+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 9 ve 9

Konu: Eski ve Yeni Said Üzerine Düşünceler...

  1. #1
    Yönetici SeRDeNGeCTi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    34
    Mesajlar
    5.901

    Standart

    Eski Said ve Yeni Said Üzerine Baz? Düşünceler
    (Abdussamet Demir’in verdiği seminerin notlar?d?r. Biraz uzun fakat yararl? olacağ?n? düşünüyorum.)


    Bir çok yönden özgün bir şahsiyet olan gerek yazd?klar?yla ve gerekse hayatta iken hareketleriyle çok değişik alanlarda derin etkiler meydana getirmiş Said Nursi, kendi hayat?n? Eski-Yeni olarak ayr?lm?şt?r. Said Nursi taraf?ndan yap?lm?ş olan bu dönemler üzerinde düşünmeyi amaçlayan bu çal?şman?n asl?nda nas?l bir zor alan olduğu çal?ş?l?rken fark edilmiştir. Bu konuyla ilgili olarak doğrudan yap?lm?ş bir çal?şman?n olmamas? bile sadece zihni tembellikten olmad?ğ? belki konunun hem zorluğu hem de bir anlamda tabu olmas?ndan kaynaklanmaktad?r. Dikenli bir ağac?n kabuklar?n? soyman?n zorluğunu anlatan arap atasözünde olduğu gibi, konu sadece çetin olmakla kalmay?p ayn? zamanda hem çal?şan biri olarak beni hem de muhataplar?n baz? yaralar?n? kanatabilir. Onun için çal?şmam?zda öncelikle bizzat Bediüzzaman Said Nursi’nin eserlerine başvurmay? esas ald?k.


    Said Nursi uzun olan yaşam?n? iki ana döneme ay?rmaktad?r: Eski Said ve Yeni Said


    Yeni Said Eski Said ay?r?m?n? yapan bizzat Yeni Said olduğuna göre, mümkün mertebe çal?şmam?z? Yeni Said’in Eski Said’i değerlendiren beyanlar?na ve bu beyanlar?n yorumlar?na dayand?rmaya çal?şt?m.


    Said Nursi üzerine yap?lan fikir eksersizlerinin önündeki ciddi engellerden biri de, bu alanla ilgili olarak düşünce hürriyetinin k?smen bizler taraf?ndan Bediüzzaman’? savunmak ad?na yapm?ş olduğumuz daraltmalard?r. Risale-i Nur’un farkl? şekillerde anlaş?lmas? ve yorumlanmas? her nedense, nurcular taraf?ndan çok iyi karş?lanmamakta, bu şekilde farkl?l?ğa aç?k bir anlay?şa en az?ndan pratikte pek fazla hakk? hayat tan?nmam?şt?r. Asl?nda korkulmas? gereken risalenin farkl? şekilde yorumlanmas? değil, aksine, onun tek bir şekilde anlaş?lmas? tehlikelidir. Böyle bir anlay?ş risalenin donuklaşmas?na sebebiyet verebilir. Risalenin tek bir şekilde anlaş?lmas?, risale etraf?nda oluşmas? gereken düşünce zenginliğini ciddi bir şekilde etkilemektedir.


    Sadece sorular?n cevaplar?n? bilen, buna karş?n kendi sorular? olmayan veya sorgulamayan bir cemaat yap?s? içinde Said Nursi’nin iyi anlaş?labilmesi mümkün değildir. Cemaat yap?lar? için ciddi bir zenginlik kaynağ? olan bireysellik çoğu zaman bir tehlike kaynağ? olarak görülmüştür. Halbuki, ayn? kökten gelmelerine karş?n “bireycilik” ile “bireysellik”çok farkl? hususlara denk gelmektedir. Kanaatimce bireysellik cemaat yap?lar? ile çelişin bir kavram değildir. tersine, cemaat için önemli bir zenginlik kaynağ?d?r. Bir cemaatin bireylerinin bağ?ms?z kişilikler halinde olmas?, ciddi bir zarar değildir. Ancak, bu ayk?r?l?k, birbiriyle rekabet eden, birbirine karş? kuşkuyla bakan bir yap?ya bürünürse o zaman zararl? olur. Onun için cemaat yap?lar? bireyselliği teşvik eden ve bireyselliğin yeşermesine zemin haz?rlayan ve bunu çoğaltan bir yap?y? gerek düşüşünce düzeyinde ve gerekse pratikte gerçekleştirmek durumundad?rlar.


    Yaşad?ğ?m?z ülkelerin koşullar?na benzer bir şekilde, Bediüzzaman’?n fikir dünyas?n?n baz? cepheleri üzerinde yap?lm?ş veya yap?lacak çal?şmalar?n Bediüzzaman’a ve onun davas?na zarar vereceği refleksi bu alan?n hakk? olmas? gereken düşüncenin aç?klanmas? hürriyetini ciddi anlamda cendere alt?nda tutmaktad?r.


    Said Nursi takipçilerinin, kabul ettikleri ve dünyalar?na taş?d?klar? Said Nursi ve Risale-i Nur’u bir başkas?ndan aynen beklemeye haklar?n?n olmad?ğ?n? öncelikle belirtmemiz gerekir. Bu anlamda Said Nursi ile ilgili yerleşik kabulleri sorgulayan veya eleştiren düşüncelere hakk? hayat tan?yan bir atmosferin oluşmas?, Said Nursi etraf?nda oluşacak düşünce zenginliğinin önemli şartlar?ndan biridir. Teorik olarak belki k?smen kabul ettiğimiz, eleştiri hakk?n? pratikte göstermediğimiz zaman Bediüzzaman’?n ifadesiyle “ hakk? kelam verilse sonra muaheze edilse biçare milleti ateşe atmak için bir plan”la karş? karş?yay?z demektir.


    Hayat?n?n hemen her safhas?nda düşüncesini ifade etmekten dolay? mağdur edilen Said Nursi’nin, takipçilerinin, herkesten daha çok düşünceyi aç?klama hürriyetinin değerini bilmesi gerekir. Çünkü insanlara hangi gerekçe ve saik ile olursa olsun, bask? yapan bir yönetim vahşi bir hayvandan daha fazla zararl?d?r. Yeri buras? olmamakla beraber, Konfüçyus’a bu sözü dedirten olay? anlatmadan geçemeyeceğim. Konfüçyüs ve talebeleri Thai dağ? eteklerinde gezerlerken, bir kad?n?n ağlad?ğ?n? görürler. Talebelerinden biri neden ağlad?ğ?n? sorunca : Kad?n:Çok ac? çekiyorum. Bu çevrede bir kaplan var. Önce kay?n pederimi parçalayarak öldürdü, sonra kocam? ve şimdi de oğluma vahşice öldürdü. deyince Konfüçyüs söze kar?şarak “öyleyse niçin başka bir yere gitmiyorsun?” diye sorar. Kad?n şu ilginç cevab? verir: “Çünkü, buralarda insanlara bask? yapan bir devlet yok.” O zaman bilge Konfüçyüs öğrencilerine şunlar? söyler: “Kad?ncağ?z hakl? çocuklar?m, bask? yapan devletler kaplanlardan daha korkunçtur. Bunu hiç unutmay?n?z.”


    Unutmamak gerekir ki, bütün hürriyetlerin temeli ve esas? düşünceyi aç?klama hürriyetidir. Düşüncenin aç?klanmas? ile yerleşik kabullerimiz sorguland?ğ? zaman, bunlara tepki vermemiz “insani” bir tav?rd?r. Ancak, yerleşik düşüncelerimiz sorgulanmas? s?ras?nda zorlansak bile kendimizi devaml? olarak değişime aç?k tutmak durumunday?z. esas olan bizim yerleşik kabullerimiz değildir. Esas olan hakikat?n ortaya ç?kmas?d?r. Bu anlamda hakikati ortaya ç?karmaya yönelmiş her düşünce kendi içinde hürmete değerdir. Hakikat?n keşifine yönelmiş bir düşünceyi yanl?ş bile bilsek onun bir doğru ihtimali taş?yan bir yanl?ş olduğunu unutmamak gerekir.


    Düşüncesinin doğruluğuna inanan ve bu anlamda özgüveni olan kişiler ve gruplar ayk?r? düşünceleri sadece bir zenginlik olarak görürler. Gerek Eski Said’in ve gerekse Yeni Said’in başkalar?n?n düşüncelerini aç?klanmas?ndan hiçbir korkular? olmam?şt?r. Aksine onlar? en ayk?r? düşüncelerini aç?klamalar?na “hodri meydan “ diyerek davet etmektedir. Bu tav?r savunduğu hakikatlere olan güveninden kaynaklanmaktad?r. Tart?ş?lmaya kapal? yasak alan yoktur. Tart?şman?n etik değerlerine uymak şart?yla. Risale-i Nur üzerinde tart?şma kültürü ve hoşgörünün gelişmesine ciddi ihtiyaç vard?r. Sadece övmenin olduğu yerde bağnazl?k kaç?n?lmaz olarak vard?r. Tart?ş?lmaya ucu aç?k olmayan düşünceler bugün için yeterli olsa bile yar?nlar için yetmeyebilir. Gülü herkes sever, ama yaln?z güllerle bezenmiş papatyas?z, kardelensiz, lalesiz... tez düze bir yap? noksan bir güzelliğe işaret eder. Bu anlamda Risale-i Nur ve Bediüzzaman etraf?nda tabular oluşturmaya kimsenin hakk? yoktur. Kanaatimce tabu konulardan biri de Eski Said ile Yeni Said ay?r?m?d?r. Eski Said ile Yeni Said’i bütüncül olarak anlama gayreti, yerleşik kabullere bazen ters gelebilir.


    Eski Said- Yeni Said ifadaleri bizzat Bediüzzaman Said Nursi’ye ait olup eserlerde oldukça s?kl?kla ifade edilmektedir. Yeni Said Eski Saidden bahsederken birçok yerde esefli bir dil kullan?r ve onu tenkit eder. Eski Said’i en iyi tan?yan Yeni Said’dir. Bizzat Bediüzzaman taraf?ndan yap?lm?ş bu ayr?m?n neliğini, nas?ll?ğ?n? ve niceliğini doğru olarak tespit edebilmek, bu ay?r?m? kabul etmekle ve farklar? görerek Eski Said ile Yeni Said i birbiriyle kavga ettirmeden bir bütünü yakalamak –aradaki fark? da atlamadan-gibi bir gayretin içindeyiz. Bediüzzaman’?n hayat?n?n bir kesitini Eski Said bir kesitini de Yeni Said olarak adland?rmas?n?n ne anlama geldiğini veya gelmediğinin araşt?r?lmas?nda nur talebeleri aras?nda iki ana temayülün olduğu görülebilmektedir.


    Bu temayüllerden birine göre, Bediüzzaman Said Nursi’nin hayat? ve bütün eserleri bir bütündür. Birbiriyle çelişen hiçbir yön yoktur, her yazd?ğ? eserin kendi makam?nda riyaseti vard?r. Eski Said döneminde yaz?lm?ş kitaplar?n özellikle içtimai ve siyasi alanlarda önceliği varken; Yeni Said döneminde yaz?lm?ş olanlar?n ise, iman merkezli olmas? sebebiyle bu makamda önceliği vard?r. Bediüzaman’?n Eski Said döneminde yazd?klar?n?n bütünü de risale-i Nur külliyat?ndand?r. Yeni Said Eski Saidi destekler, bu ay?r?m kemale doğru giden bir süreci ifade eder. Bu görüş sahiplerinin en çok başvurduklar? metin Eski Said’e ait gazetelerde neşrettiği bütün hakikatlerde ?srarc? olacağ?na dair.



    “Gazetelerde neşrettiğim umum hakikatte nihayet derecede mus?rr?m. Şayet zaman-? mazi canibinden, Asr-? Saadet mahkemesinden adaletname-i Şeriatla davet olunsam, neşrettiğim hakaiki aynen ibraz edeceğim. Olsa olsa, o zaman?n ilcaat?n?n modas?na göre bir libas giydireceğim. Şayet müstakbel taraf?ndan üç yüz sene sonraki tenkidat-? ukala mahkemesinden tarih celpnamesiyle celp olunsam, yine bu hakikatleri, tevessü ve inbisat ile çatlayan baz? yerlerini yamalamakla beraber, taze olarak orada da göstereceğim. Demek hakikat tahavvül etmez; hakikat hakt?r “olan bu beyanad?r.


    Bediüzzaman’?n bu ifadelerinden yazd?klar?n?n bütününde kendisinin ?srarc? olduğu, zaman?n ilcaat?yla ortaya ç?kmas? kaç?n?lmaz olan baz? tashihler d?ş?nda fikirlerinde herhangi bir değişiklik olmad?ğ?d?r. Asl?nda bu görüş sahiplerine göre, Eski ?le Yeni Saidler aras?nda hiçbir fark yoktur. Fark gibi görünen husus konjoktüreldir. Düşünce düzeyinde bir farkl?l?ktan bahsetmeye imkan yoktur. Yeni Said Eski Saidin hayat?nda görülen harika durumlara sahip ç?kmamak ad?na böyle bir ay?r?m? yapm?şt?r. Kanaatimce Risale i Nur talebelerinin büyük bir k?sm? bu görüştedir.


    ?kinci grubu oluşturanlara göre Eski Said Yeni Said ay?r?m? bizzat Bediüzzaman Said Nursi taraf?ndan yap?lm?ş olduğundan bu ay?r?m oldukça önemlidir. Eski Said’in neden eski hayat?n? devam etmedi ve Eski Said neden Yeni Said’e ink?lap etti? Sorular?n?n cevaplar?n?n aranmas? gerekir. Eğer, birincilerin görüşüne göre hiçbir fark yoksa Bediüzzaman Said Nursi’nin hayat?n? Eski ve Yeni diye ay?rmas? bir fantazimidir? Eski Said döneminde yaz?lm?ş ve Risale-i Nur şemas?na bizzat Bediüzzaman Said Nursi taraf?ndan dahil edilmemiş olan eserler ile Risale-i Nur külliyat? aras?nda ciddi bir fark vard?r ve bu fark özellikle birinci dönemde yaz?lm?şlar aleyhine yeni dönemde yaz?lm?şlardan yana tav?r almak şeklinde ortaya ç?kar. Eğer Eski Said ile Yeni Said aras?nda herhangi bir fark yoksa böyle bir ay?r?m abesle iştigal anlam?na gelir.




    Hemen belirtmek gerekir ki, Nur talebeleri içinde Eski Saidçiler _ Yeni Saidciler şeklinde bir isimlendirme yoktur. Ancak, bu yapm?ş olduğum ay?r?m zihinsel bir kategori olarak vard?r ve risale okumalar?nda olduğu gibi tav?r al?şlarda da kendini aç?kça belli eder. ?çtimai hayatla, insan hak ve özgürlükleriyle, adalet, meşveret, yönetim biçimleri gibi daha ziyade kelami şeriat? ilgilendiren alanlarla ilgilenen nur talebeleri eski –yeni ay?r?m?n? yapmayanlardan oluşurken, ancak, bahsedilenleri kendi dünyalar?nda yeterince dahil etmemiş olanlar ise, adeta Eski Said’i görmezlikten gelirler, pek okunmazlar ve hatta zaman zaman okunmas?na yasaklar konur. Al?nan tav?r? eski Saidin eserleri ile izah etmek pek mümkün olmaz denilebilir. Ne ?srail- Filistin savaş? ne de Amerika’?n Afganistan’da yapt?klar?n?n ne de Irak karş? girişlen operasyonlar?n fazlaca bir yeri yoktur. Ne de yaşad?klar? ortamda yap?lan insan haklar? ihlalleri, ne gelirin dağ?t?m?ndaki adaletsizlik ( ki Eski Said’de “maişetteki müsavats?zl?k “ y?lan?n yuvas? olarak tehlikeli görülmesine rağmen ) ilgilenilen bir alan olmaktan ç?km?şt?r. En ?l?man söylemle onlara göre “vazifemiz değildir “.


    Bediüzzaman’?n takipçilerinin d?ş?nda kalanlar özellikle siyaset ile ilgili olanlar Eski Said ile ilgilidirler. Bunlar?n içinde de özellikle “?slamc?lar “ daha çok Eski Said’de gönderme yaparlar ve adete Yeni Said görmezlikten gelinir veya Yeni Said’in tavr? ve hareketi eskisine göre sönük görülür. Eski Said Yeni Said bütünlüğü içinde Said Nursi okunmad?ğ? için Nur talebelerinin siyasal tav?rlar? bunlar taraf?ndan çokça eleştirilmiştir. Bütüncül bir bak?ş aç?s? geliştirilmediğinden dolay? bunlar Yeni Said’e hakk?yla nüfuz edememişler. ?nsan hak ve hürriyetlerinin savunulmas?n? kendisine şiar edinmiş olanlar da Eski Said’le daha çok ilgilidirler.


    ESK? SA?D’?N YEN? SA?D’E DÖNÜŞÜM TAR?H? VE GERÇEKLEŞMES? SÜREC?


    Bediüzzaman’?n anlat?m?ndan ES’den YS’e geçisin kesin bir tarihi vermek pek mümkün görünmemektedir. Ancak, bu dönüşümün bir süreci kaplad?ğ? rahatl?kla görülmektedir. Bediüzzaman’?n bu dönüşüm zaman?n? ve de dönüşümün nas?l gerçekleştiğini aç?klamak bak?m?ndan 26. Lem’a olan ?htiyarlar Risalesindeki birçok rica bize yard?mc? olmaktad?r. Bediüzzaman’?n bu dönüşümün büyük bir k?sm?n? ?htiyarlar Risalesinde anlatmas? çok anlaml? görünmektedir. Asl?nda ES ‘in YS’e dönüşümünün başlang?c?n? Bediüzzaman’?n Rusya’da esarette iken, tek baş?na kald?ğ? Volga nehrinin kenar?ndaki tatarlar?n camisine kadar götürmek mümkündür. 9. Rica’da Bediüzzaman bu camide kald?ğ? uzun gecelerinde uyan?k kald?ğ?n? ve Volga nehrinin kenar?nda, derin gaflet uykusundan muvakkaten uyand?ğ?n? bize söylemektedir. Bu gecelerdeki iç alemiyle ilgili hesaplaşmadan sonra, art?k ES gibi insanlar?n içtimai ve sosyal hayat?na kar?şmamaya karar verdiğini ve geri kalan ömürünü inzivalarda veya mağalarda geçirmeye karar verdi. Art?k O değişik bir ruh haletine girmiş bulunmaktayd?. Bu dönemde ES daha çok inzivay? tercih ederek, Abdulkadir’i Geylan-i, Gavs-? Azam ve diğer manevi rehberlerin dua ve zikirlerini terkarlayarak, kendini alabildiğince d?ş dünyadan çekmeye çal?şm?şt?r. Özellikle Cevşenül kebir kendi dönüşümünde etkili olmuştur. Bütün bunlardan sonra kendi ifadesiyle enesini mağlup etmiş bir YS. doğmuştur.


    Kendi ifadelerinde bu arada “her nefis ölümü tadacakt?r” ayetinin ikaz?nda s?kl?kla rab?ta-i mevt ettiğini görmekteyiz. Bu dönemde Bediüzzaman henüz 45 yaş?ndad?r. ?şte Yeni Said’in doğuşu tam bu süreçte gerçekleşmiştir. Bu aray?ş sürecinde Bediüzzaman, kendisinin ak?l ve fikrini hikmeti felsefe ile yaral? olarak hissetmektedir. Bu dönemde Bediüzzaman hem aklen, hem fikren hareket eden ehli hakikat arkas?ndan giderek, bu yaralar?n? tedavi etmeye uğraş?rken, hangisinin arkas?ndan gideceğini karar vermeye çal?ş?rken, ?mam-? Rabbani ona gaybi bir tarzda “Tevhid-i k?ble et” derken, Eski Said “Üstad-? hakiki Kur’an’d?r. Tevhid-i k?ble bu üstadla olur”diyerek doğrudan doğruya Kur’an’a yönelmiştir. (1277).




    Bu yolculuğunun önemli bir boyutu, iç alemde nefsiyle d?ş alemde ise tabiat tağutlar?yla mücadelesini ve onlar? mağlup etmesiyle ilgilidir. Fatihan?n sonundaki ayetin işaret ettiği, üç yolu Lemeat’ta anlat?rken, bu yollar?n nelere denk geldiğini tahlile tabi tutar. Ayn? konuyu YS. yeniden 30. sözde yeniden ele al?rken bu üç yolu anlat?r. ?şte YS. doğuşu kendini bundan böyle s?rat-? müstakim olan Kur’an’?n cadde-i kübras?nda bulmas?d?r. Eski Said bu üç yoldan özellikle ikinci yolun baz? düşüncelerinden etkilendiğini, bu dönüşüm sürecinde bütün bunlardan ar?nd?ğ?n? söyleyebiliriz.




    Dönüşüm tarihi ile ilgili olarak şunu söyleyebiliriz: kendi ifadelerinde Eski Said ile Yeni Said’in ayr?lma tarihlerini Rusya’dan firar ederek 1918 ‘de Istanbul’a gelmesinden iki sene sonra 1920 senesinin sonunda başlayarak 1921 de bittiği söylenebilir. Nitekim 17. Lem’an?n mukaddemesinde “ Şu notalar ve Arabi risaleler. Yeni Said’in en evvel hakikat ilminden bir derece şuhud suretinde göründüğü için, tağyir edilmeden mealleri yaz?ld?. Gerek mesnevi ve gerekse notalar telif tarihleri 1921 den başlayarak 1923 de bitmiştir. (Badilli sh. 459).


    Ayr?ca, kendisinin Ankara hükumeti taraf?ndan Ankara’ya davet edilmesini anlat?rken, 26. Lem’an?n yedinci ricas?nda “ Bir zaman ihtiyarl?ğ?n başlang?c?nda Eski Said’in gülmeleri Yeni Said’in ağlamalar?na inkilap ettiği hengâmda, Ankara’daki ehl-i dünya, beni Eski Said zannedip oraya istediler, gittim... (Lemalar sh. )Bediüzzamann Ankara’ya çağr?l?ş?n?n 1922 senesinin sonlar? olduğunu düşündüğümüzde Yeni Said’in dönüşümünün bu tarihten önce olduğu anlaş?lmaktad?r. Bediüzzaman’?n Ankara’dan küsüp Van’a gitmesinden sonra, ki bu vakitte 46 yaş?ndad?r- o güne kadar giymiş olduğu milli k?yafetini, ç?kararak ulemaya mahsus elbiseleri giyinmeye başlamaşt?r. ( Bad?ll? I. Sh. 371)


    Yine 1921 Ekiminde telif edilen Lemaat adl? eseri için daha sonra yazd?ğ? bir mektupta “ Her iki Said’in iştirakiyle bir tek Ramazan’da iki hilal ortas?nda “ yaz?ld?ğ?n? söyler ( Bad?ll? sh. 460). Bu beyan? bize Eski Said’in yeni Said’e geçişinin bir süreç içerisinde gerçekleştiğini söyler.


    Yine 23 sözde kendisini Yeni Said’e döndürmüş olan bir hikayeden bahsetmektedir ve bu temsili vak?’an?n ömrünün 45. y?l?nda gördüğünü söyler. Bu da 1922 ye denk gelir.




