+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 11

Konu: Bediüzzaman`ın Talebelik Arkadaşları...

  1. #1
    Ehil Üye Fehim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Yaş
    57
    Mesajlar
    1.866

    Standart Bediüzzaman`ın Talebelik Arkadaşları...

    ŞEYH CELÂL EFENDİ


    Siirtli Şeyh Kardeş veya kısa adiyle Şeyh Celal, 1887 senesinde Siirt`te doğmuş, yine 1973`te memleketinde Hakkın rahmetine kavuşmuştur.

    Siirt`in bu tanınmış âlimi, altmış seneye yakın bir zaman imamlık vazifesinde bulunmuştu. İmamlık vazifesini fahrî olarak deruhte etmişti. Otuz yılı bulan bu hizmetinden sonra, yirmi sene de resmî olarak aynı vazifeye devam etmişti.
    Şeyh Celal Efendi, Bediüzzaman`ın çok eski dostu ve arkadaşıydı. Hayatta iken aralarında şaka ve latifeler eksik olmamıştı.
    Birinci Cihan Harbine Bediüzzaman`la beraber iştirak etmişti.

    İki Arkadaşın Latifesi

    Bediüzzaman`ın ilmini, kahramanlığını ve yüksek faziletlerini her zaman takdirle anıyordu.
    Bediüzzaman, Meşrutiyet sonrası İstanbul dönüşünde neşrettiği eserleri talebelerine okutuyormuş. Şeyh Celal ise bu eserleri (İki Mekteb-i Musibet Şehadetnamesi) okumadığı gibi, Bediüzzaman`a latife tarzında: "Şeyda, İstanbul`a gitmişsin, orada başından geçenleri oturup yazmışsın, şimdi de burada bunları okutuyorsun?" deyince, Bediüzzaman da şaka yollu: "Celal sen benim muarızım mısın yoksa?" diye Şeyh Celal`e mukabele edermiş ve yine latife olarak "Celal, sen benim ağzımda dikenli bir lokum gibisin. Ne yiyebiliyo-rum, ne de atabiliyorum" dermiş.
    Yine Bediüzzaman`la Şeyh Celal kendi aralarında daha çok gençken karar vermişler ki: "Hiç evlenmeyelim!"

    Şeyh Celal bu hatırasını da anlatarak, bu söze kendisinin sadık kalmadığını, sözünde durmadığını ifade edermiş.
    Genç Said`le Celal Efendi bazan çeşitli oyunlar ve yarışmalar da yaparlarmış. Bir gün geniş bir su arkını atlamak için iddiaya girişmişler. Genç Said bu arkı muvaffakiyetle atlayınca Celal kendisinin de atlayacağını söyleyerek, hızlanıp dereye atlıyor, ama geçemiyor, suyun tam çamurlu kısmına çöküyor.
    Şeyh Celal Efendi 1973 senesinde Siirt`te vefat ettiği zaman binlerce insan cenazesine katılmış, cenaze namazını da Siirt Müftüsü Raif Korkmaz Efendi kıldırmıştır.

    Bir Şiir Yarışması

    Şeyh Celal Kardeş Diyor ki:

    "Birinci Cihan Harbinden evvel vefat etmiş bir zatın taziyesi için Van`ın Zeve köyüne gitmiştik.
    "Bediüzzaman, Abdülmecid (Ünlükul), Molla Habib, Ahmed-i Cano, Muhyiddin, İbrahim ve Şükrü hep birlikte oturuyorduk.
    "Bediüzzaman bize `Her birimiz birer şiir söyleyelim. Meşhur muallakat-ı seb`a gibi hangisi beğenilirse o kabul edilsin, birinciliği alsın` dedi. Bunun üzerine her birimiz birer şiir söyledik. Bediüzzaman bana hitaben `İb Kıble-i Arabî yite çibi` yani `Kıbleye yemin ederim ki senin şiirin beğenildi` dedi.

    Söylediğim Şiir`de Şuydu:

    Birinci beyitteki `Habib` kelimesiyle Bediüzzaman`a, `Mecid` kelimesiyle kardeşi Abdülmecid`e işaret ediyor.
    İkinci beyitteki `Habib` kelimesiyle Molla Habib`e, Ahmed` kelimesiyle Ahmed-i Cano`ya, `Celal` kelimesiyle bana, `Muhyi` kelimesiyle Muhyiddin`e işaret ediyor.
    Üçüncü beyitteki `İbrahim` kelimesiyle Molla İbrahim`e `Şükrü` kelimesiyle de Molla Şükrü`ye işaret ediyor.

