+ Konu Cevaplama Paneli
10. Sayfa - Toplam 10 Sayfa var BirinciBirinci ... 8 9 10
Gösterilen sonuçlar: 91 ile 95 ve 95

Konu: Nurdan Hatıralar/Bediüzzaman'ın Hayatından Menkıbeler

  1. #91
    Dost sadbo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2009
    Bulunduğu yer
    İstanbul-Isparta Arası
    Yaş
    26
    Mesajlar
    10

    Standart

    Bu da benden olsun
    Bu anlatacağım amca afyonda ama hizmetle çok fazla alakasının olmadığı belli ama üstadın dersini dinlediğinden olacakki dine sadık bir amca.

    Afyonda hapisken hapis memurları tarafından kısmen ajan olarak gönderilmiş biri

    Üstadla ilginç anıları olmuş tecride alınırken yanında hizmet edenlerden biri memurlara nasıl direndiğini ve onlara nasıl kafa tuttuğunu anlatıyor.
    Üstad kızdı mı kimse yaklaşamazmış korularından ve tecride alınacağını duyunca o güzel hiddetini yine göstermiş

    Birkeresinde de diğermahkümlar büyükce bir sıcan yakalamışlar ve onla oynuyolarmış üstad amca ya hasangit şunları durdur günahtır demiş ama hasan amca bir türlü durduramamış bunları ve içlerinden birinin parmağını ısırmış bu sıcan ve üstad öyle bir sırıttıki ben onun bir tek orda güldüğünü gördüm ama ne gülüştü diyor.

    Dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım umarım düzgün olmuştur selametle

  2. #92
    Ehil Üye Şahide - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    9.198

    Standart

    Ali Osman Ağabey, üstadın talebesi Sıddık Süleyman Efendiden naklen anlatıyor:

    Üstad, barla'nın bir tepesinde tabiatla bütünleşmiş bir halde namaz kılmış, dua etmektedir.Bu sırada, yarım metrelik bir yılan ona doğru gelmektedir.
    Bediüzzaman'ın sırtı yılana dönük durmaktadır.Ancak daha geride bulunan talebeleri yılanı görmüş ve heyecanlanmışlardır.Ancak Üstada daha yakın olan Zübeyir Gündüzalp, onların yılana müdahalesini önler ve eliyle dokunmayın. işareti yapar.

    Yılan gelir ve başıyla Bediüzzaman'ın cübbesine arkasından dokunur.Sıddık Süleyman çok heyecanlanır.Ama yine müdahaleye müsade yoktur.
    Biraz bekledikten sonra, yılan başını bir kez daha Üstadın cübbesine dokundurur.

    Ancak Bediüzzaman, duasına ara vermez.

    Nihayetnde üçüncü kere yılanın dokunuşunu duyan Bediüzzaman, arkasına döner ve der ki:
    Sen biraz sabredemez misin!

    Bu durumu gören talebelerinin heyacanı son haddine gelmiştir.Bediüzzaman, biraz daha dua eder ve Zübeyir, kaldır! der.
    Zübeyir Gündüzalp, hemen gelip seccadesini kaldırır.Yılan da oradaki deliğe akıp kaybolur.

    Meğer Bediüzzaman'ın seccadesini tam yılanın deliğinin üzerine sermişler...

    Vehbi Vakkasoğlu-Başkasının Günahına Ağlayan Adam





    Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek
    Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek!

