Konu Kapatılmıştır
1. Sayfa - Toplam 5 Sayfa var 1 2 3 ... SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 46

Konu: Said-i Kürdi’yi Anlamak

  1. #1
    Yasaklı Üye muhakemat33 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Mesajlar
    10

    Standart Said-i Kürdi’yi Anlamak

    SAİDİ KURDİ’Yİ ANLAMAK



    Tarihi şahsiyetler incelendiği zaman, tarihi araştırmaların ilkelerine bağlı kalmak gerekir. Bu ilkelerden birisi de şahsın yaşadığı tarih, çevre, toplum, toplumun değer yargıları ve o dönemin siyasal ve politik yapısını dikkate almaktır. Objektif bir bakış açısı ancak bu şekilde sağlanmış olur. Ayrıca bir insanı efsaneleştirmek, kitaplara romanlara tekrar tekrar dökmek taraftarı değiliz. Çünkü bir fikre, düşünceye verilebilecek en büyük zarar o fikir ve düşünce sahibini efsaneleştirmek, putlaştırmaktır. Böyle bir durumda bütün nazar şahsa döner ve şahsın yokoluşu düşüncesinin de yokoluşu anlamına gelir.



    Biz de bu bağlamda 1876-1960 yılları arasında yaşayan, yaşamı ve mücadelesi üzerine taraflı tarafsız herkesin görüş beyan ettiği, buna rağmen anlaşılmayan ve çarpıtılmaktan kurtulmayan Saidi Kurdi’yi anlamaya ve anlatmaya çalışacağız.

