+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 7 ve 7

Konu: Üstat Hakkında İddialar ve Tokatlar

  1. #1
    Dost mtay315 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2008
    Mesajlar
    6

    Question Üstat Hakkında İddialar ve Tokatlar

    Bir forumda aşağıdaki ifadeler kullanılmıştır.Bunun böyle olmadığını belgeleyen ispatlı bir link biliyormusunuz.

    Biliyorsanız Lütfen LİNKİ Yazarmısınız.

    Forumda varmı yokmu bilmiyorum, zamanım olmadı, araştırayım diye...Kendimde bazı şeyler yazabilirim, Ama bu forumda benden daha iyi olanlar olduğunu düşünüyorum.

    Evet cevaplarınızı bekliyorum.

    ~Saygılar~



    -----------------------------------------------------------------------

    İtilaf devletleri 30 Ekim 1918’de Osmanlı Devleti’ne Mondros Mütarekesi’ni imzalatmışlar, büylece Osmanlı’nın tasfiyesi fiilen yürürlüğe girmişti. Bu tasfiye anlaşmasına karşı, ülkenin bir çok yerinde örgütlenen ve yeni bir bağımsızlık savaşına girişen Kuvayı Milliyeciler’e karşı çıkan teşkilatlar arasında “Teali İslam Cemiyeti” vardı. Başındaki İslam kelimesi sizi aldatmasın, bu cemiyeti kurduran yine İngilizler’di.
    Teali İslam Cemiyeti’nin yöneticileri arsındaki etkin isimlerden biri de Saidi Nursi idi. Teali İslam Cemiyeti 16 Eylül 1919’da “İkdam” gazetesinde bir bildiri yayınlayarak, Türk Milleti’ni, “Kuvayı Milliye’ye destek vermemeye”, hatta “onlara karşı mücadele etmeye” çağırıyordu. Ve hatta bu bildiride, halktan Mustafa Kemal’in kellesi isteniyordu!
    Bu bildirinin altında imzası bulunanlardan biri de Saidi Nursi idi. İşte oldukça uzun olan bu bildiriden bazı bölümler:
    “Ey Anadolu’nun masum ve mazlum ahalisi!
    (…) Anadolu’da Mustafa Kemal ve Kuva–yı Milliye maskaraları Yunan askerlerinin ününden nümerdane bir surette kaçarken, zavallı saf ve gafil ahali ve askerden cem ettikleri kuvvetleri düşmanla harbe tutuşturarak (...) yalanlar ve hilelerle savuşıp kaçtılar.
    (…) Yazık bin kere yazık ki, gerek harb içinde, gerek mütarekeden sonra memleket bunların fitne ve fesadı uğruna milyonlarca evladını telef ediyor da Enver, Cemal, Mustafa Kemal vesaire beş on eşkıyanın vücudunu ortadan kaldırmak için icab eden küçük fedakarlığı göze almıyor.
    -----------------------------------------------------------------------

  2. #2
    Ehil Üye ŞİMŞEK MUSTAFA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Bulunduğu yer
    AYDIN
    Mesajlar
    1.598

    Standart

    hocam her iftiraya cevap verecek olursak bizim iman ve kur'an hizmetine ayıracak zamanımız kalmaz biz güzel görüp güzel düşünelim çirkinlerle uğraşmayalım inşallah...

    ^^Anadolu’da Mustafa Kemal ve Kuva–yı Milliye maskaraları Yunan askerlerinin ününden nümerdane bir surette kaçarken, zavallı saf ve gafil ahali ve askerden cem ettikleri kuvvetleri düşmanla harbe tutuşturarak (...) yalanlar ve hilelerle savuşıp kaçtılar.
    (…) Yazık bin kere yazık ki, gerek harb içinde, gerek mütarekeden sonra memleket bunların fitne ve fesadı uğruna milyonlarca evladını telef ediyor da Enver, Cemal, Mustafa Kemal vesaire beş on eşkıyanın vücudunu ortadan kaldırmak için icab eden küçük fedakarlığı göze almıyor.^^

    risalelerle az buçuk aşinalığı olan insanlar yukarıdaki sözlerin üstada aid olmadığını hemen anlarlar zaten...

    efendimiz aleyhisselatüvesselam bana yalan söz isnad eden cehennemde yerini hazırlasın ferman etmiş.