    Dönüşüm tarihlerinin tespitinin önemi şuradad?r : Daha ziyade Eski Said’in Yeni Said’e dönüşümünü konjoktüre dayal? olarak izah etmek isteyen, yani kurulmuş veya kurulacak olan tek parti yönetimini gören veya sezen Bediüzzaman taktik değiştirerek siyaseti terk ettiğini söyleyenlere karş?l?k, bu değişimin konjoktürle hiçbir alakas?n? olmad?ğ?n? söyleyenler aç?s?ndan bu dönüşüm tarihi anahtar olabilecek bir görev üstlenebilir. Eski Said’in Yeni Said’e dönüşümünü kendisinin Ankara’ya çağr?l?ş?ndan sonrandan başlatt?ğ?m?z zaman siyasal dönüşümünün as?l etken olduğunu, buna karş?n dönüşüm tarihini daha erken zamandan başlatt?ğ?m?z zaman tav?r al?şta kurulmak istenen tek parti yönetiminin etkisinin olmad?ğ?n? veya tali olduğunu söylenebilir. Gerçek şu ki, Bediüzzaman’?n siyaseti terk edişinde 1920’lerden itibaren kurulmaya başlanan yönetimin etkisi vard?r. Nitekim kendisi de 1911 y?l?nda neşredilmiş ve 1950 den sonra kendisi taraf?ndan gözden geçirilerek yay?nlanm?ş olan Münazarat adl? eserinde “Eski Said, Nur’un parlak hasiyetlerinden gelen kuvvetli ümit ve tam teselli ile siyaseti ?slamiyete alet yaparak hararetle hürriyete çal?ş?rken diğer bir hissi-i kablelvuku ile dehşetli ladini bir istibdad-? mutlak?n geleceğini bir hadis-i şerifin manas?ndan anlay?p elli sene ever haber vermiş. Said’in teselli haberelerini o istibdad-? mutlak yirmi beş sene bilfiil tekzib edeceğini hissetmiş ve otuz seneden beri “ Euzu billahi mineşşeytani vessiyase” deyip siyaseti b?rakm?ş Yeni Said olmuştur” diyerek yaşad?ğ? zaman diliminin kendi dönüşümü üzerinde ne kadar etkili olduğunu söyler. (sh. 1943).


    Her zaman?n bir hükmü var diyen de kendisidir. Kendisini zamandan veya mekandan soyutlayarak yap?lacak tahlillerimiz de sağlam bir zemine dayanmaktan mahrum kalabilir. Kanaatimce, Eski Said’in yaşad?ğ? Osmanl? ortam? devam etseydi bile Bediüzzaman Yeni Said yöntemiyle bir hizmete devam edecekti. Böyle bir düşünce aksi Bediüzzaman’? Türkiye hudutlar? dahilinde hapsetmek olur.


    Eski Said’in Yeni Said’e dönüşümü sadece siyaset ile ilgili bir olay değildir. Siyasetin terki veya siyasetle iştigal eden farkl? saidler belki oldukça önemli kilometre taşlar?d?r.


    Kanaatimce Nursi’nin Eskiden Yeniye dönüşümünü sadece Türkiye’de siyaset dünyas?nda meydana gelen değişiklikle izah edenleri hakl? gibi gösteren en önemli şey, Said Nursi’nin hayat?n? Eski ve Yeni olarak ay?rd?ğ? dönemin Türk tarihinin ana dönemleriyle örtüşmesinden kaynaklanmaktad?r. Eski Said Osmanl? bitiş tarihiyle bitmekte, Yeni Said Türkiye Cumhuriyetinin kurulmas? tarihiyle sanki başlam?ş gibi bir örtüşme, bu yarg?ya varanlar?n temel hareket noktas? olmaktad?r.




    Eski Said’in Yeni Saide dönüşüm tarihleri siyasal hayat bak?m?ndan oldukça demokratik bir ortam? yans?t?r. ?lk meclis içinde verilen demokratik mücadeleyi ve özellikle ikinci grup ile ortaya ç?kan ortam? düşündüğümüzde Bediüzzaman’?n eski Said’den Yeni Said’e dönüşümünü siyaset alan?n?n darl?ğ? ile izah etmek mümkün değildir. Birinci Meclise ?ngilizlere karş? verdiği mücadele sebebiyle dikkati çektiğinden Ankara davet edilen Bediüzzaman birinci mecliste Hüseyin Avni’nin baş?n? çektiği ve oldukça güçlü olan ikinci gruba destek verebilir ve bunlar? siyasal alanda destekleyebilirdi. Ancak, bütün bu demokratik mücadele ortam?n?n varl?ğ? Bediüzzaman’? cezb edeceği yerde aksine onu siyasetten uzaklaşt?rm?şt?r. Bizimle beraber çal?ş tekliflerine karş? ç?karak “ Yeni Said öteki dünyaya çal?şmak istiyor. Sizinle beraber çal?şamaz. Fakat size de ilişmez. Evet ilişmedim ve ilişilenlere değil iştirak, değil temayül, bir teessüf ettim. “(Bad?ll? cilt 1. sh. 456. ). Ancak, bizzat Bediüzzaman’?n ifadelerinde Ankara çağr?l?rken Türkiye de tek parti yönetimin kurulmas? arzular?n?n hissettiği ve siyasal alanda yap?lacak bir şeylerin olmad?ğ?n? belirten beyanlar da yok değildir. (Şualar, Envar Neşriyat sh. 333). Bu beyanlar dönüşümdeki etkilerden biri olarak kabul edilir yoksa dönüşümün tek baş?na bununla izah?na cevap veremez. Asl?nda dönüşümü Türkiye’de ki baz? siyasal gelişmeler ile izah etmek Bediüzzaman ve Risale-i Nur hareketini yerelleştirmek anlam?na da gelir. Halbuki, Bediüzzaman’? ve eserlerini sadece Türkiye’de gelişen siyasal veya dini hayatla ilgili tahribatlara karş? gelen ve çap?n? sadece buna indirgemek çok doğru bir bak?ş aç?s? oluşturmaz. Yeni Said’in özelde muhataplar? Türkiye insan? iken, onun risale-i nur’a biçtiği görev daha geniş ve tarihsel olarak daha eskilere kadar gider.


    Ancak, bütün bunlar Eski Said’in Yeni Said’e dönüşümünde şartlar?n hiçbir tesiri olmad?ğ? anlam?na gelmez. Çünkü, Bediüzzaman ‘da ibnüzamamand?r. Bediüzzaman’?n baz? düşüncelerini ve mücadele yöntemini bulunduğu zamandan bağ?ms?z olarak değerlendirmek bizi yanl?ş sonuçlara götürebilir. Teşbihte hata olmas?n nas?l ki, esbab? nüzul ve esbab? vurud birçok ayet hadisin anlaş?lmas?nda önemli bir role sahip ise, Bediüzzaman’?n düşünceleri ve mücadele tarz?n? tarihi bağlam?ndan bağ?ms?z olarak yorumlanmas? doğru olmaz. ?kinci meşrutiyet ortam?nda gazetelerde yazd?ğ? makaleler o günün şartlar? dikkate al?narak ona göre değerlendirmeye tabi tutulmak gerekir. O günün şartlar? bağlam?nda okunmas? ve yorumlanmas? Eski Said’in gazetelerde neşrettiği makalelerin tarihin derinliklerinde kalan makaleler olarak onlara bakmam?za imkan tan?maz. Aksine bize düşen o tarihi bağlam? iyi anlay?p oradan günümüze yeni şeyler üretmektir. Eski Said bugün yaşasayd? şu olay karş?s?nda bunu söylerdi diyebilmek için bu eski metinlerin yukar?da belirtildiği üzere okunmas? ve “şunu söyleyecekdi” yi Eski Saide ait yaz?lardan bulup ortaya ç?karmak bize düşen bir görev olarak durmaktad?r.


    Cemal Kutay taraf?ndan Said Nursi isminin Teşkilat? Mahsusa ‘da görüldüğü belirtilmiş ise de Bediüzzaman’?n teşkilat? mahsusada çal?şt?ğ? iddias? tamamen yanl?ş olduğu gibi, bu unvan?n da bu tarihlerde kullan?ld?ğ? doğru değildir. Bediüzzaman Kürdi lakab?n? Van’dan sürgün edilip Burdur’a geldiği zamana kadar kullanmaya devam etmiştir. En az?ndan 1923 y?l?na kadar yay?n dünyas?nda bu ismi ve lakab? kulland?ğ? kesindir. Çünkü, 1923 y?l?nda kulland?ğ? Ankara’da yeni gün matbaas?nda bast?rm?ş olduğu arapça “habab “ ve “ Zeylül Habab” adl? eserlerinin kapaklar?nda bu isim ve lakab?n kulland?ğ?n? görmekteyiz. ( Bad?ll? sh. 193). 1930’larda yaz?lan 16 Mektup’ta kendisine Said-i Kürdî denildiğini bunun ise bir ayr?mc?l?ğa işaret ettiğine dair soruya da detayl? bir cevap vermesi, kendisi taraf?ndan kullan?lmayan bir lâkab?n baz? kesim taraf?ndan kullan?lmaya devam ettiğini göstermektedir. Hatta öyle ki, neredeyse bütün cumhuriyet tarihi boyunca kendisine karş? bir k?s?m çevreler taraf?ndan kullan?lan Kürdî lakab?- Cumhuriyetin Soyad? kanunu kabul etmesine karş?n- kürt hareketinin 1980’den sonra ciddi bir sorun olarak ortaya yeniden ç?kmas?ndan sonra ayn? çevreler bu Kürdi’yi Nursî’ye çevirmekte hiçbir sak?nca görmemişlerdir.




    SA?D’?N YAZDIĞI ESERLER


    Eski Said ile Yeni Said ay?r?m?nda en temel noktalardan biri bu dönemde yaz?lan eserlerin ayr?m?nda kendini göstermektedir. Bediüzzaman genç yaş?ndan itibaren eserler telif etmeye başlam?ş ve bu telifat hemen hemen ömrünün sonuna kadar devam etmiştir. Bizzat Bediüzzaman Said Nursi’nin kitaplar?na bakt?ğ?m?zda kendisinin yazd?klar? ile ilgili olarak üçlü bir ay?r?m?n yap?ld?ğ?n? görebiliriz : Bunlardan birinci eski Said Döneminde yaz?lanlar, ikincisi Yeni Said döneminde yaz?lanlar ve nihayet eski Saidle Yeni Said’in beraber yazd?klar?. Belki bir dördüncü grup ise eski said’in yazd?klar? ancak Yeni Said’in yeni said döneminde yaz?lanlara dahil ettiği eserler.
    Konu MuhammedSaid tarafından (25.05.07 Saat 00:37 ) değiştirilmiştir.
    Anlamını Bilmediğiniz Kelimelerin Üzerine Çift Tıklayınız...

    Sual: Belki onlar eski hali istiyorlar?
    Cevap: Size kısa bir söz söyleyeceğim; ezber edebilirsiniz: İşte, eski hal muhal; ya yeni hal veya izmihlâl...
    (Bediüzzaman Said Nursi)


    Ne hayal, ne kuruntu hakikat istiyorum.
    Hakikat, hakikat, hakikat istiyorum!.. (Osman Yüksel SERDENGEÇTİ)




  2. #2
    Vefakar Üye MuhammedSaid - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Gaziantep
    Yaş
    32
    Mesajlar
    388

    Standart

    Alıntı SERDENGEÇT? Nickli Üyeden Alıntı


    Eski Said yazd?klar? eserler şunlard?r;


    l. Arapça “Reçetet-ül Avam”veya “ El Ekrad”1912,


    2. Reçetet-ül Ulema veya Saykal-ül ?slam 1912


    3. El Hütbet-üş Şamiye, 1911-1912 iki bask?


    4. Türkçe Münazarat, 1911


    7. Türkçe Deva’ül Ye’s, 1911


    8. Nutuk, 1912.


    9. Türkçe Divan-? Harbi Örfi ve Said-i Kürdî 1911-1912 ?ki bask?


    ?şaratül ?caz


    Yukar?da say?lan eserler salt Eski Said dönemi eserleridir.


    Tam Yeni Said’e geçilmeden telif edilmiş baz? eserlerde tarihsel olarak Eski Said dönemi eserleri aras?nda zikredilebilir. Bunlar aras?nda Mesnevi Nuriye, Lemeat, Sunuhat gibi eserleri zikredebiliriz. Bunlara ?şaratül ?caz adl? kitab? da ekleyerek diyebiliriz ki, bu eserler Eski Said ve Yeni Said’in müşterek telifat?d?r. Çünkü Bediüzzaman?n bu meyanda beyanlar? vard?r.


    Bediüzzaman bir yerde Lemaat için Eski Said’in son telifat? olarak bahsetmekte iken, başka bir yerde ise Eski Said ile Yeni Said’in iştiraki ile yaz?ld?ğ?ndan bahsedilir.




    Bediüzzaman’?n Eski Said’den Yeni Said’e geçiş dönemi eserleri, muhteva olarak bir yönüyle Eski Said dönemi eserlerine benzemektedirler. Başka bir aç?dan olarak Yeni Said dönemi eserleriyle büyük paralellikler arz etmektedirler. Ayn? şekilde 1918 –1923 y?llar? aras?nda kendisinin beş senelik hayat?, mücadele yöntemi bak?m?ndan Eski Said’e benzerken, ahiret ehli olarak elini dünyadan çekmesi, akli tefekkürden ziyade kalbi tefekküre yönelmesi Yeni Said’e benzemektedir.




    Eski Said’in yazd?klar?n? sadece kitaplarla s?n?rl? tutmakta doğru olmaz. Çünkü eski said ayn? zamanda meşrutiyet ortam?nda yay?nlanan Serbesti, Kürt Teavün ve Terakki Gazetesi, ?kdam, Sebilülreşat ve Volkan gibi birçok gazetede makaleler de yazm?şt?r. Bu makalelerin önemli bir k?sm? Volkan’da yay?nlanm?şt?r. Sadece Volkan gazetesinde Bediüzzaman imzas?n? taş?yan 18 adet makale mevcuttur.


    2. Yeni Said’in yazd?klar? genel olarak Risale-i Nur külliyat?ndan ibarettir. Risale-i Nur külliyat?na dahil edilmiş olan Barla, Emirdağ Lahikalar? ve kendi talebelerinin mahkeme müdafalar? da Risale-i Nur külliyat?na kendisi taraf?ndan dahil edilmiştir.


    4. Nihayet telifatlar aras?nda eski Said döneminde yaz?lm?ş olup yeni Said’in risale-i nur şemas?na dahil etmiş olduğu eserler. ?şaratül ?caz ve Lemeat adl? eserleri sayabiliriz.






    ESK? SA?D DÖNEM? VE ESERLER?N?N KISA B?R ANAL?Z?.




    Eski Said’in anlaş?lmas? için;


    1. Eski Said’in yaşad?ğ? dönemin siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik şartlar?n iyi tahlil edilmesi gerekir.


    2. Eski Said kime karş? yazmakta idi. muhataplar?n?n bilinmesi gerekir.


    3. Eski Said’in yaşad?ğ? dönemde siyasal iktidarla ve muhalefetle ilişkisinin ortaya ç?kar?lmas?,


    4. Eski Said’in kullanm?ş olduğu kavramlar o günün bağlam?nda ne ifade ettiğinin araşt?r?lmas? ve cevapland?r?lmas?n?n yap?lmas? gereklidir.




    Eski Said’in hayat kesitine bak?ld?ğ?nda, Osmanl?’n?n tamamen dağ?lma sürecine denk geldiği görülür. Bu dönem şartlar?n?n Eski Said’in düşünceleri üzerinde etkili olduğunu rahatl?kla gözlemleyebilmek mümkündür. Eski Said doğuda tasavvufla dolu bir çevrede büyümesine karş?n, tasavvufun onun düşüncesi üzerinde ne kadar etkin olduğunu dair çok fazla kan?t yoktur denilebilir.


    Eski Said’in düşüncelerini etkileyen harici faktörler nelerdir? diye düşündüğümüz zaman, Osmanl?’n?n bu dönemindeki etkili düşünce hareketlerine bakmam?z gerekir. Genç osmanl?lar ve Jön Türklerin düşünceleri üzerinde etkili olmuş iki ana düşünceden söz edebiliriz. Bunlardan birinci, Osmanl? entelektüelleri büyük bir k?sm? taraf?ndan benimsenen ve 1908 ‘de hürriyetin ilan? ile Osmanl?da uygulanan liberal ağ?rl?kl? düşüncelerdir. Gerek yazd?klar?ndan ve gerekse Yeni Said’in beyanlar?ndan, bu dönem düşüncelerinin etkisi alt?nda bu fikirlerin baz?lar?n? benimsediği ve baz? düşüncelerin islam ile olan örtüşmesinden dolay? baz?lar?n? adapte ettiğini görüyoruz. Genelde Osmanl?’n?n ve özelde doğup büyüdüğü yer olan doğu vilayetlerinin ekonomik geri kalm?şl?ğ?, içinde yetiştiği medreselerin vahim durumu, gibi durumlar Eski Said’i modern bilimleri öğrenmeye ciddi bir şekilde teşvik etti. bu cümleden olarak Eski Said tarih, coğrafya, matematik, jeoloji fizik, kimya, astronomi ve özellikle felsefeyi öğrendi. Modern bilimleri öğrenmekteki temel gayesi, bunlar? güncelleyerek ?slam ile olan mutabakat?n? anlatmak ve böylelikle ?slam’a yap?lan sald?r?lara cevap verebileceğini düşünüyordu. Bilime çok önem vermesinin sebeplerinden biri de; teknoloji ile maddi ilerlemenin esas?n? oluşturmas?yd?.


    Sosyal planda, Osmanl? toplumunun karş? karş?ya kald?ğ? problemlerle ilgili olarak üretilen, meşveret, parlamento, anayasa, hürriyet, istibdat, ilerleme, medeniyet, vatan, millet gibi Yeni Osmanl?lar ve onlar?n halefleri olan Jön Türkler taraf?ndan kullan?lan terminoloji oldukça fazla kullanm?şt?r. Belki onlardan ayr?ld?ğ? temel nokta bu kavramlar?n hemen bütünü ?slam ile ilişkilendirmesi, bu kavramlar?n içini ?slam ile doldurma gayretidir. Eski Said dönemindeki birçok kişi gibi, ?slam medeniyetinin kurulmas? ve bu arada Osmanl?’n?n kurtuluşuna reçete olarak anayasal meşrutiyet ve hürriyeti görüyordu. Eski Said, Hutbe-i Şamiye’de ?slam dünyas?n? saran alt? hastal?ğ? sayarak, bunlara karş? Kur’an eczanesinden bulduğu ilaçlar? tedavi için önermektedir. Özellikle geri kalm?şl?k problemiyle ilgili olarak, ?slam?n nas?l maddi terakkiye istidat ve kabiliyetinin sahip olduğunu izah etmektedir. Bütün bu gayretlerin önemli bir sebebinin ?slam?n maddi terakkiye engel olduğu veya maddi olarak geri kalm?şl?ğ?n sebebinin faturas?n?n ?slam’a ç?kar?lmas? gayretlerine cevap oluşturma aray?ş?d?r.


    Osmanl? toplumundaki yay?lan ve ayd?nlar aras?nda ciddi taraftar bulan biyolojik materyalizm, Nursi’nin mücadele alan?n?n çok önemli bir bölümünü oluşturmaktad?r. biyolojik materyalizm ilk önce mekteb-i t?bbiyede taraftar bularak gelişmiştir. Bu düşüncenin ilk olarak Mekteb-i T?bbiye’de gelişmesinin temel sebebi, özellikle Fransa’da gelişen pozitivist felsefeyle ilgili kitaplar?n Osmanl?’ya getirilmesi ve bu kitaplar?n bu okulda çok taraftar bulmas?d?r. Bu taraftarl?k eğiticilerinde büyük katk?s?yla olmuştur. O güne kadar büyük belirleyici olan din ile bu felsefenin esaslar? aras?nda ciddi çat?şmalar meydana gelmiştir. Bu düşünce sonradan din ile pozitif ilimler aras?nda çat?şman?n olduğu şeklinde kabul edilmiştir. Osmanl? düşünce hayat? üzerinde derin etkiler b?rakan, Beşir Fuad, Abdullah Cevdet ve R?za Tevfik gibi düşünürlerin ve dindar olan bir kişinin k?sa zaman sonra biyolojik materyalizmi benimsemesi de bunu teyit etmektedir. Bu materyalist düşüncelerden etkilenenlerin pozitif bilim yöntemlerini sosyal ve siyasal olaylara da aynen uygulamak istekleridir. özellikle Ludwig Bücher’in “Madde ve Kuvvet “ isimli eseri bunlar üzerinde çok etkili olmuştur. Zamanla Dr. Abdullah Cevdet’in baş?n? çektiği bu ayd?nlarda pozitivist felsefe tamamen dinin yerine ikame edilmek istenmiştir. (Bir siyasal Düşünür Olarak Doktor Abdullah Cevdet ve Dönemi, Şükrü Hanioğlu sh. 9 vd. )
    ...................
    'Hakiki alimler,zalim hükümdarlara karşı hak ve hakikati pervasızca söyleyen alimlerdir.' İşte biz,ancak böyle ve müttaki bir allamenin söz ve eserlerine itimad edebiliriz

  3. #3
    Vefakar Üye MuhammedSaid - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Gaziantep
    Yaş
    32
    Mesajlar
    388

    Standart

    Alıntı SERDENGEÇT? Nickli Üyeden Alıntı
    Eski Said yukar?da belirtilen hareketlerden birincisi ile ilgisi müspet ve onlar?n düşüncelerini bir anlamda –k?smen de olsa – ?slam’a uyarlama şeklinde de olsa, bu ikinci düşünce hareketine karş? yani bir anlamda bilimin materyalist yorumu ile karş?tl?ğ? vard?r ve bunlara karş? cevaplar üretme gayreti içindedir.


    Muhakamet ve ?şaratül ?caz adl? eserlerinde evrim, maddenin ezeliyeti, tabiat?n yarat?c?l?ğ?, sebep- sonuç ilişkeleri gibi daha birçok mesele hakk?nda yorumlar geliştirmiştir.


    Bununla o günün atmosferinde yoğun ilgi bulan ?slamiyete ayk?r? düşünceleri çürütmek gayreti gütmüştür. Bunlar? yaparken, bilimlerin baz? verilerini kullanm?şt?r. Fen bilimlerinin Kur’an ile olan uygunluklar?na dikkati çekerken, bilimlerden çeşitli örnekler vermekte, ?slamiyetin her meselesinin ak?l, mant?k ve hikmet üzerine müseses olduğunu işaret etmekteydi. Eski Said’de biyolojik ve diğer baz? bilimsel gerçeklikleri ?slam ile mezc ettirmek gayreti çok görünür. Başka bir deyişle bilimlerle ?slam aras?nda çat?şman?n olmad?ğ?n? ispat etmek gayreti çok fazlad?r. Bunu sadece modern bilimlere karş? soğuk duran ulema s?n?f?n?n tavr? sebebiyle olduğunu söylemek çok doğru olmaz. Çünkü, Yeni Said bu tarz? daha sonra çok tenkit edecektir.


    ESK? SA?D DÖNEM? ESERLER?N?N ÖNCEL?Ğ?


    Eski Said’in topraklar?n?n büyük bir k?sm?n? kaybetmiş ve kalanlar?n? da kaybetmek tehlikesi yaşayan ve içindeki unsurlar?n hürriyet hareketleri sebebiyle hak talebinde bulunduğu ve bunun sonucu ayr?lmak isteyen k?smen terakki etmişlere karş?n, müslüman unsurlar?n maddi terakki itibariyle oldukça geri kald?ğ? ve cehaletin dizboyu olduğu bir ortam?n içinde yaşam?şt?r. Osmanl? imparatorluğu, (nekadar say?l?rsa)?ran ve Afganistan hariç bütün islam alemi sömürge veya yar? sömürge durumundad?r. Dağ?lmak tehlikesiyle karş? karş?ya gelmiş Osmanl?n?n bu s?k?nt?dan kurtar?lmas? için geliştirilen, dört ana fikir hareketi vard?r. Bunlar, Osmanl?c?l?k, ?slamc?l?k, Türkçlük ve Bat?c?l?kt?r. Bunlar?n içinde de zamanla türkçülük ve Bat?c?l?k galip gelerek ?ttihatç?lar? iktidara taş?m?şt?r. Ancak, ittihaç?lar ise, iktidara az bilgi ve çok kinle gelmişlerdir. Eski Said’in hayat?n?n bir dönemi, istibdad döneminde bir k?sm? ise, hürriyetin ilan? ile beraber ne yapacağ?n? bilmeyen zincirden kopmuş bir arslan?n durumunu and?ran bir ortamda geçmiştir.