    Şiirin Mânası:

    1. Ey Zeve köyü, Said ile saadete ermiş bulunuyorsun. Abdülmecid ile büyük bir izzet ve ref ete sahip oldun.
    2. Bediüzzaman Said, Abdülmecid, Habib, Ahmed ile seni ferahlandırdılar. Veya ikisi (Said ile Abdülmecid) Habib ile sana, Ahmed`i verip onunla ferahlandırdılar.
    3. Tepelerin İbrahim`e, âşıkın maşukuna olan arzu ve temennisi gibidir. Seni mecd ve güzel vasıflarla yaratana şükür ederim.
    Birinci Cihan Harbinde Milis Miralayı Bediüzzaman Rus ve Ermenilere karşı kahramanca çarpışırken fedakâr talebelerinden Molla Habib`i Gevaş`ta ve Molla Ahmed-i Cano`yu da Zeve`de şehit vermiştir.

    (Sorularla Risale-iNur)

  2. #2
    Ehil Üye Fehim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Yaş
    57
    Mesajlar
    1.866

    Standart

    Van Valisi ALİ HAYDAR BEY


    Bediüzzaman`ın yakın dostu

    Bediüzzaman`ın yakın dostlarından birisi de Van Valilerinden Ali Haydar Beydi. Haydar Bey, kendisinden uzun yıllar önce Van`da valilik yapmış olan Tahir Paşanın eniştesidir.

    Tahir Paşanın Paso isimli ablasının oğludur. Aynı zamanda İşkodra kadısı İsmail Beyin torunudur. Van`daki valiliği 1917-1918 yıllarında idi.

    Birinci devre Erzurum milletvekillerinden Salih Yeşil, Dahiliye Vekili Hilmi Uran`a yazdığı mektupta Bediüzzaman`la Ali Haydar Beyin yakın dostluğundan bahsetmektedir.

    Ali Haydar Bey, Van`a olan sevgi ve alâkasından dolayı Soyadı Kanunu çıktığı zaman soy ismi olarak Vaneri`yi seçmişti.

    Vatana ve millete büyük hizmetleri geçmiş olan Ali Haydar Bey, bu hizmetleri sebebiyle birçok madalya ve nişanla taltif edilmiştir. Sayısı 16`yı bulan bu madalya ve nişanlar, kızlarında bulunmaktadır.
    Ali Haydar Beyin Nebahat ve Muazzez isimli kızlarının gerek babalarıyla ve gerekse yakın tarihimizle ilgili çok kıymetli hatıra ve vesikaları bulunmaktadır.

    Salih Yeşil, Bediüzzaman`a yazdığı bir mektubunda Van Valisi Ali Haydar Beyden şu şekilde bahsetmektedir:

    "Otuz bir sene evvel sizinle Erzurum`un Esad Paşa Medresesinde, Umumî Harpte Kafkas`ın karlı dağlarında ve yirmi dört sene evvel de meb`usluğu hengâmında Van Valisi Haydar Bey dostunuzla Millet Meclisi salonunda görüşen, Erzurum`un eski meb`uslarındm Yeşil oğlu Mehmed Salih."

  3. #3
    Ehil Üye Fehim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Yaş
    57
    Mesajlar
    1.866

    Standart

    ŞEYH NİZAMEDDİN ARVASÎ


    Bediüzzaman`ın hocası

    Şeyh Muhammed Celalî`nin Oğlu: Şeyh Nizameddin Arvasî
    Doğubeyazıt`ta üç ay Bediüzzaman`a ders veren zat, Şeyh Muhammed Celâli idi.

    Aslen Arvas’lıydı. Uzun müddet Celâli kabilesi arasında kaldığı için kendisine "Celâli" denilmekteydi. 1851 yılında dünyaya gelmişti. On biri erkek, dokuzu kız olmak üzere yirmi evlâdı vardı. Birinci Cihan Harbinin başlarında, yani 1914`te Siirt`in Şirvan kazasındayken vefat etmişti.

    Oğlu Nizameddin Arvasî, Üstat Bediüzzaman ve babası Şeyh Muhammed Celâli ile alâkalı olarak bizlere şu bilgileri verdi:

    Bediüzzaman`ın ilk tahsil hayatı

    "Ben 1912 yılında dünyaya gelmişim. Arvasî sülâlesindenim. Arvasîler dayım olurlar. Ben kendim Üstat Bediüzzaman`ı görmedim. Annem Sekine (Şeker kadın), ağabeyim Molla Muhammed Sıd-dık, Halife Yusuf ve Molla Şeriften Üstat hakkında birçok malûmatlar almıştım.

    "Bediüzzaman doğuda birçok medrese ve ulemânın yanına gidip, kendi ilim ve zekâ seviyesine uygun ders verecek âlim bulamayınca, 1887`lerde on dört yaşındayken babamın medresesine gelmiş. Babama meşhur ve maruf Hacı Seyyid Muhammed Celâli derler. Üstat babamın medresesinde üç ay tahsil görmüş. Sonraki üç ayda ise ders almayıp, babamla ilmî münazaralarda bulunmuş.

