenin bütün münderecatını hafızasına almış olduğuna hayretle müşahede ettim. Bunu ilmen izahı mümkünmü bilemiyorum.

    Ey nefsim! Bir dakika gülmeye bedel on saat ağlıyorsun.


  6. #26
    Vefakar Üye Sağ Yolun Yolcusu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    Bazen Giresun; Bazen Manisa
    Mesajlar
    502

    Standart

    "Bir gün Bediüzzaman akşam üstü İstanbul'un Sirkeci mevkiinde dolaşırken, birdenbire bir mösyö (gayr-i müslim efendisi) ona yanaşarak elini tutar:
    - "Dininizde resim ne için haramdır?" der.
    Bediüzzaman cevaben der ki:
    - "İnsan Allah'ın sikkesidir. Padişah ve kıralların sikkelerinin taklidine kanunî yasak olduğu gibi, Allah'ın da sikkesini taklide şer'î cevaz yoktur."
    Mösyö, "bravo!" der, elini sıkar gider.

    Ey nefsim! Bir dakika gülmeye bedel on saat ağlıyorsun.


  7. #27
    Vefakar Üye Sağ Yolun Yolcusu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    Bazen Giresun; Bazen Manisa
    Mesajlar
    502

    Standart

    1952 senesinde İstanbul'da Nur talebesi bir muallimin zihnini meşgul eden, Üstad Bediüzzaman hazretlerinin 2.nci Meşrutiyyet sıralarında, Sultan Abdülhamid'le macerasını ve Üstad'ın o sıra neşretmiş olduğıı nutuk ve makalelerindeki bazı ifadelerini, sair hürriyetperverler gibi Bediüzzaman'ın da bir i'tirazı, bir hücumu manasında anlaması üzerine; Üstad Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretleri bu konuda talebelerine bir yazının ana hatlarını dikte ettirmiş ve bir lahika olarak o zamanlar hem eski harfle hem de yeni harfle teksir ettirerek neşrettirmişti. O Mektubu aynen buraya alıyoruz.

    "Bir muallim kardeşimiz Sultan Abdülhamid'in hakkında üstadımızın hürriyet başında söylediği nutuklarda, Sultan Hamid'e hücum zannetmiş ve o kıymetdar padişahın kıymetini takdir etmemiş gibi bir şüphe gelmiş?...
    Elcevab: Biz Üstadımızdan aldığımız hakikat-i hal ile cevab veriyoruz.
    Evvela: Üstadımızın hayatındaki birinci bir düsturu: Kur'an-ı Hakimin bir kanun-u esasisidir ki; "Bir adamın cinayetiyle başkası mes'ul olamaz!.. kaide-i Kur'aniyesiyle o Padişah'ın zamanındaki hükûmetin hataları ona verilmez, diye daima hayatında ona hüsn-ü zan etmiş. Onun ba'zı zaman mecburiyetle ettiği kusurları onun muarızlarına karşı te'vile çalışmış.
    Saniyen: Üstadımız Hürriyetin başında bütün- kuvvetiyle Şeriat dairesindeki Hûrriyet-i Şer'iyeyi sena etmiş, nutuklarıyla halkı o hürriyete davet etmiş.. Ve Hürriyet-i şeri'yeye muhalif olanlara demiş ki; "Eğer şeriat dairesinde olmazsa, istibdad namı verdiğiniz, bir şahsın mecburî, cüz'î ve hafif istibdadı, pek şiddetli bir istibdad-ı küllî olup inkisam edecek. Herkes bir nevi müstebid olur, istibdad-ı mutlak çıkar, binler istibdad hûkmüne dönecek. yani; hürriyet ölecek, bir istibdad-ı mutlak çıkacak. Hatta bu mes'elede, Üstadımız idam için kurulan Divan-ı Harb-i Örfi'de(65) demiş ki: "Eğer Meşrutiyyet İttihatçıların istibdadından ibaret ise ve hilâf-i Şeriat hareket ise, bütün dünya şahid olsun ki ben mürteciim.
    Salisen: Üstadımız o zamanda, bir hiss-i kable-l vuku' nev'inden şimdiki âlem-i İslâm'ın ecnebî istibdadından kurtulması ve bir cemahir-i mûttefika-i İslâmiye tarzında tezahüre