    Bediüzzaman böyle bir ortamda has?m gruplara karş? yazm?şt?r. Bat?n?n felsefesine karş? düşünceler üretmiş, cehalete karş? mücadele etmiştir. Maddi terakki itibariyle geri kalm?ş ?slam toplumunu maddi cihetiyle terakki ettirmek gayreti içindedir. Eski Said daha çok harice konuşan biridir. Eski Said’in muhataplar? aras?nda enfüsi alemin yeri ya yoktur veya çok azd?r. Eski Said’in enfüse konuşmas?n?n ilk dersini Mesnevi Nuriye içinde görmek ve Mesnevinin ise Risale-i Nur külliyat?na dahil edilmesi anlaml? görünmektedir.


    Eski Said yaşad?ğ? dönemde siyasal iktidarlarla veya muhalefetle yak?n bir ilişki içindedir. Bu ilişkinin muvaf?k veya muhalif olmas?n?n da çok büyük önemi yoktur. Çünkü siyasal iktidarla beraber olmakla, karş? olmak aras?nda çok fazla bir fark?n olmad?ğ?n? söylenebilir. Eski Said’in siyasal iktidarlarla ilişkileri olmas?na karş?n, hiçbir zaman kendisi devletçi olmam?şt?r.


    Eski Said, belirtilen şartlar içinde hizmete at?l?rken, bazen bat?l? anlamda siyasi kavramlar kolleksiyonunu zorunlu olarak kullanm?şt?r. Gerçi bu kavramlar?n içini islam ile doldurmak istediği ve bu hareketleri ?slami bir mecraya sürüklemek istediği tart?şmas?zd?r. Bediüzzaman gibi bir çok ?slamc?n?n bu kavramlar?n içini ?slam ile doldurmalar?na karş?n tart?şmalar?n bat?n?n siyasi kavramlar kolleksiyonu içinde geliştiğini göz ard? etmemek gerekir. Bat?n?n istediği kavramlar tart?ş?lm?şt?r. Yak?n tarihimizin ac? fakat gerçeği olan, hemen bütün tart?şmalar?n bat?l?laşma ekseninde yap?lm?ş olmas? halinden ikinci meşrutiyet ortam? da muaf değildir. Tam bu şartlar alt?nda yap?lan tart?şmalar?n içindeki Bediüzzaman’?n islamc?larla örtüşen birçok yanlar? olmas?na karş?n, onlardan ayr?lan gizemli bir yan? da olmuştur. Bu yönünü ancak, Yeni Said evresine bakarak anlayabiliriz. Bu da kendisinin devaml? yeniliğe aç?k olmas?, kendisini eleştirebilmesinde yatmaktad?r. Bu yön itibariyle muas?r? islamc?lardan hiçbirisine benzememektedir.




    Eski Said döneminde yaz?lm?ş kitaplar?n ve gazetelerde neşredilen makalelere bakt?ğ?m?zda Eski Said’in meşrutiyet öncesi ve sonras? dönemin teorik ve pratik çabalar?n? aksettiren siyasi ve içtimai derslerin çok ağ?rl?kl? olduğunu rahatl?kla görebilmek mümkündür. Meşrutiyet ortam?n?n en çok konuşulanlar? olan hürriyet, adalet, müsaavat, meclis, gayrimüslimlerin statüleri ve yönetime kat?lmalar?, ittihad? islam, meşveret, gibi kavramlar?n Bediüzzaman’?n bu eserlerinin omurgas?n? teşkil ettiği rahatl?kla anlaş?lmaktad?r. ?slam aleminin bütün bu problemlerine çözüm ararken geliştirdiği teorik izahlar ve ayn? zamanda bunlar?n pratiğe geçebilmesi için verilen siyasi mücadele ve direniş dikkati çekmektedir. Bu yönüyle Eski saidin eserleri her zaman sosyal yönü ağ?r basan cevval bir çözüm aray?ş? içerir. Eski Said bu anlamda gayreti sonucu ortaya ç?karmaya yönelmiştir. Bu dönem eserleri Genelde ?slam aleminin özel de ise Osmanl? coğrafyas?n?n insanlar?n?n problemlerinin çözümü birinci gündem maddesidir. Kendi tabiriyle siyaset tabiplerine teşhisi illeti gösterme gayretleri çok belirgindir. Bunun için dağ ve sahray? bir medrese yaparak meşrutiyeti anlat?r. ( münazarat sh. ).


    Siyasal olarak islam ve bat? medeniyeti mukayesesinde o islam medeniyetini şiddetli bir şekilde savunur. Bu anlamda bat? medeniyeti ile hesaplaşmaya girer ve kendisi dönemin bütün olumsuzluklar?na osmanl? ülkesinin adeta tarümar olmas?na karş?n son derece ümitvard?r. “Şark husumeti, ?slam inkişaf?n? boğuyordu, zail oldu ve olmal?. Garb, husumeti ?slam?n ittihad?na, uhuvvetin inkişaf?na en müessir sebeptir. Baki kalmal?.... Evet ümitvar olunuz, şu istikbal inkilab? içinde en yüksek gür sada ?slam’?n sadas? olacakt?r. (sunuhat sh. 36).


    Eski Said’in birinci dönem eserleri ile O’nun mücadele yöntemine bakt?ğ?m?z zaman, Bediüzzaman’?n bir varsay?mla hareket ettiğini görürüz. O Kur’an etraf?nda sağlam surlar?n olduğunu, küfrün imana meydan okuyacak bir durumda olmad?ğ?n? düşünüyordu. Böyle bir atmosfere göre, onun önceliği genelde islam aleminin özelde ise, Osmanl? imparatorluğunun islah? idi. Böyle bir neticeyi gerçekleştirmek içinde bulduğu çözüm siyaset yoli ile dine hizmet etmek idi. Avrupan?n dünyevi meydan okumalar?na karş? kendi ifadesiyle onlar?n silahlar? ile onlarla mücadele yöntemi idi.
    ...................
    'Hakiki alimler,zalim hükümdarlara karşı hak ve hakikati pervasızca söyleyen alimlerdir.' İşte biz,ancak böyle ve müttaki bir allamenin söz ve eserlerine itimad edebiliriz

  4. #4
    Vefakar Üye MuhammedSaid - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Gaziantep
    Yaş
    32
    Mesajlar
    388

    Standart

    Alıntı SERDENGEÇT? Nickli Üyeden Alıntı
    Eski Said’in eserlerinde ön plana ç?kan önemli konulardan biri hürriyet meselesidir. Bediüzzaman’?n düşünce yap?s? içinde ferdin fertle ilişkisi ferdin toplum ile ilişkisinde hürriyet kavram? önemli bir yer tutar. Ancak, onun hürriyet anlay?ş? kaynağ?n? imandan alan ve islam?n terbiyesindeki bir hürriyet anlay?ş?d?r. Yoksa, akide ile ilişkilendirilmemiş bir hürriyet kavram? Bediüzzaman’?n yabanc?s?d?r. Hürriyetin parlamas?n?n en önemli şart? olarak o iman? görmektedir. “ Zira rab?ta-i iman ile Sultan-? Kainat’a hizmetkâr olan adam, başkas?na tezellül ve tenezül etmeye ve başkas?n?n tahakküm ve istibdad? alt?na girmeye o adam?n izzet ve şehamet-i imaniyesi b?rakmad?ğ? gibi; başkas?n?n hürriyet ve hukukuna tecavüz etmeyi dahi o adaman? şefkat-? imaniyesi b?rakmaz. Evet bir padişah?n doğru bir hizmetkar?, bir çoban?n tahakkümüne tezellül etmez. Bir biçareye tahakküme dahi o hizmetkar tenezzül etmez. Demek iman ne kadar mükemmel olursa hürriyet parlar. ?şte asr-? saadet .... ”(Münazarat sh. ).


    Eski Said’in yazd?klar? içinde yeni Said taraf?ndan risale-i nur şemas?na dahil edilmeyenler genellikle islam vurgusu fazlad?r. Daha ziyade Kur’an’?n temel dört gayesinden adalet kavram? üzerinde yoğunlaşmaktad?r. Eski Said’in bu eserleri ağ?rl?kl? olarak kelami şeriat?n şerh ve izahlar?n? içerir. Takvan?n gereği olan Hukukullah ile hukuku ibada bihakk?n riayet etmenin, hukuku ibad kanad?yla Eski Said çok ilgilidir.


    Eski Said’in ilk evresinde yaz?lan eserleri, insan?n insan ile ve insan?n yönetimle ilişkisindeki durumu çokça incelenir. Başka bir deyişle bu eserler daha çok “hukuku ibad”’?n çerçevesini belirtmeyi amaçlar. Bu anlamda islam tarihi tahlilleri ve sapmalar masaya yat?r?l?r. Özellikle Muhakemat adl? eserde Bediüzzaman “ mazi” olarak gördüğü ?slamiyetin ç?k?ş?ndan itibaren beşinci as?rdan sonraki dönem genel kabullerin aksine çok eleştirilir. Hatta öyleki, Bediüzzaman göre bu dönem kuvvetin hakk? mağlup ettiği bir dönemdir. Bu dönemde genellikle “kuvvet ve heva ve tabiat ve müyûlat ve hissiyat olduğundan her bir emirde –velev filcümle olsun –istibdad ve tahakküm var idi. ” (muhakemat sh. 32. ) Eski Said’in bu eserlerinde öz eleştiri çok yoğundur. ?ster kişinin bir diğeriyle ilişkisindeki sapmalar ve isterse yöneten ve yönetilen anlam?ndaki k?r?lmalar?n islami bir mecraya oturtulmas? gayretleri fazlad?r. Bu anlamda Muhakamet’? Saykal’ül ?slamiyet olarak adland?rm?ş olmas? anlamd?r.




    Başkalar? taraf?ndan hangi sebeple olursa olsun kişinin hukukuna yap?lm?ş tecavüzleri bertaraf etme ve kişiyi kendi dünyas?nda padişah yapma faaliyetlerinin teorik ve pratik örneklerini sergiler Eski Said. Kelami kurallar?n asr? saadet modeline göre yeniden hayatiyet kazand?rma gayretindedir. Bir anlamda bu gayret mümin’in dünyas?n?n islamileştirilmesidir. Genel olarak Eski Said’in vurgusu, dünyada islamca bir yaşay?ş? dünyevi sonuçlar? elde etmekte dahil olmak üzere temin etme gayreti önceliklidir. Bu anlamda Eski Said’in maddi terakkiye vurgusu en çok dikkati çeken husustur. Muhakemat?n özellikle ilk makalesinin hemen hemen esas? müslümanlar?n maddi terakki itibariyle geri kalm?şl?ğ?n?n tahlillerini içerir. Ya da münazarat okunduğunda en önemli vurgunun hürriyet meselesi olduğu anlaş?l?r. Nitekim, hürriyet sevdas?n?n kendisine her şeyi terk ettirdiğini ve hatta o sevda ile rüyalar?nda hürriyeti takip ettiğini beyan eder. ( münazarat sh. ). Ancak, bütün bunlar hiçbir zaman Eski Said’i modernite anlam?nda bir modernist olduğunu göstermez. Ayr?ca, Eski Said’in hiçbir ifadesinde bat?ya karş? özür dileyici bir tav?r görülmez. Onun bat?n?n islam hakk?ndaki beyanlar?na bazen başvurmas?, oryantalilist bir bak?şla efendinin hizmetkar? hakk?nda söyledikleri tekrarlamas? gibi bir tav?r asla değildir. Anglikan kilisesinin sorular?na karş? tavr?, bunun en iyi örneğidir. Mağrurane sorulan soruya, tükürük ile cevap veren birinin özür dileyici tavr?ndan bahsetmeye imkan yoktur.


    Terakki ve gerekse hürriyet için yapt?ğ? vurgular?n ayr?lmaz vurgu parçalar?ndan biri de bunlar?n “ islam dairesi” ndeki veya “ adab-? şeriatla mütezeyyine “ olmalar? gerektiğine dair şartlard?r. Ayn? şey meşrutiyeti meşrua ifadesiyle meşrutiyet için de vurgulu bir şekilde belirtilir.


    Eski Said’in ismi Adl’den daha çok anlad?ğ? insanlar?n gerek birbirleriyle ve gerekse yönetimle olan ilişkilerindeki adalettir. Yani daha ziyade adaletin dünyaya bakan yönüdür. Ancak, bunun aksine yeni saidin bak?ş? daha geniştir. O hem şeriat? f?triyedeki adaleti hem de şeriat? kelamiyedeki adaleti anlat?r. Eski Said’in eserlerinden münazarat ve Sunuhat adl? eserler ciddi y?k?lmaya yüz tutmuş en az?ndan çatlam?ş olan müslümanlar?n medinesini yeniden inşa etme gayreti içerir. ?slam?n hayat? içtima ile ilgili düzenlemelerinin evrenselliğini ispat etme gayretleri içerir.








    ...........................
    'Hakiki alimler,zalim hükümdarlara karşı hak ve hakikati pervasızca söyleyen alimlerdir.' İşte biz,ancak böyle ve müttaki bir allamenin söz ve eserlerine itimad edebiliriz

  5. #5
    Vefakar Üye MuhammedSaid - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Gaziantep
    Yaş
    32
    Mesajlar
    388

    Standart

    Alıntı SERDENGEÇT? Nickli Üyeden Alıntı
    YEN? SA?D’?N GÖZÜYLE ESK? SA?D DÖNEM? ESERLER?




    Risale-i Nur’un 1949 y?l?nda tamamlanmas?ndan sonra Bediüzzaman Said Nursi’nin 1950’y?l?ndan itibaren yeni telif eserler yazmak yerine Eski Said’in eserlerini arad?ğ?n? ve bunlar? okuduğunu görmekteyiz. Bu dönemde yazm?ş olduğu eserlerini başta Lemaat, sonra arapça ?şaratül ?caz’? ve bunlar? takiben Hutbe-i Şamiye ve arabi Mesnevi Nuriye eserlerini talebeleriyle beraber okumuş ve onlara şerh ve izah ederek dersler vermiştir. Ayr?ca ?şaratül icaz ve Mesnevi Nuriye adl? eserlerini kardeşine tercüme ettirmiş, Hutbe-i Şamiye adl? eseri ise bizzat kendisi arapçadan türkçeye çevirmiştir.


    Bediüzzaman Said Nursi’nin dünyas?nda eski Said’in eserlerinin ne kadar önemli bir yer işgal ettiği aç?k bir şekilde görülmektedir: Nitekim 1950 ‘de yazm?ş olduğu bir mektubunda Lemaat adl? eseri talebelerine ders verirken, Van’da talebeleriyle geçirmiş olduğu hat?ras?n? tazelemiş olduğunu söyler. Sh. 1827. Bu eseri için “bütün cümleleri vecizeler nevinden olan matbu lemaat “ olarak söz etmektedir. (Bad?ll? sh. 1650). Daha sonra yazm?ş olduğu bir mektup ta ise, Lemaat adl? eserini Risale-i Nurdan otuzüçüncü sözün sonuna ekletmiştir. Hatta daha sonradan Lemaata düşmüş olduğu bir haşiyede yeni Said döneminde telif edilen ?ktisat risalesinin bu k?sa bahsin tamamen bir aç?l?m? olduğu belirtilir. ( sh. ) Yine bu mektupta bu eserin Risale-i Nur’un mühim bir k?sm?n?n çekirdeklerini ve tohumlar?n? ihtiva ettiğini, içtimai hakikatleri çok özlü sözlerle ifade etmesini medh eder. Bu eserin “içtimai mesnevi” olarak vas?fland?r?r. (Bad?ll? sh. 1651). Sh. Yine Lemeat’? daha sonra yaz?lacak olan Risale-i Nur’a bir müjdeci olarak görür. Sh. 1827.


    Lemaat hakk?ndaki düşüncelerinin ayn?s? ?şaratül ?caz adl? eseri içinde devam ettirmiş Yeni Said olarak mütaala ettiği zaman bu eser için “ umum Risale-i Nurun bir fihristesi, bir


    ve o Nur bahçesinin bir fidanl?ğ? ve s?rr?-? i’caz-? Kur’an?n bir menba? “ olarak söz edilmektedir. (Bad?ll? sh. 1652). Hatta bu eserini türkçeye tercüme etmeye bizzat kendisi teşebbüs etmiş ancak kendisi bunu yapamam?şt?r. Bunun üzerine bu eseri kardeşine tercüme ettirmiştir. Talebelerinden Haf?z Halid’in bir mektubunda yazd?ğ?na göre, Yeni Said ?şaratül icaz adl? kitaptan bahsederken, Bediüzzaman’?n kendisine, “Harb-i Umumi ve hadisat ve neticeleri mani olmasayd?, ?şaratül ?caz’? Allah’?n tevfiki ve izniyle altm?ş cilt yazacakt?m. ?nşallah, Risale-i Nur, ahiren o mutasavver harika tefsirin yerini tutacak” dediğini mektubunda yazmaktad?r. Sh. 1469


    Bu faaliyetlerinin Mesnevi Nuriye için de kendi sağl?ğ?nda devam ettiğini görmekteyiz.


    Eski Said’in eserlerinden olan Münazarat adl? esere telifinden otuzdört sene sonra bakt?ğ?n? söyler ki, Münazarat’?n ilk telifinin 1911 y?l? olduğunu düşünecek olursak bu tarihin 1945 y?l? olduğunu görürüz. Dördüncü meselenin yaz?ld?ğ? bir ortam?n hemen sonras?nda Münazarata bak?lm?ş olmas? ve Münazarat adl? eseriyle ilgilenmiş olmas? bana çok anlaml? görünmektedir. Münazarat’?n ruhu ve esas? olarak Medresetüzehra’y? görmesi ve bu medresenin hakikat?n?n ileride ç?kacak olan Risale-i Nur’a beşiklik ve ayn? zamanda zemin haz?rlamas? görevleri Eski Said eserleriyle Risale-i Nur aras?ndaki ilişkinin devam?n?n delilleri olarak okunabilir. Ayn? şekilde Beşinci Şua’n?n hemen baş taraf?nda verilen bilgide bu risalede yaz?lm?ş olan birçok meselenin k?rk sene evvel yaz?lm?ş olan Muhakemat adl? eserdeki birçok meselelere bir tetimme olmak üzere yaz?ld?ğ?n? görmekteyiz. Sh. 883. Ayn? Muhakemat? tefsir mukaddimesi olarak vas?fland?r?r. Sh. 942,


    Muhakemat’ta haşre ait deliller, ?şaratül ?caz’da daha da genişletilmiş, kainattaki nizam ve intizam?n, takip edilen hikmet ve maslahatlardan hareketle haşrin geleceğini dair izahlar Yeni Said evresinde Onuncu ve yirmi dokuzuncu sözlerle daha geniş bir şekilde ele al?nm?şt?r. Yeni Said onuncu sözdeki haşre dair delil ve izahlar?n “kalbi iman? kamil seviyesine yükselttiğini belirtirken, Eski Said’in haşre dair kulland?ğ? delilleri ise “yaln?zca nefsi teslime


    kalbi kabule izhar eden” izahlar olarak görmektedir.


    Ayr?ca siyaset tabiplerine ders olarak gördüğü Münazarat adl? eserini okunduğunu ve baz? ilaveler yaparak birçok yerini güncelleyerek yeniden Osmanl?ca Mektubat adl? eseri içinde bast?ğ?n? görmekteyiz. (Bad?ll? sh. 1788). Eski Said’in siyasete en çok taalluk eden eserlerinden biri olan Münazarat’?n sonuna eski Said’in ünvanlar?yla beraber Yeni Said’in ünvan? olan Said Nursi yazm?ş olmas? da anlaml? görünmektedir. Emirdağ Lahikas?ndaki bir mektupta kendisinin hastal?ğ? ve başka sebepler yüzünden Nurcu kardeşlerle görüşemediğinden bahsederken,


    “.... benim bedelime sizler ve Risale-i Nur’un Kur’an medresesinde Yeni Said’e verdiği ders ve Eski Said’in de Hutbe-i Şamiye ve zeyilleri gibi hayat-? içtimaiye medresesinde ald?ğ? dersleri ve konuşmalar?, bu biçare kardeşiniz bedeline, müştak olduğun kardeşlerimle benim yerimde konuşmalar?n? tevkil ediyorum “ diyerek Risale-i nurla beraber ayn? vekaletnamede Hutbe-i Şâmiye’yi zikretmesi, bu eserin önemini aynen koruduğunun bir delili olarak al?nabilir. (sh. 1855).




    Yine Hutbe-i Şamiye adl? eserde anlat?lanlarla ilgili olarak “bu pek ehemmiyetli ders, zaman? geçmiş eski bir hutbe değil, belki doğrudan doğruya 1327 ‘ye(1909) bedel 1371’de ve Cami-i Emevi yerine alem-i ?slam camiinde, üçyüz milyon bir camaate hakikatl? ve tazi bir dersi içtima ve ?slamidir “ demektedir. Yani burada anlat?lanlar hutbe-i Şamiye dersinin tazeliğini ve güncelliğini koruduğu şeklinde okunmal?d?r.


    Yeni Said baz? meseleleri anlat?rken, zaman zaman Eski Said dönemi eserlerine başvurmaya bize tavsiye etmektedir. 20. Sözde Kur’an-? Hakim’de anlat?lan tarihi k?ssalar?n arkas?nda nas?l uzun hakikatlerin uçlar?na işaretler olduğuna dair izahta, Lemeat’ta anlat?lan K?ssa-i Musa anlat?m?na müracaat edilmesi tavsiye edilmektedir. Sh. 98.


    Bat? medeniyetinde bir k?s?m güzelliklerin Kur’an?n irşat ve ikazlar?yla beşeriyetin ortam kazan?mlar? haline geldiklerine dair anlat?m?nda da yine Said’in erken dönem eserleri olan Lemeat ve Sunuhat risalesine gönderme yapar. Sh. 1313.




    Eski Said, döneminde yaz?lm?ş baz? eserlerini Risale-i Nur şemas?na dahil etmiştir.


    Bunlar?n baş?nda ?şaratül icaz ile mesnevi Nuriye gelmektedir. Nitekim Risale-i Nur şemas?na her iki eseri de dahil etmiştir. ?şaratül icaz 1915 y?l?nda Mesnevi nuriye ise 1922 y?l?nda yaz?lm?ş eserlerdir. Mesnevi nuriye eski saidin yeni saide dönümüşü evresinde yaz?lm?ş olarak kabul edilse bile ?şaratül icaz?n pür eski said döneminin mahsülü olduğu ortadad?r. ?şaratül icaz adl? eseri için “umum Risale-i Nur’un bir fihristesi, bir listesi ve o nur bahçesinin bir fidanl?ğ? “ olarak söz eder. Sh. 1845. yine ayn? eseri Risale-i Nur’un fatihas? olarak niteleme yapmakta ve, Eski Said’in en mühim eseri olarak nitelemektedir. Mesnevii Nuriye’deki her bir ?’lem’in Risale-i Nur’da detayland?r?ld?ğ?n? rahatl?kla görmek mümkündür. Bundan dolay? bunun otuzuncu mektup olarak risale-i nur şemas?na dahil edildiğini (sh. 1692). görmekteyiz. Yine Lemaat adl? eseri otuzikinci lema olarak Risale-i Nur şemas?na dahil ederken, mesnevi nuriye’yi ise otuzüçüncü lema olarak şemaya yerleştirmiştir. Risale-i Nur’un telifinin tamam olacağ? tarihe dair, ?şarât-? Gaybiye ve Aleviye de yapt?ğ? bir hesaplamada bu bitiş tarihinden sonra mühim baz? meselelerin yaz?lmad?ğ?n? ve tehir edilen risalelerin bulunduğunu görmekteyiz. Kendisi buna Otuzuncu Mektup, Otuz ?kinci Mektup ve Otuz ?kinci Lem’aya Lemeat? ve nihayet boş kalan otuz üçüncü Lem’aya ise, Arabi, yaz?lan Katre, Şemme, Habbe, Zerre, Hubab, Zühre ve Şule den oluşan Mesnevi Nuriye’yi yerleştirdiğini görmekteyiz. Sh. 1692.


    Lemaat’? hemen Sözlerin sonuna eklemesi sanki, Sözler Lemaat?n genişletilmiş bir izah?n? ihtiva ediyor şeklinde de anlaş?labilir. Dikkatli bir okuyuşta Sözlerin Lemaat teorik esaslar?n?n aç?l?mlar?na denk düştüğü rahatl?kla görülebilir.