    Saidi Kurdi’nin ölümünden sonra yazılan bazı kaynaklar kuşkusuz onun katılmadığı veya benimsemeyeceği yorumlarla doludur. Bu saptırmalar kendisinin müellifi olduğu eserlerinde dahi mevcuttur. Türkiye’deki farklı yapıların Saidi Kurdi hakkındaki tutum ve düşünceleri bu alandaki tartışmaları, özellikle Eski Said ve yeni Said dönemi ve onun Şeyh Said Kıyamındaki duruşuna bağlı olarak farklılık arz etmektedir. Onun dini ve milli kimliği bu anlamda oldukça fazla sorgulanmaktadır.
    Saidi Kurdi, eski Said olarak nitelenen dönemde hareketliliğiyle dikkat çeker. O dönemde yayınlanan dergi ve gazetelerde Kürtler ile ilgili makaleler yazar, çözümler önerir. O dönemde Şark ve Kürdistan, Kürt Teavun ve Terakki gazetesi Volkan Nizan Serbesti vb. isminde Kürt aydınlarının çıkardığı yayın organları mevcuttur. Üstad Bediüzzaman Kürtler’in perişan hallerini ve bunun çözüm yollarını dönemin şartlarına göre makaleler yayınlar. Bu mücadeleyi 1908 yılında İstanbul’a giderek Abdulhamit’e bir dilekçe ile Kürdistan’ın değişik üç bölgesinde okulların açılmasını istemekle başlatılır. O dönemde Bediüzzaman Kürtler’in cahillik, fakirlik ve keşmekeşliğinin eğitimsizliğe bağlı olduğunu görür ve bunun telafisi içinde özellikle ana dilde eğitimin yapılacağı, fen ve sanat derslerinin verileceği bir eğitim modelini başlatmak ister. Çünkü o dönemde Kürdistan medreselerinde sadece dini eğitimler veriliyor, bu da taassubu doğuruyordu. Bunun yanında pozitif bilimin gerekliliğine inanan Üstad Bediüzzaman, bu mücadelesinin karşılığını hazırlanan sahte bir rapor ile tımarhaneye gönderilmek şeklinde alır. Burada güdülen amacın bugün de olduğu gibi Saidi Kürdi’yi halkın gözünde küçük düşürmek, halktan koparmak ve O’nun önünü kesmekti.
    Yaşamında tımarhaneler, tefkivhaneler, zehirlenmeler ve sürgünler dahil olmak üzere birçok eziyet, zorluk ve zulüm gören Bediüzzaman’ın Eski Said ve Yeni Said döneminin de birbirine muhalif olduğu, zıt olduğu iddialarına katılmıyoruz. Bizce 1926 yılına kadar ki ismiyle Eski Said dönemi Yeni Said dönemine bir zemin, Yeni Said’in olgunlaşmasını sağlayan bir dönemdir. Yoksa birbiriyle çelişik olan, birbirini boşa çıkaran dönemler değildir. Bediüzzaman Saidi Kürdi, Divanı Harbi Örfi’de yazdığı ve söylediği herşeye sahip çıktığını ve söylediği her sözün arkasına durduğunu özetle şöyle açıklıyor; Ey paşalar, zabitler! Cem’i kuvvetimle derim ki: Ceridelerde neşrettiğim umum makalatımdaki hakikata nihayet derecede muassırım. Şayet zaman-ı mazi canibinden, Asr-ı Saadet mahkemesinde adaletname-i şeriatla davet olunsam, neşrettiğim hakikatı aynen ibraz edeceğim. Olsa olsa o zamanın ilcaatının modasına göre bir libas giydireceğim. Şayet müstakbel tarafa, üçyüz sene sonra tenkidat-ı ukala mahkemesinden tarih celbnamesiyle celb olunsam, yine bu hakikatları tevsih ve inbisat ile çatlayan bazı yerlerini yamalamak ile beraaber, taze olarak orada da göstereceğim.’’ (İçtimai Reçeteler 1-s. 60)
    Burada açıkça görüldüğü gibi Üstad hakkı haykırmaktan geri kalmıyor. Kendisinin yaşamı boyunca dünya namına bir zevk almadığını söyleyen Üstad'ın bugünkü sözde mirasçılarına baktığımızda her şeyden önce kendilerine rant sağladıkları Risale-i Nurlar'a tahammül edemeyip, tahrif ettiler. Çünkü hakikat ortada olduğu zaman kendilerini gizleyemezlerdi. Önce bu rahatlarını tehdit edecek hakikatleri yokettiler. Üstad'ın yaşanmış bir gerçekliği de dünya malından teberri ettiğidir. Ve hiçbir hakikati dünya yaşamına değişmemiştir. Bunu yine Divan-ı Harbi Örfi'de eğitime yönelik girişimini engellemek için sultanın vermek istediği rüşvete karşı çıkarak '' Sultan'ın maaş ve ihsan denilen rüşvet ve susma payını kabul etmedim. Reddettim. Milletimin namını lekedar etmedim. Aklımı feda ettim. Hürriyetimi terk etmedim. Ona boyun eğmedim. Başka sivrisinekler beni cebr ile değil, muhabbet ile kendilerine müttefik edebilirler ( (İçtimai Reçeteler 1-s. 52) şeklinde ifadet ediyor. Üstad dönemin sosyal ve siyasal zeminine göre 1926 yılına kadarki yaşamını aktif bir şekilde geçiriyor. 1925 yılında çıkan Şeyh Said kıyamı bahane edilerek sürgün hayatına gönderiliyor. Ayrıca Şeyh Sait kıyamı ile ilgili olsun, Bediüzzaman'ın bu olayla bağlantısı hakkında olsun, yazılı belgelerin yokluğu bu konuyu yorumlara bırakmıştır. Bizce Bediüzzaman'ın daha önce yayınlanan makaleleri olsun, yaşamı olsun, bu olaylara ışık tutacak durumdadır.İstibdat, tahakküm ve zülme karşı direnmekle yaşamını geçiren Üstad, kültür emperyalizmine muhalifliğiyle de dikkati çeker. Ayrıca emperyalizm ve dış tehlikeye karşı kararlılığını da görmekteyiz. Bİr ara Seyyid Abdulkadir, Emin Ali Bedirhan, Şükrü Mehmet ile birlikte İstanbul'daki Amerikan konsolosluğuna giden Saidi Kurdi ile oradaki yetkililer arasında sert bir tartışma geçer. Kürdistan haritasını gösterdiği bir sırada, Amerikan konsolosluğu ona dönerek ''bu bölgenin çoğunluğu üzerinde Ermenistan devleti kurulmaya karar verilmiştir'' demesi üzerine Üstad ''Kürdistan eğer deniz sahilinde olsaydı, Dritnavutlarınız ( savaş gemileriniz ) ile belki bu kararı uygulayabilirdiniz. Fakat Kürdistan dağlarına Diritnavutlarınız çıkamaz, bu kararınız da uygulanamaz.''( Zınar Silopi, Doza Kurdistan 1969, s. 54 )