    "Babamın doksan civarında talebesi varmış. Talebelerin en küçüğü Bediüzzaman`mış. Ama o zaman kendisine Molla Said denmekteymiş. Talebelerin en küçüğü olmasına rağmen, bütün talebeler tarafından çok hürmet görürmüş. Diğer talebelerin hepsine müderris ve müftü Sadullah Efendi tarafından dersler verilirken, tek başına yalnız Bediüzzaman babamdan ders alırmış. Ders esnasında kimseyi de yanlarına almazlarmış. Bediüzzaman babama, `Bu kitaplar okuyup öğrenmekle baş olmaz, bu ilmin hazinesinin anahtarı sizdedir,` diyerek her ilimden sadece birer ders almış. İlimde ve zekâda bütün talebelerin fevkinde imiş. Gündüzleri babamdan ders alırken, Perşembe geceleri de Ahmet Hanî`nin türbesine gidermiş. Şüphelenen babam, küçük Said`in arkasına Halife Yusuf ve Molla Şerifi takipçi koymuş. Türbeye varan takipçiler, küçük Said`i göremezler, fakat içeriden; `Belî Seydâ, belî Seydâ (evet hocam, tamam hocam)` diye sesler duymuşlar. Durumu gelip babama bildirmişler. Babam talebelerine `Bundan sonra Said`e kesinlikle kimse karışmayacak` diye emir vererek, yaşça büyük olan Molla Şerifi de Bediüz-zaman`ın hizmetine vermiş. Molla Şerifin anlattığına göre, ders esnasında bazen babam, bazen da Bediüzzaman sinirlenirmiş. Bediüzzaman sinirlendiği zaman dışarı çıkarak medreseden uzaklaşırmış. Talebeler Bediüzzaman`ın medreseyi terk ettiğini söyleyince, babam, `Bırakın Said`i, bırakın Said`i, ona sizler karışmayın, o biraz sonra yine gelir` diyerek cevap verirmiş. Gerçekten de Üstat sinirleri yatışınca tekrar medreseye dönermiş.



    Üç aylık tahsil

    "Üç aylık bu tahsilden sonra babam, Küçük Said`e `Artık sen ilmi tekemmül eyledin. Bizim sana verecek bir şeyimiz kalmadı` diyerek icazetini vermiş. Üstat babamın elini öperek medreseden ayrılmış. Daha sonraları, Birinci Cihan Harbine kadar, her yıl evimize gelerek, babamı ziyaret edermiş. Bazı yıllar, Van`da açtığı medresedeki talebelerini de yanına alır, öyle gelirmiş. Babam Bediüzza-man`a, `Yetiştirdiğim talebelerin hepsinin de üstadı sensin` dermiş. Üstat bir defasında babama hediye olarak bir çift yün çorap getirmiş. Babam sadece talebelerden Halife Yusuf la Üstat Bediüzza-man`ın bize gelmelerine müsaade edermiş.

    "Daha sonraları Üstada annem de hediye olarak çorap vermişti. 1953 yılında babamın doksan dokuzluk yüsr teşbihini Üstada gönderdim. Üstat da bana kehribar doksan dokuzlu bir teşbih, bir mektup, ayrıca Nur Risalelerinden Tılsımlar, Mektubat ve Zülfikar eserlerini göndermişti.

    "Ağabeyim Molla Muhammed Sıdık ta medresede Üstatla birlikte okuduğundan, Üstadın büyüklüğünü çok iyi biliyordu. `Bediüzzaman`ın ilmi Allah vergisidir, onun ilmi vehbîdir` derdi. Üstat Emirdağ`ındayken ağabeyimle birlikte ziyaretine gidecektik. Üstat `Onlar gelmesinler, ben oraya geleceğim` diye haber göndermişti."

  4. #4
    Ehil Üye nurhanali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Bulunduğu yer
    istanbul
    Mesajlar
    3.463