    Mehmed Akif Ersoy


  3. #93
    Ehil Üye YıldızMisal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Yaş
    35
    Mesajlar
    2.694

    Standart

    Alıntı Meyvenin Zeyli Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Zübeyir Gündüzalp ağabey anlatıyor:

    ''Üstad nefsimizi terbiye ederdi. Ziyarete gelenler meyve filan gibi hediyeler getirirlerdi. Biz almıyorduk, ama onlar Üstada yalvarıp yakarıp bazılarını veriyorlardı. Üstad kabahati bizde buluyor, 'Nefsiniz istedi, ben de almak zorunda kaldım.' derdi. 'Teberrüktür.' diyerek gelen meyveyi tavana astırır, bir ay tefekkür etmek üzere asılı bırakırdı. Çürümek üzereyken aşağıya indirir, 'Teberrük atılmaz.' diyerek kabuğuyla beraber bize yedirirdi. Zehir gibi acısıyla tiksinerek onu öyle zorla yerdik ki, ondan sonra gelecek bir ziyaretçinin önce elinde hediye olup olmadığına bakar, engellemeye çalışırdık.''
    Konu YıldızMisal tarafından (29.11.09 Saat 18:58 ) değiştirilmiştir.

  4. #94
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart


    Nurdan HUYUT
    huyutnur210@gmail.com
    Bediüzzaman’ın boyun eğmedikleri
    12 Ocak 2010 Salı 00:31
    İlmin izzeti için padişaha bile boyun eğmeyen Bediüzzaman
    Sultan Mehmet Reşad ve Bediüzzaman bir merasim sırasında tanıştılar...
    Meşrutiyetin imzalanması sebebiyle Saray'da merasim tertiplenince,
    Bu tanışıklıktan ötürü Bediüzzaman'ı da devrin alimleriyle beraber davet ettiler...
    Fakat padişahın huzuruna çıkanlar, önce padişahın saçağını öpecekler,
    Sonra yerlerine oturacaklardı...
    Bu kurala herkes uymuştu...
    Hatta bazıları saçağı öpmekle kalmamış, padişahın eteklerini bile öpmüştü...
    Sonra içeri Bediüzzaman girdi...
    Dik ve vakur adımlarla yürüyerek, padişahın önüne kadar geldi...
    Fakat eğilmeden, sadece elini göğsüne götürerek:
    “Esselamu aleyküm” dedi...
    Bu durum padişahın hemen dikkatini çekmişti...
    “Kim bu adam acaba? Beni mahalle muhtarı mı zannetti?”
    “Niçin böyle selam etti?”diye sordu yanındaki Paşa'ya...
    Paşa duruma şaşırmamıştı...
    Çünkü padişahın önünde eğilmeyen kişiyi iyi tanıyordu...
    “Efendim, bu zat feleğe baş eğmeyen bir zattır.”
    “Lakabı Bediüzzaman, ismi de Said'dir” diye durumu toparlamaya çalıştı...
    Bu durum dindar olan Sultan Reşad'ın hoşuna gitmişti.
    Orada bulunan alimlere şöyle seslendi:
    “Ben şimdiye kadar ilmin izzetini muhafaza eden pek az insan gördüm.”
    “Hakiki alim, işte böyle ilmin izzetini muhafaza edenlerdir.”(1)
    Bediüzzaman padişaha bile boyun eğmemişti...
    Bu bir saygısızlık değil, sadece ilmin izzetini muhafaza içindi...
    Darağacıyla yapılan tehdide boyun eğmeyen Bediüzzaman 1909
    Bediüzzaman tüm yaşamı boyunca her ne çekmişse,
    Her nereye gitmişse,
    Her nerede olursa olsun,
    Kalem ve kağıdı elinden bırakmamıştır...
    Risale-i Nur eserlerinin neşrinden önce de bir çok gazete de makaleleri yayımlanan bir yazardı o...
    Bunlardan en meşhuru belki de Volkan gazetesidir...
    Fakat tabii yine cesurca, korkusuzca yazdığı yazılar,
    Bazılarının oyununu bozmaktadır...
    Hemen kendilerinden bekleneni tatbik ederler ve Bediüzzaman’ı Divan-ı Harbe verirler...
    Suçu “31 Mart hadisesinde tarihçi bir rol oynamak” olarak belirlenir...
    On kişinin darağacında asılı durduğu bir gün,
    Bediüzzaman’ı asılı duranların göründüğü bir odaya getirirler...
    Onların karşısında Bediüzzaman'ı sorgulamaya başlarlar...
    Bediüzzaman tehdit edildiğini anlayarak;