    Talebelerinden Tahiri’nin kendisine getirmiş olduğu Lemeat ‘a övgüler yağd?rarak bu eserinin mucizat-? Kur’aniye risalesinin arkas?na eklenmesini tavsiye etmektedir. Sh. 1634


    Eski Said’in Yeni Said’e geçiş evresinde yaz?lan eserlerindeki bahisler Risale-i Nur’larda uhraya ait detayland?r?lm?şt?r. Buna karş?n Eski Said’in birinci dönemindeki içtimai hayat ile alakadar eserleri ise, Yeni Said döneminde Emirdağ Lahikalar? şeklinde güncellenmiştir diyebiliriz.




    ESK? SA?D’?N YAZDIKLARI R?SALE-? NUR KÜLL?YATINDAN MIDIR?




    Konumuzun en çetin alanlar?ndan biri eski Said’in yazm?ş olduklar? eserlerin Risale-i Nur külliyat?na dahil olup olmad?ğ? meselesidir. Yeni Said’in Risale-i nur şemas?na dahil etmediği ancak, tefsir mukaddemesi olarak olarak gördüğü Muhakemat adl? eser veya 1911 y?l?nda ittihat ve terakki yönetimi görülerek doğudaki aşiretler aras?nda meşrutiyeti anlatan veya Bediüzzaman’?n tabiri ile siyaset tabiblerine teşhisi illete dair vazife ile vazifedar olan münazarat, 31 mart olay? ile yarg?lamas? sebebiyle yapt?ğ? konuşmalar? ve savunmalar? içeren Divan-? Harb-i Örfi adl? eser, Şam’da irad ettiği ve daha sonra bizzat kendisi taraf?ndan ekler yap?larak yay?nlanan Hutbe-i Şamiye, Rusya’dan esaret dönüşü arkas?na denk gelen Sünuhat adl? eserler veya meşrutiyet ortam? içinde gazetelerde neşrettiği ve kendisinin nihayet derece mus?rr?m demiş olduğu gazetelerdeki makaleleri Risale-i Nur’a dahil midir veya değil midir ?Eski Said dönemine ait eserlerin yay?nc?lar taraf?ndan yay?nlan?rken bunlar?n baş?na Risale-i Nur külliyat?ndan muhakemat veya Münazarat yazman?n bir mahzuru var m?d?r ?




    Eğer Eski Said ile Yeni Said’i birbirinden hiçbir fark? yok diyor iseniz işiniz kolayd?r ve böyle yazman?n da fazla bir mahzuru yoktur. Ancak, Eski Said ile Yeni Said aras?nda bir fark görüyor iseniz o zaman iş zorlaş?yor.


    Bizzat Bediüzzaman Said Nursi taraf?ndan Eski Said döneminde yaz?lm?ş olan eserlerin bir k?sm? tekrar aynen bas?larak bir k?sm? ekler yap?larak neşredildiğine göre, ve kendisi taraf?ndan bir k?sm? Risale-i Nur şemas?na dahil edildikleri ve bir k?sm?n?n ise bu şemaya dahil edilmemiş olduğunu dikkate ald?ğ?m?z zaman, Eski said döneminde yaz?lm?ş ve risale-i Nur külliyat?na dahil edilmemiş olan eserleri bizim Risale-i Nur külliyat?na dahil etmemiz Bediüzzaman ad?na hareket etmek anlam?na gelir. Ya da O’na tekaddüm etmek anlam?na gelebilir. Ayn? şekilde baz? yay?n evlerinin yapt?ğ? gibi silsile-i Nur’dan ifadeleri doğru değildir. Asl?nda bu eserleri Risale-i Nur külliyat?na ?srarla dahil etmek veya Risale-i Nur ismiyle irtibatland?rma gayesi aç?k olan Silsile-i Nurdan ifadeleri hep Risale-i Nur’a izafe edilmek istenen “tart?şmas?z metin” z?rh?n? bunlara giydirmek gayretinin d?şa vurumundan başka bir şey değildir. Risale-i Nur külliyat?na bilgi kaynağ? olmak bak?m?ndan bir otorite olarak bakt?ğ?m?zda işimizin kolaylaşacağ?n? düşünürüz. Şüphesiz ki, bilgi kaynaklar? aras?nda “otorite” önemli bir yere sahiptir. ?slam bak?m?ndan bilgi kaynağ? olmak bak?m?ndan Kur’an ve Hadis olarak kabul edilmiştir. Belki buna icma da eklenebilir. Ama bu kesin olan bilgi kaynağ?n? anlamaya yönelmiş olan bütün faaliyetler sonuçta subjektif otorite olarak kabul edilirler. Esasen subjektif otorite alan?na ait bir bilginin objektif otorite haline dönüştürme gayretleri, islam düşünce tarihinin en sorunlu alanlar?ndan birini teşkil etmektedir. Risale-i Nur aç?s?ndan da önemli bir konu olmaya devam etmektedir. Çünkü Risale-i Nur’u bu anlamda mutlak bir otorite kabul ettiğimiz zaman ve bu görüşümüzü mutlaklaşt?rd?ğ?m?z zaman farkl?y? kabul etme anlam?nda hoşgörü ortam? yok almaktad?r. Bireyler tek tek veya kollektif olarak Risale-i Nur’u hakikatler manzumesi olarak görebilirler. Ancak, kollektif olarak da olsa sonuçta bu subjektif bir doğru olduğundan tart?ş?lmaya aç?k bir doğrudur. Subjektif doğrular?n yorumlar yoluyla objektif doğrular haline dönüştürülmesine Eski Said aç?k bir şekilde karş?d?r :



    “ çok silik söz ticarette geziyor. hatta benim sözümü de ben söylediğim için hüsn-ü zan edip, tamam?n? kabul etmeyiniz. Belki ben de müfsidim veya bilmediğim halde ifsad ediyorum. Öyle ise her söylenen sözün kalbe girmesine yol vermeyiniz. ?şte size söylediğim sözler hayalin elinde kals?n, mihenge vurunuz. Eğer alt?n ç?kt? ise kalbde saklay?n?z;bak?r ç?kt? ise çok g?ybeti ve bedduay? arkas?na tak?n?z, bana gönderiniz “ diyerek tahkik ehli olmam?z? bize sal?k vermektedir. ”


    Eski Said’in ne Yeni Said’in yazd?klar? hiç kimsenin yüceltmesine ihtiyac? yoktur. Gerek Yeni Said dönemi eserler ve gerekse Eski saidin eserlerindeki çekicilik ve cazibe bu eserlerin hakikatlere isnad etmesinden kaynaklanmaktad?r. Eğer Eski Said’in yazd?klar? ile Yeni Said’in içtimai hayatla alakadar ve birbirine paralel eserlerdeki hakikatlerin kaynaklar?n? gösterebilme ve kendisinin yapt?ğ? gibi nazarlar? Kur’an ve Hadise çekebilmeyi tam yapabilseydi belki bu gayretlere pek fazla gerek kalmayacakt?. Önemli olan Eski Said’in yazd?klar?n?n Risale-i Nur külliyat?na dahil olup olmad?ğ? değildir. Önemli olan Eski Said’in hayat? içtimaiye ağ?rl?kl? olarak yazd?klar? eserlerin Kur’an ve hadisten ne kadar beslendikleridir.




    Yeni Said’in eski saidin eserlerinden olan Münazarat’? otuz seneden beri aramas? onun dünyas?nda Münazarat’?n ne kadar önemli olduğunu gösterir. Muhakemat için “Latif bir inayeti Rabbaniyedir ki: Bundan otuz sene evvel, Eski Said yazd?ğ? tefsir mukaddemesi Muhakamet nam?ndaki eserin ahirinde ?kinci Maksat: Kur’an’da haşre işaret eden iki ayet tefsir ve beyan edilecek. Nahu: Bismilllahirrahmanirrahim deyip susmuş. daha yazamam?ş. Hâl?k-? Rahimime delail ve emarat? haşriye adedince şükür hamd olsun ki, otuz sene sonra tevfik ihsan eyledi” sh. 2038. cümlesinden hareketle Muhakemat ile Risale-i Nur aras?nda bir ilişki kurmaktan daha önemli olan Muhakemat’ta anlat?lanlar? ne kadar anlama gayreti içinde olduğumuz ve oradaki hakikatleri ne kadar içselleştirdiğimizdir. Muhakemat’?n ?slam düşünce tarihinin bir bak?ma analizi olduğunu görmeden veya unsurul belagatte anlat?lan esaslar dahilinde Risale-i Nur’un telifinde nas?l dikkate al?nd?ğ?n? araşt?rmak ve ortaya ç?karmak, Muhakemat’?n Risale-i Nur’a dahil olup olmamas? tart?şmas?ndan çok daha önemlidir. Çünkü, Muhakematta anlat?lan ?slam düşünce tarihinde meydana gelen k?r?lmalar veya sapmalar?n bir bak?ma tedavi reçeteleridir Risale-i Nur.






    Risale-i Nur’un hiçbir zaman muhtaç olmad?ğ? zaman zaman yapt?ğ?m?z mübalağal? yüceltme gayretlerimiz risale-i nura iyilik yapay?m derken kötülük yapmaktan başka bir şey değildir. Yeni Said’in bizzat kendisinin Risale-i Nur ile ilgili tan?mlar?na kanaat etmeden daha fazla yüceltme gayreti bilmeden Eski Said’in tabiriyle “ Bu seciyeyi seyyiye ile iyilik etmek demek fenal?k etmek demektir. Bilmediği halde tezyininden noksan, ?slah?ndan fesat, medhinden zemm, tahsininden kubh tevvellüd eder” Muhk. Sh. 21 ‘e masadak olmakt?r. Bunun bizzat eser müellifi taraf?ndan yap?lm?ş taksimat ortada dururken eski said döneminin baz? eserlerinin Risale-i Nur külliyat?na dahil etmek isabetli değildir. Ancak, Eski Said döneminin bu eserlerinin Risale-i Nur’a dahil olmamas? bunlarda anlat?lanlar?n Bediüzzaman vazgeçtiği veya bunlar? lagv ettiği anlam? ç?kmaz. Bu eserlerin tarihte kalan eserler olduğu anlam?na hiç gelmez. Eski Said’in yazd?klar? yeni said tashih etmiş veya hatal? olarak belirtmiş ise, eskinin hükmü kalmaz. Ancak, sustuğu bütün meseleler aç?kça Risale-i Nur’la çelişmedikçe yürürlügüne devam eder. Nitekim bizzat Bediüzzaman hayatta iken, Divan-? Harbi örfi ile Hutbe-i Şamiye gibi eski said dönemine ait eserlere ciddi ilaveler yaparak neşr etmiş, ancak, bu eserlere birçok ilave yapt?ğ? halde bunlar?n üzerine Risale-i Nur külliyat? yazmad?ğ? halde Eski Said döneminde yaz?lm?ş münazarat adl? eserinin sonunu Said Nursi ad?n? koymakta da hiçbir behis görmemiştir.


    Bütün bunlarla birlikte Eski Said’in birinci evresinde yazm?ş olduğu Işaratül icaz adl? tefsirine kadar yaz?lanlar? Risale-i Nur külliyat?na dahil değillerdir. Bunlar?n Risale-i Nur külliyat?na dahil edilmemiş olmas? değerlerinden bir şey noksan etmez. Bu dönemde yaz?lm?ş olan Eserlerin Risale-i Nur külliyat?na dahil olmad?ğ?n? Said Nursi’nin 1935 y?l?nda Eskişehir mahkemesinde yapm?ş olduğu müdafaas?ndaki şu ifadesinden anlaş?lmaktad?r:”Risale-i Nur nam? alt?nda yüzyirmibeş Risale yirmi sene zarf?nda telif edilmiştir.... Nur risalelerinin bir çoğu dört beş sene evvel, bir k?sm? da sekiz sene evvel, bir k?sm? da on üç sene evvel telif edilmişlerdir. (Osmanl?ca Lemalar sh. 764. aktaran Bad?ll? Cilt 2. sh0. 744). Bu ifadelerden geçiş döneminde yaz?lm?ş olan eserlerin Risale-i Nur’a dahil olduklar?n?, kald? ki, daha sonra yap?lan tasnifte de bunlar?n önemli bir k?sm?n?n Risale-i Nur şemas?na bizzat kendisi taraf?ndan dahil edilmiş olduklar?n? görmekteyiz. Ancak, Türkçe olarak yaz?lmaya başlanan risaleler için ise, Said Nursi, telifin başlang?ç tarihini 1925 y?l?n? vermektedir ki, bu da Nur’un ?lk Kap?s?n?n telif tarihidir.




    ESK? SA?D ?LE YEN? SA?D’?N AYRIŞTIĞI BAZI NOKTALAR




    1. ESK? SA?D VE YEN? SA?D’?N S?YASETLE ?L?ŞK?S?






    Eski Said’de tamir etme yönü ağ?r basar. Tahribata uğram?ş islami kurumlar? yeniden tamir etmek daha ağ?rl?kl? olarak görünür. Ya da zamanla as?l mecras?ndan ç?km?ş olan kurumlar?n islami bir dinamizm kazanma gayreti içindedir. Bunun yaparken kulland?ğ? önemli araçlardan biri siyasettir. Kendi ifadesiyle eski said siyasete, dine alet etmek amac?yla başvurmuştur. Daha sonradan Emirdağ Lahikas?ndaki bir mektubunda kendisinin bu dönem hayat? ile ilgili olarak “ siyasi olduğum zamanlar” olarak söz etmektedir. Birçok yerde olduğu gibi burada kendisi her ne kadar siyaset ile iştigal etmiş olsa bile, hareket noktas?n?n siyasetin dine âlet ve tâbi olmas? olduğu belirtilir. (Emirdağ sh. 1863). Ayr?ca, daha sonra yay?nlad?ğ? Hutbe-i Şamiye adl? eserine düşmüş olduğu bir haşiye de :


    “Ey kardeşlerim! K?rk beş sene evvel Eski Said’in bu dersinden anlaş?l?yor ki, o Said siyasetle, içtimaiyat-? ?slamiye ile ziyade alakadard?r. Fakat sak?n zannetmeyiniz ki o, dini siyasete alet veya verisele yapmak mesleğinde gitmiş. Haşa, belki o bütün kuvvetiyle siyaseti dine alet ediyormuş. Ve derdi ki :”Dinin bir hakikatini bin siyasete tercih ederim. ”Evet, o zamanda k?rk –elli sene evvel hissetmiş ki, baz? münaf?k z?nd?klar?n siyaseti dinsizliğe alet etmeye teşebbüs niyetlerine mukabil, o da bütün kuvvetiyle siyaseti ?slamiyetin hakaikine bir hizmetkar, bir alet yapmaya çal?şm?ş. Fakat o zamandan yirmi sene sonra gördü ki : O gizli münaf?k z?nd?klar?n garpl?laşmak bahanesiyle siyaseti dinsizliğe alet etmelerine mukabil, bir k?s?m dindar ehli siyaset, dini siyaseti ?slamiyeye alet etmeye çal?şm?şlard?. ?slamiyet güneşi yerdeki ?ş?klara âlet ve tabi olamaz. Ve alet yapmak, ?slamiyetin k?ymetini tenzil etmektir, büyük bir cinayettir. Hatta, Eski Said o çeşit siyaset tarafgirliğinden gördü ki: Bir sâlih alim, kendi fikri siyasine muvaf?k bir münaf?k? hareketle senâ etti ve siyasetine muhalif bir hocay? tenkit ve tefsik etti. Eski Said ona dedi:”Bir şeytan senen fikrine yard?m etse rahmet okutacaks?n. Senin fikr-i siyasiyene muhalif bir melek olsa lânet edeceksin. ”Bunun için Eski Said “Euzubillahi mineşşey dedi. ” (Hutbe-i Şamiye sh. 1967).
    .......................
    'Hakiki alimler,zalim hükümdarlara karşı hak ve hakikati pervasızca söyleyen alimlerdir.' İşte biz,ancak böyle ve müttaki bir allamenin söz ve eserlerine itimad edebiliriz

  6. #6
    Vefakar Üye MuhammedSaid - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Gaziantep
    Yaş
    32
    Mesajlar
    388

    Standart

    Alıntı SERDENGEÇT? Nickli Üyeden Alıntı

    Yeni Said’in Eski Said’in siyasetle alakadar hayat?n?n nas?l olduğunu izah eden bu haşiye de aç?kça gösteriyor ki, Eski Said’in siyasetle ilgisi, dağ?lma tehlikesine girmiş olan Osmanl? ülkesini kurtarmak için dinin bir araç halinde kullan?lmas?, başka bir deyişle dinin siyasete alet edilmesi ve bu amaçla islam?n dünyevi bir ideoloji olarak kullan?lmas? anlam?na gelen “?slamc?l?k “ cereyan?ndan farkl?d?r. Gerçi Bediüzzaman’?n ?slamc?lar ile çok örtüşen fikirlerinin olduğu bir gerçektir. Ancak, unutmamak gerekir ki, ayn? Bediüzzaman’?n özellikle Hum zamirine gayr-i müslimleri dahil etmesi, gayr-i müslimlerin yönetime kat?lmalar?n? vali ve kaymakam olmalar?n?n onaylamas? şeklindeki görüşlerinin birebir osmanl?c?l?k düşüncesiyle örtüştüğü ortadad?r. (Davutoğlu, sh. 614) Osmanl? ülkesinde yaşamakta olan gayr-i müslimlerin alabilecekleri rollere ilişkin izahlar?n? her ne kadar islam referansl? yapm?ş olsa bile, bu izah?yla Bediüzzaman “islamc?” olmaktan ziyade Osmanl?c?d?r. Ayr?ca, ?ttihat ve Terakki ile olan ilişkilerinde, Prens Sabahattin’in baş?n? çektiği, adem-i merkeziyetçilerle olan temas?nda, ?ttihad-? Muhamedi f?rkas?n? getirmiş olduğu tan?mlamayla bunu Osmanl? meşrutiyeti ortam?nda f?rka kavram?ndan uzaklaşt?rmak gayretlerinde ayr? yerdedir. Ama ittihad? ?slam düşüncesinde Bediüzzaman ile ?slamc?lar hemen hemen ayr? çizgidedirler. Ancak, şu veya bu f?rka veya siyasal hareketle beraber olmak ayn? zamanda baz? kesimlere cephe almay? gerektirir. Karş? tarafta yer alan insanlar?n hakikate, şahs?n duruş yeri itibariyle şüphe ile bakmas?na sebep olma gibi bir zaaf? devaml? olarak bünyesinde bar?nd?r?r. Gerçi Eski Said’in hareket yönteminin böyle bir zaaf içerdiğini söylemek hiçbir şekilde mümkün değildir. Çünkü, Eski Said hiçbir zaman birilerinin suyuna gitmemeyi şiar edinmiştir. Hakikat? hiçbir kimse için ketm etmek bir zaaf? taş?mam?şt?r. Onun içindir ki, Eski Said’in söylemi isimsiz bir memurdan, korkakl?ğ? ihtiyat edinen bir cesaretsizlikten, hakikati söylerken fincanc? kat?rlar?n? ürkütmemek ihtiyat?ndan devaml? uzakt?r. Zaten bu tavr?d?r ki, siyasetle uğraşt?ğ? dönemlerde de kendisi siyasal iktidarlar taraf?ndan hep cezaland?r?lmak istenmiştir.


    Her ne kadar kimi zaman siyasal güçlerle bir birlikteliği var gibi görünse de Eski Said’in siyaset biliminde yeri muhalefettir. O devaml? olarak güçlüye karş? güçsüzü, ezen karş? ezilmişin yay?ndad?r. Onun için O çoğu zaman tek baş?nad?r. Bütün özgürler gibi tek, bütün tekler gibi özgür biridir. Başit baş?nda olmay? Istanbul’da saraylarda olmaya tercih etmiştir. Kalabal?ğa uyup oportünüst bir tav?r alarak güya hakikate hizmet etmek, ve bu arada mevcut duruma hoşgörüyle bakmaktansa tek baş?na ve yaln?z olmak her zaman Eski Said’in şiar? olmuştur. Bütün böyle geçen bir hayata karş?n Yeni Said bu eski yöntemi beğenmez. Çünkü kaç?n?lmaz olarak birine yak?nl?k diğerine uzakl?ğ? netice verir.


    Eski Said yönetim biçimiyle ilgili gelişeceğini tahmin ettiği y?k?ma karş? çare üretme gayreti içindedir. Özellikle ileride geleceğini hissettiği müstebit yönetimlere karş? çare ve kurtuluş yolu olarak “meşrutiyet-i meşrua “ ile “hürriyet-i şer’iye “nin bu müstebit yönetimi ortadan kald?racak çare olarak düşünmüş ve faaliyetlerine bu merkezde ağ?rl?k vermiştir. Başka bir deyişle Eski Said geleceğini hissettiği kendi tabiriyle “müthiş musibeti” def etme adresini siyaset dairesinde düşünmüştür.


    Yeni Said zaman?n en mühim tehlikesinin fen ve felsefeden geldiğini söyleyerek buna karş? siyaset ile cevap verilmesinin hatalar?na dikkati çekerken şöyle demektedir:


    Bu zamanda ehl-i ?slâm?n en mühim tehlikesi, fen ve felsefeden gelene bir dalaletle kalblerin bozulmas? ve iman?n zedelenmesidir. Bunun çare-i yeganesi nurdur, nur göstermektir ki, kalbler ?slah olsun, imanlar kurtulsun. Eğer siyaset topuzuyla hareket edilse,, galebe çal?nsa, o kafirler münaf?k derecesine iner. Münaf?k, kafirden daha fenad?r. (Lemalar sh. 107). Bunun için hangi amaçl? olursa olusun Yeni said siyasesi hareketlerden devaml? olarak uzak durmuştur.


    Yeni Said’in bu anlamda kanaatime göre en bariz fark? buradad?r. Siyasi bir harekete ne ad?na olursa olsun dahil olmak, bu araç ile mücadele etmek hatal? hareket etmeyi devaml? bünyesinde bar?nd?r?r.


    Eski Said’in ?slamiyete hizmetinde siyaseti dine hizmet yolu ile olsa bile siyasal hareketlerle birine veya birkaç?yla ilişkiye girmek ve onlar?n kuvvetinden de yararlanma vard?r. Ancak, böyle bir duruş veya anlay?ş Yeni Said döneminde yoktur. Şu veya bu siyasi grup veya hareketle bir olmak ve onlarla beraber hareket etmek, çoğu zaman onlardan sad?r olacak yanl?şlara ses ç?karmamay? gerektirebilir. Siyasetin dine alet edilmesi niyetine mukabil çoğu zaman dinin siyasete alet edilmesi tehlikesi vard?r. Nitekim Yeni Said bu tehlikeden dolay? siyasetten çekindiğini şöyle söylemektedir:


    “Bu alakas?zl?k ve içtinab?n en ehemmiyetli sebebi:Mesleğimizin esas? olan “ihlas” bizi men ediyor. Çünkü : Bu gaflet zaman?nda, hususan tarafgirane mefkureler sahibi, herşeyi kendi mesleğine alet ederek, hatta dini ve uhrevi harekat?n? da, o dünyevi mesleğe bir nevi alet hükmünde getiriyor. Halbuki, hakaik-i imaniye ve hizmeti-i nuriye-i kudsiye, kainatta hiçbir şeye alet olmaz. R?za-y? ?lahiden başka bir gayesi olamaz. Halbuki şimdiki cereyanlar?n tarafgirane çarp?şmalar? hengam?nda bu s?rr?-? ihlas? muhafaza etmek, dinini dünyaya alet etmemek müşkülleşmiş. En iyi çare, cereyanlar?n kuvveti yerine, inayet ve tevfiki ?lahiyeye dayanmakt?r. ( Emirdağ Cilt 1. sh. 38).