    Bediüzzaman'ın meydanlardaki konuşmaları da çok hararetlidir. Özellikle meşru olan cumhuriyeti savunması ve bu konuyu dönemin Kürt aşiret reislerine telgraflar çekerek anlatması bizce önemli bir husustur. Yine bir yazısında '' Hürriyet denilen Sübhan ve Ağrı dağları gibi istikbalin cibali şahikasının tepesinde ayağa kallkmış ve esareti nefs altına girmeyi yasak etmiş ve gayra tecavüze izin vermeyen şeriata dayanmış olan Sultan-ı Hürriyet yüksek sedayla sizin gibi mazinin en derin derelerinde safdil ve dağınık bir kavme; Cehalet ve fakirliğe, yoksulluğa hücum için fen ve sanat ve silah başına, ileri arş!’’ emrini veriyor. Saidi Kurdi, hürriyet anlayışını ve dünyaya bakış açısını Kur’an ve Sünnet-i Seniye’den hareketle belirtiyor. Bunu yaparken de tavizsizliğini ve ilkelere bağlılığını yine Kur’ana uymakla koruyor.
    Kendisinin ifadesiyle meşru olan cumhuriyetin bütün kavimlerin saadeti olduğunu meşferetti şer’iyenin mayasıyla mayalandığını söylüyor ve şöyle sürdürüyor. ‘’Meşrutiyeti Meşrua, imtihan meclisine davet ediyor ki; sini rüşte buluğunuzu (olgunluk yaşınıza geldiğinizi) ve vesayet ademi ihtiyacınızı görmek istiyor. İmtihana hazırlanınız. Mevcudiyetinizi ittihat ile gösteriniz ve hakimiyeti milli ile fikri vicdani şahsiyetinizi, milletin kalb ve müşterek aklı gibi gösteriniz. Yoksa sıfır çekecek, hürriyet diplomasını elinize vermeyecektir.’’ (4) Bu belirlemesinden de anlaşıldığı gibi Bediüzzaman meşru cumhuriyetin bir öcü olmadığını, herkesin kendisini ifade edebileceği, her kavmin dilini, kültürünü yaşamasını gerektiğini savunan bir insandır. Bunların tabii ve fıtri haklar olduğunu savunmuştur. Ayrıca her kavmin hakkı olduğu gibi Kürt kavminin de ana diline sahip çıkması gerektiğinin ve ana dilin önemine değinerek ‘’İnsanda kaderin sikkesi(damgası) lisandır’’ diyor ve insaniyetin sureti resmi sahife-i lisan da görülür diyerek devam ediyor. ‘’Lisan-ı maderzade (anadil) tabii olduğundan elfazı (sözleri) davet etmeksizin zihne geliyor. Alış veriş yalnız mana ile kaldığından zihin çatallaşmaz. Ve o lisana giren bilgi taşın üzerine yazılmış nakış gibi baki kalır. Ve o milli dilin elbisesiyle görünen her ne olursa olsun, alışık olunduğundan beğenilmiş olur.’’ (5) Ve devamla Xelil Xeyali Efendiyi örnek gösteriyor. O dönemde Xelil Xeyali, Ziya Gökalp ile birlikte Kürtçe bir sözlük hazırlamıştır. Burada Ziya Gökalp’ten söz açılmışken Bediüzzaman’ın onunla bir karşılaşması olur. Onu eleştirmek ve içinde bulunduğu durumu ayıplamak için ‘’bir kelle soğanı bin kızıl elmaya değişmem’’ diyor.
    Said-i Kürdi’nin milliyetine, diline ve kültürüne yakın bir ilgi duyduğunu görüyoruz. Daha sonra Cumhuriyet döneminde gelişen tek şef, tek parti dönemiyle ezanın Türkçe okutulduğu, genelde Müslümanlar ve özelde Kürtler için çok zor geçen bir dönemde de Bediüzzaman’ın milliyetinden taviz vermediğini belirtmek gerekir. Bu yıllar özgürlüklerin kısıtlandığı, özellikle Kürtler’in çok ezildiği bir dönemdir. Said-i Kürdi kendi tabiriyle dindar bir cumhuriyetçi olarak sürekli ırkçılığın ve şovenizmin karşısında durur. Özellikle o dönemde kendisine dini ve etnik kökeninden dolayı baskılar yapılır. O bu baskıları menfi milliyetçilik olarak tanımladığı ırkçılığı, aşırı bir şekilde eleştirir. Dini kimliği yanında etnik kimliğine vurgu yapmaktan çekinmeyerek baskılara karşı çıkar.
    Bediüzzaman’ın ‘’fikri milliyet iki kısımdır. Bir kısmı menfidir, şeametlidir, zararlıdır, başkasını yutmakla beslenir’’(6) dediği milliyetçiliğe tahammül etmiyor. Ezanı Türkçe okutulduğu dönemde, kendisine Türkçe kamet getirmesini söylerler. O ise ‘’ İslamiyet ile eskiden beri imtizaç ve ittihat eden ciddi dindar ve dinine samimi ve hürmetkar Türklük milletine bütün bütün zıt bir suretle manasında Türkçülük namıyla tahrifdarane ve bidakarane bir fetva ile Türkçe kamet et diye benim gibi başka milletten olanlara teklif etmek hangi usul iledir? Evet hakiki Türklere pek hakiki dostane ve uhuvetkarane münesebattar olduğum halde, böyle sizin gibi Frenk meşreblerin Türkçülüğü ile hiçbir cihetle münasebetim yoktur. Nasıl bana teklif ediyorsunuz? Hangi kanun ile?... Eğer milyonlarca efradı bulunan ve binler seneden beri milliyetini ve lisanını unutmayan ve Türkler’in hakiki bir vatandaşı ve eskiden beri cihad arkadaşı olan Kürtler’in dillerini ona unutturduktan sonra bizim gibi ayrı unsurdan sayılanlara teklifiniz bir nev’i usulü vahşiyane olur. Yoksa sırf keyfidir.. Eşhasın keyfine tebaiyet edilmez ve etmeyiz.’’(7) şeklinde eleştirerek karşı çıkar. Bazılarının iddia ettikleri gibi Bediüzzaman Kürtler’i İslam ümmetçiliği içinde eritip yok etmek isteyen birisi değildir. O Kur’anın ışığında hayatına yön vermiş ve vefatına kadar da ilkelerinden taviz vermemiştir.
    Musa Anter’in tanımı ile ‘’en büyük Kürt dehalarınan birisi’’ olan Said-i Kürdi vefat ederken geriye bıraktığı mal varlığı; bir kamış sepet içinde iki mendil, bir çift çorap, iki don, iki fanile, kendisine mahsus entari, bir bez içinde bağlı yedibuçuk lira, bir seccade ve bir de ibriktir.(8)
    Baştan da değindiğimiz gibi onca hapis, işkence, zehirleme ve sürgünlerin tümü onurlu bir yaşamın bedelidir. Kararlı ve inançlı duruşu, insan olmanın ve Müslüman olmanın gereğidir. Bediüzzaman da bir Müslüman olarak yaşamı boyunca İslam dinine, Kur’ana inanmış olmanın gerekliliğiyle hakkın hatırını ali tutup hiçbir hakka feda etmemiştir.
    Gelecek yeni neslin ‘’Tuh o asrın gayretsiz adamlarına’’ demelerinden çekinip vazifesini yapmak ve Kur’anın sönmez ve söndürülemez bir güneş olduğunu ispatlamak sorumluluğuyla yaşadı.
    Allah’ın rahmeti üzerine olsun.
    Kaynaklar
    1- İçtimai reçeteler-1-s.60
    2- İçtimai reçeteler-1-s.52
    3- Zınar Silopi, Doza Kurdistan 1969, S.54
    4- İçtimai reçeteler-1-s.94-95
    5- İçtimai reçeteler-1-s.95
    6- Saidi Nursi, Mektubat
    7- Bediüzzaman Said Nursi age. S.403
    8- Musa Anter, Hatıralarım 1990 s.289