    “Bu aslanlarla beraber gitmeye hazırım.”
    “Beni oraya nefyetmek bana ceza değil...”
    “Zaten bana Peygamberime kavuşmak için bir pasaport lazımdı...”
    “Bu vesileyle onu bulmuş oldum.”
    “Sizin elinizden gelirse beni vicdanen tazip ediniz,
    “Ve illa başka suretle azap azap değil...Benim için şandır”
    “Bu haydut hükumet zamanı istibdada akla husumet ederdi.”
    “Şimdi de hayata adavet ediyor...”
    “Eğer hükumet böyle olursa yaşasın cünun, yaşasın mevt!”
    “Zalimler için yaşasın Cehennem...”
    Ve daha bir çok sözler sarf eden Bediüzzaman bu davadan beraat eder...
    Onu tehdit edenlere boyun eğmeyen Üstad,
    Beyazıt meydanından, Sultanahmet’e kadar:
    “Zalimler için yaşasın cehennem” diye bağırarak ilerler...(2)
    Evet biz de seni tasdik ediyoruz ey büyük Üstad!
    “Zalimler için yaşasın Cehennem...”
    Sana zulmedenler için, “Yaşasın Cehennem...”
    Rus kumandanı önünde ayağa kalkmayan Bediüzzaman 1916
    Bediüzaman ayağı kırıldığı için esir düştüğünde...
    Uzun bir yolculuğun ardından gurbet ellere, Rus diyarına getirilir...
    Kosturma vilayetinin Kilogrif kasabasına...
    Bir gün Nikola Nikolaviç adında bir komutan, esirlerin yanına gelmiştir...
    Bütün esirler ayağa kalkar, el pençe divan dururlar komutanın önünde...
    Fakat bir kişi vardır ki,
    Bediüzzaman...
    Ne el bağlıyor, ne de ayağa kalkıyor...
    Komutan hiddetle soruyor tercümana:
    “Beni tanımadılar mı?”
    Bediüzaman cevap veriyor:
    “Evet. Tanıdım. Nikola Nikolaviç’tir. Çarın dayısıdır. Kafkas cephesi baş komutanıdır.”
    “O halde niçin hakaret ettiler?” diye soruyor bu defa Nikola Nikolaviç.
    “Ben kendilerine hakaret etmiş değilim.”
    “Ben mukaddesatımın emrettiğini yaptım” diye cevaplıyor Üstad sakince.
    Baş komutan, anlam veremediğinden bir soru daha soruyor Üstada:
    “Mukaddesat ne emrediyormuş...?”
    Cevap oldukça anlamlı veriliyor...
    “Ben müslüman alimiyim.Benim kalbimde iman vardır.”
    “Kendisinde iman olan bir şahıs, iman olmayan şahıstan efdaldir.”
    “Ben ona kıyam etseydim mukaddesatıma hürmetsizlik yapmış olurdum.”
    “Onun için ben kıyam etmedim.”
    Nikola Nikolaviç daha çok sinirleniyor:
    “Şu halde bana imansız demekle beni,
    “Şahsımı, ordumu milletimi ve çarı tahkir etmiş oluyor.”.
    “Derhal sorguya çekilsin.” diye emir veriyor...
    Zaten Resulullah’a (asm) varmak değil mi tek isteği?
    Zaten bir pasaport aramıyor mu ebediyete göçmek için?
    Zaten anadan, babadan, candan geçmemiş mi bu arzu uğruna?
    İyi ya işte o pasaportu veriyorlar eline...
    İdam kararı çıkıyor onun bu haline...
    Ve müsaade istiyor infaz için gelenlerden sevinçle...
    “Müsaade ediniz. On beş dakika vazifemi ifa edeyim” diyerek,
    Hemen koşuyor seccadesine...
    İki rekat namaz kılınca...
    Başkomutan anlıyor yaptığının yanlışlığını...
    “Beni affediniz” diye yalvarıyor...
    “Sizin beni tahkir için bunu yaptığınızı zannediyordum.”
    “Hakkınızda kanuni muamele yaptım. Fakat şimdi anlıyorum ki,
    “Siz bu hareketinizi imanınızdan alıyorsunuz.”
    “Ve mukaddesatınızın emirlerini ifa ediyorsunuz.”
    “Hükmünüz iptal edilmiş, dini salahiyetinizden dolayı şayanı takdirsiniz.”
    “Sizi rahatsız ettim. Tekrar rica ediyorum. Beni affediniz.” diyor... (3)
    Bediüzzaman, Rus kumandanına bile dini uğruna boyun eğmiyor...
    Namaz için hakime boyun eğmeyen Bediüzzaman 1949
    Afyon mahkemesinin son duruşmasında akşam ezanı okunur...