    Siyasi hareketlerin temel hareket noktalar?ndan biri bireyinden hatas?ndan ortaya ç?kan yanl?şl?ktan bir bütün halinde siyasi hareketi sorumlu tutmakt?r. Böyle bir anlay?ş ise, bir hatadan doğan sorumluluğunun o hata ile hiçbir ilgisi bulunmayan kimselerin cezaland?r?lmas?d?r. Bütün bunlar bir hedefe gidilmek üzere yap?l?r. Hedefin meşru oluşu, yanl?şl?klar? hakl? k?lmaz. Böyle bir anlay?ş öncelikle birisinin hatas?yla başkas?n? sorumlu tutmamay? emreden “Hiçbir suçlu başkas?n?n suçunu yüklenemez “(Enam, 164) ayetine z?tt?r.


    ?nsanlara Allah’?n dinini tebliğe yönelmiş bir kimse de olmas? gereken çok önemli bir husus, tebliği herkese ulaşt?rmak gayreti olmal?d?r. Başka bir deyişle çok farkl? gruplara, soysal statüleri değişik insanlara, meslek ve meşrebi birbiriyle çat?şsa bile bu meslek ve meşrep mensuplar?na, has?l? bütün insanlara ayn? ölçüde yönelmelidir. Çünkü hakikat? anlamak ve öğrenmek herkesin hakk? ve görevidir. Gerekçe ne olursa olsun, hakikati ulaşt?rmak istendiği şah?slar aras?nda yap?lacak bir ay?r?m insanlar?n bu hakk?na bir sald?r? niteliği taş?yabilir. Onun için, hiçbir grup şu veya bu gerekçeyle yok farz edilemez. Bir başkas?n?n davete icap etmesini engelleyebilen tarafgirlik tavr? tak?n?lamaz. Allah yolunun davetçisi tam bir tarafs?zl?k içinde olmal?d?r. O sadece hakikatten taraft?r. Bütün insanlarla olan ilişkisi adaletli bir karar oluşturmak isteyen hakimin tavr? gibi olmal?d?r. (Buti, sh. 110). Çünkü, iman dersi için gelenlere tarafgirlik nazar?yla bak?lmaz. Dost düşman derste fark etmez. Halbuki siyaset tarafgirliği bu manay? zedeler. (Emirdağ 2. sh. 35). Bu prensiptir ki, kendisine ve talebelerine yap?lan bütün kötü muamelelere ve emsalsiz işkencelere ve s?k?nt?lara tahammül ettirmiş ve Risale-i Nur’u hiçbir şeye alet ettirmemiştir. Yeni Said’de bu alet etmeme düşüncesi eski Said’de olan ittihad? islam düşüncesi için bile terk edilmiştir. ?slam aleminin siyasal birliği veya ittihad?n? temin etmek güzel bir proje iken, Risale-i Nur hakikatlar?n?n bu islam menfaatine olan siyasete alet edilmesine tehlikesine karş?


    “?nkişafa başlayan ?slam birlik fikri ve ittihad-? ?slam siyaseti, Risale-i Nuru kendine bir kuvvet, bir âlet yapmaya çal?şacakt? ve bizleri siyaseti ?slamiyeye bakmaya mecbur edecekti. Halbuki, Risale-i Nur’un mesleğindeki s?rr-? ihlas iman, Kur’an hakikatlerinden başka hiçbir şeye alet tabi olmad?ğ?n?.... ”Emirdağ I. Sh. 247. Risalenin alet edilmemesi için ikaz işaretleri koyar Halbuki, eski Said hararetli bir ittihad? ?slam savunucusudur. Eski Said ittihad? ?slam gerçekleşmesi için büyük gayret içindedir. Yeni Said’in Risale-i Nur’u, ittihad? ?slam siyasetine alet etmemeye olan ikaz?, Eski Said’in ittihad? ?slam düşüncesinin yanl?ş olduğu anlam?na gelmez. Ancak, Yeni Said’in dünyevi bir proje olarak ?ttihad? ?slam önceliği değildir. mevcudat?n ittihad ederek vahdaniyete olan delilini izah etmek, Yeni Said’de ittihad? islamdan daha önceliklidir.






    Onun için Eski Said zor olan siyaset yolu ile dine hizmet için biraz siyasete girmişken yeni Said siyaset üstü bir duruşu göstermiştir. Bu anlay?ş t?r ki, Yeni Said’i bütün partilere, bütün cemaatlere, farkl? meşrep mensuplar?na hep hakikati söyleyebilmiştir.


    Siyaset nas?l yap?l?rsa yap?ls?n sonuçlara yönelme sanat? olduğu için ihlas? zedeleme riskini devaml? olarak bünyesinde bar?nd?r?r. Siyasal sonuçlar? ortaya ç?karmak esas olunca vas?talar?n meşruiyeti zaman zaman göz ard? edilebilmektedir. Yeni Said’le Eski Said’in en fazla ayr?şt?ğ? noktalardan biri buradad?r. Yeni Said döneminde sonuç almaya yönelmiş bir proje görmek mümkün değildir. Sadece vazifesini yapan ama ortaya ç?kan sonuçlara raz? olan bir Nursi vard?r. Onun tavr? Celalettin-i Harzemşah’?n tavr?d?r. Vazifesini yap?p vazifeyi ilahiyeye kar?şmamak veya kar?şmay? ima edecek bütün hareketlerden uzak durmak tavr?d?r.


    Yeni Said’in üzerinde en çok durduğu konulardan biri de vazifeyi ?lahiyeye kar?şmamak hakikat?d?r. Adete siyaset ile vazifeyi ilahiyeye kar?şmama hakikat? aras?nda büyük zorluktan yak?nmaktad?r. Vazifeye ilahiye ait olan sonuçlar? halk etmekle meşgul olan biri ve gözlerini sonuçlara diken ve sonuçlar? hedefleyen kimse hataya düşer Yeni Said’e göre. Siyaset “ hay?rl? neticelere “ yönelmek mecburiyetindedir. Bunun için hay?rl? neticeleri vermek cihetiyle ilgilenmeyen Yeni Said’in siyasetten çekilmesi anlaş?labilir.




    Yeni Said, kuvveti siyasal güçlerden almak yerine hep onlardan uzak durmuş ve ihlas kuvvetine dayanm?şt?r. Nitekim yine Emirdağ Lahikas?nda


    “Risale-i Nur’un bu kadar muar?zlar?na mukabil en büyük kuvveti ihlas olduğundan ve dünyan?n hiçbir şeyine alet olmad?ğ? gibi, tarafgirlik hissiyat?na bina edilen cereyanlara, hususan siyasete temas eden cereyanlarla alakadar olmaz. Çünkü tarafgirlik damar?, ihlas? k?rar, hakikat? değiştirir. Hatta benim otuz seneden beri siyaseti terk ettiğime sebep bir mübarek alimin takip ettiği cereyan?n tarafgirlik damar? ile sahih ve büyük bir alimin onun fikrine muhalif olmas?ndan tefsik derecesinde tahkir edip ve cereyan?na ve kendi fikrine muvaf?k meşhur ve mütecaviz bir münaf?ğ? gayet mehdü sene etti. Ben de bütün ruhunla ürktüm. “ ( Emirdağ sh. 266). Diyerek dine hizmeti kendine esas meslek etmiş kimselerin siyasallaşmas?n?n muhtemel zararlar?n? ortaya döker.


    Yeni Said’ Risale-i Nur’da anlat?lan hakikatlerin hiçbir şeye alet edilmemesine büyük özen göstermiştir. Çünkü “?man hizmeti, iman hakaiki, bu kainatta her şeyin fevkindedir hiçbir şeye tabi’ ve âlet olamaz”(Kastamonu lahikas? sh. 137). Devletin bekas? da dahil olmak üzere zaman zaman Risale-i Nur’lara bir şeyleri korumak amac?yla müracaat edilmesi veya müracaata yap?lan çağr?lar Nursi’nin kaç?nd?ğ? alet olma tehlikesine davetiye ç?karma anlam?ndad?r. Risale-i Nur’da anlat?lan hakikatleri bir şeylerin meşrulaşt?rma arac? olarak kullanmaya kalk?şmak ve onlar? hariçteki hareketlere tabi ve alet etmenin o hakikatlerin umumun nazar?nda tenzil edilmesi endişesidir ki, “Kur’an-? Hakîm’in hizmeti bize kati bir surette siyaseti yasak etmiş” sözünü Bediüzzaman’a söylettirmiştir ( Kastamonu sh. 137). böyle bir yöntemi seçmesini de “ Hem Kur’an bizi siyasetten şiddetle men etmiş. ” diyerek hareket noktas?n? Kur’an?n tayin ettiğini söyleyecektir. Şualar sh. 349.




    2. “HAK?KATI SAB?TE” FENLER




    Eski Said döneminde üzerinde çokça durulan konulardan biri de fenlerdir. O fenlerin inkişaf?n?n islam hakikatlerinin ortaya ç?kmas?na ciddi bir katk? sağlayacağ?n? hep ileri sürmüştür. Yeni Said Eski Said fenlere bak?ş aç?s?n? ciddi bir şekilde eleştiriye tabi tutar ve onun bat?n?n bir k?s?m fenlerin baz? esaslar?n? bir tür “değişmez hakikatlar” olarak görmesini eleştiriye tabi tutar. Yeni Said in Eski Saide yöneltmiş olduğu bu eleştiri stürktürel bir boyut taş?r. fenlere olan vurgu Eski Said’e göre Yeni Said’de daha azd?r. Bilim ve fenlerin ilahi olan yerine ikame edilmek istenmesi veya uhraya ait olanla tamamen ilişkisinin kesilmesi neticesinde, bilimler bat? dünyas?nda ve özellikle ülkemizde uzun bir zaman bilimsellik ad? alt?nda, aşk?n’a sald?r?n?n araçlar?ndan biri haline gelmiştir. Marifetullah boyutu eksik olan bir bilim adam?, Yeni Said’de “ binbir ilmi bilse bile cehli mürekkep ile bir echel” konumundad?r. ?nsan? Allah’a götürmeyen bir bilimi hedefinden sapm?ş bir malumat olarak görür. Yeni Said Esma-i ?lahiyeyi fenlerin ana merkezine yerleştirmiştir. Nitekim, “Her bir kemalin her bir ilmin her bir terakkiyat?n her bir fennin bir hakikat? aliyesi var ki, o hakikat bir ismi ?lahiyeye dayan?yor. Pek çok perdeleri ve mütenevvi tecelliyat? ve muhtelif daireleri bununan o isme dayanmakla o fen o kemalat o sanat kemalini bulur. Hakikat olur. Yoksa yar?m yamalak bir surette nak?s bir gölgedir. “Esma-i ?lahiyeye basamak ve merdiven olmayan bir fen fen olmaktan ç?km?şt?r.


    Günümüzde de bilimden yana tav?r almaktan s?kça bahsedilmektedir. Bilimden yana tav?r almak gerekir sözü doğrudur ve belki bugün bundan başka da düşünmek pek mümkün görünmemektedir. Ama bilim verilerinin de s?k s?k değiştiği bir dünyada asl?nda bilimden ziyade “bilimsel pratik”ten söz etmek gerekir. Bilimin her an yenilenebilen karakteri, karmaş?k, uçsuz bucaks?z yap?s? kendini düzelten ve yeniden tan?mlayan anlay?ş? içinde “bilim böyle diyor” yollu genellemelere ne kadar itibar etmek gerekir? ?şte eski Said bilim böyle diyor ifadesini çok başvurmuştur.




    3. ?LERLEME DÜŞÜNCES?.




    Bat?da ayd?nlama ile birlikte, ilerleme (maddi terakki) düşüncesi, Avrupa düşüncesinin temel noktas?n? teşkil edecek bir duruma gelmişti. Ayd?nlanma ile birlikte dinin ad?m ad?m her alandan uzaklaşt?r?lma gayretleri bat?da dünyevi meyvelerini vermeye başlam?şt?. Kutsal? uzaklaşt?rmaya o günün şartlar? içerisinde başaran bat?n?n, yeni kutsallar bulmas? gerekirdi. ?şte bat?n?n bulduğu kutsallardan biri ak?l, diğeri ilerleme, teknolojik gelişmeler gibi şeylerdi. Yeryüzünde bir cennetin inşas? gerekirdi. Bunu inşa etmeninin de tek bir yolu var ve oda ilerlemenin gerçekleşmesidir. Bu düşünceler Avrupa’da hakim bir konumda iken, Osmanl? toplumu birçok alanlarda olduğu gibi ilerleme bak?m?ndan da kelimenin tam karş?l?ğ?yla dibe vurmuş ve bu dibe vuruşun sebepleri bulma veya bundan kurtulman?n yollar?n? arama tart?şmalar?n en önemli maddesidir. Yani geri kalm?şl?k nas?l giderilecektir?. Asl?nda meşveret, adalet, hürriyet, medeniyet gibi tart?ş?lan bütün kavramlar?n as?l merkezinde duran kavram ilerlemedir. ?lerleme düşüncesi, seküler bir din halini alm?şt?.


    Bütün Avrupa’da bunlar olurken, Osmanl?’da geri kalm?şl?k problemini çözmek için kollar? s?vam?şt?. Bunun için ilk olarak askeriyeden başlamak üzere, hukukta, eğitimde çeşitli reformlar tatbikat sahas?na konulmuştu. Genelde ?slam aleminin ve özelde Osmanl?’n?n geri kalm?şl?k problemi üzerinde her taraftan düşünürler çeşitli tahliller üretmişlerdir. ?slamc?lar da bu hususta çok değişik fikirleri ortaya koymuşlard?r. Eski Said’in tabiriyle terakki kavram? adeta o zamanlar?n mergup bir meta? olmuştur.






    ES özellikle Hutbe-i Şamiye ‘de geri kalm?şl?ğ?n sebeplerini birer birer masaya yat?r?r ve bunlara karş? Kur’an eczanesinden bulduğu tedavi çarelerini gösterir. ES göre, geri kalm?şl?ğ?n as?l sebebi, bat?n?n materyalist felsefesi etkisinde kalan bir k?s?m Osmanl? ayd?nlar?n?n sorumlu tuttuklar? din değil, aksine, sosyal ve içtimai hayat?n dinden uzaklaşmas?d?r. hayvaniyetten gelme olarak gördüğü istibdat, her kemali mahveden ümitsizlik, Müslüman topluluklar? aras?ndaki bağlar?n çözülmesi, doğruluk yerine yalanan çok revaç görmesi, gibi birçok sebebi geri kalm?şl?ktan sorumlu tutar. Özellikle Münazaratta yanl?ş anlaş?lan tenbellik anlam?ndaki tevekkülü eleştiri masas?na yatar?r. Ayr?ca toplumsal hayat içinde bir k?s?m beyler, ağalar ve ehliyetsiz müteşeyyihler grubu şah?s olarak geri kalm?şl?ğ?n sebepleridirler. ES. sadece geri kalm?şl?k probleminin sebeplerini teşhis etmekle kalmaz, bunlar?n çözüm yollar?n? da gösterir. Nitekim, yine özellikle Hutbe-i Şamiye’de, geri kalm?şl?ğ?n bu sebeplerinin ortadan kald?r?lmas? için, Rahmet-i ?lahiyeye şiddetle ümit beslemek, hayat?n her alan?na doğruluğu hakim k?lmak, muhabbetin bireyler ve toplumlar aras?nda tesis edilmesi, insanlar?n her zaman Abdullah olduklar?n? unutmamalar? gereken bir hürriyetin yayg?nlaşmas?, hakikat?n ortaya ç?kmas?n? hedefleyen düşünceye hakk? kelam veren bir tart?şma ortam?n? tesisi gibi, birçok unsurlar?n hayatlanmas? ile geri kalm?şl?k problemi ortadan kalkacakt?r.


    Avrupa ile karş? karş?ya gelen bütün osmanl? ayd?nlar?n?n ilk farkettikleri geri kalm?şl?k problemi de Eski Said’in çok kafa yorduğu bir problemdir. Nitekim, ” hemde gördüm ki, medeniyeti hakikiyeyi teşkil eyleyen islamiyet, maddi cihetinde medeniyeti haz?radan geri kalm?ş; güya ?slamiyet su-i ahlak?m?zdan dar?lm?ş mazi taraf?na gidiyor”(Divan? harbi Örfi sh. 68)diyerek ve başka yerlerde ilay? kelimetullah’?n önemli bir sebebinin bu zamanda maddeten terakki olduğunu söyler. ?’lâ-y? kelimetullah?n divan? harbi örfideki bu ifadesinde maddi terakki önemli bir sebebidir. Ancak, ayn? konuyu Muhakemet ta anlat?rken, “ Bu zamanda maddeten terakkiye mütevakk?f olan i’lâ-y? kelimetullah” olarak söz er. (Muh. Sh. 37).




    Sanki tamamen i’lâ-y? kelimetullah’?n maddi terakkiye bağl? olduğu şeklinde bir anlaş?lmaya müsait bu ifade eski Said bütünlüğü içinde okunduğunda Eski Said’in maddi ilerlemeyi sadece bir şart olarak gördüğü anlaş?labilir. Nas?l anlaş?l?rsa anlaş?ls?n ES ilerleme düşüncesi üzerinde ciddi kafa yormuş ve bunun çözümü için büyük gayret sarf etmiştir. Yeni Said’in ortaya ç?k?ş?yla beraber, k?r?lmaya uğrayan veya eski önemini yitiren konulardan biri de bu ilerleme düşüncesidir. Yeni Said insanlar? maddi terakkiye teşvik etmek yerine iktisat ve kanaat etmeye davet etmektedir. Art?k o ES. döneminde pek fazla yapmad?ğ?, ahiret ve tevhit vurgusuna ağ?rl?k verecektir. ES bunlar?n zaten var olduğunu faraziyesinden hareket etmekte idi. Birçok problemin geri kalm?şl?k problemin çözümü ile ortadan kalkacağ?na inan ES’din aksine, Yeni Said Kastamonu Lahikas?ndaki bir mektupta savaşlar?n ve boğuşmalar?n ve bunlar?n sebep olduğu zulümlerin terakki fikrinden kaynakland?ğ?na art?k inan?yor. Sh. 1576Her iki Said’in iştirak?yla yaz?lm?ş Lemaat’da israf, sefahatin ve sefahat ise sefaletin kap?s? olarak tavsif edilmektedir. Özellikle her iki dünya harbinden sonra, art?k insanlar? terakkiye teşvik etmek değil, terakki düşüncesinin su-i istimalinden gelen zararlara karş? insanlar? korumak için çareler aramak peşindedir. ES’deki terakkinin dünyevi meyveleri yerine YS. de bu düşüncelerin fiiliyatta ortaya ç?kan zehirlerine karş? dikkat vurgusunu görmekteyiz.


    Ancak, yeni Said’de bu vurgu yoktur. Ancak, Avrupa’n?n maddi terakki itibariyle ilerlemiş olmas?n?n sebebini Avrupa’da dinle ilgili gelişmeler delil gösterenlerin ayn? şeyin bizde de olmas? gerektiği şeklindeki bir soruyu cevaplarken, bizle bat? aras?ndaki farklara dikkate çekerek, maddi terakkinin önündeki engelin din olmad?ğ?n? bilakis, maddi terakki için dinin ne kadar zaruri bir unsur olduğunu belirtir. ?slam ülkelerinde maddi terakki isteyenler tarihteki örneklere bakarak dini devre d?ş? etmeyip, bilakis dinden yararlanmas? gerekir. Farkl? bağlamlarda olsa bile Yeni Said’in maddi terakki ile ilgilendiğini söyleyebiliriz. Ayr?ca, Kastamonu Lahikas?nda Risale-i Nur hizmetinin imkanlar?n?n bu kadar azl?ğ?na karş?n, göstermiş olduğu büyük gelişmeyi anlat?rken, “eğer o mütekabil kuvvetler ayn? seviye de olsayd? Risale-i Nur’un inkişaf?nda mucizevari futuhat görülecek idi. ( Kastamonu Lahikas? sh. ) Bu ifadeden de Yeni Saidin dünyas?nda maddi terakkinin hiçbir yerinin olmad?ğ? veya Eski Said döneminde maddi terakki ile ilgili olarak söylediğini bir bütün halinde terk etmediğini, söyleyebiliriz. Ancak, kanaatimce söyleyemeyeceğimiz şu olabilir: Eski Said ile Yeni Said’in maddi terakki fikir dünyalar?nda ayn? öneme haizdir. Eski Said’deki maddi terakki vurgusu Yeni Said’de iktisat ve kanaate yerini b?rakm?şt?r. Yeni Said’de olan maddi terakkiye dair vurgu Yeni Said’de yoktur. Yeni Said için as?l terakki başka bir şey ifade eder. (23 söz). Terakkinin manevi boyutuyla YS ilgilidir.


    Avrupa ilerlemesi, ahireti hesaba katmayan, vahyi dinlemeyen bir ak?lc?l?k esas?na dayanmaktayd?. ES. bat?n?n teknoloji, fen felsefesini bir araç olarak kullanmak suretiyle islamiyete hizmettin ve bu arada ?lay? kelimetullah?n olacağ?na en az?ndan bunun ciddi bir katk? katacağ?n? inan?yordu. ES Müslümanlar?n dünyas?n?n terakkisi peşinde iken, YS bu yerini manevi, ruhi ve ahirete yönelik ilermeye düşüncesine terk etmiştir. (Murat Çift kaya sh. )


    YS terakki düşüncesiyle ilgili olarak meydana gelen değişiklikler için 17. Leman?n 7. notas?ndaki şu ifadeler yeterli ipuçlar?n? bize vermektedir;”Ey Müslümanlar? dünyaya şiddetle teşvik eden ve sanat ve terrakkiyat? ecnebiyeye cebirle sevk eden bedbaht hamiyetfüruş!.... ”?şte bu esaslara binaen, ehli ?slam, dünyaya ve h?rsa sevk etmeye ve teşvik edilmeye muhtaç değillerdir. Terakkiyat ve asayişler bununla temin edilmez. Belki mesailerinin tanzimine ve mabeynlerindeki emniyetin tesisine ve teavün düsturunun teshiline muhtaçt?rlar. Bu ihtiyaç da dinin evamir-i kudsiyesiyle ve salabeti diniye ile olur. Sh. 174




    4. MUHATAPLAR




    Eski Said döneminde yaz?lm?ş eserler, genel olarak entelektüel bir düzeyi var olan kimseler için yaz?lm?şt?r. Eski Said dönemi eserleri ile Yeni Said dönemi eserleri aras?nda farkl?l?klar?n biri de burada kendisini gösterir. Eski Said döneminde anlat?lan bir meselenin Yeni Said döneminde ayn? meselenin anlat?m? s?ras?nda seçilen dil konjoktürel bir farkl?l?ğa işaret eder. Eski Said entelektüel bir dil kullanarak ayd?n kamu oyununa konuşmas?na karş?n Yeni Said tamamen Kur’ani yöntemi takip ederek her toplum kesimi için anlaş?l?r bir dil kullanmas? yap?sal olmayan konjoktürel bir farkl?l?ğ?n işareti diye okunabilir.


    Tefsir mukaddemesi olan Muhakemat için reçetetül ulema ifadesini kullanmas?, her ne kadar reçetetül avam olarak adland?rm?ş olsa bile Münazarat adl? eseri de kendi tan?mlamas?yla siyaset doktorlar?na toplumsal hastal?klar? teşhis gayesi gütmesi ve buna reçeteler yazmas?, Mesnevi Nuriye’deki özlü anlat?mlar – ki bir anlamda Risale-i Nur Mesnevi Nuriyee’nin aç?l?m?ndan ibarettir-Lemaat adl? eserindeki izahlar, Sunuhat, Tuluat ve işarat adl? eserler içinde ayn? şeyleri söylemek mümkündür. Nitekim, ?şaratül icaz adl? eski said dönemi eserleri için Yeni Said olarak yapt?ğ? değerlendirme de bu hususu kendisi aç?kça belirtir. ?şaratül ?’caz’daki anlat?m?n icazl? ve k?sa tabiratla olmas?n?n bir sebebi olarak eserin yaz?l?ş?nda sadece gayet zeki olan kendi talebelerinin seviyesini nazara ald?ğ?n? belirtir. Bu tefsiri anlayacak adamlar?n yetişmesini rahmeti ?lahi’yeden niyaz ederken bile, bu eseri anlaman?n bir düzey gerektirdiğini söylemiş olmaktad?r. (2134).