    Standart

    Bilahare Molla Mehmed isminde bir zat?n refakatinde Erzurum vilayetine tabî Bayezid’e hareket etti. Hakîki tahsiline işte bu tarihte başlar. Bu zamana kadar hep "sarf’ ve "nahiv" mebadileriyle meşgul olmuştu ve "izhar"a kadar okumuştu. Bayezid’de Şeyh Mehmed Celalî Hazretlerinin nezdinde yapt?ğ? bu hakîki ve ciddî tahsili üç ay kadar devam etmiştir. Fakat pek gariptir. Zîra Şarkî Anadolu usûl-ü tedrisiyle, Molla Cami’den, nihayete kadar ikmal-i nüsah etti. Buna da, her kitaptan bir veya iki ders, nihayet on ders tederrüs etmekle muvaffak oldu ve mütebakisini terk eyledi. Hocas? Şeyh Mehmed Celalî Hazretleri ne için böyle yapt?ğ?n? sual edince, Molla Said cevaben, "Bu kadar kitab? okuyup anlamaya muktedir değilim. Ancak, bu kitaplar bir mücevherat kutusudur; anahtar? sizdedir. Yaln?z sizden şu kutular?n içinde ne bulunduğunu göstermenizin istirham?nday?m. Yani, bu kitaplar?n neden bahsettiklerini anlayay?m da, bilahare tab’?ma muvaf?k olanlara çal?ş?r?m," demiştir.
    Maksad? ise, esasen kendisinde f?traten mevcud bulunan îcad ve teceddüd fikrini medrese usûllerinde göstermek ve bir teceddüd vücuda getirmek
    HAŞ?YE ve bir sürü haşiye ve şerhlerle vakit zayi etmemekti. Bu sûretle, ale’l-usûl yirmi sene tahsili laz?m gelen ulûm ve fünûnun zübde ve hülâsas?n? üç ayda tahsil ve ikmal etmiştir.
    Bunun üzerine, hocalar?n?n hangi ilim tab’?na muvaf?k olduğu sualine cevaben, "Bu ilimleri birbirinden tefrik edemiyorum; ya hepsini biliyorum veyahut hiçbirisini bilmiyorum" der.
    Herhangi bir kitab? eline al?rsa, anlard?. Yirmi dört saat zarf?nda Cem’ü’l-Cevami, Şerhü’l-Mevak?f, ?bnü’l-Hacer gibi kitaplar?n iki yüz sahifesini, kendi kendine anlamak şart?yla mütalaa ederdi. O derece ilme dalm?şt? ki, hayat-? zahiri ile hiç alakadar görünmezdi. Hangi ilimden olursa olsun, sorulan suale tereddütsüz derhal cevap verirdi.


    HAŞ?YE
    Yirmi üç senede telifi tamamlanan ve yüz otuz kitaptan müteşekkil Risale-i Nur adl? eserleriyle, ilm-i kelam sahas?nda bir teceddüd yapt?ğ? görülmüştür.
    Evet, kendisi, on beş sene tahsili laz?m gelen ilmi üç ayda elde etmesi, gaybî bir işarettir ki: "Bir zaman gelecek, on beş sene değil, bir sene bile ilm-i îman dersini alacak medreseler ele geçmeyecek. ?şte o zamanda müştaklara on beş senelik dersi on beş haftada ellere verebilecek Kur’anî bir tefsir ç?kacak ve Said onun hizmetinde bulunacak."
    Evet tam zuhur etti ve aynen görüldü. Risale-i Nur, otuz senelik müthiş bir zamanda gizli dinsiz ve ifsad komitelerinin hücumlar?na rağmen îman hakîkatleri derslerini yüz binler nüshalar?yla her tarafta neşrettiler ve binler kalemlerin gayretleriyle matbaalara ihtiyaç b?rakmadan Kur’an’?n bu yeni dersleri yay?ld?, milyonlarca insan?n îmanlar?n?n takviyesine vesîle oldu. Anadolu’daki Risale-i Nur’un faaliyeti, îman hizmeli ve makul yüksek dersleri, herkesin nazar-? dikkatini celb etti. Mahkemeler ve tetkikler yoluyla, Cenab-? Hak, Nurlar? ehl-i siyaset ve hükûmete de okutturdu ve mektepliler aras?nda yay?ld?, genç ?slam ve îman fedakarlar? çoğald?. Ve bunun büyük bir neticesi olarak, küfr-ü mutlak?n ve dalaletin hücumu önlendi, geri çekildi. Yer yer bütün vatanda din lehinde cereyanlar başlad?. ?zn-i ?lahî ile, alem-i ?slam ve insaniyete doğmaya başlayan ?slamî saadetin fecr-i sad?k?n? gösterdi. Elhamdülillahi Rabbi’l-Alemîn...

    Burada geçen şekliyle çelişiyor.Üstad?n hocas? yoktur.Bu böyle biline
    Risale-i nur bir imtihan kitabıdır.
    Davasına sadık olmayan insanların başarı ihtimali yoktur.



  5. #5
    Ehil Üye Fehim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Yaş
    57
    Mesajlar
    1.866

    Standart

    "Üstad?n hocas? yoktur.Bu böyle biline"


    Muhterem kardeşim üstad?n hocas? olsa ne olur,olmasa...

    Neden böyle luzum yokken mudahale etme ihtiyac? hissettiniz?
    Katk?n?z varsa baş göz üzerine kat?n?z,değilse lütfen tenkit ile konular? munakaşa mevzuu haline getirmeyiniz.
    Lütfen...

  6. #6
    Ehil Üye Fehim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Yaş
    57
    Mesajlar
    1.866

    Standart

    SİNAN OMUR


    Bediüzzaman, "Benim üç Sinan`ım var: Mimar Sinan, Ümmi Sinan ve Omur Sinan" diyordu."