    Bunu fark eden Bediüzzaman hemen ayağa kalkarak duruşmayı yarıda keser:
    “Ben namaz kılacağım” der... Hakim:
    “Kaza edersin” deyince,
    “Kaza olmaz, ben namaz kılacağım” diye ısrar eder
    Ve kalem odasında namazını eda eder...
    Halkın hatırı için, Hakkın hatırını feda etmeyerek vazifesini ifa eder... (4)
    Ankara Valisi Tandoğan'a boyun eğmeyen Bediüzzaman 1945
    Ankara Valisi Nevzat Tandoğan...
    Vilayette Said Nursi ile görüşmek ister.
    Memurlar Bediüzzaman'ı valinin yanına getirirler.
    Memurlar dışarı çıkarken,
    Kapı önünde bekleyen Selahaddin Çelebi içerideki konuşmalara şahit olur...
    Çünkü orada çalışanlardan biri içeri girmiş, çıkarken de kapıyı açık bırakmıştır...
    Tandoğan'ın isteği Bediüzzaman’ın sarığını çıkarması ve kıyafetini değiştirmesidir...
    Bediüzzaman bu...
    Hiç boyun eğer mi?
    Hiddetle şöyle seslenir:
    “Ben sizin ecdadınızı temsil ediyorum.”
    “Kıyafet kanunu münzevilere tatbik edilmez.”
    “Ben dışarı çıkmıyorum. Beni icbarla siz çıkarıyorsunuz.”
    “Bu baş bu sarıkla beraber çıkar, sen de başından bul!”
    Bu esnada odacı dışarıdan gelir...
    Elinde yirmibeş kuruşluk adi bezden yapılmış eski bir kasket vardır...
    Belki de bunu Bediüzzaman’a giydirmektir niyeti...
    Valinin odasına girer...
    Fakat Bediüzzaman, jandarmalarla beraber hızlıca çıkar Tandoğan'ın odasından...
    Onu dinleyen talebesine de:
    “Selahattin Korkma…Korkma!...Allahaısmarladık…” diye seslenir...
    Polis ve jandarmalarla yürüyüp gider...
    Kudretli vali Tandoğan'a ne mi olur?
    Bir cinayet olayına adı karıştığı için,
    Bir gece kendi silahını başına dayayarak intihar eder,
    Ve olayın sabahında evinde ölü bulunur...
    Başından bulan Vali, Bediüzzaman’ı otoritesine boyun eğdirememiş,
    Fakat kendisi aynı feraseti gösteremeden,
    Elleriyle yaptıklarına boyun eğmiştir... (5)
    Isparta'da kalmasını emir veren iradeye boyun eğmeyen Bediüzzaman 1960
    Son günlerini yaşayan bir biçareyken,
    Bir asır, zamanının güzelliğini uğurlamaya hazırlanırken,
    Bediüzzaman ismi, bu dünyada silinmeyecek biz iz bırakırken,
    Ve asrın dahisi, doksanına merdiven dayamışken,
    Hastayken,
    Gurbetteyken,
    Kimsesizken,
    Türlü işkencelerden geçmiş vücudu,
    Artık tahammül sınırlarını çoktan aşmışken,
    O halinden bile korkuyordu zamanın otoriteleri...
    Korksunlardı da,
    Değil mi ki o, maneviyat itibarıyla,
    Bir Said değil, elli bin asker kuvvetindeydi...
    Fakat o bu kuvveti kullanmayı seçmedi..
    Ona emredilmişti,
    “Isparta veya Emirdağ sınırları içinde yaşaması uygun görülmüştür...”
    Fakat o Bediüzzaman...
    Feleğe boyun eğmemiş,
    Hakime boyun eğmemiş,
    Padişaha boyun eğmemiş,
    Bu haksız muameleye mi boyun eğecek?
    Hemen arabasını hazırlatır...
    Urfa yollarına düşer...
    Ebedi yolculuğuna çıktığını biliyordu...
    Amacı Urfa'ya defnedilmekti...
    Ama hal öyle olmasa da o yine özgürlük için,
    Kimseye boyun eğmeyecekti...
    Zaten bunun ispatını, doksan senelik hayatıyla herkese gösterdi...
    Kaynaklar:
    1-Necmeddin şahiner Nurs Yolu syf 57
    2-Necmeddin Şahiner Bilinmeyen tarafleriyle Bediüzzaman syf 103
    3-Necmeddin Şahiner Bilinmeyen taraflariyle Bediüzzaman syf 149
    4-Necmeddin Şahiner Son şahitler 1. cilt syf 17
    5-Necmeddin Şahiner Birlinmeyen taraflariyle Bediüzzaman
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  5. #95
    Ehil Üye hicap - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    1.035