  2. #2
    Pürheves gündüzalp_58 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    176

    Standart

    merhaba muhakemat33 kardeş, hoş geldiniz.

    Asrın en büyük dava adamı, hayatının her dönemi ile müslümanlar için güzel ve nadide bir örnek olan Üstad Bediüzzaman Said Nursi hakkında güzel bir değerlendirme kaleme almışsınız. İman davasında yaptığı mücadelenin özünü vermeye çalışmışsınız.

    Ancak kafama takıldı, kusuruma bakmayın, bu kadar sözün üstüne ve altına, Said isminin peşinden "Kürdî" demek ihtiyacı nereden çıktı? Çünkü yazdığınız yazının özüne aykırı bir tarz tutturmuş oluyorsunuz.

    Amacınız, iman mücadelesinin asrımızdaki en düzgün örneğini tanıtmak mıdır? Yoksa buradan yola çıkarak, bir dönem "Kürdî" olarak tanınan Bediüzzaman'dan "kürtçülük" iddiasına delil bulmaya çalışmak mıdır? Eğer amacınız bir unsuriyet olarak kürtlerin de varlığına dikkat çekmekse, buna başka bir tarz bulmanız daha mantıklı olacaktır. Üstad'ın hayatı bu yaklaşıma müsait değildir. Tıpkı türkçülük yapmaya müsait olmadığı gibi. Ya da arapçılık vs. Bunu nakzeden cümleler zaten yukarıdaki yazınızda da var. Yazdığınız yazıyı biraz dikkatlice okursanız farkedersiniz.

    Bilmelisiniz ki, iman davasında şeytanın elemanları ve vartaları her yöntemi kullanmakta olup, milliyetçilik de bunlardan biridir. Bu davada (ki daha çok kişinin nefsiyle arasındaki mücadele davasıdır) Hakkı tutup kaldırma çabası içinde bulunurken madur veya mazlum olmak, başta Hz. Muhammed olmak üzere hiç bir nefsin hariç tutulmadığı bir imtihan unsurudur. Bu durum net olarak ortada iken, süfyan herkesi iman davasını kaybetmesi için farklı yönlerden yakalamış, uğraşmış ve uğraştırmıştır.

    Sözün kısası Said Nursi "Kürdî" olarak nam saldığı zamanlarda bile menfi milliyetçilik yapmamış ve yaptırmamıştır. O'nu bu tarzda lanse etmek ve tanıtmaya çalışmak, O'na karşı yapılan en büyük haksızlık olacaktır.

    Ma'as-selam.

  3. #3
    Ehil Üye Abdulbaki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Yaş
    55
    Mesajlar
    3.610

    Standart

    Bu makale niçin Said-i Nursi'yi anlamak değil de Said-i Kürdi'yi anlamak bunu biz sormaya hazırlanırken çok muhterem güzdüzalp_58 kardeşimiz bizim adımıza yazmış.Allah razı olsun.Yerinde ve gerekli bir mesaj olmuş.