    Muhakamet adl? eserinde yukar?daki düşüncemizi teyid eden birçok ifadeye rastlamak mümkündür. Birinci makalenin sonunda ifade tekniğindeki zorluklara dikkat çekerek okuyucudan bu hususu dikkate almalar?n? istemekte ve ayn? yerde kendisinin halli müşkül bir muamma olduğunu belirtir. ( sh. 74. ). Ayn? eserin akideya ait olan Unsurul Akide başl?kl? bölümünde ise, “kelamdaki iğlak?n “ mazur tutulmas? rica etmektedir. Sh. 105.


    Kastamonu lahikas?nda Eski Said’in mant?kla ilgili eserlerinden söz ederken “... ilm-i mant?k noktas?nda bir şaheser hükmünde bulunan gayr-? matbu Ta’likat’tan süzülen i’cazl? bir icaz-? harikada müdakkik ulemalar? hayret ve tahsinle dikkate sevr eden matbu K?z?l ?caz nam?ndaki risale-i mant?kiye Risale-i Nur’la bağlanmas?na ve şakirtlerinin, alimeler k?s?m?n?n nazar?na lay?k gördüm ; fakat çok derindir. . ”(Kastamonu sh. 1628). K?z?l icaz için yapt?ğ? tan?mlama da bu hususu teyit eder.




    Ayn? şeyler Divan-? Harbi örfi için söylenebileceği gibi, Eski Said’in gazetelerde neşrettiği bütün makaleleri içinde söylenebilir. Eski Said böylesine bir hususu bizzat kendisi söylememiş olsayd? bile, bu kitaplar mütalaa edildiğinde bunlar?n daha ziyade entelektüel bir düzeyde olduklar? rahatl?kla anlaş?labilir.
    ...............................
    'Hakiki alimler,zalim hükümdarlara karşı hak ve hakikati pervasızca söyleyen alimlerdir.' İşte biz,ancak böyle ve müttaki bir allamenin söz ve eserlerine itimad edebiliriz

  7. #7
    Vefakar Üye MuhammedSaid - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Gaziantep
    Yaş
    32
    Mesajlar
    388

    Standart

    Alıntı SERDENGEÇT? Nickli Üyeden Alıntı
    Eski Said döneminin özellikle birinci döneminde yaz?lan eserlerde Bediüzzaman “ d?ş?r?ya” konuşan biridir. d?şar?ya konuşan birinin hedefi başkalar?d?r. Başkalar? olduğu içinde durumu nispidir; başka medeniyetler veya devletler bağlam?nda ortaya ç?kar. ?man ve kainata vurgudan ziyade devlete ve kurumlara dikkat eder. cazibedar geniş dairelerde faaliyet göstermek ister. Böyle birisi için muhatab?n? öğrenmek son derece önemli olduğu gibi kaç?n?lmazd?r. Muhatab?n birikim ve zihni kayg?lar?ndan etkilenmesi normald?r. Onun için Eski Said’de kendi şahs?n? sorgulayan, onu eleştiren bir söyleme pek rastlanmaz. O bu kitaplar?nda daha ziyade başkalara meydan okuyan islam hakikatlerini hayk?ran, bunu çok minnetsiz söyleyen, kendine öz güveni olan biridir.




    Eski Said döneminde yaz?lan eserlerin bu özelliklerine karş? Risale-i Nur, kültürel, ilmi, sosyal, ekonomik, yaş bak?m?ndan ve daha nice farkl? aç?lardan farkl?laşabilen herkesi kuşat?c? bir dil kullan?lmaya büyük özen göstermiştir. Çünkü iman mal? umumidir. Her taifede muhtaçlar? ve sahipleri her zaman var olmuştur ve olacakt?r. Tarafgirliğin girmesi halinde umuma ait bir mal?n baz?lar?na tahsisi ç?kabileceği gibi hak sahibinin hakk?ndan istifade etmesine engel olmak durumu da söz konusu olabilir. (Emirdağ I. sh. 180). Hiç şüphesiz bu değişik insanlara karş? onlar?n anlayacağ? bir değişik dilin kullan?lmamas? anlam?n? içermez. Zaten davetçinin bu hikmeti göz önüne almas? da gerekmektedir. Sadece aş?k olduğunu seven değil, şefkati sebebiyle çocuğunu seven bir annenin bu şefkatten hareketle bütün çocuklar? ve hatta bütün mevcudat? sevmesi gibi bir halin içinde olmas? gerekir. Her şeyi maşukuna fena eden değil, şefkati herkese yayan bir anlay?şt?r. Yağan yağmurun tanelerinin hiçbir ay?r?m yapmadan herşey için ab? hayat olmas? gibi bir durumdur bu. Bu anlamda islamc? sadece kendi tarlas?na yağmur isteyen çiftçinin talebinin bütün müslümanlar için arzulanmas?ndan başka bir şey değildir. En kestirme bir tan?mlamayla ?slamc?l?ğ?n Müslüman tarafgirliği olduğunu düşünürsek, ?slamc?l?k, Şefkati esas alan biri muhtaç her tarlaya yağmurun yağmas?n? arzu eder. Çünkü, yağmurla gelen rahmettir. Siyasi cereyanlara kap?lan veya onlara yön vermek iddias?nda bulunan bu yaparken bir k?sm?na yard?m ederken diğerlerine aç?kça cephe alan biri bütün insanlara ayn? şefkat ve sevgiyi göstermesi beklenebilir mi ? Kendisine zulmeden savc?n?n çocuklar? hat?r?na bunlara kötülük gelmemesi için tav?r alabilir mi?


    Risale-i Nur’un dilindeki bu kuşat?c?l?k, Risale-i Nur’un ismi Hakim ve Rahim’e mazhariyetleriyle ilişkili bir husustur.


    Bediüzzaman’?n kendi şahs?na yönelik ilk olarak konuştuğu ilk yer geçiş döneminde yaz?lan ve kendisi taraf?ndan daha sonradan Risale-i Nur külliyat?na dahil edilen geçiş dönemi eseri olana Mesnevi Nuriye’dir.




    Eski Said’in eserleri; islam? zay?flam?ş iman sahiplerinin islamiyetlerini takviye gayesi güderken, Yeni Said’in eserleri önceliğini iman? vererek imanl? bir islamiyet inşas?na yönelmiştir. Bu bak?mdan Yeni Said’in telifat? daha kuşat?c?d?r.






    5. ÖNEML? B?R KIRILMA NOKTASI: AVRUPA FEN VE FELSEFES?




    3. Yeni Said’e göre Eski Said’in zihninde Avrupu fenleri ve bat? felsefesi bir derece yer etmiştir. Bat? medeniyetinin kendi ruhunda yaralay?c? izler kalbi hastal?klara dönüştüğünü bunu tedavi etmek uğraşt?ğ? söylenir. (sh. 643). Kanaatimce Yeni Said’in Eski Said’i düşünce sistematiği bak?m?ndan tenkit ettiği en önemli yer 29. Mektup’ta ki Üçüncü sualdir:


    Üçüncü sual: Diyorlar ki: “ Senin eski zamandaki müdafat?n ve ?slamiyet hakk?ndaki mücahedat?n, şimdi ki tarzda değil. Hem Avrupa’ya karş? ?slamiyeti müdafaa eden mütefekkirin tarz?nda gitmiyorsun. Neden Eski Said vaziyetini değiştirdin ? Neden manevi mücahidîn-i ?slamiye tarz?nda hareket etmiyorsun ?”


    Elcevap: Eski Said ile mütefekkîrin k?sm?, felsefe-i beşeriyenin ve hikmet-i Avrupaiyenin düsturlar?n? k?smen kabul edip, onlar?n silahlar?yla onlarla mübareze ediyorlar, bir derece onlar? kabul ediyorlar. Bir k?s?m düsturlar?n?, fünûn-u müsbete suretinde lâyetezelzel teslim ediyorlar;o suretle, ?slamiyetin hakiki k?ymetini gösteremiyorlar. Adeta, kökleri çok derin zannettikleri hikmetin dallar?yla ?slamiyeti aş?l?yorlar, güya takviye ediyorlar. Bu tarzda galebe az olduğundan ve ?slamiyetin k?ymetini bir derece tenzil etmek olduğundan, o mesleği terk ettim


    Hem bilfiil gösterdim ki, ?slamiyetin esaslar? o kadar derindir ki, felsefenin en derin esaslar? onlara yetişemez, belki sathi kal?r. otuzuncu söz, Yirmi dördüncü mektup, Yirmi Dokuzuncu Söz bu hakikati burhanlar?yla ispat ederek göstermiştir. Eski meslekte, felsefeyi derin zannedip, ahkam-? ?slamiyeyi zâhiri telakki edip, felsefenin dallar?yla bağlatmakla durutmak ve muhazafa edilmek zannediliyordu. Halbuki, felsefenin ne haddi var ki onlara yetişsin?“ sh. 560.


    Kanaatimce, Yeni Said taraf?ndan Eski Said’e getirilmiş en ciddi eleştiri burada yer almaktad?r. Soruya verilen cevap okunduğunda iki şey söylenebilir. Bunlardan birincisi Yeni Said Eski Said’in mücadele yöntemini tenkit etmektedir denilebilir. Böyle bir sonuç sorudaki mücahede ve müdafa yönteminin neden değiştirildiği üzerine sorunun sorulmas?ndan ç?karabilir. Sanki, soruda Said’in düşüncelerinde meydana gelen bir değişiklikten değil de düşüncelerin savunulmas? biçimindeki değişiklikten bahsediliyor gibi bir netice ç?kar?labilir. Genelde Eski Said ile Yeni Said aras?nda hiçbir değişiklik yoktur diyenler bu yeri bu şekilde anlama gayreti içindedirler. Çünkü, onlara göre, Yeni Said ile Eski Said aras?nda sadece mücadele yönteminde bir değişiklik vard?r ve o da konjoktüreldir.


    Ancak, kanaatimce mesele bu kadar basit çözülecek türden değildir. Çünkü, cevap dikkatlice okunduğunda sadece mücadele yöntemindeki değişiklikten değil, ayn? zamanda strüktürel bir ayr?şmadan da bahsettiği ikinci bir düşünce olarak söylenebilir. Bu şekildeki düşüncenin daha doğru olduğu savunulabilir. Çünkü, Yeni Said Eski Said’in felsefe-i beşeriyenin ve hikmeti Avrupaiyenin bir k?s?m düstürlar?n? kabul edip ve bu kabul edilen esaslar ile islamiyetin aş?lanmas?ndan ve bunlar?n desteği ile ?slamiyetinin k?ymetinin ortaya ç?kmas? gibi bir düşünüşten bahsetmektedir. Bu yap?sal değişiklikler nelerdir veya Eski Said eserlerinde ne var ki, onlar? okuduğumuz zaman bununla Eski Said bat?n?n bir k?s?m düstürlar?n? sars?lmaz sabiteler olarak görmüştür? Sorusunun cevab?n?n verilmesi gerekir.


    Eski Said Yeni Said ayr?şmas? için Eski Said eserleri ile Yeni Said eserleri bu aç?dan bir karş?laşt?rmaya tabi tutulmas? gerekir.


    1. Eski Said’in medeniyete yapt?ğ? vurgu ve insanlar? medeniyete teşvik etmesi ile ilgili yerler okunduğunda Eski Said’in bütün gayretinin medeniyetin iyiliklerine dikkati çekmek şeklinde olduğu görülebilir. Eski Said’de Bat? medeniyetine ciddi bir eleştiri pek fazla yoktur. Bat? medeniyeti ilk ciddi eleştirinin Sunuhat ve Lemeat adl? eserlerde görülmesi ve bunlar?n ise Eski Said’den Yeni Saide geçiş dönemlerinde yaz?l?klar? düşünüldüğünde anlaml? görünmektedir.


    Yeni Said’de art?k bat? medeniyetine teşvikten ziyade, bat? medeniyetinin meydana getirdiği tahribata karş? tamirat ve iddialar?na karş? cevaplar? daha çok görürüz. Eski Said’in bir bütün olarak savunduğu bat? medeniyetiyle ilgili Yeni Said’in eserlerinde s?kl?kla şu tan?mlamalar? görebilmek mümkündür. “Medeniyeti sefihe”, ”sehhar medeniyet”, ”firavunane medeniyet”, ”sefih ve muz?r medeniyet”, ”mimsiz medeniyet” “frenk meşrebane medineyet”, ”deniyet “ gibi Eski Said’de çok fazla görmediğimiz tan?mlamalara çok s?kl?kla rastlamak mümkündür.


    Bu tan?mlamalardan Yeni Said’in bir bütün olarak bat? medeniyetine karş? ç?kt?ğ? bir sonuç ç?kar demek istemiyoruz. Çünkü, Avrupay? ve onun medeniyetini ikiye ay?ran “hakiki medeniyete karş? değil; zararl? mimsiz medeniyete karş? “ olduğunu da söyleyen de yine Yeni Said’dir. Ama medeniyete karş? söyleminde de bir farkl?ğ?n? olduğunu da aç?kt?r. Eski Said ile Yeni Said aras?nda bat? medeniyete karş? söylemlerdeki bu farkl?ğ?n yukar?daki soruda verilen cevap içinde cevapland?r?lmas? gerekir.




    Eski Said’in akl? yeni Said’in sunahat? felesefe ile ilgili değerlendirmelerinde de görülmektedir. Ak?l? çok ön plana ç?karan eski said öncesi ve kendi yaşad?ğ? dönemdeki felsefi hareketlere karş? Eski Said Yeni Said’e nazaran çok müsamahakar ve iltifatkard?r. Özellikle Muhakamet ‘ta eski Yunan felsefesi birçok yönden eleştirilirken, ve hatta bunlar Kur’an’?n hakikatlar?n? ile uygunluğunu aç?klamaktan gaye o şahidî sad?k?n tezkiyesi için olsa bile bunun abes olduğunu ve böyle bir tezkiye muhtaç olmad?ğ?n? belirtir. Kur’an’?n böyle ak?l ve naklin tezkiyelerine muhtaç olmad?ğ?n? ve bu anlamda yap?lan faaliyetler eleştirilir. Ehli zahirin zihinlerini kar?şt?ran, Yunan Felsefesine olan ilgiden kaynakland?ğ?n? ve bu felsefenin müslümanlar?n düşünce dünyas?nda nas?l bir etkiye sahip olduğunu “o felsefeye fehmi ayette bir esas-? müselleme nazar?yla bak?yorlar “ (muhakemat sh. 72). Doğrusu eski yunan felsefesiyle ilgili bu çok ciddi ve ağ?r eleştirilerin ayn? ton ve ayarda çağdaş? felsefi hareketler için yoktur. Eski Said antik felsefe karş?n “yeni hikmet”ten yana bir tav?r alm?şt?r.




    “Haddi evsat? gösterecek, ifrat ve tefriti k?racak yaln?z felsefe-i şeriatla belagat ve mant?k ile hikmettir. Evet hikmet derim, çünkü hayr?-? kesirdir. Şerri vard?r; fakat cüz’idir. Usul-i müselemedendir ki: Şerr-i cüz’i için hayr-? kesiri tazammun eden emri terk etmek, şerr-i kesiri işlemek demektir. ”ehvennüşşerri “ ihtiyar elzemdir. Evet, eski hikmetin hayr? az, hurafat? çok, ezhan istidads?z, efkar taklid ile mukayyed, cehl avaramda hükümferma olduklar?ndan selef bir derece hikmetten neyheyttiler. Fakat, şimdiki hikmet ona nisbeten maddi cihetinde hayr? çok, yalan? az;efkâr dahi hür, marifet hükümfermad?r. Zaten her zaman?n bir hükmü olmak gerektir. ” Muhakemet sh. 24.


    Yukar?daki ifadelerden anlaş?ld?ğ? üzere, Eski Said Yeni hikmete oldukça s?cak bakarken, Yeni Said’in ona göre daha mesafeli olduğu anlaş?lmaktad?r.


    Çünkü, Yeni Said döneminde felsefe devaml? ikili bir ay?r?m gözetilerek tahlil edilmiştir. özellikle 30 sözde bu ikili ay?r?m ve düşünce tarihi bak?m?ndan tahlile tabi tutulur. Yeni Said’de ak?l ve kalbin ittihad? birbirine eşitlerin ittihad?na denk düşmez. Kalb ayağ? daha galiptir. Asl?nda Eski Said söylemin akl?n nurundan ve kalbin ziyas?ndan bahsediliyor olmas? Eski Said’de birbirine eşit ikiliden bahsedilmediğini gösterir. Kanaatimce risale okumalar?nda her ikisinin eşit olarak anlaş?lmas? bir yan?lg?ya işaret eder.








    Yeni Said ile Eski Said’in aras?nda ince bir fark gördüğümüz konulardan biri de felsefeye bak?ş aç?s?d?r. Eski Said söyleyebiliriz ki, genel olarak felsefeye karş? s?cak bakan biridir. Onun bak?ş aç?s?nda o günün felsefesi, hay?rlar? çok, şerleri azd?r. Dolay?s?yla Eski Said’in eserleri ile genel olarak felsefe aras?nda ciddi bir çat?şman?n olduğu söylenemez. Hatta Eski Said, Arş-? kemalat olan marifeti Sani’in miraclar?n?n yollar?n? dört olarak sayarken, Hükeman?n mesleğini üçüncü yol olarak saymaktad?r. Muhakemet sh. 107.


    Buna karş?l?k Risale-i nur’da felsefe daha çok aşağ?lay?c? bir şekilde kullan?lm?şt?r. Risale-i nur’da felsefe genel olarak Avrupa’da ortaya ç?kan ve 19. yy ile 20. yy. başlar?nda Türkiye’ye giren materyalizm, tabiatç?l?k ve pozitivizme atfen kullan?lm?şt?r. Bilindiği üzere özellikle cumhuriyetle birlikte bu düşünceler ?slam’a sald?r?n?n fikri alt yap?s?n? teşkil etmiştir. Risalede genel olarak felsefe vahye teslim olmam?ş ve vahye başkald?ran felsefe kast edilerek kullan?lm?şt?r. Bunun böyle olduğunu 30. sözde görebilmek mümkündür. Çünkü, burada Nursi, “silsile-i nübüvvet ve diyanete itaat eden”felsefeyi hakikate giden yollardan biri olarak görür ve bir ad?m daha ileri giderek, ” ne zaman ki, silsile-i felsefe, silsile-i diyanete iltihak edip ittihat etmiş ise, beşeriyet iyi bir hayat geçirmiş” demektedir. (Kontrol edilecek)


    Risale’de felsefeden bahsedilirken, ”muhalif felsefe” 79, ”geveze felsefe”sh. 96, felsefe-i tabiiye, sh. 106, ”felsefe-i sakime”sh, 200, ”muzahraf felsefe” sh. 643, ”sarhoş felsefe” gibi daha birçok aşağ?lay?c? terkipler kullan?lm?şt?r. Yeni Said’deki bu aşağ?lay?c? ifadeler Eski Said dönemi eserlerinde nadir olmakla beraber, genel olarak felsefe övülmektedir. Eski Said’de felsefenin şerlerinden nadir olarak bahsetmesine karş?n;?frat ve tefriti k?r?p vasat ve müstakim yolu gösterecek felsefe-i şeriata başvurulmas? sal?k verilmektedir. Hiç şüphesizdir ki, Yeni Said’de ?slam ile bar?ş?k olan felsefeyi san?k sandalyesine oturtmam?şt?r.


    Daha sonra, Kur’an ile”Kur’an ile bar?ş?k “, hayat? içtimaiye-i beşeriye ve ahlâk ve kemâlat-? insaniyeye ve sanat?n terakkiyat?na hizmet eden” felsefe ile muz?r felsefe aras?nda ay?r?m yapt?ğ?n? da görmekteyiz. Nitekim, Risale-i nur’un geniş dairelere matbaalar vas?tas?yla yay?lmas? ve risalelerin modern mekteplerde okuyan ve bu arada felsefeden de haberdar talebeler taraf?ndan okunmas? yayg?nlaşmas? karş?s?nda Risaledeki felsefeye karş? olumsuz tavr?n yanl?ş anlaş?lmamas? kayg?s?yla talebelerine yazd?ğ? bir mektupta:”Risale-i Nur’un şiddetle tokat vurduğu ve hücum ettiği felsefe ise mutlak değildir. Belki muz?r k?sm?nad?r. Çünkü felsefenin hayat? içtimaiye-i beşeriyeye ve ahlak ve kemalat-? insaniyeye ve sanat?n terakkiyat?na hizmet eden felsefe ve hikmet k?sm? ise, Kur’an ile bar?ş?kt?r. Belki Kur’an’?n hikmetine hadimdir. muaraza edemez. Bu k?sma Risale-i Nur ilişmiyor. ?kinci k?s?m felsefe, dalalete ve ilhada ve tabiat batakl?ğ?na düşürmeye vesile olduğu gibi, sefahet ve levhiyat ile gaflet ve dalaleti netice verdiğinden ve sihir gibi harikalar?yla Kur’an’?n mucizekar hakikatlar?yla muaraza ettiği için, Risale-i Nur ekser eczalar?nda mizanlarla ve kuvvetli burhanl? muvazeneleriyle felsefenin yoldan ç?km?ş bu k?sm?na ilişiyor, tokatl?yor;müstakim, menfaatdar felsefeye ilişmiyor “ deme ihtiyac?n? hissedecektir. Sh. 1754,




    6. TEKNOLOJ? VE MUC?ZATI ENB?YA


    3. Bu noktalardan biri de mucizat? Enbiyâdan Kur’an?n bahsetmesine dair anlat?mda görebilmek mümkündür. Eski Said’in eserlerinden olan olan ?şaratül ?caz ‘da peygamber mucizelerinin iki gayeye matuf olduğu anlat?l?r. Bunlardan birincisi, peygamberlerin nübüvvetini halka tastik ve kabul ettirmek olarak belirtilir. Ancak, bununla ilgili izahat yap?lmaz. ancak, ikinci gaye olarak belirtilen maddi terakki için laz?m olan örnekleri nevi beşere göndererek o mucizelerin benzerlerini meydana getirmek, insan? teşvik olarak gördüğü ikinci gaye çok detayl? olarak örneklendirilir. Meydana gelmiş terakkinin tamamen dinlerden al?nd?ğ?n? ve onlardan al?nan ilhamlarla ortaya ç?kt?ğ?d?r. Bunlar örneklendirilir burada. ?lk olarak saatin ve geminin bir peygamber eliyle bizlere hediye edildiğini hat?rlat?r. Hz. Ademin mucizesi olan talimi esma ile telahuku efkar ile meydana gelen fenler aras?nda ilişki anlat?l?r. Örnekler devam ederek, demirin eritilmesine Davud as. mucizesi, uçak ile hz. Süleyman’?n mucizesine insanlar?n yaklaşt?ğ?n? örnekler. K?raç ve kumsal yerlerden sular? ç?karan santrafuj ile Hz. Musa’n?n mucizesi ilişkilendirilir. Burada Hz. ?sa’n?n mucizesi anlat?l?rken, “Hakikaten şu mucizeler ile bu terakkiyat aras?nda pek büyük bir münasebet ve muvafakat vard?r. Evet, dikkat eden adam, bilatereddüt “O mucizeler bu terakkiyata birer mikyas ve nümunelerdir” diye hükmedecektir” demektedir. Sh. 257. Bu yerde peygamber mucizeleri Hz. ?brahim, Hz. Yakub, Hz. Süleyman’?n mahzar olduklar? mucizeler ile devam eder ve bunlardan beşeri hayat için maddi terakkide ihtiyaç duyulan teknolojik gelişmeler ile irtibatland?r?l?r. sh. 257


    Burada peygamber mucizeleri ile teknolojik gelişmeler aras?nda birebir kurulan ilişki anlatma Yeni Said dönemi eserlerinde de devam etmekle birlikte Yeni Said’de peygamber mucizelerinden as?l al?nmas? gerekli dersler ahirete yönelik derslerdir. Hz. ?brahim’in bir mucizesi olarak ateşin yakmamas?, sadece teknoloji ile irtibatland?r?lmaz. Ateşin Hz. ?brahimi yakmamas? arkas?nda bizlere önemli üç dersi verir. Bunlar, ateşinde bir emir alt?nda hareket ettiği, - ki bu birinci sözde anlat?lmaktad?r- her şeyin hareket ederken manen Bismillah dediği hat?rlat?rl?r. ?kinci olarak, o ateş ile cehennem ateşi aras?nda ilişki kurulur. Ve nihayet, üçüncünde ancak, bu mucize ile teknoloji aras?nda ilişki kurulur. Yine Talimi esma mucizesi anlat?l?rken, as?l dikkatimizi bu mucizeden bizlerin ahirete ilişkin alacağ?m?z derslere çekilir. Beşeriyetin babas? olan Hz. Adem’e Talimi esman?n verilmesinde nas?lk?, onun melaikeden rüchaniyeti ispat edilmiş aynen öyle de, hz. Adem’in evladlar? olarak bizlerin de bütün esmay? taallüm ederek, bütün mahlukata karş? rüçhaniyetimizi ispat etmemiz gerektiği ve bunun yollar? gösterilir. Bu iki örnekten anlaş?ld?ğ? üzere bu mucizelerin 20. sözdeki bu anlat?m?nda ahirete ilişkin dersler çok ağ?rl?kl? olarak işlenirken, medeniyet harikalar?yla olan ilişkileri daha geride kalmaktad?r. Geniş bilgi için bkz. Sözler. Sh. 237 vd.