    Otuz sene evvelki menhus ihtilalin o uğursuz günlerinde, Risale-i Nur şaheserlerini okumak ve İslâmî hayatı yaşamaya başlamak gibi, şerefli bir suçtan Gaziantep lisesinden kovularak İstanbul`a geldiğim günlerdeydi.

    O günlerde vilayet karşısındaki Sinan Matbaasında Nur Risaleleri gizli gizli basılıyordu. Muhterem Abdülvahid Mutkan Ağabeyim, beni de ara sokaklardan, bazı duvarlardan atlayarak, bugünkü defterdarlığın bulunduğu yerde çalışan Sinan Matbaasına götürürdü. Burada Nur Risalelerinin basılma ve tashih gibi faaliyetlere şereflerle iştirak ederdim.

    Risale-i Nur ve Sinan Matbaası

    İşte daha önceki l957-58 senelerinde Gaziantep`te Nazım Gökçek Ağabeyin bizlere okuyarak tanıttığı Hür Adam gazetesinin sahibi merhum Sinan Omur Beyi de kendi matbaası olan Sinan Omur Matbaasında tanımıştım...

    Daha sonraki senelerde Fatih-Kıztaşı (Nurtaşı)ndaki Okumuş Adam sokağındaki evinde çok ziyaret ve sohbetlerimiz olmuştu. Merhum Hür Adam gazetesi sahip ve yazarını son olarakv vefatından bir kaç gün evvel, muhterem Ahmed Şahin Hoca ile birlikte ziyaret etmiştik. O günlerde Yeni Asya gazetesinde Bilinmeyen Taraflarıyla bediüzzaman Said Nursî çalışmamız tefrika ediliyordu. Bu tefrikanın neşredildiği Yeni Asya`nın arka sayfalarını hasta yattığı odanın çepe çevre odasına asmıştı. Iztıraplar içinde bulunduğu halde, hiç kendi hastalık ve acılarını düşünmüyor, mütemadiyen Üstad Bediüzzaman`dan bahsediyor, onun kahramanlığından, salahatinden ve takvasından, İslâmiyete olan büyük hizmetlerinden anlatıyordu.

    Rahmetli Sinan Omur, karyolasının kenarlarında gerili bulunan iplere tutunarak, yerinden kıpırdamaya ve hareket etmeye çalışıyordu. Unutamadığım o gün, Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin hayatını yazmandan dolayı tekrar tekrar tebrikler ederek, hasta yatağında sevinç gözyaşları içinde, yanında ve baş ucunda hazırladığı Hür Adam gazetesinin kocaman bir cildini "Bunlar senindir" diyerek, elleriyle tutarak bana hediye etmişti.

    Bu ziyaretimden birkaç gün sonra Hür Adam gazetesinin ve Sinan matbaasının bu yiğit mensubunun cenaze namazını Fatih camiinde kılmıştık.

    Mekânı ve makamı nur olsun!

    Üstad Bediüzzaman`ı can ü gönülden seven Sinan Omur l898`de Bolu`da dünyaya gelmiş ve l974 Mart ayında rahmete kavuşmuştu.

    Hür Adam`cı Sinan Omur, Nur Üstad Bediüzzaman`ı iki defa ziyaret ettiiğini anlatmıştı. İlk görüşü Birinci Cihan Harbinde, kendi ifadesiyle "l332`de." Yani l9l6 senesinde Sübhan Dağı`nda. İkinci görüşü ise l925 senesinin başlarında İstanbul-Eminönü`ndeki Hidayet Camiinde olmuştu.

  7. #7
    Ehil Üye Fehim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Yaş
    57
    Mesajlar
    1.866

    Standart

    Van Valisi CEVDET BEY

    Bediüzzaman`ın dostu ve arkadaşı olan Van eski valisi Cevdet Bey (Paşa) Tahir Paşanın oğludur. Cevdet Beyin Hikmet ve Fikret Bel bez adında iki kardeşi vardır.

    Van Valisi, Cevdet Bey Bediüzzarnan`ın büyük Tarihçe-i Hayatımda Cevdet Beyden şöyle bahsedilmektedir:

    "Bediüzzaman Kafkas Cephesinde Enver Paşa ve fırka kumandanının hayranlıkla takdir ettikleri hizmet-i cihadiyeyi yaptıktan sonra Rus kuvvetlerinin ilerlemesinden dolayı Van`a çekildi. Van`ın tahliyesi ve Rusların hücumu sırasında, bir kısım müdafaaya karar verdikleri halde, geri çekilen Van Valisi Cevdet Beyin ısrarıyla Vals-tan (Gevaş) kasabasına çekildi."

    Cevdet Beyden 1916 Haziran sayısında Harb mecmuası da sitayişle bahsetmektedir.