    Biz ise hem insancasına, hem Müslümancasına yaşamak istiyoruz. (Bediüzzaman)


  4. #4
    Yasaklı Üye muhakemat33 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Mesajlar
    10

    Standart

    selamun aleyküm öncelikle duyarlılığınız için teşekkür ederim.
    yalnız unutulmamalıdırki üstadımız kürttür kürt olması hasibiyle said-i kurdi denmesinde bir beis olmasa gerek zira üstadın eski said eserlerini mutalaa ederseniz göreceksinizki kullandığı imzalar hep said-i kurdi'dir üstadın kendi hakkında imzası olarak kullandığı b tanımı biz neden kullanmayalım? hem neden kürt denince rahatsız oluyoruzki bakın mubarekler artık bazı şeyleri aşmamız lazım belli kalıplardan çıkmamız lazım üstadın yeni eserlerini okuduğumuz gibi eski eserlerinide okumamız lazım kaldıki üstad yeni said döneminde bile eski said eserlerini mutalaa etmiş ve okunmasını istemiş isteyene delil sunabilirim polemğe girmemek için uzatmıyorum ama bakın mesela üstadın kürtler hakkında okadar veciz sözleri var neden bu mazlum millete yani kürt millene bu reçeteleri sunmuyoruz biz bu reçeteleri yani üstadın eski said eserlerindeki kürtlere sunduğu reçeteleri bu halka sunmazsak ehli bid'a onlara musallat olur şuanki olaylara baktığımızdada zaten bu halkın yani (kürtlerin) onların eşinden gitmelerinin sebebi bir kurtarıcı olarak kendilerine onlaarı görmeleridir burdada suç bizimdir onalara yaklaşmadık reçeteleri sunmadık.. neyse konu baya bir uzun ayrı bir başlık altında açılabilecek bir konu. wesselam

  5. #5
    Vefakar Üye Sağ Yolun Yolcusu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    Bazen Giresun; Bazen Manisa
    Mesajlar
    484

    Standart

    Alıntı muhakemat33 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    selamun aleyküm öncelikle duyarlılığınız için teşekkür ederim.
    yalnız unutulmamalıdırki üstadımız kürttür kürt olması hasibiyle said-i kurdi denmesinde bir beis olmasa gerek zira üstadın eski said eserlerini mutalaa ederseniz göreceksinizki kullandığı imzalar hep said-i kurdi'dir üstadın kendi hakkında imzası olarak kullandığı b tanımı biz neden kullanmayalım? hem neden kürt denince rahatsız oluyoruzki bakın mubarekler artık bazı şeyleri aşmamız lazım belli kalıplardan çıkmamız lazım üstadın yeni eserlerini okuduğumuz gibi eski eserlerinide okumamız lazım kaldıki üstad yeni said döneminde bile eski said eserlerini mutalaa etmiş ve okunmasını istemiş isteyene delil sunabilirim polemğe girmemek için uzatmıyorum ama bakın mesela üstadın kürtler hakkında okadar veciz sözleri var neden bu mazlum millete yani kürt millene bu reçeteleri sunmuyoruz biz bu reçeteleri yani üstadın eski said eserlerindeki kürtlere sunduğu reçeteleri bu halka sunmazsak ehli bid'a onlara musallat olur şuanki olaylara baktığımızdada zaten bu halkın yani (kürtlerin) onların eşinden gitmelerinin sebebi bir kurtarıcı olarak kendilerine onlaarı görmeleridir burdada suç bizimdir onalara yaklaşmadık reçeteleri sunmadık.. neyse konu baya bir uzun ayrı bir başlık altında açılabilecek bir konu. wesselam
    "yalnız unutulmamalıdırki üstadımız kürttür kürt olması hasibiyle said-i kurdi denmesinde bir beis olmasa gerek" demişsiniz. Bence yanılıyorsunuz. Zamanında Said-i kürdî,Celaleddini Rûmi, Cüneydi Bağdadî gibi isimler o bölgede yaşadığına veya doğduğuna hürmeten denilmiştir. YAni üstad Osmanlı zamanında doğduğu Kürdistan adı verilen bölge dolayısıyla bu isimle yadedilmiştir. Yoksa milliyet ve ırk ayrımı gözetilmek suretiyle değil.
    Üstad kürd olabilir. Ama bunu hiçbir zaman milliyetçilik kanalıyla söylememiştir. Zaten o kendisini Nursî olarak tanıtmıştır.

    "neden bu mazlum millete yani kürt millene bu reçeteleri sunmuyoruz"
    Kardeşim nasıl sunulmuyor. Nur hizmetinin en hararetli olduğu yerlerin başında doğu bölgelerimiz geliyor. Sadece şu forumda bir müddet dursanız üyelerin büyük kısmının şarki anadolulu olduğunu anlarsınız. Bir de Allah layık olanın ellerine veriyor bu nurları. Yani bu nurlar insanları aramıyor, insanlar bu nurları aramalı.
    Yani Nur hizmetinde pozitif veya Negatif ayrım yok. Bazıları burunlarının ucundaki nuru görmüyorlar. Bazıları da bu nuru taa sibirya'dan ,amerikadan, avusturalyadan farkediyorlar.

    Ey nefsim! Bir dakika gülmeye bedel on saat ağlıyorsun.