    7. B?R D?ĞER NOKTA


    ?kinci meşrutiyet öncesi ve sonras? dönemdeki hemen bütün islamc?lar?n ortak noktalar?ndan biri kendilerini bat?ya karş? savunma pozisyonunda görmeleridir. Ancak, bu savunma, tarihsel seyir içinde bat?da gelişen kurumlar?n daha çok kabulü ve bunlar?n ?slamiyette karş?l?klar?n?n aranmas? şeklinde olmuştur. Bat?da ki demokrasi ve çoğulculuk islamiyetteki meşveret ile, felsefe hikmet ile, denkleştirilmek istenmiştir. Birçok ?slamc? böyle bir tutum sergilemiştir. Bat?n?n kurumlar? ile ?slami kurumlar aras?nda benzerlik veya paralellikleri ortaya ç?karma gayretleri çok fazlad?r. Böyle bir tarzda bat? felsefesinin veya biliminin baz? yanlar? değişmez hakikatler olarak kabul edilmiştir.


    Bat? karş?s?nda maddi terakki yönünden geri kalm?şl?ğ? gören ?slamc?lar da hemen bütün herkes gibi referanslar?yla bat?n?n referanslar? aras?ndaki uyuma dikkat çekmişlerdir. Terakki öylesine büyük bir öneme sahiptir ki, meşrutiyet ortam?ndaki en güçlü siyasal partinin ad?n?n bir parças?n?n Terakki olmas? da bu ezilmişliğin ve özür dileyici tavr?n göstergesidir. Yine teşebbüsü şahsi ve Ademi merkeziyet kavramlar?n?n arkas?nda hep geri kalm?şl?k ezikliği yatmaktad?r. Böylesi bir ortamda bat?n?n kavramlar? veya kurumlar?n?n doğrular olarak kabul edilmesi Yeni Said’e göre, islamiyetin hakiki k?ymetini gösterememek anlam?na geliyor. Çünkü böyle bir tarz, ?slamiyetin hakikatlerinden çok bat?n?n değerlerini ortaya ç?karabilir. Eski Said döneminde özellikle medeniyetin güzelliklerine çok vurgu yap?lmas? ve bu güzelliklerin bütüne islamiyetin aç?k ve örtük bir şekilde onlar?n ayn?s?na veya daha güzeline kefil olduğunun söylenmesi, mehasini medeniyeti ?slamiyetin mukaddemesi olarak görmesi, böylelikle islamiyeti müdafaa ediş biçimi islamiyetin bir anlamda d?şar?dan takviyesi anlam?na al?nabilir. (?çtimai Reçeteler II. Sh. 270, Muhakemat sh. 33). Bat?’da gelişen veya zaman ile oluşan baz? kurum ve kavramlar?n?n islamiyette karş?l?ğ?n?n aranmas? şeklinde bir anlay?şt?r.


    Yine Eski Said belirtildiği üzere birçok gazetelerde birçok makaleler neşr etmiştir. Büyük çoğunluğu Volkan gazetesinde neşredilen bu makalelerin birinde Eski Said rüyas?nda Padişah? gördüğünü söyleyerek şöyle devam eder”... Alem-i ma’nada Padişah? gördüm. Dedim:
    ......................
    'Hakiki alimler,zalim hükümdarlara karşı hak ve hakikati pervasızca söyleyen alimlerdir.' İşte biz,ancak böyle ve müttaki bir allamenin söz ve eserlerine itimad edebiliriz

  8. #8
    Vefakar Üye MuhammedSaid - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Gaziantep
    Yaş
    32
    Mesajlar
    388

    Standart

    Alıntı SERDENGEÇT? Nickli Üyeden Alıntı
    Sen zekâtü’l ömrü Ömer-i sâninin mesleğinde sarf et. Ta ki meşrutiyet riyasetine laz?m ve bey’at?n ma’nas? olan teveccühü umumiyeyi kazanas?n.




    Padişah dedi:


    _ Ben O’nun yolunda gideyim, siz de ol zaman ehlini taklid edebilirsiniz. Nerede sizde onlardaki kuvvet-i ?slamiyet ve safvet ve ahlak ?


    Ben dedim:


    _Bizdeki tenebbüh-ü efkâr? umumi ve tekemülü mebadi ve vesait ve ihata-? medeniyet, o noktalar?n yerine tutmakla ;hem o noktalar? istihsal, hem de netice-i matlub olan adalet ve terakkiyi intac edebilir. Düvel-i ecnebiyenin adaleti bunu isbat eder. “?çtimai Reçeteler II sh. 273. )Bu hususun değişik bir anlat?m biçimi için bkz. Age. Sh. 297) Bu anlat?mda aç?k ve uyanm?ş bir kamu oyunu, bir sonuca ulaşt?ran sebeplerin gelişmiş olmas?, medeniyetin kuşat?c?l?ğ?n? Eski Said Ömer bin abdulaziz zaman?ndaki ahlak?n yerini tutacağ?n? söylemektedir. Kanaatimce Yeni Said kamu oyuna, medeniyete verdiği öneme rağmen, bunlar? islami bir ahlakla eşit tutmaz. Kamu oyu bask?s? veya korkusu sebebiyle kötülüklerden uzak duran biri ile, ahlaken bunlardan kendini muhafaza eden kimsenin veya topluluğun çok farklar? vard?r. ?kinci topluluk daha erdemlidir.


    Avrupal? devletlerin adaletine yap?lan övgü de Yeni Said döneminde pek görmediğimiz bir durumdur.












    KATRE VE REŞHA MESLEĞ?.


    24 sözde eski saidi katreye benzeten ve ak?l feneriyle hareket ederek hakikat? bulmaya çal?şan biri olarak tavsif eden yine Yeni Said’dir. 24. katre, reşha aras?ndaki ilişki ve hakikat? anlama yönündeki farkl?l?k Eski Said ile Yeni Said aras?ndaki farka da işaret eder. Vak?a şu ki, katreye benzetilen yerdeki Eski Said ile 29 mektupta hakikate hizmet yöntemi tenkit edilen de ayn? Said dir. Eski Said’in yeni Said’e dönüşümü katrenin reşhaya dönüşümüne denk düşer.






    Yeni Said’in Eski Said düşünce sistematiği ile ilgili en ağ?r eleştirisi tespit edebildiğim kadar?yla 29 mektupta yukar?da aktar?lan bahistir. 24. sözde de Eski Said’in “katre”ye benzetilmesi de en az?ndan onun kadar ciddi bir eleştiridir.




    Zaman zaman Yeni Said baz? sorulara cevap verirken, geçici olarak Eski Said kafasan? takt?ğ?n? söyler. Bu durumda gerek tak?nd?ğ? tav?r ve gerekse vermiş olduğu cevaplar?n da bu dilin eski Said’e ait bir dil olduğu hemen bütün yerlerde vurgulu bir şekilde belirtilir. Baz? yerlerde ise Yeni Said bu makamda Eski Said’e iştirak etmiyor eklemesi de yap?l?r. Böyle bir tarz? ise Yeni Said hiçbir zaman onaylamaz ve bunun Yeni Said’in meslek ve meşrebine ayk?r? bir davran?ş olduğu söylenir. ( sh. 1833)




    YEN? SA?D’?N ESK? SA?D’DEN BAHSEDERKEN ESEFL? B?R D?L KULLANMASI




    Yeni Said s?kl?kla Eski Said’in hayat?n? ve o dönemde yaz?lm?ş eserlere göndermeler yapar. Yeni Said Eski Said’den bahsederken genelde esefli ve tenkitkar bir dil kullan?r. Ancak, dille ilgili olarak ikili bir ay?r?m yapmak gerekir. Eski Said’in şahsiyetini ve düşünce şeklini çok yerlerde aç?k bir şekilde eleştirirken, Eski Said’in eserleri ayn? şekilde eleştirilmez. Yeni Said’in eski Said için eleştirilerinde bu iki ay?r?m yap?lmamas? baz? yanl?ş sonuçlara bizi götürebileceğinden bu ayr?m?n muhakkak dikkate al?nmas? gerekir. Çünkü, Yeni Said’in Eski Said’in şahsiyeti ve tav?r al?şlar? için söylemiş olduklar?n? biz genişleterek eserlerinin bütünü tatbik edecek olursak, Eski Said le yeni Said ‘in düşünceleri aras?nda bir bütünlükten veya kemale ermekten bahsedemeyiz.




    Yeni Said’in Eski Said’i tenkit ettiği hususlar;Şan şeref sahibi bir eski Said’e karş? tevazu ve mahviyetle hareket eden Yeni Said;(emirdağ, sh. 1729), en ufak bir haks?zl?ğa tahammül etmeyen Eskisine karş?n bütün haks?zl?klara karş? sabr? esas tutan bir duruş. (1738). Siyaset alan?nda aktif ve günde birkaç gazete okuyan bir Said dünya harbinden haberdar olmayan Yeni’si.


    Yeni Said’in Eski Said ile ilgili olarak esefli ve tenkitkâr bir dil kulland?ğ? yerlere göz gezdirdiğimiz zaman bunlar? iki gruba ay?rmak mümkündür. Bunlardan birinci bizzat kendi şahs? ile ilgili olanlar ikincisi ise, yazd?klar? ile ilgili olanlar. Hemen belirtmemiz gerekir ki, bu dilin as?l muhatab? eski Said’in şahs?d?r. Eserleriyle ilgili eleştiriler daha ziyade somut iken, şahsiyeti ile ilgili tenkitler daha geneldir.


    Eski Said’in siyaseti dine alet etme yöntemi çok tenkit edilir. Bu gayretin beyhude bir yorulmay? netice verdiği söylenir.


    2. Eski Said eserlerden önce şahs? söz konusudur. Ve nazara verilen hep şahsiyeti iken, Yeni Said’de “ Said yoktur onun kuvvet ve iktidar? da yoktur”


    Genel olarak ?slam dünyas?nda var olan mürid Şeyh ilişkisini and?ran şah?slara tabi olma, onlar? rehber almay?Yeni Said tamamen terk etmiştir. ?nsan-kitap ilişkisine çevirmiştir.


    Yeni Said bu tavr? Eski Said’i çok eleştirmeyi gerektirmiştir. Her şeye rağmen, eski Said’de ilk görüntüye gelen Eski Said’in şahs?d?r. Ancak, Yeni Said bütün gayretiyle görüntüye Risale-i Nur’u getirmiştir.






    ESK? SA?D’?N KAFASI YEN? SA?D’?N SÜNUHATI




    “Eski Said’in kafas? Yeni Said’in sünuhat? “ ifadesi Yeni Said’e aittir. (emirdağ Lahikas? sh. 1855). Bu nitelemeyi Münazarat adl? eserinin 1950 y?llarda eline geçmesinden sonra bu eseri tetkik ederken söylenmiştir. Ayr?ca baz? meselelere cevap verirken de Eski Said’in kafas?ndan bahsettiğini görmekteyiz. Emirdağ Lahikas?nda bir mesele ile ilgili olarak cevap yazarken, “Bu mesele münasebetiyle, meslek ve meşrebime muhalif olarak Eski Said’in bir iki dakika kafas?n? baş?ma alarak “(Emirdağ sh. 1836). Yine “Eski Said kafas?yla dikkat ettim, kat’iyen gördüm ki “(Emirdağ Lahikas? sh. 1843). ifadeleri bu farkl?l?ğa devaml? dikkatimizi çekmektedir. Hatta öyleki, Barla lahikas?nda Eski Said’in ak?l ve kalbinin Yeni Said’in ak?l ve kalbinden çok uzak olduğu söylenir. Birbirinden uzak olmas?na karş?n bazen her ikisinin ittifak ettiğini görüyoruz. Eski Said’in kuvvet-i ilmiyle, nazar? akl?yla anlad?ğ? ve gördüğü hakikatleri, senin kardeşin şuhud-u kalbiyle, nur’u vicdan?yla gördüğüne tevafuk ediyor. Yaln?z baz? cihetlerden noksan kalm?şt?r ki, Yirmi dokuzuncu sözde tekmil edilmiş. ” (Barla Lahikas? sh. 1517. )


    Eski Said döneminde yaz?lm?ş eserlerde ilmi ve akli prensipler daha öncelikli iken, Yeni Said’in yazm?ş olduğu Risale-i Nur eserlerinde ise, sunuhat ve ilhamat daha galiptir. Bu yeni Said’in yazm?ş olduğu eserlerde ilmi ve mantiki esaslardan ayr?ld?ğ? anlam?na gelmez. Said Nursi, Risale-i Nur’un genellikle sünuhat eseri olduğunu belirtir. Risale-i Nur’un sünuhat eseri olmas?, Risale-i Nur üzerinde Eski Said müktesebat?n?n ve geçmiş dönem islam düşünce tarihi içinde üretilen düşüncelerin etkili olmad?ğ? veya bunlardan yararlan?lmad?ğ? gibi sonuca götürmez. Aksine, Risale-i Nur, islam düşünce miras? üzerinde gelişmiş bir “ ilerlemeyi “ ifade eder. ( Metin Karabaşoğlu, agm. Sh. 7). Kendisi taraf?ndan belirtilen farkl?l?klar?na karş?n Yeni Said Eski Said birikimi üzerine inşa edilmiştir. Yeni Said ile Eski Said aras?ndaki ilişkiyi kestiğimiz zaman doğru bir Said Nursi portresi inşa etme imkan?m?z yoktur.


    Risale-i Nur’un ana kaynağ?n?n sühuhat olmas? onu tart?şmas?z metin haline getirmemeli. Said Nursi’nin, Risale-i Nur’un özelliklerini anlat?rken, kendisinin manevi makam?yla ilişkilendirilmesinden ?srarl? bir şekilde uzak durmaya çal?şmas?, bütün dikkatleri metnin bizatihi kendine çekmesi ve metin ile Kur’an aras?ndaki bağlarla bizi Kur’an’a götürmek istemenin hep temelinde yatan ;eserlerin sühuhat mahsulü olmas? değil, onlar?n hakikat ile ne derece bağl? olduğunu dikkate vermektir. Çünkü, bizzat tek baş?na sünuhat ve hatta sünuhat?n bir üst mertebesi olan ilham bile, bilgi kaynağ? olmak bak?m?ndan hüccet değildir.


    ?lham kalbe doğan bilgidir. (bkz. Seyyid Şerif Cürcani, Kitabut Ta’rifat, sh. 28). 24. sözde ilhamat?n maruz kalabilecekleri berzahlar ve tehlikeler, sünuhat için öncelikle geçerlidir. Ancak, burada hemen atlamadan söylememiz gerekir ki, ?lhamat ve sünuhat eseri olan Risale-i Nur’daki hakikatler, ayet, hadis, akli ve mantiki delillere devaml? dayand?r?lm?şt?r. Risale-i Nur’un önemli bir k?sm?n?n sünuhatla beraber istihrac? Kur’aniye olduğunu düşündüğümüz zaman, ak?l ile olan bağlant?s? ortaya ç?kar. Risale-i Nur’daki temsilat?n s?radan misaller olmay?p “k?yas? istisnai” k?sm?n?n en muhkemlerinden olmas?d?r ki, Said Nursi’ye “. Sözlerdeki k?yasat?-? temsiliyeler ….. bürhan-? katî-i mantikîden daha kuvvetli, daha yakînîdirler “sözünü söylettirmiştir. Yeni Said ?srarl? bir şekilde Risale-i Nuru bu şekilde okumamaya bizleri davet ederken, takipçilerin tavr? ekseriyetle bu yönde değildir desek haks?zl?k etmiş say?lmay?z.


    Said Nursi’nin erken dönem eserleri ile Yeni Said dönemi eserleri hakk?nda söylediklerine bakt?ğ?m?z zaman Risale-i Nurlardaki anlat?mlar için ve onlar?n hakikat ile örtüştüklerine dair ?srar? daha fazlad?r diyebiliriz. Mesela 32. sözün bitimine koymuş olduğu tenbihdeki tarz? Eski Said’de görebilmek mümkün değildir. Bu tenbihte Nursi “Bütün Sözlerde konuşan ben değilim. Belki, “ ?şârât-? Kur’aniye “ nâm?na hakikattir. Hakikat ise hak söyler, doğru konuşur. Eğer yanl?ş bir şey gördünüz, muhakkak biliniz ki:Haberim olmadan fikrim kar?şm?ş, kar?şt?rm?ş, yanl?ş etmiş. ”Sözler sh. 593. Bediüzzaman’?n bu tür beyanlar?na rastlamak mümkündür. Yine, talebeleri taraf?ndan sorulan baz? sorular? cevaplarken, ”... yaz?lan galip Sözler ve Mektuplar, ihtiyars?z, def’i ve ani bir surette kalbe geliyordu. güzel oluyordu. Eğer ihtiyar ile, Eski Said gibi kuvve-i ilmiye ile düşünüp cevap versem, sönük düşer noksan olur”sh. 477. Ancak, kanaatimce Bediüzzaman ‘?n bunlar? söylemekteki kast? düşüncelerinin ne kadar Kur’an ve Hadis ten beslendiklerine olan inanc?d?r. Yoksa böyle bir iddia bizleri Risale-i Nura muhatap ederken teslim almay? hedeflemek için değildir. Yine Nursi, kendisiyle irtibatland?r?lan manevi makamlara dikkatin çekilerek Risale okumamalar?n? da uygun görmez. Eser sahibinin hatalar? sebebiyle esere hücüm etmek yöntemi ve başkaca sebeplerden dolay? böyle bir yöntemi doğru bulmaz.


    Tam bu noktada Risale-i Nur’daki hakikatlerin ayet ve hadis ile olan ilişkilerini ortaya ç?karmak ve buradan nazarlar? Kur’an’a çekmek gibi emek isteyen bir yöntem yerine, mensuplar? aç?s?ndan daha kolay olan Risalelerin sünuhat ve k?smen ilhamat olmas?na dayanmak yolu daha cazip görünmektedir.


    Said Nursi’nin Risale-i Nur için söylemiş olduklar?n? Eski Said’in birinci dönemiyle ilgili eserleri için tekrarlamad?ğ?na şahit olmaktay?z.




    “K?rk elli sene evvel, Eski Said, ziyade ulumu-u akliye ve felsefiyede hareket ettiği için, hakikatül hakaike karş? ehli tarikat ve ehl-i hakikat gibi bir meslek arad?. Ekser ehl-i tarikat gibi yaln?z kalben harekete kanaat edemedi. Çünkü, akl?, fikri hikmet-i felsefeyle bir derece yaral?yd?, tedavi laz?md?. ”Mesnevi Nuriye sh. l277)




    Eski Said’in ak?l ve fikrinin bir derece hikmet-i felsefe ile yaraland?ğ?n? Yeni Said bu ifadesinden anlaş?lmaktad?r. Bat? medeniyeti ve fünunun Eski Said döneminde kendi dünyas?nda yapm?ş olduğu tahribattan Yeni Said döneminde de baz? şikayetler görmekteyiz. Avrupay? tahlil ettiği 17. Lem’an?n 5. notas?nda :


    “Bu notada Avrupa fünunu ve medeniyeti, Eski Said’in fikrinde bir derece yerleştiği için, Yeni Said harekat? fikriyede seyrettiği zaman, Avrupa’n?n fünun ve medeniyeti o seyahat? kalbiyede emraz? kalbiyeye inkilap ederek ziyade müşkilata medar olduğundan, bilmecburiye, Yeni Said zihnini silkeleyip, muzahraf felsefeyi ve sefih medeniyeti atmak isterken, kendi ruhunda Avrupa’n?n lehine şehadet eden hissayat?-? nefsaniyeyi susturmak için Avrupa’n?n şahs? manevisi ile bir cihette gayet k?sa, bir cihette uzun, gelecek muhavereye mecbur olmuştur. ” Lemalar sh. 643.


    Yine 26 Lem’an?n 11. Ricas?nda felsefe ilimlerinin Eski Said’in ruhunda b?rakm?ş olduğu tahribattan yak?n?rken, “ o vakte kadar ulûm-u felsefeyi ulûm-u ?slâmiye ile beraber havsalama doldurup, o ulûm-u felsefeyi, pek yanl?ş olarak, mâden-i tekemmül ve medâr-? tenevvür zannetmiştim. Halbuki, o felsefî meseleler, ruhumu çok kirletmiş ve terakkiyat? mâneviyemde engel olmuştu. Birden Cenâb-? Hakk?n rahmet ve keremiyle, Kur’an’? Hakîmdeki hikmet-i kudsiye imdada yetişti. Çok risâlelerde beyan edildiği gibi, o felsefî meselelerin kirlerini y?kad?, temizlettirdi. ” Lemalar sh. 239.


    Bu anlamda Yeni Said’den yapm?ş olduğumuz bu üç uzun al?nt?dan, Yeni Said’e dönüşümün, Eski Said’in yaral? olan ak?l ve fikrinin tedavisine denk düşmektedir. Eski Said’in kendi ifadesiyle akl?n?n yaral? olmas?, Eski Said döneminde çok revaçta olan ak?llc?l?k olarak al?nmamal?. Gerçi Eski Said akl? Yeni Said’e göre çok öne ç?karm?ş olduğu söylenebilir. Eski Said’in vahiyden bağ?ms?z bir akl?n arkas?ndan gitmesi veya onu övmesi şeklinde bir beyan? yoktur. Onun akla çok önem vermesi, hiçbir zaman onu ak?lc? yapmaz. ?slamiyet meseleleri ile ak?l aras?nda bir çat?şman?n olmad?ğ?na dair, akla vurgu Eski Said’de fazla olmas?n?n bir sebebi o dönemde bu şekildeki iddialar?n çokca yayg?nlaşmas?ndan ötürüdür. H?ristiyan ve diğer baz? din mensuplar?n?n akl? azl ve bürhan? tard?na karş?l?k islamiyetin “ak?l ile meşvereti” övülür. (muhakemat sh. 34). Din d?ş? olarak gelen bu sald?r?lara karş? akl? şahit gösterirken, din ad?na akl? mahkum eden ve neredeyse tamamen devre d?ş? b?rakan, islam ad?na iddia edilen yanl?şlara karş? da Bediüzzaman akl? özgürleştirme gayreti içindedir. Akl?n önemine dair Kur’an’?n akla havale eden ayetleri delil gösterilir. ( ?çtimai Reçeteler, II. 102 )Akla olan vurgusu ak?ldan kalbe bir menfez bulmaya yöneliktir. Akla ayk?r?l?ğ? iddia edilen bir çok meseleyi akla uygunluğunu ispata çal?ş?r.


    Bütün bunlarla birlikte Yeni Said bazen Eski Said’in kafas?na müracaat ettiğini ve baz? meseleleri Eski Said kafas?yla tahlillere tabi tuttuğunu görmekteyiz. 22. Lema ve Vehhabilik meselelerinde olduğu gibi.