    Ahmet Emin in anlattıkları

    Bu arada Ahmet Emin Yalman, 1970 senesinde neşrettiği Yakın Tarihte Gördüklerim ve Geçirdiklerim isimli hâtıralarının ikinci cildinde, "Çok mert ve dinamik bir insan olan dostum eski Van valisi Cevdet Bey" diye takdim etmektedir. Ayrıca hatıratının valiler grubu kısmında Malta adasında esir iken beraber bulundukları Cevdet Bey için şunları ifade etmektedir:

    "Valilerden Cevdet Bey Polveristan`daki en hoş mizaçlı arkadaşlardan biriydi. Muhtaç olan arkadaşlara hiç belli etmeden yardım ederdi. Bugün eşine rast gelinmeyecek kadar mert bir insandı. Babası Tahir Paşa Van`da yıllarca valilik etmişti.



    Kendisi de Van valisi oluncaya kadar bütün idare hayatını Van`ın civarında geçirmişti. Van`da Çatak kaymakamlığında bulunduğu sırada başından geçen
    şu hâdise mertliğinin bir örneğidir: Rus Konsolosu, bilmem ne sebeple kendisini Cevdet Beyden hakaret görmüş sayarak, tarziye [özür> istemiş, vali ve kumandanla konuşmuş. Konsolosun bir ziyafet vermesi ve Cevdet Beyin ziyafete gelip tarziye vermesi kararlaştırılmış. Cevdet Beyin bunu önlemek için vali ve kumandana olan ricaları para etmemiş. Bunun üzerine ziyafet akşamı tabancasını çekip, dizini bir kurşunla yaralamış, haftalarca yaralı olarak yatmış, tarziye işi de böylece ortadan kalkmış."

    Malta adası sürgün ve esirlerinden olan Cevdet Beyin buradan kaçma teşebbüsü ile ilgili olarak Yalman şunları yazmaktadır.

    "Zindanda bulunanların tabiî derdi, buradan kurtulmaktı. Kurtulmanın üç yolu vardı: Kaçmak, şahsî olarak serbest bırakılmak, toplu olarak veya gruplar halinde kurtulmak... Esirliğe karşı isyan hissi duydukça, insanın zihni bu üç yola ait ihtimaller arasında dolaşıyordu. Aramızda kaçmayı ciddî surette düşünenler ve bir düzüne yol arayanlar da vardı. Nitekim sonradan bu yolu bulanlar da oldu. Eski Van valisi Cevdet Tahir Bey en ateşli kaçış sevdalısıydı. Gece gündüz plân yapmak ve çare aramakla uğraşırdı.

    Düşündüklerini bana açar ve beni de beraber kaçmaya sürüklemek isterdi. Ben onun hesabına çare düşünmekle beraber, kendim kaçmaya pek taraftar değildim. Bir defa tabiat itibarıyla iyimserim. Az zamanda kurtulacağımıza kendi kendimi inandırmak için kırk delil buluyordum. Sonra, 16 Mart`tan sonra Millî Kuvvetler taraftarı diye tutulanların daha kolay kurtulmak ümidi vardı. Ben kaçacak olursam gazetenin kapanması ve birçok arkadaşın açıkta kalması tehlikesi olabilirdi. Cevdet Bey o kadar azim ve sebatla işe sarılmıştı ki, günün birinde Kır zade Mustafa Beyle beraber kaçmanın yolunu buldu."

  8. #8
    Ehil Üye Fehim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Yaş
    57
    Mesajlar
    1.866

    Standart

    MOLLA AHMED-? CANO

    Bilinmeyen bir veli

    Şark insan?nda safiyet vard?r, misafirperverlik vard?r, temiz kalb vard?r, sevgi ve cömertlik vard?r.

    Şark, peygamberlerin vatan?d?r, velilerin ülkesidir.

    Şarkta kalbî duygular ve ilhamlar hâkimdir.

    Yirminci yüzy?l?n başlar?nda Bediüzzaman`?n gençlik günlerinde Osmanl? paşalar? Şark vilayetlerinde valilik yap?yorlard?. Bu naml? paşalar, Bediüzzaman gibi müstesna bir Müslüman âlimini yanlar?nda ve konaklar?nda misafir ediyorlard?.

    Bediüzzaman, Van`da geçirdiği gençlik günlerinde, Musul, Bitlis ve Van`da vali olarak bulunan ?şkodral? Tahir Paşa`n?n konağ?nda kal?yordu. Paşa Vali Erzurum gibi gittiği yerlerde ve Sultan Abdül-hamid Han gibi zatlara yazd?ğ? mektuplarda, bu misilsiz âlimin ilminden, zekâs?ndan, haf?zas?ndan ve kahramanl?ğ?ndan bahisler aç?yordu.