  6. #6
    Yasaklı Üye muhakemat33 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Mesajlar
    10

    Standart

    Alıntı Sağ Yolun Yolcusu Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    "yalnız unutulmamalıdırki üstadımız kürttür kürt olması hasibiyle said-i kurdi denmesinde bir beis olmasa gerek" demişsiniz. Bence yanılıyorsunuz. Zamanında Said-i kürdî,Celaleddini Rûmi, Cüneydi Bağdadî gibi isimler o bölgede yaşadığına veya doğduğuna hürmeten denilmiştir. YAni üstad Osmanlı zamanında doğduğu Kürdistan adı verilen bölge dolayısıyla bu isimle yadedilmiştir. Yoksa milliyet ve ırk ayrımı gözetilmek suretiyle değil.
    Üstad kürd olabilir. Ama bunu hiçbir zaman milliyetçilik kanalıyla söylememiştir. Zaten o kendisini Nursî olarak tanıtmıştır.

    "neden bu mazlum millete yani kürt millene bu reçeteleri sunmuyoruz"
    Kardeşim nasıl sunulmuyor. Nur hizmetinin en hararetli olduğu yerlerin başında doğu bölgelerimiz geliyor. Sadece şu forumda bir müddet dursanız üyelerin büyük kısmının şarki anadolulu olduğunu anlarsınız. Bir de Allah layık olanın ellerine veriyor bu nurları. Yani bu nurlar insanları aramıyor, insanlar bu nurları aramalı.
    Yani Nur hizmetinde pozitif veya Negatif ayrım yok. Bazıları burunlarının ucundaki nuru görmüyorlar. Bazıları da bu nuru taa sibirya'dan ,amerikadan, avusturalyadan farkediyorlar.
    bu konuyu tartışmamız bile yalnış ve ehli nifakın eline koz vermektir bakın ben ayrı şey diyorum siz ayrı üstad kendine bizzat imzasıylan said-i kürdi demiş biz neden yok şunun için yok bunun için diyelimkine kendimizi üstadın yerine koymaktır bu bide Muhammed Celaleddin-i Rumi rumidir yani acem dir. neyse bak sevgili arkadaşım said-i kürdi üstad o namla biliniyordu ondan said-i kürdi deniyor zaten üstadın eski said döneminde hepinizin malumu bazı gazetelerde yazılar yazıyordu ve orlarda hep sonunda said-i kürdi demiştir bunu demesi haşa üstadın milliyetçilik yaptığı anlamınamı geliyor bide reçete derken lütfen doğru anlayalım elhamdulillah şuan kürdistanda rüsale hareketi had safhada sadece biizim şuan vanda 10 adet mülk olmakla birlikte onlar nur dersanelerimiz var ve oralardan onlarca üni talebesi yetişiyor o ayrı bi mevzu benim ordaki yani reçetedeki kastım üstadın içtimai reçetele isimli eseridir yani eski said eseleridir mesele bi örnek



    Ey Kürt Halkı!

    İttifakta kuvvet, ittihatta hayat, kardeşlikte saadet, hükümette saadet vardır.
    İttihat bağını ve muhabbet ipini güçlü tutun. Ta ki sizi beladan kurtarsın.
    Bana iyi kulak verin, size bir şey söyleyeceğim;
    Biliniz ki, korumamız gereken üç cevherimiz vardır;
    Birincisi: İslamiyettir ki, binlerce şehidimizin kanı pahasına olmuştur.
    İkincisi: İnsaniyettir ki, halkın nazarında akla uygun hizmetle yiğitliğimizi ve insanlığımızı bütün dünyaya göstermeliyiz.
    Üçüncüsü: Milliyetimizdir ki, bize meziyet vermiştir. Bizden öncekiler iyilikleriyle yaşıyorlar. Kendine yetebilen, milliyetini koruyup onların ruhlarını kabirlerinde şad eder.
    Bundan sonra bizi perişan eden üç düşmanımız vardır;
    Birincisi: Fakirliktir ki, İstanbul´daki kırk bin hammal buna delildir.
    İkincisi: Cehalettir ki, binimizin bir gazete okuyamaması bunun delilidir.
    Üçüncüsü: İhtilaf tır ki, kuvvetimizi kaybettiriyor, bizi terbiyeye müstehak kılıyor ve hükümet de kendi insafsızlığından bize zulmediyor.
    Eğer bana kulak verdiyseniz, iyi bilin ki, bizim çaremiz şudur;
    Biz üç elmas kılıcı elimize alalım ve düşmanı üstümüzden kaldıralım.
    Birincisi: Adalet, maarif ve okuma kılıcıdır.
    İkincisi: İttifak ve milli muhabbet kılıcıdır.
    Üçüncüsü: Kendine güven kılıcıdır.
    Böylece herkes kendi işini yapsın. Sefiller gibi kimsenin gücünden ümit beklemesin ve sırtını ona dayamasın.
    Son vasiyetim;
    Okumak ! Okumak ! Okumak !
    El ele vermek ! El ele vermek ! El ele vermek !