    başlamasını tasavvur etmiş, ümit etmiş, hissetmiş ve bütün kuvvetiyle bağırmış. Hürriyet-i şer'iyeyi takdir etmiş. O zamanki hitabelerinde demiş ki: "Hürriyet, terbiye-i İslâmiye ile olmazsa ölecek, yerine istibdad-ı mutlak çıkacak"
    Rabian: Üstadımızdan hem işitmişiz, hem halinden anlamışız ki: Ecnebilerin şiddetli desise ve kuvvetlerine karşı gösterdiği sebat ve metanet, hususan âlem-i İslâmın kısm-ı azamının halifesi olmak; Hem biçare vilâyat-ı Şarkiye'nin bedevi aşairini "Hamidiye" alayları ile en yüksek bir derece-i askeriye ve medeniyeye onları sevk etmesi.. ve Hamidiye camiinde her cuma günû bulunması ve şeair-i İslâmiyeyi elden geldiği kadar müraat etmesi.. ve daima yıldız dairesinde ma'nevî üstad kabul ettiği bir şeyhi var olduğu gibi; çok hasenatı için üstadımız bütün hayatında onu padişahlar içinde bir nevi velî hükmüne geçtiğini kanaat etmiştir.
    Hamisen: İnsan hatasız olmaz. Eğer onun hakkında o zaman nutuklarında, bir mecburiyet tahtında şiddetli hataları olsa da, elbette o hatanın hiç bir ehemmiyeti kalmaz. Hem Aşere-i Mübeşşere içinde, Hazret-i Ali (R.A.) ile Hazret-i Talha ve Zübeyr'in birbiri hakkındaki hataları, onların Hakikat-ı İslâmiyeye dair uhuvvetlerine zarar vermediği gibi, elli sene evvel üstadımızın merhum Padişah'ın hakkında bir hatası medar-ı i'tiraz olamaz.

    Üstadımızın hizmetinde bulunan Nur Tebeleri

    Ey nefsim! Bir dakika gülmeye bedel on saat ağlıyorsun.


  8. #28
    Vefakar Üye Sağ Yolun Yolcusu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    Bazen Giresun; Bazen Manisa
    Mesajlar
    502

    Standart

    Mustafa Sungur ağabeyden bir çok defa duymuşuz ki: Üstad Hazretleri Sultan Abdülhamid hakkında eskiden itirazvarî ba'zı makaleleri için, bir defasında şöyle buyurmuşlardı, eliyle mübarek başına vurarak: "Keçel Said, sen şefkatli bir padişaha müstebit diye itiraz etmiştin. Onun cezası olarak şu dehşetli istibdatların zulmünü çek!"

    Ey nefsim! Bir dakika gülmeye bedel on saat ağlıyorsun.


  9. #29
    Vefakar Üye Sağ Yolun Yolcusu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    Bazen Giresun; Bazen Manisa
    Mesajlar
    502

    Standart

    Mustafa Sungur nakletti:
    Bir gün üstadımız merhum Sultan Abdülhamid hakkında demişti ki: "Sultan Abdülhamid velidir. Ben onu hususi dualarım içine almışım. "Her sabah, ya Rabbi sen Sultan Abdülhamid han ve Sultan Vahidüddin ve Hanedan-ı Osmaniyeden razı ol!" diye dualarımda yadederim" demişlerdi.
    (Bediûzzamanın hizmetkârlarından Bayram Yüksel de aynı rivayetleri nakletmektedir.)

    Ey nefsim! Bir dakika gülmeye bedel on saat ağlıyorsun.


  10. #30
    Vefakar Üye Sağ Yolun Yolcusu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    Bazen Giresun; Bazen Manisa
    Mesajlar
    502

    Standart

    Mustafa Sungur Ağabey anlattı:
    Üstadımız bir gün demişlerdi ki: "Ben Mehmet Akif e her sabah dua ediyorum. O, Darül-Hikmet'teki arkadaşlarımız içerisinde en çok bana karşı hürmetkâr davranırdı. Hatta birgün benim gıyabımda, İzmirli İsmail Hakkı bir şeyler söylemiş. Mehmet Akif demiş ki: "Eğer âlim iseler, gitsinler, Bediüzzaman'ın yazdığı İşaratul İ'caz'-ı anlamaya çalışsınlar." diye ona cevap vermiştir.

    Ey nefsim! Bir dakika gülmeye bedel on saat ağlıyorsun.


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Mufassal Tarihçe-i Hayat
    By lostideas in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 12.11.11, 01:05
  2. Tarihçe-i Hayat Dersleri
    By YİĞİDO in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 51
    Son Mesaj: 31.10.11, 12:22
  3. Mufassal Tarihçe-i Hayat
    By gulsah in forum Kitap, Dergi, Albüm Tanıtımları ve E-Kitap Paylaşımları
    Cevaplar: 12
    Son Mesaj: 10.09.09, 05:03
  4. Tarihçe-i Hayat'tan Anektodlar
    By sinay in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 19.07.08, 02:17
  5. Tarihçe-i Hayat ve Palabıyıklı Resim
    By aşur in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 13.01.07, 17:17

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0