    Standart

    Said Nursi 80'inde bile hayat doluydu

    Son Şahitlerden Mustafa Sungur anlatıyor:
    Üstadımız Bediüzzaman Said Nursi ile Isparta'dan Emirdağ'a veya Emirdağ'dan Isparta'ya gelirken yolda, takside Hz. Üstad boş durmaz, bazen okur, çok zaman dikkatle etrafı temaşa eyler, tefekkür eder, canlı bir haletle yola devam ederdi...
    Varacağımız yere geldiğimizde Üstad, bakardık; canlı, şevkli kış ise sobayı yaktırır, gelen mektupları okur ve bizi çağırır, beraber ders yaptırırdı. Yorgunluk yerinde, canlı, hayattar bir halet izhar ederdi. Halbuki ******en yaşındaydı... Evet çok calib-i dikkat bir halet! Biz ise çok zaman yorgun olurduk.
    (Son Şahitler)

    TAİF' TE TAŞLANMAK;MEDİNE'DE AÇ KALMAK; UHUD'DA YARALANMAKDA SÜNNET...


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Hatıralar…
    By BiRDüNYaUMuT in forum Edebiyat
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 22.09.13, 21:17
  2. Üstadımızdan Hatıralar....
    By gamze-i_dilruzum in forum Bediüzzaman'ın Hayatı (Eski, Yeni ve Üçüncü Said Dönemleri)
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 12.09.13, 13:41
  3. Bediüzzaman'ın Hayatından Tesbitler
    By efnan_nur in forum Bediüzzaman'ın Hayatı (Eski, Yeni ve Üçüncü Said Dönemleri)
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 26.11.09, 02:41
  4. Ağabeylerden Hatıralar
    By muhibbülkurra in forum Bediüzzaman'ın Talebeleri
    Cevaplar: 13
    Son Mesaj: 21.08.08, 11:27
  5. Bediüzzaman'ın Hayatından 3 Tablo
    By Meyvenin Zeyli in forum Bediüzzaman'ın Hayatı (Eski, Yeni ve Üçüncü Said Dönemleri)
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 15.01.07, 20:44

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0