    ?slam düşünce tarihinde avam taraf?ndan yanl?ş anlaş?lm?ş olan Sevr ve Hut meselesini Eski Said dönemindeki anlat?m?yla Yeni Said ‘in 14. Lema’daki anlat?mlar? aras?nda farklar kanaatimce bu noktadan kaynaklanmaktad?r. Eski Said bu meseleyi Muhakemet adl? eserinde anlat?rken, Yeni Said’den farkl? olarak Sevr ve Hut meselesinin dair hadisle ilgili baz? kay?tlar düşer. Öncelikle bu meselesinin hariçten islamiyete giren bir mesele olduğunu ve “ravisiyle beraber müslüman “ olduğunu kabul eder. ?slamiyet dairesine nas?l dahil olduğuna dair merak? cevaplamak için okuyucular?n? bu eserin üçüncü mukaddemesine başvurmalar?n? sal?k vermektedir. Bu hadisin ?bni Abbas’a ilişkilendirilmesinin ise, dördüncü mukaddemede izah edildiğini belirterek, Bu sözün hadis olmad?ğ?n? çünkü ?srailiyat?n nişanlar?n? taş?d?ğ? belirtir. Şayet hadis olsa da bunun sadece zann? ifade eden âhâdden olduğunu ve akideye dahil olamayacağ? gibi bir sürü ihtirazi kay?tlar düştükten sonra izahlarda bulunur. Ancak, 14. Lema’da bu kay?tlar?n hemen hiçbirinin belirtilmeden bir hadis olarak bunun kabul edilerek izahlara girişildiği görülmektedir. Eski Said en büyük hadis ravilerinden biri olan ?bni Abbas için Muhakamet ‘ta kaf dağ? ile ilgili bir bahiste “... ?bn-i Abbas’?n her söylediği sözü hadis olmas? laz?m gelmediği gibi, her naklettiği şeyi de onun makbulu olmak laz?m gelmez. Zira ?bn-i Abbas gençliğinde ?srailayata baz? hakaikin tezahürü için hikayat tarikiyle bir derece atf-? nazar eylemiştir”(muhakemat sh. 56). Bu şekilde eleştirilere Yeni Said döneminde pek rastlanmaz. Eski Said islama dahilden verilen zararlara karş? tavr? çok serttir. Bu kimseler, dinde hassas muhakeme-i akliyede noksan, ”sadîk ahmak”, adüvvü dinden daha zararl?” gibi vas?flarla vas?fland?r?l?r. Yeni Said’de bu tür söylemler pek fazla gündeme gelmez.


    Eski Said dönemi eserleri Eski Said’in kuvve-i haf?zas? ve ilmiyle yaz?lm?ş eserler olmas?na karş?n Yeni Said döneminde yaz?lan Risale-i Nurlar Eski Said’in ilmiyle beraber sünuhat eseridirler. Nitekim Yeni Said bunu şu şekilde anlat?r: Otuzuncu söz için “ ne ben ne de en müdakkik dindar filozoflar alt? günde o tahkikat? yapamazlar” derken, Eski Said’in kuvve-i haf?zas? da yard?m etmek şart?yla on dakikal?k işi, on saat fikrimle yapam?yorum. O bir saatlik risaleyi, iki gün istidad?mla, zihnimle yapam?yorum. ”(Kastamonu Lahikas? sh. 1637). Yaln?z bu ifadelerle ne denmek istendiği tam anlaş?lmad?ğ? zaman Risale-i Nur’un tabulaşt?r?lmas?n? netice verebilir. Hiç şüphe yoktur ki, Said Nursi’nin gayesi bu değildir.


    ESK? SA?D VE HATALAR


    Yeni Said’in Eski Said ile ilgili değerlendirmelerinde Eski Said’in hatalar?ndan bahsedilmektedir. Bu hatalar da ikiye ay?rmak gerekir. Bunlardan birincisi bizzat kendi şahs?yla ilgili hatalar, ikincisiler ise, yazd?ğ? kitaplardaki hatalar. Yeni Said’in şahs?yla ilgili hatalar?n? aç?k bir şekilde beyan etmesi sadece Eski Said dönemine ait hayat?yla s?n?rl? değildir. Yeni Said kendisinin Yeni Said dönemiyle ilişkin hayat?nda ciddi eleştirilere tabi tutmakta ve hata ve kusurlar?ndan s?kl?kla bahsetmektedir. Hatta şahs?n? hatal? ve kusurlu olarak görmesi Yeni Said’de Eski Said’e göre daha fazlad?r. Eğer şahs?yla ilgili hatalar?na ait beyanlar?n? eserlerine de teşmil edecek olursak çok yanl?ş sonuçlara ulaş?r?z. Bunun için bu hata kavram?n?n muhakkak bir ay?r?m?n?n yap?lmas? gerekir.


    Ayr?ca, kendisi hatalardan ve yanl?şlardan söz ederken ve hatta bunlar?n neler olduğunu aç?klarken, bizim bunlar? tevazu olarak nitelememiz ne kadar yanl?ş ise, s?n?rl? say?l? hatalar? Eski Said’in bütün eserlerine teşmil etmek anlam?na gelebilen yorumlar geliştirmemiz de o kadar yanl?şt?r. Eski Said’in özellikle münazarat adl? eserinde ileri de bir nur ç?kacağ? ve zulümatlar? dağ?tacağ?n? şeklindeki müjdelerinin adresinde hataya düşüldüğü birçok yerde belirtilir. Eski Said’ siyasal hayat?n bizzat içinde biri olarak toplumsal kurtuluşlar? veya refah? siyaset adresinde aramas? ve tahlillerini bütün islamc?lar gibi bu merkezde geliştirmesi o günün şartlar? düşünüldüğünde çok normaldir. K?smen siyaset merkezli bir hareketin beklentilerinin siyaset aleminde olmas? kaç?n?lmazd?r. Siyaset merkezli yap?lan tahminlerin veya yorumlar?n bir k?sm?n?n hatal? oluşu Eski Said’in meşveretle ilgili anlat?mlar?n?n hiçbirini gözden düşürmez. çünkü o meşvereti, adaleti, hürriyeti anlat?rken hep kaynağ?n? Kur’an ve hadisten alm?şt?r. Meşrutiyeti dört mezhepten istihraç etmiştir. Eski Said’in Osmanl? toplumu ortam?nda meşverete yapt?ğ? vurgu ve ?slam alemi için zaruretine olan düşüncesinin, ayn? şekilde Yeni Said döneminde kurmaya çal?şt?ğ? Risale-i Nur cemaat? için yap?lm?şt?r. Meşveretin tesis edilmek istenen alanlar?n?n farkl?laşmas? meşveretle ilgili Eski Said düşüncelerinin yürürlükten kalkt?ğ? veya lağv edildiğini anlam?na gelemez.


    Ancak, durum böyle olmakla beraber Yeni Said Eski Said’in hatalar? yorumlar?n? da eleştirmekten geri durmaz. Nitekim Kastamonu Lahikas?nda.


    “ Telifinden otuz dört sene sonra, Münazarat nam?ndaki esere bakt?m. Gördüm ki, Eski Said’in o zamandaki inkilâptan ve o muhitten ve tesirat-? hariciyeden neşet eden bir hâlet-i ruhiyeyle yazd?ğ? bu gibi eserlerinde hatiât var. O kusurat ve hatîat?mdan bütün kuvvetimle istiğfar ediyorum ve o hatîattan nedamet ediyorum. Cenab-? Hakk?n rahmetinden niyaz?m odur ki, ehli iman?n?n meyusiyetlerini izale niyetiyle ettiği hatiat hüsn-ü niyetine bağ?şlans?n, affedilsin” Eski Said’in bu gibi eserlerinde iki esas-? mühim hükmediyor. O iki esas?n hakikatleri vard?r. Fakat ehl-i velâyetin keşfiyat? tevilâta ve rüya-y? sad?kan?n tevile muhtaç olduklar? gibi, o hiss-i kablelvukukun dahi, daha ince tabirlere lüzumu varken, Eski Said’in o hissi kablelvuku ile hissettiği ve iki hakikat?n tevilsiz, tabirsiz bir surette beyan?, k?smen kusurlu ve k?smen hilaf görünüyor. ” Yine ayn? yerde “ Eski Said, baz? dâhi siyasi insanlar ve harika ediplerin hissettikleri gibi çok dehşetli bir istibdad? hissedip on karş? cephe alm?şlard?. O hiss-i kablelvuku tâbir ve tevile muhtaç iken, bilmeyerek resmî, zay?f ve ismî bir istibdat görüp ona karş? hücum gösteriyorlard?. Halbuki onlara dehşet veren, bir zaman sonra gelecek olan istibdad?n zay?f bir gölgesini as?l zannederek öyle davranm?şlar, öyle beyan etmişler. Maksat doğru, fakat hedef hata... ( Kastamonu Lahikas? sh. 1600). ?fade de bu gibi eserler dendiğinize nazaran diğer eserlerde de bu tür siyaset merkezli inkişaflar?n olacağ?na dair hatal? adreslerin olduğunu söylenebilir.


    Eski Said’in hatalar?n? bu mektupta aç?k bir şekilde eleştirilmektedir:Eski Said’ düşüncelerindeki hatalar?n? iki ana noktada toplamaktad?r. Birincisi, hemen büyük bir k?sm? sömürgeleştirilmiş ?slam aleminin içinde bulunduğu olumsuz şartlar? sebebiyle ümitsizlik içine düşmüş ve her geçecek günün daha kötüye gideceğine adeta kendini şartland?rm?ş ehl-i iman?n meyusiyetine karş? bir teselli vermek amac?yla, Eski Said, devaml? bir ümit aş?lam?şt?r. Eski Said, ” istikbalde bir nur var “ olarak s?kça vurgulad?ğ? ümidin adresi siyaset dairesidir. Halbuki, yeni Said bu hissi kablel vukuyu hatal? olarak görmektedir. Risale-i Nur’un gelecekte ve dehşetli bir zamanda ehl-i iman?n imanlar?n? takviye edecek hizmetini, siyaset ve kemmiyet eksenli yorumlam?şt?r.


    ?kincisi ise, birçok kimse gibi Bediüzzaman’da çok dehşetli bir istibdad? hissetmiş ona karş? bütün kuvvetiyle cephe alm?şt?r. Bediüzzaman’?n özelde, siyasal tarihimize “ devri istibdat” olarak geçen 33 y?ll?k 2. Abdulhamit dönemine ait istibdad?na, genelde ise, mazi olarak değerlendirdiği, Hicri beşinci as?rdan sonra olan islam alemindeki istibdada karş? çok itiraz ve eleştirileri vard?r. Hatta öyle ki, “ Şeriat aleme gelmiş ta ki, istibdad ve tahakkümü kald?rs?n. “ diyecektir. ?kinci meşrutiyet öncesi ve sonras? istibdad?na karş? ç?karken, as?l sonradan gelecek istibdad?n hak ettiği hücumlar oklar?n? bu devre çevirdiğini, burada yanl?şl?k yapt?ğ?n? belirtir. Böyle bir beyan devri istibdat ile ilgili uygulamalar? meşrulaşt?rmak biçiminde okunmamal?. Tek şah?s istibdad?n? mumla aratacak ?ttihatç?lar?n zümre istibdad? ve tek parti yönetimine k?yasland?ğ?nda Abdulhamit’in istibdad? hafif kal?r. Ama onun hafif kalmas? hiçbir zaman onu meşrulaşt?rmaz. Yeni Said’in kendi beyan?yla gelecek olan istibdatlar?n zaif bir gölgesini as?l zannetmiş ve asla hak ettiği eleştiri ve hücumlar? gölgesine yapm?şt?r. “ Maksat doğru hedef hata”


    Bu öz eleştiri içeren mektuptaki belki son nokta da kendisinin ?ttihat ve Terakki ile olan ilişkileridir. Yeni Said bu mektupta Eski Said’in ?ttihat ve Terakki Partisi ile olan ilişkilerini masaya yat?r?r. Kendisi ?ttihat ve Terakki komitesine şiddetli karş? olmakla beraber onlar?n Hükumetine ve bilhassa orduya karş? tarafgirane yüksek bir taktirat?n?n sebebi olarak alt? yedi sene ç?kacak Birinci Cihan Harbi’de şehit olacaklar? hissetmesini göstermektedir. ?leride içlerinden ç?kacak bir milyona yak?n şehitlere olan alaka ve ilgi kendisini onlara dört sene tarafgir etmiştir. Bu nokta dikkate al?nmad?ğ?nda Bediüzzaman’? ittihatç?larla beraber hareket eden biri olarak görebiliriz.


    Eski Said’in hatalar?yla ilgili olarak Yeni Said adres gösterir, yoksa bir bütün Eski Saidi ve düşüncelerini mahkum etmez. Eski Said’in düşüncelerinin baz?lar?n? sonradan yanl?ş olarak görmesi, sadece o düşüncelerle ilgili tart?şmalar? masaya yat?rmam?za imkan tan?r.

    .................
    'Hakiki alimler,zalim hükümdarlara karşı hak ve hakikati pervasızca söyleyen alimlerdir.' İşte biz,ancak böyle ve müttaki bir allamenin söz ve eserlerine itimad edebiliriz

  9. #9
    Vefakar Üye MuhammedSaid - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Gaziantep
    Yaş
    32
    Mesajlar
    388

    Standart

    Alıntı SERDENGEÇT? Nickli Üyeden Alıntı
    ESK? SA?D VE YEN? SA?D’DE DEVAM EDENLER




    Eski Said’in üzerinde durduğu birçok hususun Yeni Said döneminde de üzerinde durulduğu ve anlat?m?n devam ettiğini görürüz. Bütün bunlar? bu çal?şmada belirtmemize imkan olmad?ğ? gibi lüzum da yoktur. Örnek olarak baz?lar?n? belirtmekle yetineceğiz.


    1. S?n?flar aras?ndaki mücadele ile ilgili anlat?m


    Bediüzzaman’?n bütün ihtilalat? beşeriyenin kaynak ve madeni olarak gördüğü “Sen çal?ş Ben yiyeyim “ ile “Ben tok olduktan sonra başkas? açl?ktan ölse bana ne “ şeklinde formüle ettiği Eski Said’e ait anlat?m?n Yeni Said döneminde de devam ettiğini görmekteyiz. 25. söz ve diğer baz? yerlerde bu hususun hemen hemen ayn? ifadelerle s?n?f çat?şmalar?n?n tahlillerini yapar.


    2. Müstebit yönetimlere ait eleştiri. Eski Said’in mücadele ettiği ve hatta insan?n mahisi olarak gördüğü müstebit yönetimlere ait eleştireler Yeni Said’de devam etmektedir. 22. Lema, daki anlat?m, Rumuzat-? Semaniye Risalesinde istibdad?n daha ne kadar devam edeceği ile ilgili Kur’an’dan işaretler bulma gayretleri, Mahkemelerde yapt?ğ? savunmalarda istibdat yönetimlerinin en bariz özellikleri olan muhalefet ve ayk?r? düşüncelere hakk? hayat tan?mama ile ilgili yapt?ğ? tenkitler, müstebitlere feda edilen bireyi korumak isteyen Emirdağ Lahikalar?ndaki mektuplar eski Said ile yeni Said’in paralellikleri olarak durmaktad?r.


    3. Eski Said’in özellikle münazarat adl? eserinde anlatt?ğ?, olmas? gereken devlet birey ilişkisi, devletin ve devlet memurlar?n?n hizmetkar olduklar? yoksa devletin tahakküm arac? olmad?ğ? ve devleti idare edenlerin ise, hükmedenler yerine hizmetkar olmalar? gerektiği şeklinde düşüncesi özellikle Emirdağ lahikas?ndaki mektuplarda güncelleştirilerek devam ettiğini görüyoruz. Birisinin hatas?yla başkalar?n? sorumlu tutan bir anlay?şa Kur’andan referanslarla karş? ç?k?ş? Emirdağ Lahikalar? ile Barla lahikas?nda Yeni Said’in tavr? ile Divan? harbi örfi adl? eserindeki karş? ç?k?şlar bire bir örtüşür. Eski Said’de anlat?lanlar?n Yeni Said de devam edenlerin envanterinin ç?kar?lmas? ciddi bir çal?şmay? gerektirir.




    YEN? SA?D’?N ESK? SA?D’? ŞAH?T TUTMASI.


    Dikkatimizi çeken noktalardan biri de Yeni Said’in baz? durumlarda Eski Said’i şahit tutmas?d?r. Bu da Yeni Said’in eskiye ait reddi miras etmediğinin bir göstergesi olarak al?nabilir. Kendisini gizli örgüt kurmakla suçlayanlara karş? eski Said dönemi hayat?n? da delil göstererek böylesi bir gizli yan?n?n olmad?ğ?n? defaatle tekrarlar. Kendisine kürtçülük isnat eden tek parti yönetimine karş? verdiği cevapta da Eski Said ve Yeni Said’in yazd?klar?n? şahit gösterip, savunmas?n? bu yazd?klar?yla delillerindirir. ”Eski Said ile Yeni Said’in yazd?klar? meydanda “ gibi ifadelerini görebiliyoruz. Özellikle mahkeme savunmalar?nda en çok başvurduğu eser Divan-? harbi örfi içindeki savunmalar?d?r. Kendisine reva görülen bütün zulümlere karş? hakikati söylemekten asla imtina etmeyeceğini özellikle mahkemelerdeki savunmalar?nda belirtir. Her türlü bask?lar?n onu hakikati dillendirmesinden vazgeçirmeyeceğini söylerken, Eski Said maruz kald?ğ? bütün tehlikelere karş? sergilediği tereddütsüz tav?r örnek gösterilir. Özellikle Eski Said dönemi hayat?n?n şahitliğiyle korkunun kendi elini tutup hakikat? söylemekten vazgeçirmediğini görmekteyiz. Bütün bunlar her iki said aras?ndaki dönüşerek bir süreklilik olduğunun delili olarak al?nabilir.




    SONUÇ YER?NE


    Eski Said ve Yeni Said ay?r?m? bizzat Bediüzzaman Said Nursi taraf?ndan yap?lm?ş bir ay?r?m olup bu ay?r?m önemlidir. Bu ay?r?m; kendini Eski Said’in, dine hizmet etmekteki tavr?nda meydana gelen dönüşümde kendini daha belirgin hissettirmektedir.


    Eski Said Yeni Said ay?r?m? kemale doğru giden bir dönüşüme işaret eder. Eski Said eğer bir çekirdek olarak kabul edilirse, Yeni Said Onun meyve veren bir ağac? gibidir. Çekirdeğin meyve veren bir ağaca dönüşümünde, baz? değişimler geçirdiğini gözden ?rak tutmamak gerekir.


    Eski Said’den Yeni Said’de dönüşümün ana ekseni Bediüzzaman’?n iç dünyas?nda meydana gelen değişmedir.


    Eski Said’in hayat? ilim ve velayetle, ak?l ve marifetle, Yeni Said’in hayat?na bir basamak gibidir.


    Eski Said akl?na geldikçe yazm?şt?r. Yeni Said kalbine doğdukça yazm?şt?r.


    Eski Said daha ziyade, büyük ve cazibeli görünen d?ş dünyan?n ?slah?na yönelmişken, Yeni Said, dar ama, ahiret noktas?ndan büyük olan iman? kurtarmaya çal?şm?şt?r.


    Hakikat? arama yolculuğuna ç?kan Eski Said hakikat? bulmak için çok olmasa bile, Bat? medeniyeti ve felsefesinin yard?m?na ihtiyaç hissetmişken, Yeni Said böyle bir yöntemi eleştirir ve kendisi bu dönemde bu tarz? tamamen terk etmiştir.


    Bu anlamda Eski Said’in mesleği, yirmidördüncü sözdeki anlat?ma göre katre ise, Yeni Said’in hakikat? bulma yöntemi reşhaya denk düşer. Eski Said’in Yeni Said’e dönüşümü katre mesleğinin reşha mesleğine dönüşümüdür. Hakikatin bulan?k veya perdeli görüntüsüne sebep olabilen katre mesleğinin aksine Yeni Said’in arac? kurumlar? yoktur.


    Eski Said’in hayat? üzerinde siyasal konjoktürün etkisi Yeni Said’e göre daha fazlad?r.


    Eski Said daha çok harice konuşan biri iken, Yeni Said’in ilk başta muhatab? kendisidir


    Eski Said’de Yeni Said var, Yeni Said’de eski Sait zaman zaman vard?r. 22. Lema, vehhabilik meselesi, Yeni Said döneminde yaz?lm?ş olmalar?na karş?n, Eski Said ‘in eserleriyle bütünlük arz ederler. Ancak, ?şaratül ?caz, Lemaat, Hakikat çekirdekleri, Şuaat, Mesnevi Nuriye gibi eserler Eski Said dönemi eserleri olmalar?na karş?n;gerek muhtevalar? ve gerekse takdim ediliş biçimi olarak Yeni Said’in eserlerine benzemektedirler. Bu Eski Said ve Yeni Said’in yanar döner bir lamba olduğu şeklinde anlaş?lmamal?d?r. Eski Said Yeni Said tarihsel bir s?ralamay? ifade eder.


    Haktan bigan kal?r işlenecek.


    Eserleri Bak?m?ndan


    Eski Said’in Birinci dünya harbinden sonra yazm?ş olduğu eserleri, Yeni Said’in eserlerinden çok farkl? değillerdir. Ancak, Eski Said’in birinci evresinde yaz?lm?ş olan eserleri ile Risale-i Nur eserlerinin gerek muhataplar? ve gerekse takip ettikleri gayeler bak?m?ndan ciddi farkl?lar vard?r. Bu farkl?l?klar ;bir zaaf olarak değil, bir zenginlik olarak kabul edilmeli. Bununla birlikte birinci dönem eserlerin, hakikatlerinin Emirdağ Lahikalar?nda ve k?smen müdafalarda güncelleştirildiğini söylemek mümkündür.


    Eski Said’in eserlerinde bat? fününu ve felsefesinin hay?rlar? as?l, şerleri tebei iken, Yeni Said’de din yerine ikame edilmek istenen fünun ve felsefenin şerleri ön plandad?r ve bu şerlere karş? mücadele dikkati çeker. Bunda bat? fen ve felsefesinin gittikçe manevi boyutunun azalmas? da etkili olmuş olabilir.


    Eski Said, ayr?lmalar? mümkün olmayan ?man ve ?slam’?n, islam taraf?n? sağlamlaşt?rmak ve islamiyetsiz iman?n olamayacağ?n? ispatlamaya yönelmiştir. Ancak, buna karş?n Yeni Said bu bütünün iman taraf?na ağ?rl?k vermiştir. Eski saidde hizmeti diniye vurgusu, yeni Said de ise hizmeti imaniye vurgusu fazlad?r. Her ikisi birbirini tamamlar. Eski Said ve Yeni Said’in bütünü ?manl? bir ?slamiyeti hedefler.


    Eski Said ile Yeni Said çat?şt?klar?nda Yeni Said as?l Eski Said tevil olunur.

    Abdussamet Demir - http://www.karakalem.net/?article=290
    .................
    'Hakiki alimler,zalim hükümdarlara karşı hak ve hakikati pervasızca söyleyen alimlerdir.' İşte biz,ancak böyle ve müttaki bir allamenin söz ve eserlerine itimad edebiliriz

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Eğitimde Eski ve Yeni Yaklaşımlar
    By Abdulbaki in forum Eğitim
    Cevaplar: 19
    Son Mesaj: 05.01.10, 10:34
  2. Cevaplar: 10
    Son Mesaj: 22.10.08, 12:40
  3. Eski, Yeni ve Üçüncü Said Dönemleri
    By halenur in forum Bediüzzaman'ın Hayatı (Eski, Yeni ve Üçüncü Said Dönemleri)
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 25.05.08, 14:06
  4. Eski Üye Yeni Selam..
    By NurEfsan in forum Tanışma
    Cevaplar: 9
    Son Mesaj: 27.04.08, 13:30
  5. Eski Said ve Yeni Said Dönemi
    By ademyakup in forum Bediüzzaman'ın Hayatı (Eski, Yeni ve Üçüncü Said Dönemleri)
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 01.04.08, 19:23

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0