    üstadımız da efendimizin varisi olduğu için elbette üstada yalan söz isnad edenlerde nar-ı cehenneme buyursun..
    Ama tevbe ederlerse ne ala...

    kardeşim malum arılara ilişildikçe saldırmaları daha ziyade olur...
    üstadın milli mücadeleyi desteklediğini hatta şeyhülislamın fetvasına karşı anadolu hareketini destekleyen bir fetva yayınladsığını hutuvat_ı sitte eserii ile istanbulun işgali sırasında ingilizlerin başlarına nasıl vurduğunu onların anglikan kilisesinin baş papazına tükürün o ehli zulmün merhanetsiz yüzüne diyerek onu nasıl maskara ettğini ingiliz kumandanının kendisi için idam kararı ve vurun emri verdiğini ama İZNİ İLAHİ İLE MUVAFFAK OLAMADIĞINI ankaranın iki defa telgraf ile istanbula bildirerek bu kahraman hoca bize lazımdır dediklerini
    üstadın da onlara karşı ben savaşın en kızgın olduğu yerde olmalıyım(istanbulda) dediğini.(malum ankara güvenli bir bölge o gün için)

    bütün cümle alem biliyor ve belgelerle kayıtlıdır..

    bu böyle olmasaydı üstad 1922 de ankaraya meclise geldiğinde hoşamedilrle karşılanırmıydı acaba...

  3. #3
    Vefakar Üye yenipınar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Mesajlar
    419

    Standart

    Nursî'ye inadına iftira

    Yerinde kullanılmayan "aşk" duygusu gibi "inad"ın da gözü kördür.

    İnsanda hükmeden bu iki kuvvetli duyguyu, Cenâb-ı Hak, yerinde kullanmak, yani Hakka yönelmek ve hakta sebat etmek için vermiş.

    İnsan ise, ya gafletinden, ya cehaletinden, ya da bozuk mizacından dolayı tutup bunları yaratılış maksadının dışında kullanıyor.

    Böyle yapmakla da, elbette ki büyük zarar ediyor, azim hasârete düşüyor.

    İşte, kendilerini böylesine azim bir hasaretin içine atan muannitlerden bazıları, bildiğiniz gibi bilhassa son zamanlarda Üstad Bediüzzaman'ı karalamaya çalışmakla, ona iftira etmekle meşguller.

    İftiralarında o derece inat ediyorlar ki, âdeta başka birşeyle meşgul olamayacak bir duruma düştüler.

    Bu sebeple, peşpeşe yaptığımız izahların, ikazların vicdanları üzerinde müsbet hiçbir tesiri görülmedi.

    Çünkü, bu müfteriler inat batağına düşmüşler. Orada debelenip duruyorlar. Çırpındıkça batıyorlar ve bütün ehl-i vicdanı da aleyhlerine sevk ediyorlar.

    Diyeceksiniz ki: "İyi de, bu dindar görünümlü kişileri o batağın içine kim itti?"

    İşte bütün mesele orada ve asıl düğüm o merkezdedir.

    * * *

    Evet, şimdi hiç şüphemiz kalmadı ki, gizli bir merkez, sinsî bir odak bunları maşa olarak kullanıp aleyhimize sevk ediyor.

    Zira, biz günlerdir hak ve hakikatin açık sûretini çıkarıp gözlerinin içine sokuyoruz, yine de görmüyorlar ve dahi görmek istemiyorlar.

    Bir: Görmüyorlar. Çünkü iftirada inat ediyorlar. Böylesi inat ise sahibini kör eder.

    İki: Göremiyorlar. Çünkü, başkasının gözüyle, yahut yönlendirmesiyle bakıyorlar. Öyle baktıran bir göz ise, gerçeği olduğu gibi görmelerini istemiyor.