    Kürd Teavün ve Terakki Gazetesi , İstanbul, Sayı, 1, Tarih, 1908

    wesselam

  7. #7
    Ehil Üye Fehim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Yaş
    56
    Mesajlar
    1.866

    Standart

    Said-i Kurdi denmesini üstadın cihan şümül davasının unsuriyet aidiyeti ile sınırlama ihmimaline binaen hatalı buluyorum.Onun asıl davası "Nur"dur ve dolayısı ile Nursi ünvanı üstada daha muvafık düşmektedir.Üstadımız bu lakabı(kürdi) bir müddet kullanmış olabilir, bu o şartlarda çok yadırganmamıştır.Bu gün milliyetçilik ile müslümanların arasına fitne tohumları saçılan bu zeminde, menfi hale mutabık ünvanları lanse etmenin müsbet manada neler kazandırabileceğinin iyi mutalaa edilmesi elzemdir.

    Vesselam...

  8. #8
    Ehil Üye seyyah_salih - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    Şan(S)lıUrfa'DaN
    Yaş
    50
    Mesajlar
    15.435

    Standart

    Ben kürdüm..
    Ama üstadımın milleti nedir..
    Hangi etnik kökene mensuptur bu çok önemli değil...
    zira marifete muhatap olurken..
    Marifete ayna olmak etnik kökenle alakalı değildir..
    üstadımız tüm alem-i islamın yaralarını tedavi etmiş..
    ve onlar için Kur'ani çareler aramış ve Kurandan istinbat ederek yaralarımızın tedavileri için çareleri ortaya koymuştur..biz yaralarımızın tedavisne bakalım..zira bazı ayrıntılar bizi asıl maksuttan uzaklaştırır..
    Marifet ufku....

    Muhabbet denizinde çalan bir melodi gibidir

  9. #9
    Yasaklı Üye semerat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2008
    Mesajlar
    120

    Standart

    Bediüzzaman hazretleri kanımca Kürt ırkından doğduğu halde ne kürtlüğü nede türklüğü ön plana çıkarmış o ittihadı İslamı savunan bir Osmanlıydı

  10. #10
    Yasaklı Üye semerat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2008
    Mesajlar
    120

    Standart

    soru

    -kuzeyırak ve güneydoğuda kürdistan kurma meselesine üstad hazretleri hayatta olsaydı nasıl yaklaşırdı; farzedelim kurulan ülke islam olsun? 2-böyle bir devletin kurduğunu farzetsek ve ehli islam kürt kardeşlerimiz vatanı olarak nereyi benimsemeli, kürdistanı benimseler müsbet milliyetcilik olur mu. 3-üstad hazretlerinin türkce lazım kürtce caiz ibaresini kürtcenin unutulmıyacağının bir işareti; hatta kurulması ihtimal böyle bir ülkenin resmi dilinin işareti olarak terakki edebilir miyiz

    19-Kasım-2008 - 15:40:14 Cevabımız

    Değerli Kardeşimiz;

    Risale-i Nlurun geneline bakıldığında, bu zamanda dinsizlik fikrinden sonra, en tehlikeli ve zararlı fikrin menfi milliyetçilik olduğu çok rahatlıkla anlaşılır. Üstadın en sert sözler sarf ettiği ve müsamaha göstermediği fikir, inkarı uluhiyet ve ırkçılık fikridir. Dinimizde ırkçılık haramdır. Samimi bir Müslüman asla ve kata ırkçılık yapamaz, şayet yapıyorsa, samimiyetinde şüphe vardır. Bu genel hükümleri belirttikten sonra asıl konumuza geçelim.

    Üstadın hayatını ve fikirlerini incelediğimizde Üstadın İttihad-ı İslam taraftarı olduğu çok açık bir şekilde görülür.Yani Müslümanların bir çatı ve otorite altında olmasını savunuyor. Şimdiki zamanın ve zeminin böyle bir duruma müsait olmadığı, yani İslam ülkelerinin sınırlarını kaldırıp tek otorite ve tek devlet altında toplanmasının zor olduğu da bir gerçektir. Ama İslam birliğinin sağlanacağı başka tarz ve yollar da vardır. Bunların başında farklı devlet ve sınırların oluşturduğu siyasi ve iktisadi bir pakt olabilir. Yani Müslüman ülkeler ortak bir çatı altında birleşip, siyasi ve iktisadi bir güç haline gelebilirler. Zaten bu çağda da İttihad-ı İslam ancak bu tarz ile olabilir.

    İslam coğrafyasındaki kavimler iki çeşittir. Birisi köklü ve kesretli olan büyük kavimler, diğeri ise bu köklü ve kesretli kavimlerle etle tırnak gibi olan küçük ve ekalliyetteki kavimlerdir. Büyük kavimler genelde Araplar, Türkler, Farisilerdir. Küçük kavimler ise, yüzlerle ifade edilebilir. Zaten tarihte hilafet de bu büyük kavimlerin elinde, diğer kavimlerin yardımı ve kardeşliği ile sürdürülmüştür. Bu yüzden etle tırnak haline gelen büyük kavimlerle küçük kavimlerin ayrışması hem mümkün değil, hem de akıl karı değildir.