    Bu y?llarda Bediüzzaman`?n pederi Sofi Mirza Efendi gibi akrabalar?, baz? yak?n dost ve talebeleri de zaman zaman, ona Paşa konağ?nda misafir oluyorlard?.
    Bu safi kalpli insanlardan birisi de, Molla Ahmed-i Cano diye bilinen bir zatt?.

    Ahmed-i Cano`nun bir çocuğu olmuştu. Doğan bebeği gören Ahmed-i Cano yavrunun ç?r?lç?plak olduğuna çok hayret etmiş!

    Bu saf adam, Vali paşan?n konağ?na gidip, şahit olduğu doğum hâdisesini anlatmaya başlam?şt?. Bediüzzaman ise gülerek, Tahir Paşa`ya, "Paşa paşa baksana bu Ahmed-i Cano ne anlat?yor? Siz de bunu bir dinleyin" diye, Ahmed-i Cano`nun bu ç?plak doğum hadisesini gülerek, tebessümlerle dinliyorlar.

    Üç-beş y?l sonraki Van`da cereyan eden Ermeni katliam?nda ve Ruslar?n hücumlar?nda bu temiz kalpli Ahmed-i Cano büyük kahramanl?klar göstermişti.

    Bilhassa Zeve köyündeki Ermeni katliam?nda Ahmed-i Cano imkâns?zl?klar içinde kahramanca çarp?şm?şt?. Sonunda kalleş Ermeniler bu kahraman ve mübarek mollay? da şehid etmişlerdi.

    Bediüzzaman Van`da bulunduğu y?llarda, bilhassa 1922-1925 zamanlar?nda yapt?ğ? dualarda, büyük velilerin ismini sayarken, Molla Ahmed-i Cano`ya da ismen dua ediyordu. Merhum Molla Hamid Ekinci, Üstada hitaben, "Şeyda, bu senin sayd?ğ?n evliyalar aras?nda ben Molla Ahmed-i Cano diye bir isim duymad?m, kim bu veli?" diye sorduğu zaman Üstad da mezkur hadiseleri kendisine anlat?rm?ş.

    Bugün kabri Zeve`deki bir velinin türbesinin yan?nda

  9. #9
    Ehil Üye Fehim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Yaş
    57
    Mesajlar
    1.866

    Standart

    MOLLA HAMİD EKİNCİ


    İlk görüşmemiz bir akşam namazıyla başlamıştı. Bana `İşin olmadığı zaman gel, beraber namaz kılarız` demişti. Artık hergün yanına devam etmeye başladım.

    Nurşin Camii irfan yuvası olmuştu"

    "Nurşin Camiine gelişlerinden bir ay geçmemişti. Kıymetli âlim zatlar, ders almak için yanına gelmeye başladılar. Molla Resûl, Molla Yusuf, Molla Maruf en yüksek ilmî meseleleri hiç çekinmeden Üstad`a sorarlardı. Nurşin Camii bir ilim ve irfan yuvası olmuştu.

    "Molla Resûl`ün sorduğu bir ilmî suale Üstad, eski âlimlerden birinin aksine cevap vermişti. Molla Resûl itiraz edince Üstad bu cevabında ısrar etti. Hattâ Üstad biraz hiddetlice:

    "Efendiler `Eski Said` öldü, siz hâlâ beni Eski Said olarak tanıyorsunuz. Şimdi karşınızda Yeni Said var. Cenab-ı Hak `Yeni Said`e öyle bir ihsanda bulunmuş ki, musanniflerin hepsi ilim denizi olsalar, Said`in topuğuna varamazlar. Her ne kadar metnin zâhirine, söylediğim mâna sizce muvafık görünmüyorsa da hakikatı budur, bunu böyle kabul ediniz. `Eski Said`in on senede verdiği derse, `Yeni Said`in on ay dersi kâfi gelebilir.`

    "Üstad bir gün çimenlerin üzerine seccadesini sermiş, tesbihatını yapıyordu. Biz de talebe arkadaşlarla odun kesiyorduk. Akşam üzeriydi. Üstad bizi yanına çağırdı. Gittiğimizde yanında bir sofi vardı. O gelen sofi Üstaddan bir keşif ve keramet bekliyordu. Halbuki biz Üstaddan böyle bir şey beklemezdik.

    "Üstad, sofinin kalkıp evine gitmesini istiyordu. `Evinde çocukların seni bekliyor` dedi. Fakat sofi gitmek istemiyordu. Bu defa Üstad ona:

    "Senin kalbini okumamı istiyorsun? Said nasıl bir şeyhtir diye düşünüyorsun. Kerametleri nasıldır, diye keramet bekliyorsun. Buraya kadar kalkıp, bunlar için gelmişsin. Halbuki ben şeyh değilim, hocayım. Yalnız sizden biraz fazla okumuşum` diyerek Üstad tevazu gösteriyordu.