    O halde, biz de meydandaki gerçeği dahi görmeyen ve görmek istemeyen öyle kimselere değil, belki perde arkasında gizlenmiş art niyetli, münafık tabiatlılara hitap ederek konuşalım.

    Ey kendini kamufle etmiş bedbahtlar! Bilin ki, ortaya attığınız bu son oyun da tutmayacak. Yine hevesiniz kursağınızda kalacak. Bu yalan yamalarla asla dikiş tutturamayacaksınız. Hatta, odunun ateşi parlatması gibi, bu üfürüklerinizle siz hakikat nurunun daha da parlamasına vesile olacaksınız. Çünkü, sizin şu yalan kampanyanıza karşı, hakikatin sesi bundan böyle daha da gür çıkacak.

    Ve, bir tek dâne-i hakikat, sizin bir harman yalanınızı yakıp kül edecek. İşte yalanlar ve işte o koca yalan harmanını yakıp kül edecek olan hakikat kıvılcımları...

    * * *

    Yalancı diyor ki: Said Nursî, millî mücadele yıllarında (1918–1923) işgalci İngiliz ve istilâcı Yunan gibi azılı düşmanlarımızın safında yer aldı. Aynı zamanda, Anadolu'daki millî kuvvetlerin de aleyhinde bulundu.

    Hakikat diyor ki: Ey sahtekâr yalancı! O zamandan bu zamana seksen küsûr sene geçtiği halde, kimse ortaya çıkıp da böyle acip bir yalanı uydurmadı, böyle çirkin bir iftiraya âlet olmadı. Kezâ, Said Nursî'yi idam talebiyle yargılayan ağır cezâ mahkemeleri dahi böylesi bir iddiayı ileri sürmedi, böylesi bir isnatta bulunmadı. O halde, sen neye dayanarak iddianda ısrar ediyorsun? Ve, bu ısrarını da neden böyle bazı köşe yazılarıyla (toplam sekiz yazı oldu) "masaj"latıp duruyorsun?

    Yalancı diyor ki: Said Nursî, kuruluş tarihini tam bilemediğim "Teâli-i İslâm" isimli bir cemiyetin üyesidir. Bu cemiyet adına 16 Eylül (pardon 26 Eylül) 1919 tarihli İkdam gazetesinde bir bildiri yayınlanmış. O bildiride, İngiliz ve Yunan kuvvetleri lehinde övgüler, Anadolu'daki millî mücadele hareketi aleyhinde yergiler var. Bu da gösteriyor ki, Said Nursî düşmanla bir olup millete ihanet etmiş. Hatta, Nursî'nin Kafkas Cephesinde savaşması ve istiklâl zaferinden sonra duâ için dâvet edildiği Meclis'te alkışlanması bile, onun ihanetini ortadan kaldırmaz. Nursî, illâ ki o arada bir yerlerde ihanette bulunmuştur.

    Hakikat konuşuyor: Can düşmanları dahi biliyor ki, Said Nursî öyle bir şahsiyet değil. Sen iftira ediyorsun. İftiranı da bir varsayım, bir ihtimal üzerine bina ediyorsun. İkdam gazetesini görmeden konuştuğun için, gününü birbirine karıştırdığın o tarihte, İstanbul düşman işgali altında idi. İşgalci İngilizler matbaaları tarassut ile gazeteleri kontrol altına almıştı. Açıkça sansür uyguluyordu. Söz konusu o talihsiz bildiri de, yine bu işgal güçlerinin dayatmasıyla neşredildi. Üstelik, tekzip yazılarını da koydurtmadı. Nitekim, cemiyet reisi olan İskilipli Atıf Efendi, bir tekzip yazdı, ancak gazete yayınlayamadı. Yani, olup bitenler onun dahi bilgisi ve kontrolü dışında cereyan ediyordu. (Not: Bu bildiri, cemiyet başkanı olduğu için merhûmun 1926'da şapkadan dolayı idam edilmesinde, ayrıca bir gerekçe olarak aleyhinde kullanıldı. Ancak, Said Nursî bu meselede de, hiçbir şahıs ve hiçbir mahkeme tarafından, ömrü boyunca muaheze dahi edilmedi.)