    Mesela, Türk milleti ile Kürt milleti etle tırnak olmuş iki kavimdir. Bunların ayrışıp, farklı devlet kurmaları mümkün ve vaki değildir. Bin yıl iç içe yaşamış ve akrabalıklar kurmuş bu kavimlerin ayrışması bir felakettir. Zira Kürt kavminin önemli bir bölümü batıya göç etmişlerdir. Mesela Diyarbakır’ın nüfusu yedi yüz bin ise İstanbuldaki, nüfusu bir buçuk milyondur.Yani iki kavmin ayrışması, hem coğrafi olarak hem nüfus olarak hem iktisadi olarak hem kardeşlik bağları olarak hem de İslam açısından mümkün değildir. Üstad da bu fikri asla ve kata kabul etmiyor. Bir avuç dinsiz Türk milliyetçileri ile Kürt milliyetçileri istiyor diye bu bağlar koparılmaz.

    Osmanlının yıkılması ile yerine kurulan yeni rejim, kuruluş felsefesi olarak dinden uzak Türk ırkçılığını kabul etmiştir. Diğer küçük kavimlerin kimliklerini yok saymıştır. Bugün bazı ırkçı hareketleri besleyen ve teröre sevk eden devletin bu kuruluş felsefesidir. İslam dininde hiçbir kavmin kimliği, dili, örfü, ırkı yok kabul edilmez ama bunun yanında ırkçılığa da müsaade etmez. Yani kavimlerin bir birlerini tezyif ve inkarı kati bir surette yasaklanmıştır.

    Kavimlerin kendi dillerini muhafaza etmesi ve bunu konuşması en tabi haklarıdır. Bir çok milletin oluşturduğu bir devlette, resmi bir dilin olması gereklidir. Ama resmi dilin dışında her kavim ve millet kendi dilini konuşup muhafaza edebilir.

    Üstadın doğuda tasarlamış olduğu Medresetü'z-Zehra projesinde okutulacak diller için; Arapça vacip, Türkçe lazım, Kürtçe caizdir, demesinde, Kürtçenin resmi bir devlet dili olması anlaşılmaz. Tam tersine olarak caiz diyerek; konuşulması, öğrenilmesi meşru, fakat zorunlu değildir anlamı çıkar. Zira lazım ile vacip te bir zorunluluk manası vardır ama caiz de ise sadece kişinin kendi tercih manası hükmeder. Yani bu medresede Arapça ve Türkçe zorunlu dillerdir. Kürtçe ise isteğe bağlıdır. Dileyen bu dili kullanıp öğrenebilir.

    Kuzey Irak, bölge olarak zaten Türkiye’nin bir parçasıdır. Ama zalim Avrupa devletleri bu bölgeyi hile ve baskılar ile bizden kopardılar. Tarihte Türk ve Kürt unsuru daima beraber olmuşlardır. Şimdi suni ve kasıtlı olarak Kuzey Irak bölgesi Türkiye aleyhine kullanılmaya çalışılıyor. Burada Siyonistlerin ince ve derin hesaplarını görmeyen ve bu bölücü çeteye taraftar olanlar, dolaylı olarak hem İslam’a hem de bin yıllık kardeşliğe ihanet ve vefasızlık göstermiş oluyorlar. Irkçılık belası batının hastalıklı zihninin insanlığa bulaştırdığı bir mikroptur. Bunun ilacı ise İslam kardeşliği ve İslam milliyetçiliğidir. Dünyada bulunan bütün Müslümanlar bir millettir. Bunun karşısında olanlar da küfür milletidir. Saflarımızı iyi seçmemiz gerekir.

    Özet olarak; Üstadın fikirleri içinde ayrı bir Kürt devleti yoktur. Türk milleti ile Kürt milleti bir birine kenetlenmiş ve akraba olmuş iki şerefli millettir. Ayrışmayı ve bölünmeyi istemek ise, Siyonizm’e hizmet, İslam birliğine ihanettir.

    Selam ve dua ile...
    Sorularla Risale-i Nur Editör


    http://www.sorularlarisaleinur.com/s...w_qna&id=17739

Konu Kapatılmıştır

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Kur’an Her Zaman-Anlamak İçin Oku - Elham Bu Animasyonu
    By LaLeTuTKuNu in forum Klip, Video, Film ve Animasyon
    Cevaplar: 23
    Son Mesaj: 20.03.09, 15:24
  2. Said-i Kürdi
    By kafkaskartalı in forum Bediüzzaman'ın Hayatı (Eski, Yeni ve Üçüncü Said Dönemleri)
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 26.11.08, 13:27
  3. Cevaplar: 25
    Son Mesaj: 22.11.08, 20:52
  4. Efendimiz’i (S.A.V.) Anlamak ve Yaşamak
    By delailinnur in forum Hz. Muhammed (S.A.V)
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 30.03.08, 00:22

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0