    "Yani Üstad sofiye ders vermeye devam ediyordu:

    "Ben talebelerimle birlikte Cenab-ı Hakkın kapısını çalıyorum. Ne zaman açılırsa, birlikte gideriz. Haydi kalk git, diye adamın gitmesini istedi.
    "Tesbihat namazın tohumu hükmündedir"
    "Arkasında kıldığım namazlardan çok zevk alırdım. Namaza duruşu bir mehabet ve haşyet verirdi insana. Namazdan sonra tesbihat hakkında şu dersi vermişti bize:

    "Namazın sonunda tesbihat, namazın tohumu, çekirdekleri hükmündedir.`

    "Hazin bir sada ile bizden çok ağır tesbihat yapardı. `Sübhanallah` derken, çok içten ve yavaş bir şekilde duyardık sesini. Çok namaz kılan hocaları görmüşümdür. Fakat böyle hazin ve huşu içinde kılana rastlamadım.

    "Lailahe illallah` diye tesbihata başladığı zaman, eğer yanında bir tarikat ehli olsa cezbeye gelirdi. Sesi top güllesi gibi tok çıkıyordu."

    Erek`te kaldığımız günlerde, Cuma namazları için beraber şehre inerdik. Yine böyle bir Cuma günü şehre namaza gitmiş, geliyorduk. Yolda kocaman köpekler dağdan inerek geliyorlardı. Ben köpeklere taş atmak için, yerden taş toplamaya başladım. Üstad `Ne yapıyorsun?` diye bana hitap etti. Ben de `Efendim dağdan gelen köpekleri görmüyor musun? Kendimizi müdafaa etmeyelim mi?` dedim.

    "Üstad gülerek `Ayıp ... ayıp, at o taşları yere` dedi. Ben de taşları yere attım. Ne olacak diye bekliyordum.

    "Üstad elindeki şemsiyeyi köpeklere doğru uzattı. `Biz hain değiliz, yolcuyuz!` deyince köpekler oldukları yerde durdular, hücumu ve havlamayı terkettiler. Biz de oradan geçerek yolumuza devam ettik.

    Biz de Allah`tan korkuyoruz ama..."

    "Gerek ıErek`te, gerekse Nurşin Camiinde iki senemiz bu şekilde lâtif ve tatlı hatıralarla geçti.

    "Üstad daima ibadet ve münacatla meşgul olurken, saatlerce diz üstüne otururdu. Böyle oturmaktan, ayağının parmağı yara olmuştu. Molla Resûl`e parmağını göstererek bir merhem sürmek istediğini söyledi. Bu esnada Molla Resûl ateş yakmakla meşguldü.

    "Üstad`a cevaben:

    "Biz de Allah`tan korkuyoruz, ama senin ödün patlıyor. Bizim gibi rahat otursan ayağın yara olmayacaktı!"

    Üstad:

    "Molla Resûl! Kısa ömürde, kısa dünyada, ebedî hayatı kazanmaya gelmişiz. Hem burada rahat oturayım, hem Cennet dava edeyim, olmaz böyle şey! Onun için cesaret edemiyorum rahat oturmaya` dedi.

    "Molla Resûl ise, `Merhem sürelim, belki iyi olur` dedi."

    Üstad`la geçen günlerimi hiç unutamıyorum

  10. #10
    Yasaklı Üye Ene-Zerre - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    Kainat Mescidi...
    Mesajlar
    2.455

    Standart

    "Bu senin eski medrese arkadaşlar?n olan başta Ahmed Hamdi gibi zatlar, dehşetli ve şiddetli bir tahribata karş? 'ehvenüşşer' düsturuyla, mümkün olduğu kadar bir derece bir k?s?m vazife-i ilmiyeyi mukaddesat?n muhafazas?na sarf edip tehlikeyi dörtten bire indirmeleri, onlar?n mecburiyetle baz? noksanlar?na ve kusurlar?na inşaallah kefaret olur" diye kalbime şiddetli ihtar edildi...."

    Elmal?l? Hamdi Yaz?r(r.h.) de içinde var m? kardeşler?

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Çam Dağı(Dursun Ali Erzincanlı ve arkadaşları)
    By esedullah_ali in forum Ezgi, İlahi ve Kur'an-ı Kerim Tilavetleri
    Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 04.10.08, 12:01
  2. Mağara Arkadaşları
    By Seyfullah Kara in forum Kıssadan Hisseler, İbretli Öyküler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 01.10.08, 10:12
  3. Talebelik Hakkında Tek Birşey Soracağım...
    By musti_7777 in forum Risale-i Nur Talebeliği
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 25.05.07, 13:25
  4. Dostluk, Kardeşlik, Talebelik Makamları
    By aşur in forum Risale-i Nur Talebeliği
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 09.04.07, 20:38

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0