    Şimdi sen ey yalancı sahtekâr! İşgalci tahakkümünün had safhaya çıktığı böylesi müşkil bir durumda kim ne yapabilirdi? Kim çıkıp tekzip metnini gazetede yayınlatabilirdi? Anlaşılıyor ki, bunları düşünmek senin hiç de işine gelmiyor. Çünkü sen, iddia senaryosunu kuru bir iftira üzerine kurmuşsun. Daha aleyhteki hiçbir delil ve emare seni ilgilendirmiyor. Ama, şunu da bil ki, sen burada da kendi kurduğun tuzağın içine düşmüş oluyorsun. Çünkü sen, işgalci İngiliz'e karşı canla başla çalışan hakikî vatanperverlerin sözüne değil, basın-yayın kontrolünü ele geçirmiş olan işgal güçlerininin tasarrufuna dayanan yayınlara, bildirilere itibar ediyorsun. Evet, dayandığın tek sığınak, işgalci sansürüne râm olan tek yönlü yayınlardır. Esasen düştüğün bu zehabtan dolayıdır ki, o "kara gün"lerde Eşref Edip Beyin yardımıyla gizlice basılan Üstad Bediüzzaman'ın "Hutûvât-ı Sitte" isimli eseri, neşrettiği "mukabil fetvâ"yı umursamıyorsun. Oysa bu eser ve bu fetvâ, işgal güçlerinin yüzünde patlayan en büyük bir şamar olmuş ve İstanbul çapında işlerini bitirmiştir. Bu kahramanlığı sebebiyle de, Ankara hükümeti onu Meclise dâvet ederek, duâ ve konuşma yapmasını istemiştir.

    Şimdi bak ey yalancı müfteri, iddia makamında birbirimize taban tabana zıt şeyler söylüyoruz. İki zıt bir arada olmaz.

    Üstelik, bu mesele çok ciddidir; büyük vebâli mûciptir. Tarih önünde de, yarın Rûz-i Mahşer'de de bunun mutlaka hesabı verilecektir; bundan kaçış mümkün değil.

    İşte, Said Nursî için biz "vatanperver" derken, sen kalkmış bu zatı "hain-i vatan" ilân etmeye yelteniyorsun. Bu demektir ki, birimiz mutlak sûrette yalan söylüyor, iftira atıyor.

    Eğer ben yalan söylüyor ve iftira ediyorsam, Azîz-i Cebbâr olan Kahhâr-ı Zülcelâl, an-karîbuzzaman beni cezâlandırıp müstahakkımı versin.

    Eğer sen yalan söyleyip o mübârek zâta iftira ediyorsan, başka birşey değil, şu satırları okuyan iman ehlinin senin hakkında söyleyeceklerine tez elden müstahak olasın.

    Evet, yalan konuşan ve iftira edenler hakkında, okuyucuları tevkil ederek ve lisânlarını serbest bırakarak bitiriyorum.

    Ve, Müfterinin son iftirası

    Aziz okuyucu! Berâ-yı mâlumat kabilinden ifade edelim ki, Bediüzzaman Hazretleri aleyhinde başlatılan "iftira kampanyası" bütün şiddetiyle devam ediyor. Kampanyanın başını çeken şahıs, dün yayınlanan 6. iftiranâmesinde diyor ki: "Said–i Nursî, Risâlelerinde Çanakkale'de ölen Hıristiyanlar için 'bir nevi şehit' diye yazıyor." (Bkz: Y. Mesaj, 23 Mayıs 2005.)

    Siz evvelki iftiraları da bu sunturlu iftiraya mukayese ederek, meseleye öyle bakabilirsiniz. Artık bütün dünya âlem biliyor ki, Çanakkale Harbinin cereyan ettiği 1915 senesinde, Bediüzzaman Hazretleri Gönüllü Alay Kumandanı sıfatıyla Kafkas Cephesinde Rus ve Ermeni Hıristiyanlarına karşı cihat ediyordu. Bu berrak gerçeği, müfterinin kendisi de bir yazısında itiraf etmek durumunda kalmıştı. Demek ki, ya Allah şaşırttı, ya da basireti bağlandı ki, böyle fâhiş bir hataya düştü.

    Hem, Nursî hangi Risâlesinde Çanakkale'deki azılı düşmanlarımıza karşı "şehit" tâbirini kullanmış? Neden bir risâle ismi, yahut bir kitabın sayfa numarasını belirtmiyorlar? Öyle bir ifade yok ki, merdane çıkıp belirtebilsinler.

    Şimdi diyeceksiniz ki, bu müfterilere karşı ne demeli, ne yapmalı? Öyle anlaşılıyor ki, siz ne yaparsanız yapın, ne derseniz deyin, onlara bir faydası olmayacak. Zira, meseleyi "sözün bittiği yer"e kadar getirip dayandırmışlar.

    Siz bakın görün ki, iftira kampanyasının başını çeken şahıs, şimdiye kadar 5-6 adet iftiranâme yazdı. Bu kişi son yazısında, daha doğrusu son iftirasında, ısrarla karalamaya çalıştığı Bediüzzaman Said Nursî'yi "düşmanla işbirliği yapmak" ithamıyla da bırakmayarak, bu aziz, muhterem ve merhûm olmuş zâtı "dininden, imanından ve vatan sevgisinden şüphe edilmesi gereken bir kimse" gibi tanıtma bedbahtlığına düştü.

    İftiranın da en alçakçasını yapan bu şahsa aklı başında cevaplar vermek beyhûde olduğundan, onu Rabbimizin yed-i terbiyesine havale etmek, herhalde en doğru hareket tarzı olmalı.

    M.Latif SALİHOĞLU
    Mariz bir asrın, hasta bir unsurun, alil bir uzvun reçetesi, ittibâ-ı Kur'ân'dır.

    Bediüzzaman


  4. #4
    Dost mtay315 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2008
    Mesajlar
    6

    Wink

    Tabi ki bilindik şeyler.

    Üstadı tanımayanlar için yanlış bir izlenim bırakacak bir konu dizisi.Milliyetçilik üzerinde tabi.

    Amacım konuyu burada tartışmak değil sadece bu konuda iyi olanlarından biliyorlarsa LİNK isteyeceğim.Özel mesaj hakkım olmadığı için mecburen konu açtım.Tabi bu da forumun eksiği.
    Bu kadar.



    ~Saygılar~
    Konu mtay315 tarafından (27.12.08 Saat 17:23 ) değiştirilmiştir.

  5. #5

  6. #6
    Dost mtay315 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2008
    Mesajlar
    6

    Standart Allah Razı Olsun

    Alıntı Fehim Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Linkleri inceliyorum.

    Allah Razı olsun.

    ~Saygılar~

  7. #7
    Dost mapitango - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2009
    Mesajlar
    6

    Standart

    mtay315 yenipınarın msajını iyi oku nerde ne yazacağını iyi düşün öle yaz

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Üstat Hazretlerinin hapisteki bir resmi
    By feremek in forum Resim - Fotoğraf Galeri
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 02.12.13, 17:28
  2. Bediüzzaman ve Vehhabilik Hakkında İddialar..
    By tename in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 12
    Son Mesaj: 08.10.09, 22:31
  3. Atatürk'ün Hakkında Yeni İddialar
    By kamyoncu in forum Gündem
    Cevaplar: 10
    Son Mesaj: 10.01.09, 21:36
  4. Üstat Bediüzzaman Said Nursi'nin Evinin Resimleri
    By fütüvvet in forum Resim - Fotoğraf Galeri
    Cevaplar: 27
    Son Mesaj: 28.12.08, 15:02

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0